Durmuş Düşünür - 12 Aralık 2009
Yılgınlığa düşmeyelim yoldaşlar. Safları sıklaştıralım. Bu kan denizinin ardından kızıl güneş doğacak. Hep birlikte düze çıkacağız.
"Bebek dillenecek, güçsüz hallanacak, sis kalkacak İsfendiyar başından."
"Bir musibet bin nasihatten iyidir" der ya eskiler, hakikaten de ilk bakışta can sıkıcı gibi görünen bazı durumlar, orta ya da uzun vadede hayırlara vesile olabiliyor.
İsviçre'deki ilginç (hani şu camilerin bundan sonra minaresiz yapılmasını karara bağlayan) halk oylamasını ilk öğrendiğimde de bunu düşünmüştüm. İlk bakışta insana kibir, ırkçılık, hoşgörü noksanlığı falan gibi görünse de, bu sonucun iyi bir tarafı olabilir. Kimi önkabullerin aslında ne kadar çürük olduğunun görülebilmesi için, belki de ilk önce onun yol açacağı olumsuz sonuçları yaşamak gerekiyor olabilir.
"Bu durumdan canı sıkılması gerekenler biz değil onlar olmalı" diye düşünmüştüm haberi okuyunca. Herkes ırkçı değil ya oralarda, mutlaka akıl izan sahibi birileri de vardır. "Biz niye bu kadar tahammülsüz olduk" diye kendilerini sorgulayabilir ve belki "öteki" diye damgaladıklarına karşı bir parça daha empati geliştirebilir Avrupa insanı bu vesileyle.
Belki bu minare oylaması daha barışçıl bir dünyaya doğru gidilecek olan yeni bir dönemin başlangıcıdır da biz göremiyoruzdur.
Sosyolojik olguların çoğu zaman içlerinde kendi antitezini de taşıdığını akılda tutmak gerek.
DTP'nin kapatıldığını öğrendiğimde de aklıma ilk gelen şey bunun hayırlı bir başlangıç olabilmesi ihtimali oldu. Siyasal alandan ısrarla kaçan ve çözümü "İmralı'yı muhatap alma" şartına indirgeyen DTP, aslında zaten kendisini geçersiz hale getirmişti. Tabii ki yine de kapatılmaması gerekirdi. Hatalı da olsa, temsil yeteneğini yitirmiş de olsa, siyasal alanın içinde kalmalıydı.
Ama yine de bu kapatma kararıyla karamsarlığa kapılanlara enseyi karartmamalarını tavsiye ediyorum.
Kanımca, bugünlerde olan bitenler (Kürt bölgesindeki protesto eylemlerine ve Tokat'taki pusuya gösterilen gerekçe, yani Öcalan'ın hapishanedeki yaşam koşulları, rahat ettirilmesi, asgarî konfor meselesi) kökten bir çözüm için yeni bir imkânın varlığını da işaret ediyor.
Bu fırsatı aslında geçenlerde Mümtaz'er Türköne dile getirmişti ama gündemin tozu dumanı arasında şaka gibi algılanıp geçildi.
Diyordu ki Türköne:
"Öcalan'ı hapisten çıkaralım, 'Başıbozuk Paşası' ünvanıyla taltif edelim ve Bodrum Gümüşlük'te ikamet ettirelim..."
Bence bu önerinin ciddiye alınması gerekir. Hatta bana kalırsa, Öcalan'a Hilton'da, Yıldız Sarayı'nda ya da Dubai'deki Burj El Arab otelinde bir süit bile ayarlanabilir. Cem Uzan'dan müsadere edilen yat -veya Savarona- da ona ve maiyetine tahsis edilebilir. Şoförlü bir limuzin ve limiti yüksek tutulmuş bir kredi kartı da yakışır bence.
Yeditepe Üniversitesi'nden verilecek fahrî profesörlük ünvanıyla taltif edilebilir. Törende konuşma yapar. İsterse cumhuriyete ve devrimlere bağlılığını ilân eder. Smokin (o olmazsa, siyah takım elbise) yakışır doğrusu. Hep spor giyinmekten o da sıkılmıştır belki.
Kırmızı pasaport, hatta büyükelçilik verilebilir (Şam, uygundur).
Ya da mebus seçeriz onu. O zaman mecburen yemin eder. Hem de frak giymiş olur. Beyaz eldivenler de cabası.
Arzu ederse emekliye ayrılıp Güniz sokaktaki -Demirel'den boşalan- evde ikamet eder. Kriz zamanlarında kendisine akıl fikir danışırız.
Bunlar ona sıkıcı gelirse, daha "free" takılmak isterse, kendi özyaşam öyküsünü anlatan bir dizide başrol oynatılabilir. Beren Saat ya da Özgü Namal'a da Leyla Zana rolüne yakışır. Osman Öcalan'ı da -meselâ- Bülent İnal oynar.
Bu prodüksiyon yayına girene kadar "Parmaklıklar Ardında" dizisinde konuk oyuncu olarak yer alabilir. Koğuştaki "bilge ağabey" rolü yakışır kendisine.
Ya da isterse, televizyon kanallarından birinde talk-show yapma imkânı sağlanabilir. Serdar Akinan sorar, o cevaplar. Kabul buyururlarsa Ayşe Arman Hürriyet'te, Helin Avşar Habertürk'te tam sayfa röportaj yapar kendisiyle.
İsterse Taraf'ta köşe yazarlığı yapabilir.
Kısacası, bir yolunu bulup Öcalan'ı rahat ettirirsek çok iyi olur. 26 yıldır devam eden iç savaşın maddî ve manevî yükünün yanında fındık çerez gibi kalır bütün bu masraflar ve jestler. Madem ki 75 milyon insanın esenliği bir tek kişinin özel hayatında sıhhat ve afiyette olmasına bağlı, yaşasın, düze çıktık demektir. Bu düğümü nasıl çözeceğiz diye düşünmemize gerek kalmadı artık. Abdullah Öcalan'ı azamî ölçüde rahat ettirerek sorunun üstesinden gelebileceğimizi öğrenmiş bulunuyoruz.
Neden olmasın? Ne kaybederiz? Naim Süleymanoğlu'nu buraya getirtebilmek için 7 milyon doları trink ödememiş miydik Bulgaristan'a? Üç beş kuruş da Öcalan için harcasak ne çıkar?
Öcalan'ı daha iyi koşullarda yaşatmak hem daha ucuz hem de daha efektif değil mi?
Samimi fikrimi söylemek gerekirse, en azından 15 yıldır yarı şaka yarı ciddi tekrarladığım bir fantezim var. Hep derdim ki:
Bir gün TRT'deki meclis televizyonundan şöyle bir anons işitebiliriz:
"Oturum Başkanı: Sayın Abdullah Öcalan, lütfen sıra kapağını vurarak takaza yapmayınız, söyleyecekleriniz varsa usule uygun biçimde söz isteyip kürsüye çıkınız ve fikirlerinizi buradan ifade ediniz."
"Abdullah Öcalan (Amed milletvekili): Sayın Başkan, sabah oturumunda yaptığım gündem dışı konuşmada fikirlerimi ifade etmiştim zaten. Ben, şimdi şey için... Salonun kapısı açık kalmış, cereyan yapıyor, bu bağlamda sırtım tutulacak diye endişe ediyorum."
Şaka gibi görünebilir ama aslında ciddiyim.
Bence biz Öcalan'ı ya Paşa ya Mebus ya da Büyükelçi yapalım.
Bugüne kadar "bebek katili" ve benzeri hakaret eksenli adlandırmalarla, asker ve cengâver aklıyla bir adım bile yol alamadığımız ortada. Düşmanlıkları ve nefreti bu kadar uçlara doğru kanırtarak her türlü çözüm ihtimalinin de önünü kapattık.
Eğer akan kan duracaksa, anneler artık bayrağa sarılı tabutlara sarılıp ağlamayacaksa, yukarıdaki öneriler de dahil olmak üzere, her türlü fikrin üzerinde komplekssizce ve ciddi ciddi düşünmek gerekir.
Hapiste tutulan ve sistemli bir tacize maruz bırakılan bir Öcalan mı daha faydalı bu ülke için, yoksa aramıza kabul edilmiş ve düzene entegre olmuş bir Abdullah Öcalan mı?
O kadar zor bir şey değil aslında kucaklaşıp barışmak. Öcalan, yakalandığı ilk andan beri bize bir çözüm modeli öneriyor. "İşbirliği yapmaya hazırım" diyor. "Rahatım yerinde değil" diyor. "Mutsuzum, hastayım, bıktım, uzlaşmak istiyorum" diyor. Bu hepimiz için bulunmaz bir fırsat ve biz bu fırsatı hep pas geçiyoruz.
Bugüne kadar yeterince vakit ve kan kaybettik, artık zararın bir yerinden dönmemiz gerekiyor.
Lütfen bu önerimi ilgili makamlara iletiniz. Belki onlar düşünememiştir onca iş güç arasında.
Vatandaş ne düşünüyor?
Acaba yeryüzünde başka bir örneği var mıdır: Yaklaşık 900 yıldır aynı coğrafyada yaşayan ve yine bu coğrafyada tutunabilmek için sayısız savaşlar veren, ancak son savaşta eğitimi ve ekonomik durumu elvermediği için, "Mermi yemi" olarak cepheye sürülmekten kurtulamayan ve belki de o cepheleri hiç görmemişlerin varisleri tarafindan "Ulan bu memleketi biz kurduk" tafrasıyla baskı altında tutulan bir halk.
Sorular tam da burada başlıyor: Memleketi birileri kurarsa yönetmek nasıl başkalarının hakkı olabilir? Üstelik onlara sormadan hangi gafil terörü bitirmeye kalkabilir? Boru mu ulan bu?
Muzaffer Terzi - 12 Aralık 2009 (00:34)
Rivayet olunur ki Ortadoğu konusunda uzman, Filistin falan görmüş bir aksaçlı gazeteci zamanında Rahmetli Özal'a benzer bir öneride bulunmuş. Bu işin bitmesi için gelin Öcalan'a güzel bir bahçeli ev, bir şoför, hizmetçiler tahsis edelim. Maaş bağlayalım. Ortam yumuşarsa milletvekili de olabilir. Bu işin sonu ancak böyle gelir. Demiş. 1993 niree, 2009 niree.
Ahmet Faruk Yağcı - 14 Aralık 2009 (08:47)
Yazınız hoş. Benim tam anlayamadığım tek bir noktası oldu: Apo'ya Taraf Gazetesinde köşe yazdırmak!
Neden Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Zaman, Sözcü, Vatan değil de Taraf? Benim aklıma birkaç sebep geldi ama tabii ki aslolan, sizinkidir:
1 - Taraf Gazetesi, TSK'ya karşı asimetrik savaş unsurlarından olduğu için. Bu yüzden Apo gibi TSK ile savaşan biri, o gazeteye yazmalı.
2 - Taraf bünyesinde faşist hariç; milliyetçi, mukaddesatçı, liberal, sosyal demokrat, komünist gibi çeşitli görüşlere yer verildiğinden, Apo da orada yazabilir.
3 - En az Taraf'a yakışacağı için, ironi olsun hesabı.
4 - Hiçbiri. Benim görüşüm çok daha farklı.
Kusura bakmayın, daha önce bir yorumcu tarafından bana "sarkazmı anlama özürlü" teşhisi konmuştu, şu an tedavi görüyorum. Yine de eğer bir "sarkazm" yapılacaksa; "düşünmek taraf olmaktır" mottosuyla çıkan bu gazete yerine, mottosu "Türkiye Türklerindir" olan Hürriyet'te yazdırmak daha uygun olmaz mıydı?
Ali Sedat Çetinkoz - 14 Aralık 2009 (11:39)
Öcalan'ın Taraf'ta köşe yazısı yazması fikri aslında pek sarkazm (alay) değil. Böyle sivri -ve devletin resmen "öcü" olarak tarif ettiği- bir kişiye yazı yazdırma cesaretini gösterebilecek gazete olarak Taraf'ı düşündüğüm için.
Mamafih, Star da olabilir. Necdettin Efendi gibi bir dahili bedhaha bile yazı yazdırtabildiklerine göre, onların gözü Taraf'tan da kara olmalı.
Ama Hürriyet olmaz. Diğer benzerleri de. Çünkü bendeniz o cümleleri Öcalan'ın nedamet getirmesi şartına bağlamadan, şu anki "devlet düşmanı" etiketini ölçü alarak dile getirmiştim.
Aslında Öcalan, kısa konuşmayı pek beceremeyen biri olduğuna göre onun yazıları için en iyi yer "Her Taraf" köşesi ya da Star'ın "Açık Görüş" eki olabilir.
Derkenar'da yazmak isterse, sayın Büdütör'ümüzün de memnuniyetle yayınlayacağını zannediyorum. Tabii düzgün imlâ konusuna özen göstermek kaydıyla.
Durmuş Düşünür - 14 Aralık 2009 (14:56)
Siyasal çözüme dair mesaj veren başka insanlar da olduğunu ve olabileceğini gösteren Taraf' taki şu yazıya göz atmakta fayda olabilir.
"Bırakın PKK biraz daha dağlarda kalsın! Önce Kürt sorununu çözün. Sorunu demokrasiyle çözmeden, PKK'nin siyasallaşmasına izin vermeden, ona dağları yasaklarsanız, şehirleri yakarsınız."
Mücadelelerini silâhlardan arındıramayan, şablonlara ve kısır tartışmalara sıkıştıranların yanında barıştan yana olan sağduyulu başka temsilciler de çıkabileceğine dair bir umut hâlâ vardır umarım.
Erdem Abaka - 14 Aralık 2009 (00:03)
Bu günün Türkiye' sinde seslerini ve taleplerini baskıya maruz kalmadan ya da gereksiz bedeller ödemeden duyurabilecekleri ve siyasi karar alma süreçlerini normal hayat içinde etkileyebilecekleri bir siyasi ve sosyal hayata özlem duyan pek çok unsur ve kesim bulunmaktadır.
Lâkin bu özlem, "milliyetçilik duvarı"na her çarpışında yerini acıya, öfke ve şaşkınlıkla demlenmiş koyu bir çaresizliğe bırakmaktadır. İster dinle dirsek teması içinde olsun, ister faşizan açılımlarla açık açık yakamıza yapışsın; her daim hesap sorabilen, korkusu ta içerileriden gelen, tüm akıl yürütme mekanizmalarını takatsiz bırakan, her bir şekle girerken daima özünü muhafaza eden milliyetçilik...
Anayasa Mahkeme' sinin DTP aleyhinde "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne" karşı eylemleri gerekçesiyle açmış olduğu kapatma davası, temelli kapatma ile sonuçlanmışken, "akbabalar" a yaranmak için "güvercin" avına çıkmanın anlamsızlığı sorgulanmamışken, velev ki "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne" karşı olmuş olsalar bile, bunu dile getirmenin en olağan yeri meclis değil de neresidir diye soramayanlara bile, fütursuzca bilenmiş bıçaklar çekiliyorken...
Tüm bu sorular ve sorunlar gün gibi ortadayken, "duvarlar"ı yıkmaktan, cevaplara meyletmekten başka bir yol bilen varsa beri gelsin diyorum. Bana da başbakana da, barışı isteyen herkese de anlatsın çaresini bu işin, çünkü benim bildiğim yolda maalesef kanlar hâlâ akacak, sokaklar da karışacak, analar da ağlayacak yine belki ama barışı da getirecek beraberinde.
Burak Öztürkçü - 19 Aralık 2009 (03:02)
Yazı güzeldi bir yorumla ahengi bozmak istemedim, ancak son yorumu görünce tersten düşünesim geldi. Misal, İngilizler olsaydı Öcalan'a hapiste ne yaparlardı? Sanırım azar azar arsenik verip "kanserden öldü adamcağız" der geçerlerdi. Almanlar'ı ele alırsak, "verdiğimizi yemedi açlıktan, romatizmadan öldü" derlerdi. Amerika'nın böyle bir adamı olsaydı ve hapse koysaydı kimse akıbetini merak etmezdi, sonunu ise bilemezdik. Neden mi? Siz hiç Felluce'de ölen yüz binlerce insan parçasına dair bir resim gördünüz mü? Irak'ta Pazar yerinde patlayan bombadan sonra duvara yapışmış çocuk resmî? ıııhhhh. Bizim açmazımız açılmaz. Açılım lafına da en çok bu yüzden gülüyorum.
İlker Tortop - 19 Aralık 2009 (19:14)
Mizah duygusuna sahip olmak iyidir sayın Tortop. Nitekim, benim de yukarıdaki yorumunuzu okuyunca afedersiniz uygunsuz bir yerimle gülesim geldi.
Kırılmayın ama dünyayı anlama konusunda malûm Namık Kemal fıkraları düzeyinde takılıp kalmış gibisiniz.
"Bir Alman, bir Fransız, bir de Namık Kemal bir trende seyahat diyorlarmış..."
Namık Kemal edebiyatında ecnebîlerin hepsi birbirinden akıllıdır ama Türk, bel kuvvetiyle Avrupalı'nın aklını nakavt eder.
Ne demek istediğimi anladığınızı umuyorum. Gücünün yettiği herkese "koymaya" pek teşne çılgın türklerin klişelerini iyi hafızlamış görünüyorsunuz. Sıra biz eşşeklere bu gerçeği tebliğ etmeye gelmiş.
Lisedeki münazaralarda halay başı siz miydiniz, merak ettim.
Buraya o komik lâfları yazmadan önce Google Image'a biraz bakınsaydınız, "yok" dediğiniz o konularda bol bol fotograf bulabilirdiniz.
Siz yorulmayın, ben şuraya bir iki link yazayım: ırak patlama + felluce
Öyle ortaya karışık lâf cambazlığı yapmak yerine açıkça "ben demokrasiden insan haklarından falan hazzetmem ve hasım olarak gördüklerime her türlü kötülüğü reva görürüm" deyin, olsun bitsin. Biz de sizin gerçek zihin dünyanızla tanışalım. "Almanya'da şunu yaparlar, İngiltere'de bunu yaparlar" gibi nüktelerinizi kore gazileri lokalindeki emekli amcalara yaparsanız belki sizinle beraber gülenler çıkar ama burada sakil kaçıyor.
Müntekim Çalapkulu - 19 Aralık 2009 (20:46)
Müntekim Bey'in sözlerini saygıyla karşıladığımı belirtmeliyim. Çünkü ne kelime dağarcığım ne de bilgi düzeyim kendisinin yanından bile geçmez. Dünyayı algılama konusunda kendisinin yanında sığırcık kuşu kaldığımı bile kabul etmeyi erdem sayarım. Eleştirilerini de her zaman haklı ve saygıya değer bulduğumu belirtmeliyim.
Bununla beraber ikinci bir yorum yazmamın nedeni farklı. Bütün gün televizyonlardan, gazete köşelerinden aydın kılıklı çift meslekliler, gazeteci kılığında kadınlar, öğretim üyesi kisvesi altında bir takım adamlar, bunların yanında Altan kardeşler üzerimize demokrasi diye saydırıp duruyorlar.
Demokrasi, insan hakları ve Avrupa birliği anlamını en çok yitirmiş kelimeler oldu ülkemizde. Aynı Müjde Ar'ın gençliğinden, güzelliğinden bir şeyi kalmadığı halde hâlâ gündemde olmak için ilginç seksî sohbetler etmesi gibi, bizde de demokrasi, insan hakları diye diye ülke hayvanat bahçesine döndü.
Benim kafam basmaz öyle Mehmet Altan'ın lâflarına. Ama ben de otobüslerde yakılan kızların, yedili onlu şehit edilen askerlerin, yakılmış işyerleri görüntülerinin ardından edilen lâflara karnımız tok diyorum. Hakkâri'de çocukların ayakları çıplak olacak, Diyarbakır'da ilkokul öğrencileri açlıktan bayılacak, sen vatandaşına daha temel bilgileri bile öğretemeyeceksin sonra da "açılım yaptım" diye ortaya çıkacaksın. Kimseyi hayatta eşşek yerine koymadım ama birileri bu halkı eşşekten düşmüşten beter hale getirdi.
Bir de naçizane o Google'a tıklayınca bulunabilen resimleri dünyanın medenî ülkelerinin gazetelerinin ön sayfalarında ve haber bültenlerinde görmek isteriz. Bizde tavuklar bile nezle olunca hepsinde boy boy yer alıyor da o açıdan. Ayrıca Amerika'da Teksas'ın bağımsızlığını isteyen Richard Mc Laren'ın başına neler gelmiş dileyen bir bakıversin.
Komik fikirlerime yer veren Derkenar'a teşekkür ediyorum. Bu millet televizyona çıkamaz, fikir beyan edemez, yürüyemez, koşamaz, hiç olmazsa şuracıkta hissimizi beyan edebiliyoruz ülkemiz için bu bile bir hayırdır.
İlker Tortop - 20 Aralık 2009 (01:34)
Benim sormak istediğim ya da sorulmasını istediğim bir soru var. Size zararı dokunan bir meseleyi çözebilme ihtimali varsa, nefret etseniz bile birisiyle görüşür müsünüz? Büyük bir çoğunluk için (süreç uzun da olsa) kalıcı bir rahatlama elde edilebilecekse şeytanla masaya oturur musunuz?
Bu bağlamda Öcalan hakkındaki kişisel fikrim çok önemli değil. Seksenaltı sene sonunda bu noktaya gelmiş bir meselede karşınıza alacak daha kabul edilebilir birini bırakmamışsanız, şimdi yeni vaziyet için pozisyon almak durumundasınız. Böyle vaziyetlerde hep, İmparator Constantin'in Hrıstiyanlık "meselesi"ni nasıl bağladığı aklıma gelir. Belki bu da bir seçenektir.
Almanların ve İngilizlerin yaptıklarını bilmek (Baader-Meinhof ve Michael Collins belki) iyi olabilir ama bizim özel vaziyetimiz için bunlar ne kadar önemlidir? Belki de çözüm yolunda Öcalan'ın dirisinin ölüsünden daha gerekli olduğu düşünülmüştür. Ve belki de öyledir.
Hayat böyle bir şey değil midir zaten? Düşe kalka doğruyu bulma süreci.
Bu topraklarda yaşayan bizler refahı da cefayı da beraber göreceğiz. Feleğin elinde sihirli bir değnek yok ki. Siz bir şeyi nasıl söylerseniz size öyle geri döner;) Bizim yapacağımız felekten biraz daha fazla aşırabilmek anları.
Gerisi laf-ı güzâf.
Erdem Abaka - 20 Aralık 2009 (09:53)
ABD'de Texas'ın bağımsızlığını istedikleri iddiasıyla silâhlanan Richard Mclaren'in hikâyesiyle ilgili aynı gazetenin farklı iki yazarının yazısını ilgilenenlere duyurmak istedim.
BaşbakanErdoğan 'Teksas Açılımı' konusunda Obama'yı sıkıştırdı mı? (Soner Yalçın - Hürriyet)
Teksas'ın PKK'sına eşkıyalıktan dava (Enis Berberoğlu - Hürriyet)
Meselenin ilginç bir boyutu var ki alâkayı hakediyor. Yazarın biri Mclaren'in "bölücülük"ten, diğeri "eşkiyalıktan" yargılandığını belirtmiş.
Konuyla alâkalı daha sağlıklı bilgisi olanlar belki bizimle paylaşırlar. Yanlış bir bilgi üzerinden yanlış fikirler inşaa etmeyelim.
Erdem Abaka - 20 Aralık 2009 (22:04)
Bölünme tehlikesi, aslında ABD'de bizde olmadığı kadar ciddi bir risk oluşturuyor. Teksas ve California gibi zengin güney eyaletlerindeki "Birleşik Devletler'den ayrılıp bağımsız devlet kurma" isteği yeni değil. Temel gerekçeleri "biz neden vergilerimizle diğer fakir eyaletleri de beslemek zorunda kalalım ki" gibi amerikanvari bir anlayış üzerine kurulu.
Bilindiği gibi, bizdeki PKK ve DTP gibi Kürt temsilcileri de aynı nedenle "müstakil devlet" peşindeler. Öcalan ve şakirtleri "biz neden Marmara ve Ege'nin yoksul insanlarını kendi yüksek yaşam standardımıza ortak etmek zorunda olalım ki, servetimizi kendi zevkimiz için harcamak istiyoruz" diyorlar.
Pis benciller, ne olacak! Biz buralarda (Nişantaşı, Arnavutköy, Etiler) taş devri koşullarında yaşarken, onlar Şırnak'ta ve Cizre'de vur patlasın çal oynasın yiyor içiyor sefa sürüyorlar.
Soner Yalçın okuyarak elde edilmiş derin pop bilgileriyle ulusalcı dostlarımız da haliyle bizi uyarıyor, "ABD rejim muhaliflerini kör testereyle doğruyor, biz niye öyle yapmayalım?" diye.
Çok haklılar. Yapalım. Başlangıç olarak Apo'yu yay kirişiyle boğalım. Sonra sıra Ahmet Türk ve diğerlerine gelir. Ara sıcak olarak Altan Kardeşler, diğer liboşlar ve "açılım" falan diye kafa ütüleyen tüm o karın ağrılarını da lâyık oldukları yere gönderelim, her şey eskisi gibi olsun.
ABD demokrat olsaydı belki biz de mecburiyet bokuna demokratmışız gibi görünmek zorunda kalırdık. Ama madem onlar değil, biz niye olalım ki şimdi durduk yere?
Biliyorsunuz, Vicdan bir kedi adıdır, başkaca bir anlamı da yoktur.
Sağduyu ise aslında sağcılık gibi bir şey olduğu için biz solcuları bağlamaz.
Yolumuz Kuyucu Murat Paşa'nın yoludur. Zo'ları kestik, Lô'ları niye kesmeyelim?
Bir araştıralım bakalım, bu konuda Soner Yalçın, Doğu Perinçek, Yalçın Küçük falan ufkumuzu açacak bir şeyler yazmışlar mı?
Müntekim Çalapkulu - 20 Aralık 2009 (22:59)
Bu arada, "Kuyucu Murad Paşa kimdür, nicedür?" diye sual edeceklere şu malûmatı kıraat eylemelersi tavsiye olunur:
"Anadolu Türkü'nün ebediyyen lânetle anacağı Kuyucu Murat ihtiyarlığından dolayı 'Koca' lâkabıyla da tanınan 90 lık bir zalimdi. Kuyucu yalnız asilerle taraftarlarını değil, onlara her nasılsa ekmek ve su vermiş zavallılardan başka civarlarda bulunan komşularını bile kılıçtan geçirtecek derecede kana ve bilhassa Türk kanına susamış bir canavardır."
Müntekim Çalapkulu - 21 Aralık 2009 (08:39)
Madem konu ilginç bir biçimde "ABD ve Ayrılıkçılık" konusuna kaydı, ben de bir yazı önererek münakaşaya katkıda bulunayım.
"Ayrılıkçıların ortak paydası, Birleşik Devletler'in giderek otoriter/totaliter rejime yöneldiği, yurtiçinde 'ahlâksız', yurtdışında ülkenin hayrına olmayan emperyalist maceralara girişen, yolsuz bir kitlenin eline esir düştüğü. İki partili sistemden hoşlanmıyor ve Cumhuriyetçilerle Demokratları 'al birini vur ötekine' misali görüyorlar."
"Vermont'tan Thomas Naylor, iç savaştan beri eyaletlerin siyasi bağımsızlığı fikrinin bu denli büyük ilgi görmediği iddiasında. Naylor'a bakılırsa 40'tan fazla eyalette aktif siyasi bağımsızlık hareketleri birlikten barışçı ayrılmayı istiyor."
Konuyu daha ayrıntılı araştırmak isteyenler Google'a "ABD'de ayrılıkçı hareketler" ve benzeri ifadeler yazarak bol bol kaynak bulabilir.
Durmuş Düşünür - 21 Aralık 2009 (09:59)
Sayın Tortop'un; referans alınan Batı'nın, mevcut durum karşısındaki davranışının asmak kesmek olacağı önermesi, bir abimizin "insan adayı çocuklar"a kıyağını hatırlattı bana; "Hayatını yasladığın kavramların, aynı kavramları kullananlarca balçıkla sıvanması, yıldırmasın seni."
Burak Öztürkçü - 24 Aralık 2009 (08:56)
Bir düzeltme yapayım, Kürt bölgesi diye bir bölge olduğunu sanmıyorum bu ülkede, sizde diğer bölgelere ve ırklara ayırıcılar gibi yapmışsınız, olmamış.
Fırat Gül - 14 Ocak 2010 (15:30)
Kürt bölgesinde yaşadığımız için yazıları okumaktan ve yorum yapmaktan biraz çekiniyoruz. Niye, çünkü bu bölgede iki tane resmî yönetim biri normal okul. Yol, köprü, hastane. Teşviklerle sorunları oyalama erteleme. İkinci yönetim zanlı birisini evinden alıp direkt kuyuya teslimat veya devletin silâhını ganimet gibi kendi düğünlerinde kullanarak güç gösterisi yapar. Ne de olsa devletin malı deniz ama yok öyle artık, normal devlet denizlerinde günde 1milyon dolar vererek doğalgaz arıyor. Öbür yönetimin bu ara bu bölgede sesi sedası durmuş iyi ki durmuş.
Ümit Kino - 17 Ocak 2010 (15:47)
Necdet Şen
Bir yiğit çıktı meydane
Ali Türkan
Gülümseyerek kadına bakıyordu. Bizimki de hemen cilve yapmaya, benimle konuşurken, adama "iş atmaya" başladı. Amca, yanımıza gelmek için yerinden kalkınca, izin alıp evin yolunu tuttum ben de. Devam
"Ofis basması" yıllarının fikir hayatı
Necdet Şen
Ah üstad, keşke biraz daha nüanslı olabilseydik de şu bilinesi, değer verilesi, üzerinde tartışılıp geliştirilesi antiemperyalist tezlerimizi bu kadar çocuksulaştırıp harcamasaydık, ne güzel olurdu. Devam
Melih Özel - Sevgili Faruk, gene bir solukta okunan, akıcı bir yazı yazmışsın. Son 4... Kozmik Deprem Senaryosu
Necdet Şen - 17 Ağustos depreminden sonra 2 hafta kadar Adapazarı'nda kalıp gönüllü olarak işin bir... Kozmik Deprem Senaryosu
Büdütör - Yine Radikal'den bir haber alt başlığı:"Yeni sürüm Beta 4.1, (...), dil çeviri fonksiyonuyl"... Bu nasıl haber dili?
Melih Özel - Ülkemizin en uzun süreli tahsilini yapan bireylerinin, bu uzun süre sonunda... Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Ahmet Faruk Yağcı - Ben de mail grupları üzerine iki lâf etmek isterim. Maceram 13 sene geriye... Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Tahsin Candas - O sozunu ettiginiz pespaye grup halen devam ediyor. Esekligi degil, geyikligi baki kilan... Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Mina - 'Kim ne derse desin, İlhan Abi çekirdekten devrimcidir. O da her... İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i
Her şey değişiyor... Gazeteciler de, "gazeteci maddî çıkar ve telkin kabul edemez" türünde ilkeler ilan edip sonra bir daha yüzüne bakmayan, kendi yöneticileri de bu ikramlara gönül indiren meslek örgütleri de değişecek.
Ancak zaman alacak bu değişim.
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
GPS'li hayatlarımız
Alper Uzun
Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan". Devam
Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar
Büdütör
Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz. Devam
Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Enver Turan
Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar. Devam
Kaplan Yılı'nda Çin
Kâmuran Kızlak
Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum. Devam
Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi
Candan Dinç
Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz. Devam
Demokrasi ve Carl Schmitt'le seyahat
İlyaz Bingül
Sirklerde ücretli hokkabazlık yapan, ünvanı Prof. Dr. de olsa seviyesi Hacivattır; TV'lerde haber-yorum oyununa katılan "akademisyen" lâkaplılar gibi. Bu hokus bokus akademikusların ağzından şu lâfları asla duyamazsınız: Devam
Performansçı geldi hanııım!
Candan Dinç
Ücretli çalışmak özgürlükse eğer, ya hapishanenin özgürlük alanı olduğunu kabul etmek veya yapılan bu edime çalışmak değil, olsa olsa kahrolmasını istediğimiz "ücretli kölelik" demek gerekir. Devam
Taksi Kullanıcısının El Kitabı
Enver Turan
Taksiciler genellikle durak taksileri olduklarında ve taksi sayısına göre yolcu sayısının fazla olduğu bölgelerde mesafe ayırımı gözetirler. Çünkü ortalık o taksiye binmek üzere akın etmiş uzun mesafe yolcularından geçilmemektedir. Devam
Benim babam bir sperm
Kâmuran Kızlak
Baki selâm niyetine sön sözümü de bu psikiyatr ve antropologlar'a edeyim bari: İnsan, içgüdülerinin üzerinde kontrol kurabildiği, onları denetleyebildiği ölçüde insan oluyor ey fetva ehli. Devam
İtina ile fişleme yapılır
Ahmet Faruk Yağcı
Şu sıralarda yaşananlar işte bu vicdan sahibi subayların eseri. Kimisi bilgi fişlerini sakıt etti. Kimisi gözü dönmüş adamların kıyım yapacağını farkedip ayaklarına çelme taktı. Devam
Görünmez Adam
Alper Uzun
Belki de görünmez adam olmak sanıldığı kadar güzel bir şey değil. Tıpkı hayallerimizde yaşattığımız şeylerin gerçek versiyonlarının o kadar da tatlı olmaması gibi bir şey bu. Devam
İslâmi hareketin devlet talebi yok
Vahap Demir
Farklı din anlayışlarının ve farklı taleplerin olması bir tehdit unsuru olamaz. Ne yazık ki; kimin neye, ne kadar inanacağı nasıl bir din anlayışına sahip olması gerektiği, hiç üzerimize vazife olmadığı halde hep kendimizi bu işe memur hissettik. Devam
Kuş kanadı kalem olsa
Erdem Abaka
Peki, hayat hiç olmadığı kadar sert ve acımasızca üstelik anlam verilemeyen bir hırsla sanki bir intikamı varmış gibi sıkıştırmaya başlayınca ne yapmalı insan? Cevap hem çok hem hiç yok. Devam
Hayvanlar "mal" mı "can" mı?
Selim Atak
Tüm canlıların hayatta kalmak, işkence ve zulüm görmemek, doğal yaşam alanlarında baskıya ve tacize maruz kalmadan yaşamak gibi hakları olmalı; ve bu hak, bizzat yasa tarafından güvence altına alınmalı. Devam
Bu muymuş Avatar?
Erdem Abaka
Avatar'ın, en azından bir süre daha damağımda hoş bir tat, zihnimde keyifli bir anı bırakmasını isterdim. Ne yazık ki film bana göre bu beklentiyi karşılamaktan çok uzakta. Devam
Kozmik Sukutu Hayal
Nuri Yalçın
Vatandaş olarak askerin vesayetinden çokça bir şikâyetim yok. Laik düzen ile de barışığım, onun doğurduğu siyasi iktidarla da. Benim derdim hürriyet; demokrasi değil. Devam
Kimlikler lütfen!
Seyit Balkuv
İnsan aklının tam olarak çözemediği, olağanüstü merhalelerden geçerek dünyamızda can bulan bu muhteşem varlığın mucizevî değeri yanında "nüfus cüzdanı" veya "kimlik" denen şeyin herhangi bir anlamı, önemi, kıymeti harbiyesi olabilir mi? Devam
Bu hastalık diğerlerinden farklı, tıpkı diğerleri gibi
Alper Uzun
Fotoğraflarda sağlıklı, güzel bebekler olarak çıkıyorlar. Görüntü, derindeki sorunları ve problem yaratacak sinyalleri vermiyor. Bir takım tuhaflıklar var ama hemen ya da öncesinde çok dikkatlerimizi çekmiyor. Devam
Hüsniye'den Vizite'ye
Ahmet Faruk Yağcı
Hüsniye güzellik demek. Ve güzel bir kelime. Üzerinde vizitenin aşufteliği yok. Maaş gibi de soğuk değil. İnsana hizmet eden birisine de hüsn, yani güzellik yakışır. Anlayana. Devam
2010 onların yılı olacak
Alican Terzi
AKP'nin iktidarlığının başından bu yana en çok dert yandığı, şikâyetçi olduğu kurum olan Anayasa Mahkemesi'nin 12 üyesinden 5'i bu yıl emekli oluyor. Seçim hakkı ise Abdullah Gül'ün. Gül bu atamalarla birlikte mahkemenin yarısını atamış olacak. Devam
Bir Fırtına Tuttu Bizi
Erdem Abaka
Siz bakmayın modern yaşantının kurallarını sizin adınıza belirleyenlerin söylediklerine. Nasıl yaşamanız gerektiğini sizlere dayatanların etkisinden kurtulun artık. Çok geç olmadan bu topraklardan çıkan seslere kulak verin. Devam
Kamyon arkası yazıları
Erdem Abaka
Bu mu hakikaten, varmayı düşündüğümüz hedefler için yapmamız gereken bu mu? Yani çalıştığımız plazada patronumuza gıcık olursak, onu alt etmek için plazayı satın almaya mı çalışmalıyız? Son nokta neresi peki, Obama'nın koltuğu olabilir mi meselâ? Devam
Korku
Ahmet Faruk Yağcı
Kafamdan okuduklarım sırasıyla geçerken yattığım yerden evren üzerine düşüncelere daldım. Allah'ı, yaradılışı, gaz ve toz bulutundan öncesinde ne olduğunu, samanyolundaki onlarca güneş sistemini, ayın karanlık yüzünü, evrenin dengesini, dalgalanan başakların hışırtısı eşliğinde düşündüm. Devam
Bu rûzgâr-ı bî mededin inkılâbı var
Kâmuran Kızlak
Yıllardır zihnimize nakşedildiği üzere, bu topraklarda yetişen Cumhuriyet pek narin olur ve pek öyle sağından solundan ilişmeye gelmez. Bir şarkıdan, türküden, kitaptan, yazıdan, filmden, havadaki buluttan ve hatta cumhurun kendisinden bile bekası kolaylıkla zarar görebilir. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. http://www.derkenar.com/necdetsen/abdullah-ocalan-icin-hiltonda-rezervasyon/