Necdet Şen - 21 Mayıs 2008
Akşam yemeğini yer yemez bir dakika bile oyalanmadan evden tüyerdi babam. Bizi beklettiği olurdu ama Birtat Çay Salonu'ndaki "hoşgil" arkadaşlarını asla bekletmezdi.
Hoşgil dediğim, bir iskambil oyunu. Nasıl oynanır bilmem. Babam bilirdi.
Bazen bir nedenle, diyelim gece oturmasına beklenmedik bir misafir gelirse, o zaman annemin buyruğuyla babamı eve çağırmaya giderdim.
Birtat Çay Salonu, Selimağa çeşmesinin oralarda, bir çeşit memur lokaliydi. Kapısından girdiğim anda macun kıvamında yoğun mu yoğun bir dumanın içinde bulurdum kendimi. "Hani kurşun sıksan geçmez geceden" der ya şair, onun gibi.
Gözlerimden boşanan yaşları kazağımın koluyla silerek o kesif dumanın arasında dolanır, masalardaki adamlara tek tek bakarak, hilâfsız hepsi kâğıt oynayan, desteden seçtikleri bir kâğıdı dan dun diye yeşil çuhaya çakan, her iki elleri de iskambil kartlarıyla dolu olduğu için ağızlarının bir kenarına kıstırdıkları ucuz sigaralarını fırt fırt çeken ve gözlerine kaçan dumandan dolayı o tarafta kalan gözleri kısık bu bir örnek erkek kalabalığının arasından babamı ayırt etmeye çalışırdım.
Erkek ve sigara, bir elmanın iki yarısı demekti. Gerçi kadınlar da içerdi. Ama sadece kabul günlerinde ve sadece ikram edilen likörün yanında süs niyetine. Belki birkaç dakikalığına da olsa, Prenses Süreyya'ya ya da Ava Gardner'e benzemek için.
Douglas bıyıklı babalar. Saçları permalı anneler. Ve tüm kapalı mekânlarda dumanaltı ola ola büyüyen biz, memur esnaf işçi çocukları, bir gün gelip de sigaranın kanun zoruyla hayatımızdan def edileceğinin hayalini bile kuramazdık.
"İçme şu mereti!"
Günde iki paket sigara içerdi ve bıkmak usanmak bilmeden aynı nasihati çekerdi babam.
"Bu zıkkıma ben alıştım, sakın haa sen başlama! Bak, içersen hakkımı helâl etmem bilesin! Kırarım kemiklerini!"
Beş kardeşin en küçüğüydüm. Benden öncekilere de tek tek aynı talkını vermiş ve başarısız olmuştu. Hepsi de helâlarda balkonlarda orda burda gizli gizli sigara tüttürüyordu. Onlara söz geçiremediğini biliyor, son kez bende deniyordu şansını.
Farkındaydı tabii ki, bizzat kendisi fosur fosur sigara içen bir rol modeli oldukça, evlâtlarının da kaçınılmaz olarak onun izinden gideceğini. Ama elinden anca o kadarı geliyordu. Nasihat çekmek sigarayı bırakmaktan daha kolaydı.
Biraz çok bilmiş bir çocuktum herhalde, "sana rağmen başlamıycam bu zıkkıma" derdim, çok kızardı babam.
Ve başlamadım da hakikaten. Hiç bir zaman ne cebime ne çorabıma ne çantama sigara paketi girmedi. Uzatılan her sigarayı aynı kararlı uysallıkla geri çevirdim.
Derken, delikanlı oldum. Çenemin ucunda sonradan sakala dönüşecek tek tük tüyler belirmeye başladı. Hemen hemen bütün arkadaşlarım fosur fosur sigara içiyordu. Kimisi Clint Eastwood, kimisi Yılmaz Güney. Ama istisnasız hepsi pek bir bıçkın. Sadece içmekle kalsalar gene iyi; bir de suratıma üflemiyorlar mıydı dumanını, sonra da gülmüyorlar mıydı gevrek gevrek, işte ona kıl oluyordum.
Galiba erkek olmak için daha kırk fırın ekmek yemesi gereken tatsız tuzsuz bir kitap kurduydum sigara içerek sosyalleşen arkadaşlarımın nazarında.
Eh, sosyalleşmeyi başaramayınca yalnızlığı meslek edindim ben de. İçi karikatürlerle dolu bir dosyayı koltuğumun altına sıkıştırıp Babıalî yokuşunu inip çıkmaya başladım. "Biraz da oralarda dumanaltı olayım bari" demiş, tebdil-i mekân eylemiştim.
Çalıştığım bütün gazete ve dergilerde, bindiğim bütün otobüs, dolmuş, tren, vapur ve gittiğim bütün sinema, tiyatro, sergi, berber, köfteci, müze, bakkal, çakkal, karakol, hastane, pastane, postane, telefon kulübesi, umumî helâ ve aklıma gelen gelmeyen her yerde hep aynı berbat dumanı soluyarak geçti o güzelim yıllarım. Bazen gözyaşı oldu, bazen içli bir nefes darlığı.
İşe gidiyordum sigara dumanı, eve geliyordum sigara dumanı, temiz hava nasıl bir şey, onu bile unuttum zamanla.
Kime anlatacaktım derdini herkesin sigara içtiği ve içmeyenin çıtkırıldım bir yaratık olarak algılandığı bir dünyada? Pasif içicinin ciğeri, paket taşıyanın kül tablası. Havadaki kükürt ve zifir fazlasını emip yok eden bir nevî doğal filtre idik biz. Birimiz hepimiz, hepimiz tiryaki içindik ve bunda hiç bir tuhaflık yoktu.
Öyle çözümsüz bir sorundu ki bu, kimseye anlatamıyordum derdimi. Bırak hiç içmemeyi, biraz daha az içmesini ya da en azından şu pencereyi azıcık aralamama izin vermesini rica etsem, bozuluyordu tiryaki. Öfkesini yatıştırmak için de biri sönmeden diğerini yakıyordu iki sigaranın ucunu birbirine değdirerek.
Hele babam, bu konuyu bir izzeti nefis meselesine çevirmişti. Emekliydi artık. Gündüzleri kahvede, geceleri tepemizde. Hep beraber yaşadığımız o kümes kadar evin minicik salonunda havaya mıh gibi çakılı kurşunî bir dumanın içinde mahpustuk. Hadi bir fırt soluk al alabilirsen. Babam hepimize metazori Yenice sigarası içiriyordu.
Sonunda gözümü kararttım ve gittim bir aspiratör aldım nalburdan. Şöyle abajur gibi, ucundan ip sallanan bir şey, ipi çekince çalışıyor, tekrar çekince duruyor. Camcıyı çağırdım ve salonun penceresine taktırdım. Babam sigarasını yaktığında ben de gidip aspiratörün ipini çekiyordum.
Kızıyordu ve söyleniyordu her seferinde:
"Doldurdun gene zehiri içeriye!"
"Zehir" dediği şey, dışarıdan odaya giren temiz hava.
Temiz hava dediğim de ne kadar temizse artık. Zaman, kalitesiz ithal kömür zamanı. Buralar hep dutluk, trilyonlarca karbon zerreciği havada asılı. Yılın birkaç haftası kırmızı alarm verilen ve "aman hastalar ve ihtiyarlar sokağa çıkmasın" denen zamanlar. Sokağa çıksan ayrı eziyet, eve gelsen ayrı, işe gitsen hepsinden beter.
Peki biz nerede yaşayacağız, hangi havayı soluyacağız, bunun cevabı yok. Ekmeğimi kazanmam lâzım, ama çalıştığım gazete ve dergilerde ben hariç herkes boklu tiryaki. Fosur da fosur, püfür de püfür. Kime "içme" desen, silsilesine sövülmüş gibi kaş çatıyor. Üç kişiyi ikna etsen, o anda otuz üç kişinin aklına sigara geliyor ve uzatıyor elini pakete.
Birazcık soluk alabilirim umuduyla şehir hatları vapurlarında yaz kış dış güvertede gittim geldim. Sonunda öyle bir kaptım ki şifayı, kulak-burun-boğaz mıntıkasındaki akut enfeksiyonu kurutmak için kaç parti penisilin tükettiğimin hesabını şaşırdım.
Gün geldi, bu sigara dumanı yüzünden işe gidemez oldum. Hipnozcu bir doktor vardı, hastalara şifa, evde kalmış kızlara koca, içi geçmiş kocalara bel kuvveti veren; ona başvurdum belki derdime deva olur diye.
"Ne istiyorsun evlâdım?" dedi adam. Dedim ki "Doktor bey, ben sigara dumanına tahammül edemiyorum. Ama ne var ki bu ortamlarda yazıp çizmek, ekmeğimi kazanmak zorundayım Acaba bilinç altıma bu dumandan etkilenmeden çizgi romanıma konsantre olmamı sağlayacak bir telkin sokabilir misiniz?"
Bu garantili hipnozcu ile üç beş seans yaptık ama hiç bir işe yaramadı. Değil bilinçaltıma telkin sokuşturmak, doğru dürüst gevşeyemedim bile. Nasıl gevşersin ki üzerine doğru eğilmiş herifin nefesi zehir gibi izmarit kokarken?
Sigara içen hiç içmeyenin halinden anlamaz. Sigaraya maruz kalanın şikâyetleri çoğu zaman mızmızlık gibi algılanır. Kıdemli bir pasif içici olarak, anlamak isteyenlere biraz anlatmaya çalışayım dumanaltı olan bir insanın neler çektiğini.
Bir kere, içmeyen insan için sigara dumanına alışmak diye bir durum yoktur. İstersen yüz seksen yaşına gel, yanında her sigara içildiğinde o kokudan iğrenirsin. Dahası, çoğunlukla burun tıkanıklığı, nefes alma zorluğu, baş ağrısı, gerginlik, gözlerde yanma, karıncalanma, yoğun yaşarma sorunu yaşarsın.
Şahsen ben, sigara içilen bir ortamda bulunmuşsam ya da bulunduğum ortamda birileri o mereti içme hürriyetini kullanmışsa, eve geldiğimde ilk yaptığım iş, duşa girmek ve üstümdeki her şeyi donuma kadar çıkarıp değiştirmek olur. Çünkü ne kadar tahammüllü biri olmaya çalışırsam çalışayım, giysilerime sinen o kokuyla birlikte oturamam, soluk alamam, uyuyamam.
Konuklarımdan biri sigara içmişse (ki içmek isteyene 'içme' diyemem, melûl melûl bakmakla yetinirim) o gittikten sonra sadece giysilerimi ve kendimi değil, perdelerimi bile söküp yıkarım. Yoksa o perdeler günler haftalar boyunca evi Birtat Çay Salonu gibi zifir kokutur.
En fenası da, sabahları uyandığımda, pencerelerim kapalıysa bile, dışarıdan geçen birinin yaydığı sigara kokusundan rahatsız olurum, başım ağrır, sinüslerim tıkanır.
Titiz (ya da obsesif) biri miyim? Hayır. Tam tersine, azıcık pasaklı bile sayılabilirim. Aşırıya kaçan temizliğin hastalık olduğunu düşünen, yere düşen ekmeği üfleyip ağzına atan, çorbadaki saçı ya da böceği çıkarıp kaşıklamaya devam eden biriyim. Sigarayla ilgili bu şikâyetlerimin nedeni titizlikten değil, zifir kokusuyla yaşamanın içmeyen insanda nasıl bir işkence olduğunu içene azıcık da olsa anlatabilmek için.
Biz pasif içiciler de bu toplumun eşit haklara sahip yurttaşlarıyız, değil mi? En azından, taciz (veya mağdur) edilmeden yaşamak gibi bir hakkımız vardır sanıyorum. Ama sigara bağımlılarının, değil bizi taciz ettiklerini anlamak ve kabullenmek, bu rahatsızlığımızın belirtilerini bile çoğunlukla kendi keyiflerine yönelik bir engelleme gibi algılamayı seçtiklerini görünce sıkılıyorum. Onların o an aldıkları keyif ya da içmezlerse yaşayacakları yoksunluk duygusunun baskısı konuşarak çözüm bulma ihtimalinin önünü tıkıyor.
Kişinin kendi kör egosunu en üste koymadan ve kavramları işine geldiği gibi eğip bükmeden düşündüğü bir ortak paydamız olabilse ve ortalama tiryakiler en azından bu bağımlılıklarını kol bükmeden, emrivakî yapmadan, hırçınlaşmadan tartışabilme inceliğini gösterebilseler, ben bu yazının bir benzerini herhalde 30 yıl önce yazar ve onlara özetle şunları söylerdim:
"Dostum, sigara sağlığa zararlıdır. Üstelik sadece içenin değil, onunla aynı ortamı paylaşanın sağlığına da zararlıdır. Bitti. "
"Yok, bitmedi. Kendi sağlığını hiçe saymak mı istiyorsun? Tamam, seçim senin. Ama kendini sakatlarken yanın sıra beni de sakatlamaktan kaçınmıyorsan, sen sahiden iyi bir insan mısın, bir daha düşün. İyilik, senin kendi arzularına göre eğip bükeceğin bir şey olabilir mi?"
"Değil başka insanları, aslında senin kendini zehirlemeye bile hakkın yok. Neden biliyor musun? Çünkü içine girdiğin o bedeni sen kendin yaratmadın. O senin eserin değil. O beden sana emaneten verildi. Ve sen onu sınırlı bir zaman için senin üzerine zimmetleyen mucizevî varlığa saygı göstermiyorsan, başkalarından nasıl saygı talep edebilirsin?"
"Senin bastıramadığın anlık isteklerin ya da o zıkkımı içmediğinde yaşayacağın keyifsizlik hali, eğer seninle aynı havayı solumak zorunda olan diğer insanların rahatça soluk alma hakkını ihlâl ediyorsa, hatta bazen ana rahmindeki bebeği bile tehdit edebiliyorsa, birilerinin ya da bir şeylerin seni bu saldırgan davranışından alıkoyması gerekir. Ki bunun en uygar biçimi, galiba bu işe kanun yapıcının ve uygulayıcılarının önayak olmasıdır. Aksi takdirde, senin takındığın bu hoyrat tavır, gün gelir, buna eşdeğer bir karşı hoyratlığı doğurabilir -ki o an derdini anlatacak bir Marko Paşa bile bulamayabilirsin. "
Vay canına! 30 yıl önce amma da sert konuşan biriymişim. Neyse ki şimdi biraz yaşımı başımı aldım da bal dilli bir amca oldum. Artık daha mutedil konuşuyorum insanlarla:
"Ah canım benim! Sigara içmek her yerde yasaklandı mı? Hoh hoh hooo! Vah vah! Bilsen ne kadar üzüldüm! Keh keh! Yazık yahu! Allah yardımcın olsun."
Şekilde de görüldüğü gibi, uzlaşmak iyidir. Keşke sigara içenlerle çok önceleri uzlaşabilseydik, ama mümkün olamadı. Şimdi kanun zoruyla da olsa, sulh olduk. Niye kızıyorlar anlayamıyorum. Bu işin er geç karakolda biteceği taa en baştan belli değil miydi?
* İlk kez Star gazetesinin 2.06.2008 tarihli Açık Görüş ekinde yayınlandı.
Düşünenlerin düşünceleri
Necdet Bey, herkes sizin gibi tatlı tatlı anlatsaydı sigaranın zararlarını ben de başlamazdım.
Bu konuda kötü bir örneğim 30 yıldır içiyorum. Astımım ve koahtım var 9 ay kadar bıraktım. İnanın, sözlerinizde çok haklısınız. Eşimin saçındaki sigara kokusundan nefret ettim. Ama hiç destek olmadı sağolsun. Sonunda ya adamdan boşanacaktım ya sigaraya başlayacaktım, o karara geldik. Boşanma aşamasında sigaraya ve evime geri döndüm. Şimdi günde 3 paket sigara içiyorum. Ve artık neremden nefes aldığımı bilmiyorum.
Yasaklanması çok güzel ben bu konuda pasif içicilere saygılıyım. O yüzden evden ve kendi odamdan mümkün olduğunca dışarı çıkmıyorum. Bulduğum tek yöntem bu. Çok güzel ifade etmişsiniz sigara içenlerin, içmeyenlere verdiği zararı. Ne yapmalı bilmiyorum, bu sigarayı çok seviyorum. Köpekler gibi aşığım, vazgeçemiyorum. Sigaradan yani.
Ama nasılsa sizin de benden bir farkınız kalmamış. Pasif içiciler daha da tehlikede yanii dikkat edin.
Beyendim yazılarınızı, bir çoğunu okudum. İyi bir yazarsınız ve gerçekten dilin kemiği yok. Olmasın da zaten değil mi.
Hoşçakalın, benden şimdilik bu kadar, bir dahaki yazınıza kadar boğulmazsam yeniden görüşürüz.
Sevgiyle ve sigara dumanından uzak kalın. Saygılar.
Emine Genç - 2 Haziran 2008 (00:01)
Uzun yıllar sigara içtikten sonra yasakla birlikte bıraktım. Şimdi ciğerlerim temizlendikçe daha iyi anlıyorum etrafımdakilerin neler çektiklerini. Hepsinden tek tek özür dilemek isterdim.
Yavuz İstinyeli - 11 Haziran 2008 (17:32)
Yazınızı çok beğendim. Hadise bu kadar güzel ifade edilebilirdi ancak. Tüm sevdiklerime okutmak istiyorum. Ben 5 yıl kadar sigara içtim, 8 ay oldu bıraktığım. Fakat sigara içtiğim dönemlerde de başkalarını rahatsız etmeme konusunda çok hassastım onları pek anlamamama rağmen karakterim bunu gerektirdiği için içmeyenlerin yakınında içmezdim.
Bir insan rahatsız olduğunu söylüyorsa neden inadına gibi davranılır hiç anlamam. Bence bu hadise kısmen de insanlarımızın nezaketsizliğinden kaynaklanıyor.
Eşim de sigarayı 7 ay önce bırakmıştı ve ben çok sevinmiştim, ama şimdilerde yeniden içmeye başladı maalesef. Çok üzülüyorum fakat sigara içen bir insana ne söylesen de nasıl davransan da kar etmiyor gerçekten, Allah'ın hidayet vermesini beklemekten ve bunun için bol bol dua etmekten başka çareniz kalmıyor.
Ben ev hanımı olduğum için bu yasa beni pek etkilemedi, ben sadece evimin dumansız hava sahasına dahil olması için mücadele veriyorum, çocuklarıma ve bana zehirli hava solutmaya kimsenin hakkı yok!
Şükran Tanrıkulu ~ 5 Kasım 2008 (18:33)
Her şeyi bir kenara bıraksak bile sadece bu yazı için bile tebrik etmek lâzım sizi. Hay Allah razı olsun.
Biz söylemekten bıktık, adamlar içmekten bıkmadı yahu.
Efendiler, hakikaten rahatsız oluyoruz, anlayın bizi. Sigara için kavga mı edelim sizinle, insaf edin ne olur.
Erdem Abaka - 18 Nisan 2009 (22:38)
Necdet Şen
Laura
Ali Türkan
Bir süre de bahçe kapısını tekmeledikten, salladıktan sonra sakinleşti. Biraz utanmış, biraz çaresiz dikiliyordum yanında. Kaldırıma oturdum, o da yanıma çöktü. Titreyen elleriyle iki cigara yaktı, birini bana uzattı ve sirenleri iyice duyulan polis arabalarını beklemeye başladık. Devam
Medya'da yükselmenin altın kuralı
Necdet Şen
Ecirle müdür arasındaki farkı belirleyen hassas ayar da burada ortaya çıkıyor işte. Bu ince ayrıntıyı göremeyen (ya da görüp de o terazide tartılmayı izzeti nefsine yediremeyen) medya çalışanının kuru maaşa talim edip susmaktan ya da paketlenip şutlanmaktan başka seçeneği kalmıyor. Devam
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Yine de kendi fikrimi beyan edeyim... Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
GPS'li hayatlarımız
Alper Uzun
Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan". Devam
Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar
Büdütör
Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz. Devam
Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Enver Turan
Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar. Devam
Kaplan Yılı'nda Çin
Kâmuran Kızlak
Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum. Devam
Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi
Candan Dinç
Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz. Devam
Demokrasi ve Carl Schmitt'le seyahat
İlyaz Bingül
Sirklerde ücretli hokkabazlık yapan, ünvanı Prof. Dr. de olsa seviyesi Hacivattır; TV'lerde haber-yorum oyununa katılan "akademisyen" lâkaplılar gibi. Bu hokus bokus akademikusların ağzından şu lâfları asla duyamazsınız: Devam
Performansçı geldi hanııım!
Candan Dinç
Ücretli çalışmak özgürlükse eğer, ya hapishanenin özgürlük alanı olduğunu kabul etmek veya yapılan bu edime çalışmak değil, olsa olsa kahrolmasını istediğimiz "ücretli kölelik" demek gerekir. Devam
Taksi Kullanıcısının El Kitabı
Enver Turan
Taksiciler genellikle durak taksileri olduklarında ve taksi sayısına göre yolcu sayısının fazla olduğu bölgelerde mesafe ayırımı gözetirler. Çünkü ortalık o taksiye binmek üzere akın etmiş uzun mesafe yolcularından geçilmemektedir. Devam
Değersizlik Duygusu
Engin Geçtan
Değersizlik duyguları yaşayan bir kişinin bazı insanları yüceltmesi, geliştirmiş olduğu gerçekdışı senaryoların bir sonucudur; bu insanların kendisinin ulaşmak istediği görkeme sahip olduğu yanılgısından kaynaklanır. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »