Necdet Şen - 19 Ekim 2001
Birlikte çıkmıştık yola. Üç aşağı beş yukarı hepimiz aynı yaşlardaydık. Kenarında SCHOELLER yazan kalın resim kartonlarının üzerine eğilir, formikası kalkmış kahverengi masalarda "karikatür" olduğu varsayılan bir şeyler çiziktirirdik.
Hayat (her neyse o) bize aynı kulvarda yanyana koşma fırsatını tanımıştı.
Sirkeci'deki işkembecilere, Sultanahmet'teki köftecilere beraber gider, otobüse, vapura beraber biner, çiziktirdiğimiz taslakları "ulu abi" den önce birbirimize gösterirdik.
Ufak tefek farklılıklar yok muydu aramızda? Vardı. Ben şimdi olduğu gibi o zaman da solcuydum; onlar bu konularla ilgili değildi. Ben şimdi olduğu gibi o zaman da bir finduğun içini yar senden ayrı yemezdim; bazıları gizlice yerdi. Ben şimdi olduğu gibi o zaman da kılı kırk yarar, çok çizip "sürümden kazanmak" yerine, içime sinecek bir şeyler yazıp çizebilmek için ter dökerdim; onların çoğu kesesini doldurmayı düşünürdü. Ben vicdanıma sığdıramadığım şeylere "hayır" derdim, çoğu bu kelimenin anlamını bile bilmezdi.
Daha yolun başındaydım, paraya ve önümün açılmasına herkes kadar benim de ihtiyacım vardı, ama yine de altın bir tepsi içinde sunulan bu fırsatı reddedebilecek tokgözlülük hasletini her nasılsa yanımda getirmiştim.
Reddettiğim fırsatlara diğer çocuklar balıklama atladılar. Gün oldu birbirlerini gammazladılar, gün oldu birbirlerinin kafasında odun kırdılar, gün oldu, birbirlerinin paralarının üstüne yattılar, her adımda birbirleriyle takışıp bin parçaya bölündüler, her bölünüşte dergilerinin tirajı daha da azaldı, ama onlardaki köşe dönme arzusu hiç azalmadı.
Muhalefet bile onların gözünde satış rakamlarına yansıyacağı ölçüde kıymeti harbiye taşıdı.
Ama mahfiyetkâr okur, aradaki bu ince farkı hiç görmedi, hepimiz aynı terazide tartıldık.
Yıllar geçti, bazılarımız daha da yoksullaşırken, bazılarımız ikbal basamaklarını üçer beşer tırmanıp han hamam apartman sahibi oldular.
Yetenek miydi bu kopuşun ana bileşeni? Hayır. Çalışkanlık mıydı? Asla. Şans mı? O da değil.
Ne peki?
Hepimiz "sanatçı" ya da "karikatürist" ya da "mizahçı" gibi kategorik başlıklar altında aynı tarz insanlar olarak görülsek de, bazılarımız (çok azımız) için bir varoluş ve hakikati arayış sorunu olan yazma-çizme işi, bazılarımız (yani pek çoğumuz) için müreffeh bir yaşama giden ehven bir zıplama tahtasıydı.
Sapla samanı ayırmasını bilemeyen kandırılabilir ekseriyet için şimdi bile hiç bir değer taşımayan derinlik ve erdem arayışı, kimin zengin kimin yoksul olacağını daha o günden şaşmaz bir kesinlikle belirliyordu.
Adileşmeyi, çalım atmayı, dirseklemeyi, fitneyi, tezgâhtarlığı içine sindirebilene de "sanatçı" dedi bu okuryazar zümre, sindiremeyene de.
Biliyorum, ben de bir çok küskün dostum gibi beş parasız öleceğim.
Bu kaçınılmaz; çünkü para, onu sevenle flört eder.
Bir zamanlar "abi ben sizin şöyle hayranınızım, böyle büyüksünüz, yazıp çizdiğiniz her şeyi kesip saklıyorum" diyen dünün cici çocukları, "cici" olmanın ödülünü fazlasıyla almış, hanları hamamları lüks tekneleri içinde rahat ve müreffeh, günlerini gün ederken, sonunda benim de cavlağı çektiğimi öğrenecek ve "çaplı bir arkadaştı, ama biraz aksi bir adamdı" diye yorum yapacaklardır ardımdan.
Hatta aralarından birkaçı belki vefa duygusuyla "sanatımı" öven, "aykırılığımı" garnitür niyetine satır aralarına yerleştiren "badem göz" yazıları döşeneceklerdir.
Ama inanıyorum ki, hemen hemen hiç biri, bu kadar hayranlık duydukları sanatçılar bir köşede unutulmuş ve kıpırtısız dururken, kendilerinin o sınırlı yetenekleriyle nasıl olup da böyle "yükseldiklerinin" esbabı mucibesini kurcalamaya yanaşmayacak.
Kendilerinin neden o kadar koyun ruhlu ve itaatkâr olduklarını sorgulamak yerine, benim "huysuzluğum" üzerine efsaneler üretecektir muhtemelen eski dostlarım.
Ne onlar ne de anlam'a ancak süpermarket raflarında rastlarsa "anlam" diyen necip okurlar, mizah ve karikatürün nasıl olup da medya patronlarının hizmetinde, suya sabuna dokunmayan, eyyamın "kötü" dediğine sövüp sayıp, yanıbaşında dönen dolaplar karşısında kör/sağır/dilsiz rolü oynayan tavrına ilişkin hakikati görme çabası içinde olacak.
Sanmayın ki sanat tarihi "en iyilerin" tarihidir; hayır, yarının sanat tarihçileri bugünün gazete ve dergi arşivlerini karıştırıp, en medyatik olanlara "en iyi" damgasını yapıştıracak.
Süslü bir albüm, lüks ciltli kitap bastırmak için kimlerin karşısında ne tür taklalar atmak ve hangi barlara takılıp, hangi piyasalarda kimlerle ahbaplık kurmak gerektiği acı gerçeğini es geçip, en fiyakalı kâğıtlara basılmış "ulûfe" albümlere bakarak, bugünün sanat tarihini yazacak yarının cici çocukları.
"Tarih kandırılamaz" sözü palavradır; gerçek o ki, tarih, dünün yalanlarının bugün, ve bugünün yalanlarının yarın tasdik edilmesinden başka bir şey değildir.
Hep merak edip dururum, acaba şimdiye kadar kaç pırıltılı insan, basiretsiz editörler, çapsız ve kıskanç meslekdaşlar, dogmatik tarihçiler, ezberci münevverler ve sapla samanı ayıramayan kuru kalabalık yüzünden daha yolun başında pırıltısını içine gömdü?
Yine merak eder dururum, nasıl olur da bir insan haksızlığa baş kaldırmak şöyle dursun, menfaatlerim zedelenmesin diye ya da zarar görmemek için ya da başka nedenlerle yalana, dalavereye, adaletsizliğe tepkisiz kalır?
Hakikatin taşıyıcısı olmakla yükümlüyken, art niyetli haber yazan gazetecinin; menfaat odaklarına kapılandığı için gerçeği çarpıtan yorumcunun; toplumun sağduyusunun sivri dilli temsilcisi olma ödevinden yan çizip, sadece plaza patronlarının talimatıyla ya da angaje olduğu şu ya da bu cemaatin klişeleriyle "durumu idare eden" karikatüristin; kendisini seçen kitlenin oylarına ihanet eden siyasetçinin; görevini savsaklayan kamu görevlisinin; toplum vicdanını kâr-zarar hesaplarına tahvil eden aydının yakasına yapışmayan her birey, şikâyetçi gibi göründüğü yanlış işlerin suç ortağıdır.
Eğer işsiz kalmak, dışlanmak pahasına medya lordlarını hicveden çizgi romancıyla, suya sabuna dokunmayan, menfaatine uygun davranan "köşe" karikatüristi aynı kefeye koyanlardansanız, sizden bir ricam var:
Lütfen bana yaptığınız tüm iltifatları geri alın.
İdare-î maslahatçılarla aynı "seçkin" kategoride anılmaktansa, aslında hiç hak etmediğim ve kollektif bönlüğün açık bir tezahürü gibi yakama yapışmış olan "huysuz" sıfatını yeğlerim.
Sorular sorulara gebe.
Zorbaları ve şarlatanları ayakta tutan nedir?
Korku. Teslimiyet. Suç ortaklığı.
Tabii bir de kendine ve herkese karşı takınılan ikiyüzlü bir tutum.
Benim "huysuzluğum" belki de sizin kendinizle yüzleşme isteksizliğinizin öteki adıdır.
Yalana ve sahteliğe karşı açıkça tavır almadığınız ve "ben asla yalan söylemeyeceğim ve ne kadar ufak olursa olsun, ne kendime ne de başkalarına karşı asla hile yapmayacağım" diyemediğiniz sürece, sizden daha usta yalancılar ve hilekârlar tarafından keklenmekten kurtulamayacaksınız.
O gazetelere her gün para ödeyip içinde dişe dokunur bir şeyler bulmaya çalışan sizsiniz. O hesap ve promosyon kokan yazıları papağan gibi tekrarlayan, o çöp adam bile çizmekten aciz kifayetsiz muhterisleri karikatürist yerine koyup, embesil karalamalarını oradan oraya forwardlayan, panonuza yapıştıran da siz...
Güldüğünüz espriler, tasdik ettiğiniz samimiyetsiz "sanatsal" duruşlar, sizin çapınızı ele veriyor.
Noolur, şaşıp yanılıp o furyada beni de beğenmeyin.
Valla istemem; hatta hicap duyarım. Beni o listeden silin.
Hayat olanca coşkusuyla renk ve ahenk içinde içimden akıp giderken bunu sizinle paylaşamıyorsam, bu kayıp benden ziyade sizin kaybınız.
Yıllardır çizgi roman falan yapmıyorum. Parasal zararım nedir hiç hesaplamadım ama kazancımı biliyorum:
İç huzuru.
Çizgi roman yapmadığım son beş yıl boyunca göğüs kafesimdeki o ağrı da yakamı bıraktı. Artık zorlanmadan soluk alabiliyorum.
İnanın, bütün o göznuru, uykusuzluk, kalp ağrıları, o odalara kapanıp masalara abanmalar, yalnızlıklar, yorgunluklar, ertelenmiş boş vakitler ve okunamayan kitaplar, o adanmış hayat, sizinle bir şeyler paylaşabilmek içindi.
Madem ki genetik tesadüfler bu evrendeki sonsuz ışığın bir katresini de benim avucuma yükümlülük olarak tutuşturmuştu, emaneti çoğaltarak asıl sahibine, yani hayata ve size geri yansıtmalıydım.
Ama gördüm ki, herkese ait olanı hiç bir karşılık beklemeden ve artırarak yine herkese iade etmek için bile tüketim toplumunun kurallarına göre davranmak, yarışmak, dirseklemek, "konu neydi?" diye soran sekreterlere meram anlatmayı içine sindirebilmek, bir roman yazamayacak editöre roman, bir film çekemeyecek yatırımcıya senaryo, bir şarkı yazamayacak, çalıp söyleyemeyecek yapımcıya şarkı beğendirmek, "sanatçı"dan sayılabilmek için ilk adım olarak pazarlamacılık sınavından geçmek gerekiyormuş.
Eh, o zaman benden günah gitti çocuklar; hayatın anlamını, her şeyin üzerine barkod yapıştırıldığı ve satıldığı yerlerde arayanlarla yolum kesişmeyecekmiş gibi görünüyor.
Parayla pulla hiç işim olmadı; yediğim iki lokma, giydiğim çul-çaput.
Bir yıl önce (1 Eylül 2000'de) dayanamayıp son kuruşlarımla bir bilgisayar aldım ve bu web sitesini yapmaya başladım. Dedim ya, hayata olan borcumu ödemeye çabalıyorum. Bilenler biliyor, içten bir tebessüm dışında beklentimin olmadığını.
Buna rağmen yine de birileri çıkıp "onun sitesini tıklamayın, menfaati zedelensin" gibi yorumlar yapacak. Başka birileri bu inziva ve yalnızlığın bile bir "pazarlama taktiği" olduğunu söyleyecek. Başka birileri "megaloman", "narsist", "egosantrik" gibi sıfatlar yakıştıracak.
Ne kadar nefes tüketirsem tüketeyim, biliyorum ki, sesim sevgisizlik ve hoyratlık dağını aşamayacak.
"Benden bu kadar" diyerek plaza medyasını terk ettiğim şu son beş yılda bir tek anlayışlı yorum, bir tek içten rica bile beni o kalp ağrılarına geri döndürebilirdi. Neyse ki olmadı.
Teşekkürler Hızlı Gazeteci okurları, sağlığımı ve saadetimi sizin bu kıpırtısızlığınıza borçluyum.
Düşünenlerin düşünceleri
Sevgili Necdet, yazını okurken çok üzüldüm... Belli ki çok kırılmışsın, haksız da sayılmazsın. Bilmeni isterim ki, yazıların ve çizgilerin hala bir çok insanı düşündürüyor. Lütfen devam et. Sevgilerle.
Yücel İnanoğulları - 11 Haziran 2007 (1:10)
Sn. Necdet Sen, Kanada'ya yolunuz duserse bekleriz.
Bir okurunuz olarak size yapmis oldugum iltifatlari geri almiyorum, zaten onlari iltifattan ziyade basit gercek olarak goruyorum.
Hayatimiza kattiginiz 'yanliz degilmisiz' hissi icin tesekkurler.
Necdet birader, aferin sana, yazilarini ve de web siteni epey inceledim, okudum. Aslinda 80 öncesi de hizli yi okurdum, izlerdim. Ama en cok bu web sayfasini yapabildigin icin aferin sana! hani o kendini degersiz insanlardan hissetmedigin icin. Ahh, ben de neler yapmak isterdim neler. Bosver. Sen yapiyorsun, ve senin yaptiklarini okumak bile rahatlatiyor beni. Ayrica cok takdir ediyorum, bunu hassaten bilesin, yalan degil yani.
Aferin, burada bir ilkokul ögretmeninin ögrenciye aferininden farkli oldugunu sanirim anlamissindir. Bir kez daha aferin. Bu hayat denilen (ben onu hala 14 numarada zannediyorum!) zaman tüketme eyleminde, erdeme ve vicdana dokundugun icin.
Vicdan olmali vicdan önce. İste böyle, necdet birader, gecenin bu saatinde affina siginarak böyle birseyler yazmak geldi icimden. Umarim cok insan bu web sitesini ziyaret ediyordur, zira böyle sitelere, ve yazilara ihtiyac her zamankinden daha fazla vardir. Bizler marjinal ortamimizda ancak o kadarini yapmistik, o da eylülün 12 sini müteakiben söndü. Bize de o balonun sönüsünü uzaktan hüzünle seyretmek düstü.
Gurbet ne yana düser usta. Ben gurbetten geldim iste, 22 yil sonra. Tekrar aferin, elin, dilin, kalemin dert görmesin. Seni seviyoruz...
Exil - 16 Ağustos 2007 (1:04)
1980'li yıllarda Gırgır adlı mizah dergisinde yer alan, kahramanlarının uzay yolculuğu yapabildiği unutulmaz çizgi dizinin adı nedir?
16 harf lütfen acilen yazın çok sevinirim tşk.
Sabire Y. - 6 Haziran 2008 (14:25)
Sabire Hanım sorusunu biraz daha açmalı. Sağdan sola mı, yukarıdan aşağıya mı?
Selim Atak - 6 Haziran 2008 (14:26)
Belki senin cizdiklerinin cogunu bellegimde tutamadim ama durusunu ve adamligini hic unutmadim. Sen cok yasa emi...
Sevgilerle...
Serpil Devrim - 12 Haziran 2009 (23:39)
Sevgili necdet bey;
Hızlı Gazeteci'nin müptelâsı olarak, bu adam neden yok gerçek hayatta dediğim, aşık olduğum çizgi karakterin neden yayından kalktığını uzun uzun düşünmüştüm. Çizerine de hafiften içerleyerek. Gazeteye mektup yazdığımı, fax çektiğimide hatırlıyorum... Ama geri dönmedi Hızlı Gazeteci. Geri dönmese de, bilincimde, kalbimde kazılı kaldı.
Şimdi bu yazınızı okuduğumda nihayet sorularıma cevap alabildim. Ve içim burkuldu... 'Çünkü anladım.' Ayrıntılardaki derinleşmiş nüktelerin güzelliğini bu günmüş gibi hatırlıyorum. Hep bir sonraki günü heyecanla beklerdim. Mutlaka düşündüren, ama ben bunu düşünmüştüm, işte vurucu sözcük bu olmalıydı dediğim, kafamdan geçenleri bütünleşmiş bir halde karşımda gördüğümde ise sanatınızın önünde eğildiğim muhteşem karelerdi onlar.
Kendi adıma insan doğulduğunu ama insan olmak için de kalabilmek için de emek harcanması gerektiğini düşünürüm. Beni daha fazla insan olmaya yaklaştıran şeylerden biri de sanatdı. Ve sizin çizgilerinizinde bunda önemli bir payı var.
Yani sesiniz necdet bey sevgisizlik ve hoyratlık duvarını çoktaaan aştı. Sizi ve zarif eşinizi tanıdığıma çok memnunum.
Demet Alper - 15 Haziran 2010 (15:41)
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Necdet Şen
Devrim yazısı yazıcam ama bir türlü olmuyor
Ali Türkan
Sorsan eylem dayatıyorum sayfaya: Sıçıp sıvamak bizim de hakkımız, söke söke alırız! Ben gelene kadar ortalık sakinleşir nasıl olsa. Ben de gaza gelip eyleme geçen militanlara bok atar, büyük yazar sınıfına girerim. Devam
Bor madeni, kurtuluş mu?
Tahir Öngür
Bor konusunda ülkemizin kaynak ya da çıkarma, jeoloji ya da madencilik konularında dar boğazı yok. Bor ön ürünleri konusunda teknoloji ve yatırım konusunda da önemli bir yol gidilmiş, belli ki. Devam
Mülkiyet Hırsızlıktır
Necdet Şen
GBizi insanlığımızla, karakterimizle değil ama arabamızın markasıyla, paşa dedemizin ihsan edilmiş asaletiyle, hormonlu gıdalarla besleyip manken yaptığımız kızımızın televole orospusu olmasıyla övünür kılan hastalıklı benmerkezcilik hangi sürecin devamı? Devam
Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot
Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot
Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron
Neşe Tertaş - Ekşi Sözlük hakkında burada tartışılan şeylerin bir kısmını... Nickname Demokrasisi
Vedat Demir - 1. dünya savaşı sırasında geri çekilen Rus askerleri... Hepimiz Ermeniyiz, o değil
Necmi Ziya - Her 0,33 litrelik kola şişesinde ve kutusunda 12... Halk böyle istiyor
Çünkü bir de fark ettim ki, sadeleşebilmek için insan daha da, daha da ve daha da paraya ihtiyaç duyuyor. Ancak bu standardı yakalayayım derken amacın, hedefin ne olduğunu tamamen unutuluyor.
Pilot
Kâmuran Kızlak
Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok. Devam
Bankacı
Deniz Türkoğlu
Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak. Devam
Banka
Deniz Türkoğlu
Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir. Devam
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Erdem Abaka
Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der. Devam
Okul yolunda genç olmak
Hasan Demirpaz
Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz. Devam
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Hayat Oburu
Necdet Şen
Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum. Devam
Avrupa'da bir seçim
Yalçın Şahin
İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur. Devam
Kanlıca'nın yalnızları
Deniz Türkoğlu
Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk. Devam
Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru
Hülya Yalçın
Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor. Devam
Nişantaşı Reasürans
Nuri Yalçın
Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil. Devam
Boşluk
Ahmet Faruk Yağcı
Şu günlerde içinizde bir huzursuzluk, bir boşluk, garip bir ağrı sonrası esrikliği hissediyorsanız paniklemeyin. Eskisinden çok daha iyi ve mutlu olacaksınız. Devam
Küllenmiş Zamanların Ardından
Bülent Karaköse
Ertesi gün kendime geldiğimde Sinan'ın siyah deri yeleğini üstümde buldum. Biraz şaşırmıştım ama hatırlamakta zorlanmadım; gece barda üşümüştüm ve çıkarıp yeleğini hediye etmişti. Devam
Adını yitiren Mehmet
Deniz Türkoğlu
Bir gün Beyazıt'ta yürürken kırmızı spor bir arabanın içinden adımı seslendiklerini duyuyorum, dönüp baktığımda Mehmet'e rastlıyorum. Görüşmeyeli uzun yıllar olmuş. Devam
Hayat çook garip!
Erdem Abaka
Günümüzde hayatımızı kuşatan bu şeyler bizim için o kadar ön planda ki, asıl olan yalın gerçekliği bazen kaçırıyoruz. Ben o akşamüstü, o kedi yavrularken bir mucizeye tanık oldum. Hayatın başlangıcına. Kadim hakikate. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Evlilik Felsefe Feminizm Gazete Gençlik Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Para Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal