Patronsuz Medya

Ben artık çizgi romancı değilim

Necdet Şen - 19 Ekim 2001


Birlikte çıkmıştık yola. Üç aşağı beş yukarı hepimiz aynı yaşlardaydık. Kenarında SCHOELLER yazan kalın resim kartonlarının üzerine eğilir, formikası kalkmış kahverengi masalarda "karikatür" olduğu varsayılan bir şeyler çiziktirirdik.

Hayat (her neyse o) bize aynı kulvarda yanyana koşma fırsatını tanımıştı.

Sirkeci'deki işkembecilere, Sultanahmet'teki köftecilere beraber gider, otobüse, vapura beraber biner, çiziktirdiğimiz taslakları "ulu abi" den önce birbirimize gösterirdik.

Ufak tefek farklılıklar yok muydu aramızda? Vardı. Ben şimdi olduğu gibi o zaman da solcuydum; onlar bu konularla ilgili değildi. Ben şimdi olduğu gibi o zaman da bir finduğun içini yar senden ayrı yemezdim; bazıları gizlice yerdi. Ben şimdi olduğu gibi o zaman da kılı kırk yarar, çok çizip "sürümden kazanmak" yerine, içime sinecek bir şeyler yazıp çizebilmek için ter dökerdim; onların çoğu kesesini doldurmayı düşünürdü. Ben vicdanıma sığdıramadığım şeylere "hayır" derdim, çoğu bu kelimenin anlamını bile bilmezdi.

Daha yolun başındaydım, paraya ve önümün açılmasına herkes kadar benim de ihtiyacım vardı, ama yine de altın bir tepsi içinde sunulan bu fırsatı reddedebilecek tokgözlülük hasletini her nasılsa yanımda getirmiştim.

Reddettiğim fırsatlara diğer çocuklar balıklama atladılar. Gün oldu birbirlerini gammazladılar, gün oldu birbirlerinin kafasında odun kırdılar, gün oldu, birbirlerinin paralarının üstüne yattılar, her adımda birbirleriyle takışıp bin parçaya bölündüler, her bölünüşte dergilerinin tirajı daha da azaldı, ama onlardaki köşe dönme arzusu hiç azalmadı.

Muhalefet bile onların gözünde satış rakamlarına yansıyacağı ölçüde kıymeti harbiye taşıdı.

Ama mahfiyetkâr okur, aradaki bu ince farkı hiç görmedi, hepimiz aynı terazide tartıldık.

* * *

Yıllar geçti, bazılarımız daha da yoksullaşırken, bazılarımız ikbal basamaklarını üçer beşer tırmanıp han hamam apartman sahibi oldular.

Yetenek miydi bu kopuşun ana bileşeni? Hayır. Çalışkanlık mıydı? Asla. Şans mı? O da değil.

Ne peki?

Hepimiz "sanatçı" ya da "karikatürist" ya da "mizahçı" gibi kategorik başlıklar altında aynı tarz insanlar olarak görülsek de, bazılarımız (çok azımız) için bir varoluş ve hakikati arayış sorunu olan yazma-çizme işi, bazılarımız (yani pek çoğumuz) için müreffeh bir yaşama giden ehven bir zıplama tahtasıydı.

Sapla samanı ayırmasını bilemeyen kandırılabilir ekseriyet için şimdi bile hiç bir değer taşımayan derinlik ve erdem arayışı, kimin zengin kimin yoksul olacağını daha o günden şaşmaz bir kesinlikle belirliyordu.

Adileşmeyi, çalım atmayı, dirseklemeyi, fitneyi, tezgâhtarlığı içine sindirebilene de "sanatçı" dedi bu okuryazar zümre, sindiremeyene de.

* * *

Biliyorum, ben de bir çok küskün dostum gibi beş parasız öleceğim.

Bu kaçınılmaz; çünkü para, onu sevenle flört eder.

Bir zamanlar "abi ben sizin şöyle hayranınızım, böyle büyüksünüz, yazıp çizdiğiniz her şeyi kesip saklıyorum" diyen dünün cici çocukları, "cici" olmanın ödülünü fazlasıyla almış, hanları hamamları lüks tekneleri içinde rahat ve müreffeh, günlerini gün ederken, sonunda benim de cavlağı çektiğimi öğrenecek ve "çaplı bir arkadaştı, ama biraz aksi bir adamdı" diye yorum yapacaklardır ardımdan.

Hatta aralarından birkaçı belki vefa duygusuyla "sanatımı" öven, "aykırılığımı" garnitür niyetine satır aralarına yerleştiren "badem göz" yazıları döşeneceklerdir.

Ama inanıyorum ki, hemen hemen hiç biri, bu kadar hayranlık duydukları sanatçılar bir köşede unutulmuş ve kıpırtısız dururken, kendilerinin o sınırlı yetenekleriyle nasıl olup da böyle "yükseldiklerinin" esbabı mucibesini kurcalamaya yanaşmayacak.

Kendilerinin neden o kadar koyun ruhlu ve itaatkâr olduklarını sorgulamak yerine, benim "huysuzluğum" üzerine efsaneler üretecektir muhtemelen eski dostlarım.

Ne onlar ne de anlam'a ancak süpermarket raflarında rastlarsa "anlam" diyen necip okurlar, mizah ve karikatürün nasıl olup da medya patronlarının hizmetinde, suya sabuna dokunmayan, eyyamın "kötü" dediğine sövüp sayıp, yanıbaşında dönen dolaplar karşısında kör/sağır/dilsiz rolü oynayan tavrına ilişkin hakikati görme çabası içinde olacak.

* * *

Sanmayın ki sanat tarihi "en iyilerin" tarihidir; hayır, yarının sanat tarihçileri bugünün gazete ve dergi arşivlerini karıştırıp, en medyatik olanlara "en iyi" damgasını yapıştıracak.

Süslü bir albüm, lüks ciltli kitap bastırmak için kimlerin karşısında ne tür taklalar atmak ve hangi barlara takılıp, hangi piyasalarda kimlerle ahbaplık kurmak gerektiği acı gerçeğini es geçip, en fiyakalı kâğıtlara basılmış "ulûfe" albümlere bakarak, bugünün sanat tarihini yazacak yarının cici çocukları.

"Tarih kandırılamaz" sözü palavradır; gerçek o ki, tarih, dünün yalanlarının bugün, ve bugünün yalanlarının yarın tasdik edilmesinden başka bir şey değildir.

Hep merak edip dururum, acaba şimdiye kadar kaç pırıltılı insan, basiretsiz editörler, çapsız ve kıskanç meslekdaşlar, dogmatik tarihçiler, ezberci münevverler ve sapla samanı ayıramayan kuru kalabalık yüzünden daha yolun başında pırıltısını içine gömdü?

Yine merak eder dururum, nasıl olur da bir insan haksızlığa baş kaldırmak şöyle dursun, menfaatlerim zedelenmesin diye ya da zarar görmemek için ya da başka nedenlerle yalana, dalavereye, adaletsizliğe tepkisiz kalır?

Hakikatin taşıyıcısı olmakla yükümlüyken, art niyetli haber yazan gazetecinin; menfaat odaklarına kapılandığı için gerçeği çarpıtan yorumcunun; toplumun sağduyusunun sivri dilli temsilcisi olma ödevinden yan çizip, sadece plaza patronlarının talimatıyla ya da angaje olduğu şu ya da bu cemaatin klişeleriyle "durumu idare eden" karikatüristin; kendisini seçen kitlenin oylarına ihanet eden siyasetçinin; görevini savsaklayan kamu görevlisinin; toplum vicdanını kâr-zarar hesaplarına tahvil eden aydının yakasına yapışmayan her birey, şikâyetçi gibi göründüğü yanlış işlerin suç ortağıdır.

Eğer işsiz kalmak, dışlanmak pahasına medya lordlarını hicveden çizgi romancıyla, suya sabuna dokunmayan, menfaatine uygun davranan "köşe" karikatüristi aynı kefeye koyanlardansanız, sizden bir ricam var:

Lütfen bana yaptığınız tüm iltifatları geri alın.

İdare-î maslahatçılarla aynı "seçkin" kategoride anılmaktansa, aslında hiç hak etmediğim ve kollektif bönlüğün açık bir tezahürü gibi yakama yapışmış olan "huysuz" sıfatını yeğlerim.

* * *

Sorular sorulara gebe.

Zorbaları ve şarlatanları ayakta tutan nedir?

Korku. Teslimiyet. Suç ortaklığı.

Tabii bir de kendine ve herkese karşı takınılan ikiyüzlü bir tutum.

Benim "huysuzluğum" belki de sizin kendinizle yüzleşme isteksizliğinizin öteki adıdır.

Yalana ve sahteliğe karşı açıkça tavır almadığınız ve "ben asla yalan söylemeyeceğim ve ne kadar ufak olursa olsun, ne kendime ne de başkalarına karşı asla hile yapmayacağım" diyemediğiniz sürece, sizden daha usta yalancılar ve hilekârlar tarafından keklenmekten kurtulamayacaksınız.

O gazetelere her gün para ödeyip içinde dişe dokunur bir şeyler bulmaya çalışan sizsiniz. O hesap ve promosyon kokan yazıları papağan gibi tekrarlayan, o çöp adam bile çizmekten aciz kifayetsiz muhterisleri karikatürist yerine koyup, embesil karalamalarını oradan oraya forwardlayan, panonuza yapıştıran da siz...

Güldüğünüz espriler, tasdik ettiğiniz samimiyetsiz "sanatsal" duruşlar, sizin çapınızı ele veriyor.

Noolur, şaşıp yanılıp o furyada beni de beğenmeyin.

Valla istemem; hatta hicap duyarım. Beni o listeden silin.

Hayat olanca coşkusuyla renk ve ahenk içinde içimden akıp giderken bunu sizinle paylaşamıyorsam, bu kayıp benden ziyade sizin kaybınız.

Yıllardır çizgi roman falan yapmıyorum. Parasal zararım nedir hiç hesaplamadım ama kazancımı biliyorum:

İç huzuru.

Çizgi roman yapmadığım son beş yıl boyunca göğüs kafesimdeki o ağrı da yakamı bıraktı. Artık zorlanmadan soluk alabiliyorum.

İnanın, bütün o göznuru, uykusuzluk, kalp ağrıları, o odalara kapanıp masalara abanmalar, yalnızlıklar, yorgunluklar, ertelenmiş boş vakitler ve okunamayan kitaplar, o adanmış hayat, sizinle bir şeyler paylaşabilmek içindi.

Madem ki genetik tesadüfler bu evrendeki sonsuz ışığın bir katresini de benim avucuma yükümlülük olarak tutuşturmuştu, emaneti çoğaltarak asıl sahibine, yani hayata ve size geri yansıtmalıydım.

Ama gördüm ki, herkese ait olanı hiç bir karşılık beklemeden ve artırarak yine herkese iade etmek için bile tüketim toplumunun kurallarına göre davranmak, yarışmak, dirseklemek, "konu neydi?" diye soran sekreterlere meram anlatmayı içine sindirebilmek, bir roman yazamayacak editöre roman, bir film çekemeyecek yatırımcıya senaryo, bir şarkı yazamayacak, çalıp söyleyemeyecek yapımcıya şarkı beğendirmek, "sanatçı"dan sayılabilmek için ilk adım olarak pazarlamacılık sınavından geçmek gerekiyormuş.

Eh, o zaman benden günah gitti çocuklar; hayatın anlamını, her şeyin üzerine barkod yapıştırıldığı ve satıldığı yerlerde arayanlarla yolum kesişmeyecekmiş gibi görünüyor.

Parayla pulla hiç işim olmadı; yediğim iki lokma, giydiğim çul-çaput.

Bir yıl önce (1 Eylül 2000'de) dayanamayıp son kuruşlarımla bir bilgisayar aldım ve bu web sitesini yapmaya başladım. Dedim ya, hayata olan borcumu ödemeye çabalıyorum. Bilenler biliyor, içten bir tebessüm dışında beklentimin olmadığını.

Buna rağmen yine de birileri çıkıp "onun sitesini tıklamayın, menfaati zedelensin" gibi yorumlar yapacak. Başka birileri bu inziva ve yalnızlığın bile bir "pazarlama taktiği" olduğunu söyleyecek. Başka birileri "megaloman", "narsist", "egosantrik" gibi sıfatlar yakıştıracak.

Ne kadar nefes tüketirsem tüketeyim, biliyorum ki, sesim sevgisizlik ve hoyratlık dağını aşamayacak.

"Benden bu kadar" diyerek plaza medyasını terk ettiğim şu son beş yılda bir tek anlayışlı yorum, bir tek içten rica bile beni o kalp ağrılarına geri döndürebilirdi. Neyse ki olmadı.

Teşekkürler Hızlı Gazeteci okurları, sağlığımı ve saadetimi sizin bu kıpırtısızlığınıza borçluyum.

 

 Yorumlar

Sevgili Necdet, yazını okurken çok üzüldüm... Belli ki çok kırılmışsın, haksız da sayılmazsın. Bilmeni isterim ki, yazıların ve çizgilerin hala bir çok insanı düşündürüyor. Lütfen devam et. Sevgilerle.

Yücel İnanoğulları - 11 Haziran 2007 (1:10)

Sn. Necdet Sen, Kanada'ya yolunuz duserse bekleriz.

Bir okurunuz olarak size yapmis oldugum iltifatlari geri almiyorum, zaten onlari iltifattan ziyade basit gercek olarak goruyorum.

Hayatimiza kattiginiz 'yanliz degilmisiz' hissi icin tesekkurler.

Bora Kizilirmak - 13 Haziran 2007 (19:08)    

Necdet birader, aferin sana, yazilarini ve de web siteni epey inceledim, okudum. Aslinda 80 öncesi de hizli yi okurdum, izlerdim. Ama en cok bu web sayfasini yapabildigin icin aferin sana! hani o kendini degersiz insanlardan hissetmedigin icin. Ahh, ben de neler yapmak isterdim neler. Bosver. Sen yapiyorsun, ve senin yaptiklarini okumak bile rahatlatiyor beni. Ayrica cok takdir ediyorum, bunu hassaten bilesin, yalan degil yani.

Aferin, burada bir ilkokul ögretmeninin ögrenciye aferininden farkli oldugunu sanirim anlamissindir. Bir kez daha aferin. Bu hayat denilen (ben onu hala 14 numarada zannediyorum!) zaman tüketme eyleminde, erdeme ve vicdana dokundugun icin.

Vicdan olmali vicdan önce. İste böyle, necdet birader, gecenin bu saatinde affina siginarak böyle birseyler yazmak geldi icimden. Umarim cok insan bu web sitesini ziyaret ediyordur, zira böyle sitelere, ve yazilara ihtiyac her zamankinden daha fazla vardir. Bizler marjinal ortamimizda ancak o kadarini yapmistik, o da eylülün 12 sini müteakiben söndü. Bize de o balonun sönüsünü uzaktan hüzünle seyretmek düstü.

Gurbet ne yana düser usta. Ben gurbetten geldim iste, 22 yil sonra. Tekrar aferin, elin, dilin, kalemin dert görmesin. Seni seviyoruz...

Exil - 16 Ağustos 2007 (1:04)

1980'li yıllarda Gırgır adlı mizah dergisinde yer alan, kahramanlarının uzay yolculuğu yapabildiği unutulmaz çizgi dizinin adı nedir?

16 harf lütfen acilen yazın çok sevinirim tşk.

Sabire Y. - 6 Haziran 2008 (14:25)

Sabire Hanım sorusunu biraz daha açmalı. Sağdan sola mı, yukarıdan aşağıya mı?

Selim Atak - 6 Haziran 2008 (14:26)

Belki senin cizdiklerinin cogunu bellegimde tutamadim ama durusunu ve adamligini hic unutmadim. Sen cok yasa emi...

Sevgilerle...

Serpil Devrim - 12 Haziran 2009 (23:39)

Sevgili necdet bey;

Hızlı Gazeteci'nin müptelâsı olarak, bu adam neden yok gerçek hayatta dediğim, aşık olduğum çizgi karakterin neden yayından kalktığını uzun uzun düşünmüştüm. Çizerine de hafiften içerleyerek. Gazeteye mektup yazdığımı, fax çektiğimide hatırlıyorum... Ama geri dönmedi Hızlı Gazeteci. Geri dönmese de, bilincimde, kalbimde kazılı kaldı.

Şimdi bu yazınızı okuduğumda nihayet sorularıma cevap alabildim. Ve içim burkuldu... 'Çünkü anladım.' Ayrıntılardaki derinleşmiş nüktelerin güzelliğini bu günmüş gibi hatırlıyorum. Hep bir sonraki günü heyecanla beklerdim. Mutlaka düşündüren, ama ben bunu düşünmüştüm, işte vurucu sözcük bu olmalıydı dediğim, kafamdan geçenleri bütünleşmiş bir halde karşımda gördüğümde ise sanatınızın önünde eğildiğim muhteşem karelerdi onlar.

Kendi adıma insan doğulduğunu ama insan olmak için de kalabilmek için de emek harcanması gerektiğini düşünürüm. Beni daha fazla insan olmaya yaklaştıran şeylerden biri de sanatdı. Ve sizin çizgilerinizinde bunda önemli bir payı var.

Yani sesiniz necdet bey sevgisizlik ve hoyratlık duvarını çoktaaan aştı. Sizi ve zarif eşinizi tanıdığıma çok memnunum.

Demet Alper - 15 Haziran 2010 (15:41)

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 6884

Necdet Şen yazıları

Editörün Önerisi

Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi

İsmet Sungurbey

Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan türden olan bütün hayvanlar, uyumlu bir biçimde ve türüne vergi yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme haklarına sahiptir.


Son Yorumlar

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

Türkiye Cumhuriyeti mi illüzyon, Mustafa Kema…
Bunak Moruk » Talât Paşa Ruhu

Cumhuriyet bir illüzyon değildi, illüzyonistl…
Selim Doğan Nebioğlu » Talât Paşa Ruhu

Tarih akışı kesintisizdir. Bu açıdan bakıldığ…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Kim kime "terörist" diyor?

Neoliberal ve otoriteryen kurgunun hedeflerine yönlendirilebilecek hareketler "devrim" diye nitelendirilebilirken, buna uyumlu olmayan her şey "terör" kavramının yardımıyla terörize ediliyor.

Ali Topuz (Radikal)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Osmanlı'da Özel Mülkiyet

Hikmet Kıvılcımlı

İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.


Çocukken yağmurun kokusu da başka

Melih Özel

Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.


Susmayı Özlemek

Gökhan Akçiçek

Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.


Densizlikler denizinde boğulurken

Melih Özel

"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.


İlk Oğullar

Gökhan Akçiçek

Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?


Adalet

Ali Sedat Çetinkoz

Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?


Etiketler





Şu an 219 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
1476 - 6285 - 6628  
©