Necdet Şen

Bir pasif içicinin hatıraları

Necdet Şen - 21 Mayıs 2008


Akşam yemeğini yer yemez bir dakika bile oyalanmadan evden tüyerdi babam. Bizi beklettiği olurdu ama Birtat Çay Salonu'ndaki "hoşgil" arkadaşlarını asla bekletmezdi.

Hoşgil dediğim, bir iskambil oyunu. Nasıl oynanır bilmem. Babam bilirdi.

Bazen bir nedenle, diyelim gece oturmasına beklenmedik bir misafir gelirse, o zaman annemin buyruğuyla babamı eve çağırmaya giderdim.

Birtat Çay Salonu, Selimağa çeşmesinin oralarda, bir çeşit memur lokaliydi. Kapısından girdiğim anda macun kıvamında yoğun mu yoğun bir dumanın içinde bulurdum kendimi. "Hani kurşun sıksan geçmez geceden" der ya şair, onun gibi.

Gözlerimden boşanan yaşları kazağımın koluyla silerek o kesif dumanın arasında dolanır, masalardaki adamlara tek tek bakarak, hilâfsız hepsi kâğıt oynayan, desteden seçtikleri bir kâğıdı dan dun diye yeşil çuhaya çakan, her iki elleri de iskambil kartlarıyla dolu olduğu için ağızlarının bir kenarına kıstırdıkları ucuz sigaralarını fırt fırt çeken ve gözlerine kaçan dumandan dolayı o tarafta kalan gözleri kısık bu bir örnek erkek kalabalığının arasından babamı ayırt etmeye çalışırdım.

Erkek ve sigara, bir elmanın iki yarısı demekti. Gerçi kadınlar da içerdi. Ama sadece kabul günlerinde ve sadece ikram edilen likörün yanında süs niyetine. Belki birkaç dakikalığına da olsa, Prenses Süreyya'ya ya da Ava Gardner'e benzemek için.

Douglas bıyıklı babalar. Saçları permalı anneler. Ve tüm kapalı mekânlarda dumanaltı ola ola büyüyen biz, memur esnaf işçi çocukları, bir gün gelip de sigaranın kanun zoruyla hayatımızdan def edileceğinin hayalini bile kuramazdık.

"İçme şu mereti!"

Günde iki paket sigara içerdi ve bıkmak usanmak bilmeden aynı nasihati çekerdi babam.

"Bu zıkkıma ben alıştım, sakın haa sen başlama! Bak, içersen hakkımı helâl etmem bilesin! Kırarım kemiklerini!"

Beş kardeşin en küçüğüydüm. Benden öncekilere de tek tek aynı talkını vermiş ve başarısız olmuştu. Hepsi de helâlarda balkonlarda orda burda gizli gizli sigara tüttürüyordu. Onlara söz geçiremediğini biliyor, son kez bende deniyordu şansını.

Farkındaydı tabii ki, bizzat kendisi fosur fosur sigara içen bir rol modeli oldukça, evlâtlarının da kaçınılmaz olarak onun izinden gideceğini. Ama elinden anca o kadarı geliyordu. Nasihat çekmek sigarayı bırakmaktan daha kolaydı.

Biraz çok bilmiş bir çocuktum herhalde, "sana rağmen başlamıycam bu zıkkıma" derdim, çok kızardı babam.

Ve başlamadım da hakikaten. Hiç bir zaman ne cebime ne çorabıma ne çantama sigara paketi girmedi. Uzatılan her sigarayı aynı kararlı uysallıkla geri çevirdim.

Derken, delikanlı oldum. Çenemin ucunda sonradan sakala dönüşecek tek tük tüyler belirmeye başladı. Hemen hemen bütün arkadaşlarım fosur fosur sigara içiyordu. Kimisi Clint Eastwood, kimisi Yılmaz Güney. Ama istisnasız hepsi pek bir bıçkın. Sadece içmekle kalsalar gene iyi; bir de suratıma üflemiyorlar mıydı dumanını, sonra da gülmüyorlar mıydı gevrek gevrek, işte ona kıl oluyordum.

Galiba erkek olmak için daha kırk fırın ekmek yemesi gereken tatsız tuzsuz bir kitap kurduydum sigara içerek sosyalleşen arkadaşlarımın nazarında.

Eh, sosyalleşmeyi başaramayınca yalnızlığı meslek edindim ben de. İçi karikatürlerle dolu bir dosyayı koltuğumun altına sıkıştırıp Babıalî yokuşunu inip çıkmaya başladım. "Biraz da oralarda dumanaltı olayım bari" demiş, tebdil-i mekân eylemiştim.

Çalıştığım bütün gazete ve dergilerde, bindiğim bütün otobüs, dolmuş, tren, vapur ve gittiğim bütün sinema, tiyatro, sergi, berber, köfteci, müze, bakkal, çakkal, karakol, hastane, pastane, postane, telefon kulübesi, umumî helâ ve aklıma gelen gelmeyen her yerde hep aynı berbat dumanı soluyarak geçti o güzelim yıllarım. Bazen gözyaşı oldu, bazen içli bir nefes darlığı.

İşe gidiyordum sigara dumanı, eve geliyordum sigara dumanı, temiz hava nasıl bir şey, onu bile unuttum zamanla.

Kime anlatacaktım derdini herkesin sigara içtiği ve içmeyenin çıtkırıldım bir yaratık olarak algılandığı bir dünyada? Pasif içicinin ciğeri, paket taşıyanın kül tablası. Havadaki kükürt ve zifir fazlasını emip yok eden bir nevî doğal filtre idik biz. Birimiz hepimiz, hepimiz tiryaki içindik ve bunda hiç bir tuhaflık yoktu.

Öyle çözümsüz bir sorundu ki bu, kimseye anlatamıyordum derdimi. Bırak hiç içmemeyi, biraz daha az içmesini ya da en azından şu pencereyi azıcık aralamama izin vermesini rica etsem, bozuluyordu tiryaki. Öfkesini yatıştırmak için de biri sönmeden diğerini yakıyordu iki sigaranın ucunu birbirine değdirerek.

Hele babam, bu konuyu bir izzeti nefis meselesine çevirmişti. Emekliydi artık. Gündüzleri kahvede, geceleri tepemizde. Hep beraber yaşadığımız o kümes kadar evin minicik salonunda havaya mıh gibi çakılı kurşunî bir dumanın içinde mahpustuk. Hadi bir fırt soluk al alabilirsen. Babam hepimize metazori Yenice sigarası içiriyordu.

Sonunda gözümü kararttım ve gittim bir aspiratör aldım nalburdan. Şöyle abajur gibi, ucundan ip sallanan bir şey, ipi çekince çalışıyor, tekrar çekince duruyor. Camcıyı çağırdım ve salonun penceresine taktırdım. Babam sigarasını yaktığında ben de gidip aspiratörün ipini çekiyordum.

Kızıyordu ve söyleniyordu her seferinde:

"Doldurdun gene zehiri içeriye!"

"Zehir" dediği şey, dışarıdan odaya giren temiz hava.

Temiz hava dediğim de ne kadar temizse artık. Zaman, kalitesiz ithal kömür zamanı. Buralar hep dutluk, trilyonlarca karbon zerreciği havada asılı. Yılın birkaç haftası kırmızı alarm verilen ve "aman hastalar ve ihtiyarlar sokağa çıkmasın" denen zamanlar. Sokağa çıksan ayrı eziyet, eve gelsen ayrı, işe gitsen hepsinden beter.

Peki biz nerede yaşayacağız, hangi havayı soluyacağız, bunun cevabı yok. Ekmeğimi kazanmam lâzım, ama çalıştığım gazete ve dergilerde ben hariç herkes boklu tiryaki. Fosur da fosur, püfür de püfür. Kime "içme" desen, silsilesine sövülmüş gibi kaş çatıyor. Üç kişiyi ikna etsen, o anda otuz üç kişinin aklına sigara geliyor ve uzatıyor elini pakete.

Birazcık soluk alabilirim umuduyla şehir hatları vapurlarında yaz kış dış güvertede gittim geldim. Sonunda öyle bir kaptım ki şifayı, kulak-burun-boğaz mıntıkasındaki akut enfeksiyonu kurutmak için kaç parti penisilin tükettiğimin hesabını şaşırdım.

Gün geldi, bu sigara dumanı yüzünden işe gidemez oldum. Hipnozcu bir doktor vardı, hastalara şifa, evde kalmış kızlara koca, içi geçmiş kocalara bel kuvveti veren; ona başvurdum belki derdime deva olur diye.

"Ne istiyorsun evlâdım?" dedi adam. Dedim ki "Doktor bey, ben sigara dumanına tahammül edemiyorum. Ama ne var ki bu ortamlarda yazıp çizmek, ekmeğimi kazanmak zorundayım Acaba bilinç altıma bu dumandan etkilenmeden çizgi romanıma konsantre olmamı sağlayacak bir telkin sokabilir misiniz?"

Bu garantili hipnozcu ile üç beş seans yaptık ama hiç bir işe yaramadı. Değil bilinçaltıma telkin sokuşturmak, doğru dürüst gevşeyemedim bile. Nasıl gevşersin ki üzerine doğru eğilmiş herifin nefesi zehir gibi izmarit kokarken?

Tanışalım bayım; ben pasif içici...

Sigara içen hiç içmeyenin halinden anlamaz. Sigaraya maruz kalanın şikâyetleri çoğu zaman mızmızlık gibi algılanır. Kıdemli bir pasif içici olarak, anlamak isteyenlere biraz anlatmaya çalışayım dumanaltı olan bir insanın neler çektiğini.

Bir kere, içmeyen insan için sigara dumanına alışmak diye bir durum yoktur. İstersen yüz seksen yaşına gel, yanında her sigara içildiğinde o kokudan iğrenirsin. Dahası, çoğunlukla burun tıkanıklığı, nefes alma zorluğu, baş ağrısı, gerginlik, gözlerde yanma, karıncalanma, yoğun yaşarma sorunu yaşarsın.

Şahsen ben, sigara içilen bir ortamda bulunmuşsam ya da bulunduğum ortamda birileri o mereti içme hürriyetini kullanmışsa, eve geldiğimde ilk yaptığım iş, duşa girmek ve üstümdeki her şeyi donuma kadar çıkarıp değiştirmek olur. Çünkü ne kadar tahammüllü biri olmaya çalışırsam çalışayım, giysilerime sinen o kokuyla birlikte oturamam, soluk alamam, uyuyamam.

Konuklarımdan biri sigara içmişse (ki içmek isteyene 'içme' diyemem, melûl melûl bakmakla yetinirim) o gittikten sonra sadece giysilerimi ve kendimi değil, perdelerimi bile söküp yıkarım. Yoksa o perdeler günler haftalar boyunca evi Birtat Çay Salonu gibi zifir kokutur.

En fenası da, sabahları uyandığımda, pencerelerim kapalıysa bile, dışarıdan geçen birinin yaydığı sigara kokusundan rahatsız olurum, başım ağrır, sinüslerim tıkanır.

Titiz (ya da obsesif) biri miyim? Hayır. Tam tersine, azıcık pasaklı bile sayılabilirim. Aşırıya kaçan temizliğin hastalık olduğunu düşünen, yere düşen ekmeği üfleyip ağzına atan, çorbadaki saçı ya da böceği çıkarıp kaşıklamaya devam eden biriyim. Sigarayla ilgili bu şikâyetlerimin nedeni titizlikten değil, zifir kokusuyla yaşamanın içmeyen insanda nasıl bir işkence olduğunu içene azıcık da olsa anlatbilmek için.

Biz pasif içiciler de bu toplumun eşit haklara sahip yurttaşlarıyız, değil mi? En azından, taciz (veya mağdur) edilmeden yaşamak gibi bir hakkımız vardır sanıyorum. Ama sigara bağımlılarının, değil bizi taciz ettiklerini anlamak ve kabullenmek, bu rahatsızlığımızın belirtilerini bile çoğunlukla kendi keyiflerine yönelik bir engelleme gibi algılamayı seçtiklerini görünce sıkılıyorum. Onların o an aldıkları keyif ya da içmezlerse yaşayacakları yoksunluk duygusunun baskısı konuşarak çözüm bulma ihtimalinin önünü tıkıyor.

Kişinin kendi kör egosunu en üste koymadan ve kavramları işine geldiği gibi eğip bükmeden düşündüğü bir ortak paydamız olabilse ve ortalama tiryakiler en azından bu bağımlılıklarını kol bükmeden, emrivakî yapmadan, hırçınlaşmadan tartışabilme inceliğini gösterebilseler, ben bu yazının bir benzerini herhalde 30 yıl önce yazar ve onlara özetle şunları söylerdim:

"Dostum, sigara sağlığa zararlıdır. Üstelik sadece içenin değil, onunla aynı ortamı paylaşanın sağlığına da zararlıdır. Bitti. "

"Yok, bitmedi. Kendi sağlığını hiçe saymak mı istiyorsun? Tamam, seçim senin. Ama kendini sakatlarken yanın sıra beni de sakatlamaktan kaçınmıyorsan, sen sahiden iyi bir insan mısın, bir daha düşün. İyilik, senin kendi arzularına göre eğip bükeceğin bir şey olabilir mi?"

"Değil başka insanları, aslında senin kendini zehirlemeye bile hakkın yok. Neden biliyor musun? Çünkü içine girdiğin o bedeni sen kendin yaratmadın. O senin eserin değil. O beden sana emaneten verildi. Ve sen onu sınırlı bir zaman için senin üzerine zimmetleyen mucizevî varlığa saygı göstermiyorsan, başkalarından nasıl saygı talep edebilirsin?"

"Senin bastıramadığın anlık isteklerin ya da o zıkkımı içmediğinde yaşayacağın keyifsizlik hali, eğer seninle aynı havayı solumak zorunda olan diğer insanların rahatça soluk alma hakkını ihlâl ediyorsa, hatta bazen ana rahmindeki bebeği bile tehdit edebiliyorsa, birilerinin ya da bir şeylerin seni bu saldırgan davranışından alıkoyması gerekir. Ki bunun en uygar biçimi, galiba bu işe kanun yapıcının ve uygulayıcılarının önayak olmasıdır. Aksi takdirde, senin takındığın bu hoyrat tavır, gün gelir, buna eşdeğer bir karşı hoyratlığı doğurabilir -ki o an derdini anlatacak bir Marko Paşa bile bulamayabilirsin. "

Vay canına! 30 yıl önce amma da sert konuşan biriymişim. Neyse ki şimdi biraz yaşımı başımı aldım da bal dilli bir amca oldum. Artık daha mutedil konuşuyorum insanlarla:

"Ah canım benim! Sigara içmek her yerde yasaklandı mı? Hoh hoh hooo! Vah vah! Bilsen ne kadar üzüldüm! Keh keh! Yazık yahu! Allah yardımcın olsun."

Şekilde de görüldüğü gibi, uzlaşmak iyidir. Keşke sigara içenlerle çok önceleri uzlaşabilseydik, ama mümkün olamadı. Şimdi kanun zoruyla da olsa, sulh olduk. Niye kızıyorlar anlayamıyorum. Bu işin er geç karakolda biteceği taa en baştan belli değil miydi?

* * *

* İlk kez Star gazetesinin 2.06.2008 tarihli Açık Görüş ekinde yayınlandı.

 

Yorumlar

Necdet Bey, herkes sizin gibi tatlı tatlı anlatsaydı sigaranın zararlarını ben de başlamazdım.

Bu konuda kötü bir örneğim 30 yıldır içiyorum. Astımım ve koahtım var 9 ay kadar bıraktım. İnanın, sözlerinizde çok haklısınız. Eşimin saçındaki sigara kokusundan nefret ettim. Ama hiç destek olmadı sağolsun. Sonunda ya adamdan boşanacaktım ya sigaraya başlayacaktım, o karara geldik. Boşanma aşamasında sigaraya ve evime geri döndüm. Şimdi günde 3 paket sigara içiyorum. Ve artık neremden nefes aldığımı bilmiyorum.

Yasaklanması çok güzel ben bu konuda pasif içicilere saygılıyım. O yüzden evden ve kendi odamdan mümkün olduğunca dışarı çıkmıyorum. Bulduğum tek yöntem bu. Çok güzel ifade etmişsiniz sigara içenlerin, içmeyenlere verdiği zararı. Ne yapmalı bilmiyorum, bu sigarayı çok seviyorum. Köpekler gibi aşığım, vazgeçemiyorum. Sigaradan yani.

Ama nasılsa sizin de benden bir farkınız kalmamış. Pasif içiciler daha da tehlikede yanii dikkat edin.

Beyendim yazılarınızı, bir çoğunu okudum. İyi bir yazarsınız ve gerçekten dilin kemiği yok. Olmasın da zaten değil mi.

Hoşçakalın, benden şimdilik bu kadar, bir dahaki yazınıza kadar boğulmazsam yeniden görüşürüz.

Sevgiyle ve sigara dumanından uzak kalın. Saygılar.

Emine Genç - 2 Haziran 2008 (00:01)

Uzun yıllar sigara içtikten sonra yasakla birlikte bıraktım. Şimdi ciğerlerim temizlendikçe daha iyi anlıyorum etrafımdakilerin neler çektiklerini. Hepsinden tek tek özür dilemek isterdim.

Yavuz İstinyeli - 11 Haziran 2008 (17:32)

 

Görüşlerinizi paylaşmak ister misiniz?


Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (gizli kalacak)
« ( Rakamı kutuya yazınız )

 

 

Necdet Şen

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

İstanbul babanızın malı mı?

Ali Türkan

Berlin'de epey tanınan bir Yunan tavernasından bir müşteri almıştım birkaç yıl önce. Atinalı'ymış adam... Biraz muhabbetten sonra, Yunan köylülerini kastedip "bıktım bu ayılardan" demişti bana. Nedense, bir İstanbullu olarak, kendi köylüsünden daha yakın görüyordu beni kendisine. Yazar

"Rütşvet davası'nın iddianase minde..."

Necdet Şen

Şimdi teknoloji aldı başını yürüdü. Quark Express'ten Freehand'e kadar neler neler var. Çek uzasın, tut dönsün. Tıkla, yazı sayfada. Bir tık daha, yazı kalıpta. Al sana istediğin kadar zaman ve işgücü fazlası, tepe tepe kullan, değil mi?   Necdet Şen

Web Gezgini

Bir asteğmenin günlüğünden: Terör niçin bitmiyor?

Şehit asteğmenin günlüğü:

"Bugün var ya aşkım... Bu terörün bitmeyeceğine bir kere daha şahit oldum.

Gözümüzün önünden on katır on kişi geçiyor, gidelim öldürelim diyoruz göndermiyorlar.

Helikopter çağırıyoruz yollamıyorlar.

Nuh Gönültaş (Bugün)

En Son Yazılar

Yaban

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim?   Kitap Kurdu

Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

İlker Tortop

Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız.   Yazar

Neanderthal ve biz

Alper Uzun

İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor.   Yazar

İnsan neden nefret eder?

Kâmuran Kızlak

Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler.   Yazar

Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Seyit Balkuv

Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı?   Yazar

Güce tapanlar tarikatı

İlker Tortop

Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum.   Yazar

Star'a veda

Necdet Şen

Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar.   Necdet Şen

Serseri miyiz ki yazın ceketsiz gezelim?

Vahap Demir

Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı.   Yazar

Lego seti gibi bir dünya

Alper Uzun

Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak.   Yazar

Mini mini birler

Seyit Balkuv

Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor.   Yazar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Son Yorumlar

Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban

Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  
 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

110