Necdettin Efendi - 21 Mart 2010
Benim Diyanet İşleri Başkanlığı'na acizane bir sorum olacaktı. Googıl'da adres ararken karşıma bu sayfa çıktı, hazır uğramışken buradaki ulemaya sorayım.
Önce eğri oturup doğru konuşalım: Ben öyle namazında abdestinde, dînî bütün biri değilim. Param olsa hacca gitmem, onun yerine tropik bir adada tatil yapmayı tercih ederim. Oruç, namaz, fitre-zekât, dua, salâvat falan da hak getire.
Diğer yandan "vardır-yoktur" gibi tartışmalar da ilgimi çekmez. Gerçi var mı yok mu pek emin değilim. Bilmiyorum. Merak da etmiyorum. Etsem de bilemem ki zaten. Bu konular akılla açıklanabilecek şeyler değildir diye düşünürüm.
Ama Laikçi ya da Ateist de değilim. Özetle, inançsızım ama inananlara saygılıyım.
Galiba benim gibilere "agnostik" (bilinemezci) deniyormuş.
Bu mealde kıymetli Diyanet yetkililerimize sorum şu:
Diyelim ki ben hayatımın ilerleyen saatlerinde öyle ya da böyle bir servet sahibi oldum. Giderayak hayır hasenat kabilinden cami yaptırmaya karar verdim. Ve diyelim ki, yaptırdım da. Adını da diyelim ki, "Agnostik Necdettin Efendi Camii Şerifi" koydum.
Bu durumda, Diyanet İşleri Başkanlığı bu camiye imam ve müezzin atar mı? Burada kılınacak namaz caiz midir? Bu hayır hasenat Allah indinde makbul sayılır mı?
Eğer sayılmayacaksa, malımı mülkümü Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na mı bağışlasam bu da hayır hasenat sayılır mı?
Bu konuda ilim irfan sahibi büyüklerimden nasihat bekliyorum.
Not: Yanlış anlaşılmasın, mümin kardeşlerimi incitmeyi hiç istemem, bunu merakımdan soruyorum.
Dini formasyon almış birisi olarak mavraya katkım olsun isterim. Nedir? Buradaki oksimoron hayır hasenat işlemek isteyen agnostiğin cami yaptırma isteğidir. Bunun oksimoron olmaması için kişide mutlaka bir iman kırıntısı olmalı. Bu varsa zaten camii inşa ettirince "Agnostik Necdettin Efendi Camii" yazmak ters olur. Hem zati, parası olunca hacca değil de tropik bir adaya gidip takılmak isteyen birisinin içinde camii yaptırmak için bir istek olmamak gerekmez mi? Köprü tamam, çeşme süper, kütüphane aliyyül ala da cami neçe olur?
Ahmet Faruk Yağcı - 21 Mart 2010 (17:28)
Hah işte, zurnanın zırt dediği yer de yaklaşık olarak burası. Madem samimi konuşuyoruz, daha açık izah edeyim.
Ben -çocukluk yıllarımı saymazsak- camiye falan giden biri değilim. "İbadetimi yapayım da öteki tarafta mağdur duruma düşmeyeyim" gibi bir motivasyonum da yok.
Ama din düşmanı da değilim. Dahası, cami denen bina hem öncelikli olarak manevîyata vurgu yapması ile hem de mimari özellikleriyle -örneğin- müzeden, kışladan, mektepten, süpermarketten, tiyatrodan, konservatuvardan daha sempatik görünüyor gözüme.
Ne yalan söyleyeyim, yıllar önce kendimi çok yalnız ve ıskartaya çıkartılmış hissettiğim bir "şeker" bayramı akşamı İznik'in ara sokaklarını serseri mayın gibi arşınlarken, bir caminin aralık kapısından dışarı sızan görüntüye çok imrendiğimi hatırlıyorum.
Yok hayır, o an hidayete falan ermedim. Gönlüme nur da inmedi. Sadece yatsı namazı sonrasında camide kalmış, halıların üzerinde birbirine yakın bağdaş kurup oturmuş sohbet eden üç beş orta yaşlı adamın görüntüsüydü beni böyle imrendiren.
Yalnız değillerdi.
Muhtemelen benzer kelimelerle konuşuyorlardı. Didişmiyorlardı. Testesteron yarıştırmıyorlardı. Oturuyorlardı öylece, ellerinde 99'luk tespihlerle.
Herhalde, kendi gerçekleriyle -bana ve benzerlerime kıyasla- çok daha barışıklardı.
Sohbetlerinin konusu neydi bilemiyorum. Nedense, bendeniz mülhid Necdettin Efendi gibi dalından kopmuş savrulan, herkese ve her şeye yabancılaşmış insanlardan olmadıkları, bastıkları toprağa sımsıkı kök salmış oldukları hissine kapıldım.
Bilmiyorum, 2000 vuruş sınırını aşmadan daha fazlası anlatılabilir mi? Ben bu camiyi dînî bir vazife olarak değil, bir güzelliği terbiyeyi yaşatmak için yaptırmak istiyorum. O yüzden de adını "Agnostik Necdettin Efendi Camii Şerifi" koymak istiyorum. En önemli kısmı burası. İçimde inanç kırıntısı olup olmadığı hiç önemli değil. Bendeniz hakir, agnostik olmakla birlikte, madem ki kuşku duyuyorum, o halde bal gibi inançsızım. Ama ben, camileri "nifak yuvası" olarak görmeyen inançsızlardanım.
Adı üstünde: Cami. İnsanlar içinde toplansın, iyilikten güzellikten bahsetsin. Ya da meleklerden ve ahiretten. Ya da cehennem azabından. Gulmanlardan, hurilerden, fil sûresinden. Siyasetten. Banka faizlerinden. Paşa gönülleri neyi arzu ediyorsa ondan...
Müjdat Gezen'e "niye artiz okulu açtın" diye soran olmuş mudur bilmiyorum. Ben de cami yaptırıcam. Bu kadar basit.
Dua falan da istemem. Gerekmez. Mülhid Necdettin Pervane hayratıdır.
Ola ki Diyanet bu camiye imam müezzin tayin etmez, bu da onların ayıbıdır.
Mülhid Necdettin Pervane - 21 Mart 2010 (18:04)
Gayetle mümkün. İnsanların toplanma yeri olarak Camii hiç de fena bir yer değil. Ancak oraya gelenlerin gönlünde kırıklık olmadan içeri girmeleri için "dinsiz" ya da "mülhid" ibaresinin konmaması lâzım. Yoksa fazla gelen olmaz, hayrat sahibinin de güzel istekleri yarım kalabilir. Ben teklifimi şöyle yapayım: Necdettin Efendi gel sen camii'ye sadece çıplak ismini ver. Son cemaat yerine de bir kısa kitabe koyalım.
İş bu Camiin banisi Necdettin Efendi kendisi dindar birisi olmasa dahi insanların ruh huzuruna kavuşması için ibadethanelerin ehemmiyetine inanır. Burada ibadet edenlerden de dua değil bir tebessüm bekler. Birbirinizi ne kadar severseniz o kadar memnun olur.
Sahibül Hayrat vel Hasenat Necdettin-i Evvel.
Ahmet Faruk Yağcı - 21 Mart 2010 (19:11)
Cami yaptıracak olsam, soyadımı vermeme ne derdi ahali diye hep merak etmişimdir;)
Şima McGregor - 21 Mart 2010 (20:56)
Yani ille de riyakâr mı olmalıyım "inanan" kardeşlerimin gözünde ikramı kabul edilebilir biri olmak için?
Bu temiz ahlâklı kardeşlerim, özü sözü doğru bir inançsızın uzattığı bir tas has hoşafı gönül zenginliğiyle yudumlamaktansa, belki de yetim hakkı yiyen ve teneşire bir zotturuk borcu kaldığında da kebap olma korkusuyla -ve belki de haram parayla- cami yaptıran bir münafığı mı yeğ tutar?
Şu anda namazlarını eda ettikleri camilerin harcında kimlerin ne tür katkıları olduğunu tam olarak biliyorlar mı? Gözünü kapatınca edilen dua yerine tastamam gidiyor mu?
Bak, paralar elimde kaldı. Götürüp vericem Silahlı Kuvvetleri daha da kuvvetlendirme vakfına, leopar tankı ve cemse olarak geri dönecek. Şu meseleyi bir kez daha müzakere edelim.
Mülhid Necdettin Pervane - 21 Mart 2010 (23:12)
Riyakâr olmaya gerek yok. İlanı camiin isminde değil kitabede yapmalı. Bana sorarsanız hiç farketmez de, ben kimse kapıdan girmez, maksat hasıl olmaz korkusundayım. İlle para bir yerlere gidecekse de cami yaptırmayı ilk sıralara değil, sonlara koyanlardanım bu arada.
Başka bir sorundan da bahsetmek gerekir. Diyanetin muhayyel camiye imam ve müezzin tayini konusu. Benim anlayışım diyanet diye bir kuruluşun ibadet için memur tayin etmesini kesenkes reddeder. Hatta Diyanetin varlığı bile müminlere zulümdür. İbadethanelerin orada tapınacaklar tarafından her yönü ile idame edilmesi taraftarıyım. Camiyi müminler yapmalı, imamı müezzini de cemaat arasından gönüllü olarak çıkmalı. Belki para ile bir temizlik görevlisi tutulur. Onun da maaşı cemaatten toplanır. Hepsi bu kadar.
Gösterişli kubbeler, kocaman üç şerefeli minareler, abartılı mimari, lüks halılar, işadamı görünüşünde imamlar benim anlayışıma taban tabana zıt.
Ahmet Faruk Yağcı - 21 Mart 2010 (23:33)
Sevgili Pervane Bey...
Niyet ve tavrınız her ne kadar insanlık kabilinden biz inananlarda gönülden bir tebessüme yol açsa da, dinsizliği tanıyıcı bir eylem olması sebebiyle böyle bir ismi camilerimizde afişe etmezdik sanırım. Sizi sevip, saymakla yetinir; bu niyetiniz sebebiyle gönlünüzdekileri imana götürecek bir değerli hoşgörü alâmetleri olarak algılar ve sizin için dua edebilirdik.
Dahası, inançsızlarla kuracağımız insani bağlar için, bir fazladan hoşgörü parçası daha eklenebilirdi tecrübelerimize ve bu, hem topluma hem bize yarardı eminim. Fakat camiilerimizi sosyal, psikolojik veya diğer bir takım insani yaralarına sıkıştırmazdık ve kutsallığı da eklenmedikçe onu bir mabed olarak algılamazdık.
Başka başka güzel hayaller ve her yönüyle islamın kabul edilmesi dilekleriyle...
Munip Tahsin Muntazam - 22 Mart 2010 (02:09)
Merhabalar...
Sizin vasıflarınızca birinin yapacağı camii Allah katında kabul görmüyor. İnsanlar arasında belki itibar sağlayabilir ama bunu Allah kabul etmiyorum diyor. Kur'an bu konuda açıkca tevbe suresi 18. ayette şöyle diyor mealen:
"Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur."
Burada imar etmek hem inşaa etmeyi ve hem bakımını hem de onu Allaha ibadet ederek canlı tutmayı kapsıyor.
Tarihte yıkılan dırar mescidi hadiseside var. Bu hadise mescidin yapım ve kullanım amacının önemine işaret ediyor. Böyle olunca siz cami için para harcamayın. Müslümanların zaten sizin yaptıracağınız camiyede ihtiyaçları yok. Ama camii yaptırma dışındaki vereceğiniz yardımlarıda illa TSK Güç. Vakfına vermenize gerek yok. Dini diğer hayır kurumlarına yardımda bulunabilirsiniz. Ama cami olmaz.
Emrullah Akman - 22 Mart 2010 (11:04)
Pekalâ, yaptıracağım caminin Allah indinde kabul görmeyeceği konusunda ikna oldum.
Ama burada bir çelişki yok mu? Ben zaten agnostiğim. Yani en yukarıda da kısaca açıklamaya çalıştığım gibi, "vardır yoktur" tarzında hiç bir hükmüm yok. Burada "zinhar yoktur" diyen ateistlerden keskin bir viraj ile ayrılıyorum. Fakat "bilemiyorum ki" diyerek, herhangi bir dinin "imanı bütün" bir mensubu da olamayacağımın da idrakine varmış oluyorum.
Dolayısıyla da "bu yaptığım hayrın Kuran'da karşılığı var mıdır?" sorusuyla da ilgim olamayacağı da açık.
Ha, cemaat bu camiye teveccüh göstermezmiş. Zaten öyle bir soru sormadım ki. Dünyanın neresinde cemaatlerin sürüden ayrı duran, soruyu kendi sorup cevabı da -yalın ayak başı kabak- yek başına arayan insanlara teveccüh gösterdiği görülmüş ki?
Ben sadece basit bir mevzuat sorusu sormuş idim: "Diyanet İşleri Başkanlığı bu camiye imam ve müezzin atar mı?"
Eğer atamayacaksa başka bir sorum daha var da...
Mülhid Necdettin Pervane - 22 Mart 2010 (13:00)
Ha, bir de "dinsiz" kelimesinin birbirimizi anlama konusunda pürüz yarattığı zehabına kapıldığım için, sayın site bekçisinden, başlıktaki "Dinsiz" kelimesini "Agnostik" olarak değiştirmesini istirham ettim, eksik olmasın, hiç yüksünmeden yardımcı oldu.
Arzu ederseniz -ve "ofsayt" olarak algılamazsanız- tefsir çabalarımızı bu yeni terminoloji üstünden devam ettirelim derim.
Mülhid Necdettin Pervane - 22 Mart 2010 (13:17)
Konu hakkında pek bilgili sayılmam. Ancak muhtemeldir ki bir cami yaptırmak için alınması gereken izinleri verecek merciler böyle bir camiye baştan izin vermeyecektir. Yapı kaçak olursa başka tabi. Cami yapılsa isme izin verilmeyecektir. İsme izin verilse imam ve müezzin atanmayacaktır.
Birinci sebep konunun dinî kısmı elbette. Tam anlamıyla iman etmemiş, daha da ötesi "şüphe" gibi bir sebep öne süren kişinin yapacağı bir cami hayır-hasenat olarak görülmeyecektir dinin doğası gereği.
Velev ki her şey halloldu. Diyanet işleri gibi bir kurumun böyle bir camiye görevli tahsis etmesi muhtemelen "devrimci" ve "cesur" bir karar gerektireceğinden kimse taşın altına elini koymayacaktır. (Belki) doğrudan reddedilmese bile büyük ihtimalle yıllarca sürecek bir sümen altı vaziyeti oluşacaktır.
Her iki sebebin de kaynağı yine kamuoyu baskısı olabilir diye düşünüyorum.
Ama yine de iyimser olmak lâzım. Cemevi yapılmasına sıcak yaklaşmaya başlayan resmî sistem gün gelir böyle bir şeye de müsade eder.
Bu arada ben soruyu unuttum. İnsanların manevî dünyasına ve dinî hayatlarına dair çalışan bir kurum olan Diyanet İşlerinin sadece belli bir inancın temsilcisi olup olmadığını sormuyordunuz değil mi?
Mesele biraz da ön kabullerde bağlanıyor galiba. "Hiç dinsiz -ya da agnostik- adamdan hayır gelir mi" ön kabulü kolay kırılacak gibi değil.
Bu konu aklıma başka bir şey getirdi. Diyelim ki bir "bilinçli" hatta kitabına uygun tam bir solcu işçisiniz, sapına kadar faşist bir yayın organının basımevinde çalışır mısınız?
Ya da sapına kadar komünist bir yayın organı maaşlarınızı ödemiyor. Bu kuruma karşı grev yapar mısınız?
Erdem Abaka - 22 Mart 2010 (14:32)
Dinsiz, agnostik, ateist, deist, teist, panteist adamlardan da kesinlikle hayır gelir / gelebilir. Ancak iş cami yaptırmak vb. bir takım dînî uygulamalara gelince dinin bunun ne şartlarda ve kimler tarafından yapılabileceğini belirleme yetkisini de görmek lâzım. Meselâ hacca parası olanın gitmekle yükümlü olması, cumanın özgür erkeklerin ibadeti olması gibi neyin nasıl yapılacağı din tarafından belirlenir.
İş böyle olunca da çok halisane niyetlerle dahi olsa bu durumda yapılan caminin ne halktan ne diyanetten çok fazla teveccüh görmeyeceği aşikâr.
Burada yakın bir zaman önce basında yer alan bir uyuşturucu kaçakçısının cami inşaatını hatırlıyorum. Kesinlikle uyuşturucu satıcısıyla kıyaslanmayacak kadar daha temiz olduğunu düşündüğüm Mülhid Necdettin Pervane hazretlerinin yine de diyanetten beklentisinin karşılanmayacağını düşünüyorum. Çünkü uyuşturucu satıcısı eğer inandığını ifade ediyorsa "günahkâr", Sayın Pervane ise kendi tabiriyle "mülhid" olduğundan yaptığı yer büyük ihtimalle cami olarak kabul edilmeyecektir. Yani dînî olanın şartlarını da din belirler. Aklımıza yatmasa da bu böyledir.
Aslında konuyla ilgili bir fıkra var aklıma gelen, epey güzel özetliyor durumu ama Sayın Pervane'ye şahsî mail atmayı düşünüyorum. Buraya yazmanın çok uygun olmadığı kanaatindeyim.
Vahap Demir - 22 Mart 2010 (16:31)
Sayın Necdettin Pervane Efendi Hazretleri, bilmem ilginizi çeker mi ama Yeni Şafak gazetesinde bugün çıkan şu haber tam da değindiğiniz konuyla ilgili:
"Gaziantep'in Araban İlçesi'ne bağlı Doğan Köyü'nde 17 yıl önce yaptırılan camiye hâlâ imam atanmadı. Caminin yapıldığı günden beri köylüler bir kez dahi cemaatle namaz kılamadı. Topluca kılınan; bayram, teravih ve cuma namazları için en yakın köye giden köy sakinleri, köylerindeki camiye imam atılacağı günü bekliyor."
Demek ki bizim devlet öyle her isteyene imam göndermiyor. Belki de imamların çoğu müsteşar falan olmuştur, Diyanette kadrolu imam sıkıntısı yaşanıyordur.
Siz en iyisi paranızla fitness salonu açın, müslümanı da gelir, mülhidi de, hep birlikte terazi lastik jimnastik yaparlar. Adını da "Agnostik Necdettin Pervane Spor Tesisleri" koyarsınız, kimsenin itirazı olmaz. O kelimeyi sportif bir şey sanır çoğu.
Nazmi Sayın - 22 Mart 2010 (19:59)
"Dinsiz Necdettin Efendi Camii" bir geyik muhabbeti sığlığı olup üzerinde konuşulacak hiç bir yanı yoktur. Buruşturup bir kenara atabilirsiniz. Daha ilk gün de attımdı.
Bir kere saçmalık Necdettin Efendi'nin "dinsiz"liğinde. Necdettin Efendi, "dinsiz" olabilir mi? Yekten söyleyeyim: Hayır. İnançsız olabilir, tıpkı benim gibi. Öldükten sonra cehenneme/cennete gideceğine inanmayabilir, benim gibi. Agnostik, mülhid, zındık vb. ise başlı başına apayrı kavramlardır. O konuya girmiyorum.
Şu kadarıyla yetineyim: Kurban Bayramı'nda, Ramazan Bayramı'nda annenizin, babanızın elini öpmüyor musunuz, öpmediniz mi? Yapmayın yahu. Hıristiyan bir kültür ortamından geliyorsanız eğer, vaftiz de mi edilmediniz? Yahudi bir ortamdan geliyorsanız... Agnostik olabilirsiniz, inançsız yada. Siz geldiğiniz kültürel uzama göre sapına kadar İslâm dininin malısınız, isteseniz de istemeseniz de, ya da Hıristiyan ya da diğerlerinin.
Siz -eğer yaşıyorlarsa Allah gecinden versin- rahmetli ananızı, babanızı, ağabeyinizi nasıl gömdünüz? Ve siz, öldüğünüzde nasıl gömüleceksiniz?
Meselâ İstanbul'daysanız, o minareler şehrinde, aklınız agnostik, inançsız olsa dahi gözünüz Müslüman; hele hele bir sabah ezanı ki, hiç duymadınız mı? Sizin kulağınız Müslüman. Sapına kadar Müslümansınız, tıpkı benim gibi: Sünnet olmadınız mı?
Özetleyin, bir dine mensupsunuz, siz her ne kadar benim gibi inançsız olsanız da... Sizin dinsiz olmanız kültürel, tarihsel ve siyasal olarak asla mümkün değil iken, "ben dinzisim" diyen elinize, aklınıza ne kadar lâf anlatabilirim, "dinsiz" olduğunu sanan akıl bu iki dirhem lafın daha fazlasını nasıl tahayyül edebilir?
İtalyanların 11. yüzyılda "Turchia" dedikleri, Türkler tarafından "yurt"/çadır seçilmiş bu topraklar tarihsel, kültürel ve siyasal olarak "Dar-ül İslâm" kılınmış iken... Bir geyik muhabbeti için bu kadar ağırlık fazla.
İlyaz Bingül - 22 Mart 2010 (23:04)
Sayın Bingül, ifade etmiş bulunduğunuz fikirleri kısmen doğru kısmen de yanlış -ve sizin tabirinizle "sığ"- bulduğumu belirtmek isterim.
Fikirlerinizin (bence) sığ oluşu ayrı bir mesele; olabilir; sığ da olsa derin de olsa fikir fikirdir; ama keşke böyle çiğ, bağıran, aşağılayan bir dille değil de daha edepli bir dille ifade edebilme inceliğini gösterebilseydiniz.
Şahsen sizin gibi bir arkadaşım, aile büyüğüm ya da öğretmenim olsun istemezdim. Hatta bulunduğum ortamda sizin ses tonunuza sahip birisi bulunsun istemezdim.
Neyse, bunu geçelim. Ben yine de dilim döndüğünce zatıalînize de meramımı anlatmaya çalışayım.
Dünyanın neresinde olursanız olun, bir topluluğun ve kültürün içinde doğarsınız. Siz hiç yerine getirmeseniz bile ait olduğunuz toplumun kendini bağlı hissettiği bir inanç ve görenekler silsilesi vardır. Kabilenin erginleri bunu size rızanızı dahi almadan öğretir ve uyulmasını -bazen sertçe bazen şefkatlice- şart koşarlar.
Her doğan ve büyüyen birey, "yaratılış" ve "öte dünya" fikirlerini durduk yere kendiliğinden keşfetmediğine göre, ona bunu açıktır ki annesi babası ninesi belletir.
Ama eğer biz insanların tümü (siz de dahil olmak üzere) bize ezberletilenleri harfiyen uygulayan robotlar olsaydık, o zaman çektiğiniz diskuru akıllıca bulabilirdim. Ama biliyoruz ki, sınırlı sayıda da olsa, verili değerleri, kurulu düzeni sorgulayan ve bazen de itiraz eden insanlar vardır dünyada. İnsanın seçme hakkı vardır. Bedelini ödeme yükümlülüğünün de olduğu (yani kendisine dayatıldığı) gibi.
Gider saçını boyatır, "sarışın" olur. Ameliyatla cinsiyetini değiştirtebilir, "kadın" olur. Hıristiyan bir anneden ya da Müslüman bir babadan dünyaya gelmiştir, gider Budist olur, Ateist olur, Kemalist olur. Ya da bendeniz hakir gibi, düşünür, kaşınır, "galiba agnostik" olduğuna hükmeder.
"Buyurun cenaze namazına" dendiğinde kalabalıkla birlikte saf tutmak, hatta içinden sahiden de kulhüallahü ve elham okumak bile -bence- bir insanı müslüman yapmaya yetmez. Öncelikle onun "ben müslümanım" demesi ve Allah'a, meleklere, ahiret gününe vd. iman etmesi gerekir.
Bu, sadece kültürdür. Ya da "toplumsal formasyon". Din değil.
Hürmet ve nezahat dileklerimle. Camimize bekleriz. Temiz bir ağız ve alkolsüz bir mideyle.
Mülhid Necdettin Pervane - 23 Mart 2010 (09:32)
Bazen gerçek çok basittir. Kişinin müslüman ya da gayrı müslim sayılabilmesi için bunu öncelikle kendinin ifade etmesi gerekir. İçinde yaşadığımız iklimin, coğrafyanın, tarihin cebrine rağmen bu gerçek bu kadar basittir.
Tartışmayı sığ bulmadığımdan olsa gerek dünden beri düşündüğüm bir husus var. Mülhid Necdettin Pervane Hazretleri açıkça müslüman olmadığını beyan ettiğine göre İslâma göre "ehli kitap" sayılıp sayılamayacağı. Malûmunuz İslâm, gayrı müslimlerle olan ilişkiyi düzenlerken ehli kitaba daha özel bir yer verir. Ehli kitaptan kastın basit anlamda hıristiyanlar ve yahudiler olduğu anlaşılmaktaysa da esas kastın "hikmet ehli" olanlar olduğu görüşü de var. Nitekim bu görüş bana da daha doğru gibi geliyor.
Yani değer yargıları ve bilgileri epeyce az olan müşriklere kıyasla müslümanlar bilgi ve hikmetle daha yoğun ilişki içerisinde olan ehli kitapla daha fazla ilişki geliştirebilirler. Meselâ müşrik kadınla evlenmeye din müsade etmezken ehli kitap olan kadınla evliliğe izin vermiştir.
Buradan hareketle, bilgi ve hikmetle epey haşır neşir olduğunu düşündüğüm Pervane Hazretlerinin hulusi kalple yapmak istediği pek çok hayır işinin müslümanlarca makbul karşılanacağına inanmaktayım. Cami yaptırmak buna dahil edilebilir mi bunun cevabını ben de bilmiyorum. Doğrusu işin uzmanına sormak galiba.
Vahap Demir - 23 Mart 2010 (13:32)
Hay ağzınızı seveyim Vahap Bey kardeşim. Fetva ehlinden duymak isteyeceğim en latif söz buydu herhalde.
Elhak, bendeniz hakir Necdettin Pervane kulunuzun insanlardan şahsıma yönelik hiç bir "tahsin" beklentisi yoktur; bunu ehemmiyetle ve sarahatle belirtirim.
Ve fakat, bu memlekette sulh içinde, yanak yanağa, gönül gönüle, bir arada yaşamak istediğim dînî tam muselman kardeşlerimin şeklî şartlara verilen ehemmiyetin bir katresini de temiz ahlâk ve halisane niyetlere de vermesi, açıktır ki, bendeniz kıymetsiz Pervane kulunuz ve yüzünü iyiliğe dönmüş bulunan cümle insan evlâdını fevkalâde bahtiyar eyleyecektir.
Diyor ki söz ehli, "bir kez gönül kırdın ise, bu kıldığın namaz değil". Haddim olmayarak "amin" diyorum.
Bendeniz hakirin zaviyesinden bakınca, mesele bu kadar sarih aslında. "Ben agnostiğim, demek ki mülhidim, ama yine de gönlümden koptu, siz iman ehline çam sakızı çoban armağanı kabilinden bir cami hediye etmek istiyorum" diyen bir insana "al o camini kafana çal" demek de bir tavırdır, "sağolasın kardaş, şu an camiye ihtiyacımız yok ama meselâ fakirler için bir aşevi yaptırsaydın çok hayra geçerdi" demek de...
İlk seçenek, belki "kitapta yeri" gösterilebilecek bir şeydir, ama bu toprağın binlerce renkten oluşan dokusunda hüsnü niyete hüsnü kabul ile yaklaşmak gibi eşsiz bir damar da vardır.
Galiba bu hal, er kişinin yoğurt yiyişiyle ilgili bir hal olsa gerektir.
Merhume (genelev patroniçesi) Matild Manukyan hanımefendinin ardarda birkaç yıl boyunca vergi rekortmeni olduğu ve dahi Diyanet bütçesinin de Hindistanlı muselmanların gönderdiği aynî yardımla değil, devletin vergi gelirlerinden Diyanet bütçesine düşen miktarla imar edildiği ve muselman kardeşlerimin bu temiz parayla imar edilmiş camilerde secde edip Hâk emrini yerine getirebildiği cennet memleketimde, her ne kadar kalbi kuşkularla dolu olsa da, Agnostik Necdettin Efendi Camii'nin de bir yeri -ve minicik de olsa bir cemaati- olmalıdır diye düşünmekteyim.
Tabii ki kimseyi ellerinde sopalarla "yallah yallah" diyerekten bu camiye doğru kışkışlayacak muhafız birliğimiz omayacaktır. Ama hayal bu ya, şu ülkede "ben kişinin mülhid olup olmadığından önce temiz ahlâklı olup olmadığına bakarım" diyecek ve namazını kitap öyle buyurduğu için değil, cemaat böyle yönlendirdiği için de değil, sadece ve sadece gönül gözünün pusulasına bakarak kılabilecek bir tek insan bile çıksa -ki çıkmıştır, müsterihim- işte bu, tüm insanlığın haysiyetini taçlandırabilecek 24 ayar bir kardeşlik örneği olacaktır.
Amin.
Necdettin Pervane - 23 Mart 2010 (18:38)
Gönlünüzü ferah tutunuz muhterem Pervane hazretleri. Bakınız, -tam bu esnada- memleketimizde neler oluyor:
"Hrant Dink'in doğduğu Çavuşoğlu Mahallesi'ndeki Ermeni kilisenin restorasyonu için Çarmuzu Kaynarca Mahallesi Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Kültür Bakanlığı'na başvurdu. "
"Çarmuzu Kaynarca Mahallesi Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Latif Yıldırım, 2009'un başından beri kilisenin restore edilmesi yönünde karar aldıklarını, konuyu sivil toplum örgütleri ve kentte yaşayan gayrimüslimlerle de paylaştıklarını belirterek, herkesin ibadet özgürlüğüne sahip olması gerektiğini söyledi. "
"Çavuşoğlu Mahallesi'nde bulunan Ermeni kilisesinin yaklaşık 280 yıllık olduğuna dikkati çeken Yıldırım, Osmanlı döneminde yapılan kilisenin aynı zamanda o dönemdeki hoşgörü ve inanç özgürlüğünün de göstergesi olduğunu söyledi. "
Hrant Dink'in mahallesindeki kiliseyi Cami derneği restore ettirecek (Radikal)
Ermeni kilisesini restore ettiren gönül yüceliği, neden sınırlarını agnostik camiini de kapsayacak biçimde genişletmesin ki?
Hoca Nasreddin - 23 Mart 2010 (19:27)
Değerli kardeşlerim katılırlar mı bilmem ama ben bu yazılanları okuduktan sonra "Agnostik Necdettin Efendi Camii"nin -mecazî anlamda- zaten mevcut ve mamur olduğu kanaatine vardım.
Üstelik, cemaati arasında azımsanmayacak sayıda inançlı insan da bulunuyor. Ne var ki kimseye "inancın nedir" diye sual olunmuyor.
Adresi tarif edeyim: Sapa bir semtte, kubbesi minaresi çan kulesi olmayan ama yine de yol ehlinin eliyle koymuş gibi bulduğu bir kendini arama yeri.
Bu cami -ne mutlu ol cemaate ki- kimsenin birbirini geğirti ayak kokusuyla bunaltmadığı, açık zihinli ulemanın hasırlar üzerinde oturup tatlı tatlı sohbet ettiği, hayatın sırlarına akıl sır erdirmeye çabaladığı, irfanı bol, havası ferah bir camidir.
Bu camide dilekler halisane, hutbeler derunîdir.
Kulağınıza fısıldayayım, bu "cami"nin kitabesinde "patronsuz medya" yazıyor.
Gönül ehli hemen kavramıştır ya, ben gene de genç nesle izah edeyim: Eski dilde "cem" (toplanma, bir araya gelme) kökünden gelen cami, toplanma yeri, "toplayan, bir araya getiren yer" demektir. (Bkz: Vikipedi)
Ey akıl-idrak yolunun sevgili yolcuları, siz cami halkı, Müdrik Necdettin Pervane her birinizden ayrı ayrı razıdır.
Kâinatın ve yaratılmışların selâmetine dair tüm dilekleriniz kabul oluna.
Amin.
Bilâsıfat Necdettin Pervane - 23 Mart 2010 (10:12)
Sevgili Pervane, cami diyip tutturdu ama bence burası için cami benzetmesi yapmak hiç isabetli bir yaklaşım değil. Bir kere camide çok katı kurallar geçerlidir. Ne söyleyeceğiniz ya da dinleyeceğiniz bellidir. En fazla iki yahut on sekiz rekât namaz kılıp çıkarsınız. Halbuki ben burada böyle kuralların ve kısıtlamaların uygulandığına rastlamadım.
İlle dînî çağrışımlar yapacaksak herkesin ayakkabılarını çıkarıp girdiği bir dergâh diyelim. Gelenlerin çoğunun da yüzünü gerçeğe dönmüş olması bu benzetmeyi güçlü kılıyor. Ama yine ben burayı bir dergâh için fazlasıyla serbest buluyorum. Bir dergâhta da soramıyacağınız, sorgulayamayacağınız şeyler vardır. Ayrıca bir mürşit olması lâzım. Takdir kendisinin gerçi ama ben Pervane Efendi'nin böyle bir postu sahiplendiğini düşünmüyorum. Zaten böyle bir şey olsaydı bir çoğumuz burada vakit harcamazdık.
Sahibinin konuklarından maddî bir temennisi olmayan, gerçeğe hizmet edip, kendisi de o gerçeği bulmaya, anlamaya uğraşan, kapısı herkese açık bir konaklama yeri, eski tabirle "han" diyelim. Kimisi beğenmeyip kapısından dönüyor, kimisi şöyle bir soluklanıp yoluna devam ediyor, kimisi de postu seriyor. Yorgunluktan ve yıpranmışlıktan dolayı mecburen kalanlar da yok değil.
Ayrıca ihtiyaç duyduğunuz anda size karşılıksız sunulan bir bardak suyun hayrı hiç bir şeyle kıyaslanamaz.
Yalçın Şahin - 25 Mart 2010 (16:46)
Sayın Necdettin Efendi, bir adresi sizinle paylaşmak istiyorum. Bu sitedeki yazılar İslâmiyetle ilgili ezberimi altüst etti. Sizinkini ne yapar bilemiyorum. Hoşcakalın. http://ihsaneliacik.wordpress.com
Mustafa Dilaver - 12 Nisan 2010 (15:31)
Necmeddin Efendi cami değil de şu alışveriş merkezlerine bir mescid yaptırabilirsiniz, çok da makbule geçer. Aklınıza gelebilecek her şeyi yapıyorlar da bir mescid yapmak akıllarına gelmiyor çoğusunun.
Lâkin şaşırmamak lâzım, zira gözü namazda olmayanın kulağı ezanda olmaz, dendiği gibi, alnı secde görmemiş insanların mescidi akletmemesi son derece normal malesef: (
Gülnihal Sultan - 12 Nisan 2010 (18:21)
Muhterem Mülhid Pervane Efendi Hazretleri, benim de sizin yukarıdaki yazınıza konu olan sorunuza benzer sorum var dünyanın ta bu ucundan. Buna belki zat-ı âliniz cevap verebilirsiniz.
Burada (Hong Kong) evime 400m kadar bir mesafede, Hong Kong'un Kowloon yakasının en büyük caddesinin üstünde (Nathan Road) oldukça büyük bir camii şerif var. Burada epeyce Hint, Pakistan, Endonezya, Malezya vs kökenli Müslüman yaşadığından cemaati de yeterince kalabalık sayılır. Bu kardeşlerimiz bahsettiğim bu güzel ve büyük camide huşu içinde ibadetlerini eda ediyorlar.
Bu akşam bu caminin önünden geçerken cemaat akşam namazından dağılıyordu ve birden aklıma sizin bu yazınız geldi. Ne alâkası var demeyin rica ederim.
Alâkası şu: Bu camiyi Hong Kong henüz İngiliz kolonisiyken İngiltere Kraliçesi "Müslüman kullarım da ibadetlerini yapabilsinler" diyerek yaptırmış ve kullarına hediye etmiş. Yani camiyi yaptıran müslüman değil.
Bu durumda sizin yukarıdaki sorunuza benzer bir durum ortaya çıkmıyor mu? Yani ehli islâm olmayan birisi müslümanlar için cami yaptırabilir mi ve orada ibadet caiz midir?
Kâmuran Kızlak - 24 Mayıs 2010 (23:15)
Kesin diyanet kabul eder ve paşa paşa imam ve müezzin tayin eder.
Vedat Demir - 22 Ağustos 2010 (03:22)
Muhterem Agnostik Necmeddin Efendi Hazretleri, Efendim; dünyevî, uhrevî, ulvî kutsal procenizden şimdi malûmat sahibi oldum. Böylesi değerli hizmetiniz emin olunuz ki, yaratıcı katında çok büyük değer bulacaktır.
Daha düşünce safhasında bile cennetin kapılarını aralamış bulunuyorsunuz.
Bir de cami inşaatı bitip, cemaat ibadete başladığında en alâ köşeler size bahşedilmiştir demektir.
"Nerden mi biliyorum?"
Ayıptır söylemesi, bendeniz cami yaptırma derneklerinin profesyonel başkanıyım.
Takdir edersiniz ki, imamsız, müezzinsiz hatta ve hatta cemaatsiz ibadethane olur da, parasız ve derneksiz bu işler olmaz.
İşte bu nedenle sizden yetki talep ediyorum. Bir de mühür.
Devlet, dernek, makbuz, tahsilat işlerini ben hallederim.
Siz gönlünüzü ve cebinizi ferah tutun ki, rahatlıkla girip çıkayım.
Bu arada takmayın kafanızı ekipmana ve diyanete.
Şimdiden olmuş bilin.
Yalnız merakıma mucip oldu, sakın yanlış anlama;
"Agnostik" sülâle adı mı, lâkap mı? Yoksa başka bir manası mı var?"
-"...!"
"Olabilir, hiç bir mahzuru yok. İslâm hoşgörü dinidir...
Bakarsınız camimizin ünü Süleymaniye'yi geçer!
Temeli ne zaman atalım Agnostik Necdettin Efendi Hazretleri?
Macit Cününoğlu - 29 Ocak 2011 (20:20)
Necdet Şen yazıları
Ahmet Faruk Yağcı
Yatağın içinde yatan ve kadın olduğunu beyaz örtüsünden anladığınız bir kişi. Hırıltılı bir soluk sesi ve keskin aseton kokusu. Hastanın başında daha kalınca bir mum. Duvarda bir takvim.
Adaletin tecelli edebilmesi için, hadi daha k…
Yalınayak Sokrates » Savunmanın kör noktası
Bugünkü Radikal'de, Eyüp Can'ın Sevan Abi'nin…
Deniz Türkoğlu » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
Eğitim cehaleti alır, molozluk baki kal…
Necdet Şen » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
Sayın Tarmayan, Nişanyan sabah yatakten ka…
Fersan Cevriye » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
Sabah yataktan kalkıtığında ve gece yatarken…
Kaytar Mayan » Kıyıcı Sol ve kelle hesabı
İstanbul'daki Dink operasyonunu düzenleyen istihbarat müdürü Ankara'ya çağrılıp görevinden alındı. Yerine Trabzon'dan Ankara'ya gelen ekipten bir isim atandı.
Hülya Yalçın
Suç ne olursa olsun, suçlunun savunmasını yapmak demek "illâ ki onun suç işlemediğini kanıtlamak" değil, suça giden süreçte yaşanılanları da hukuki potada değerlendirip, mahkemeye sunarak, suç ve cezada dengeyi sağlamaktır.
Deniz Türkoğlu
Toprağın üstünde elde silâh su gibi kan dökmekten, toprağın altında oturduğumuz her karışı kazma kürek eşelemekten daha iyi bir şey anlamına gelir mi bu, onu bilmem.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
Çocukken yağmurun kokusu da başka
Melih Özel
Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.
Gökhan Akçiçek
Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.
Densizlikler denizinde boğulurken
Melih Özel
"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.
Gökhan Akçiçek
Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?
Ali Sedat Çetinkoz
Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?
Damgasızların orgazmı 12 dakikaymış
Deniz Türkoğlu
Düşünsenize sayın Ayşe Hanım, hayvanı tam damgalayacakları esnada gelen geçen, bakan eden, öyle olmasın böyle olsun, orasına basma burasına bas diyen bir seyirci topluluğunun önünde yapılır mı bu işler?
Zeynep Bozboğa
2000'li yıllar ise başlı başına fiyaskoydu. Sanmıştık ki 2000'li yıllarda uzaya gideceğiz. Bizdeki de ne hayal gücü ama, Kıbrıs'a git desen gidecek paramız yok, uzaya baya baya niyet besledik.
Hikmet Kıvılcımlı
Toprak toptan Kamu'nun adına, bugünkü deyimi ile "Devletleştirilmiş" bulununca, bu Toprak temeli üzerinde kurulu politika üstyapısı kendiliğinden "Devletlû" (Devletcil yahut alafranga deyimiyle: Devletsel) olur.
Bilge Bozkurt
Gazete, dergi, internet sayfalarında, her gün sayısı artan bu yeni yaşam umutlarına bakınca içim kıymık kıymık oluyor. Öde öde bitmez banka kredileri geliyor aklıma önce, ardından bu kusursuz evciklere sığışmak için ödenen büyük bedeller.
Beraber ve solo şarkılar; beğen, yorum yap, paylaş.
Erdem Abaka
Yanı başınızdayken hayatınızda olmasından şikâyet ettiğiniz bu köylü çocukları, Kürt meselesi ortadan kalktıktan sonra ait oldukları kastlarına gönderilmek üzere şimdilik yine sizlerin çıkarlarına hizmet ediyor. Yaşarken de kurtulamıyorlar sizden ölünce de.
Sevdikçe beni, sen kendini tanıdın
Deniz Türkoğlu
Bunca mutsuzluğun sebebi, "sahiciliğin" ağır faturasından kaçmakla ilgili olabilir mi? Şimdi biz, -bazılarımız, herhalde- vıcık vıcık sahte ve bir o kadar da samimiyetsiz miyiz yani?
Erdem Abaka
Terörle mücadele adına 90'lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler toplumsal hafızada izlerini hâlâ korumaktadır. Dönemin Başbakanlarından Tansu Çiller'in "Devlet için kurşun atan da şereflidir, kurşun yiyen de…" sözleri de öyle.
Deniz Türkoğlu
Susanların sabrına, tahammülüne, affediciliğine, yüzümü döndüğüm her yerde bir savaş narasının atıldığı bu memlekette, bugün, bu günlerde, her zamankinden çok inanmayı, en azından Adem'in bana öğrettiğinden daha da çok inanmayı, ne kadar istediğimi anlatamam.
Necdet Şen
Bir insan türü var oralarda, ki günahkâr Lût kavmi gibi hep birlikte gezip hep birlikte yiyip içip düzüşürler. Öyle bir kördüğümdür ki, hangi ipin ucunu tutsan pek çoğuna teğet geçebileceğin bir "akrabalık" ve "düşmanlık" haritası çıkar ortaya.
Deniz Türkoğlu
Okul mu, ne okulu? O olaydan sonra okulu bıraktım. Altın… Eskiden Altın'ı görmek için harcadığım özel çabanın aynını, bu kez onu görmemek için harcadım. Başardım da.
Ebru Gürsoy
Bir ara tuvalete gitti, döndüğünde pantalonundaki ıslaklık dikkatimi çekti. "Ne kadar sallarsan salla, dona düşer son damla!" deyişinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladım.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 394 çift göz Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart