kadınlar tuvaleti

Kadınlar tuvaleti

Ebru Gürsoy


Çocukken anaokulunda kızlar ve erkekler aynı tuvalete giderdik. Erkekler uzaktan pisuvara işerken biz zavallı kızlar söylene söylene klozete oturmak zorunda kalırdık. O günlerde aklımda kalan bir şey daha var: Ben lavaboda elimi sabunlarken erkekler hiç bir şey olmamış gibi pantolonlarının fermuarını çekip giderlerdi. Anaokulunda ne zaman kızlı erkekli el ele tutuşmacalı bir oyun oynasak, erkeklerin "pis" ellerini tutmamak için elimden geleni yapar, tutsam bile başka bir yere dokunmaz, doğrudan tuvalete gidip yeniden ellerimi yıkardım.

Aradan on yıl geçti. Ortaokul ve lise hayatım boyunca ev dışında başka bir mekânda tuvalete gitmedim hiç. Ama uzaktan uzağa tuvalete gidip gelen erkeklerin ellerinin ıslak olup olmadığına (yani ellerini yıkayıp yıkamadıklarına) dikkat etmeyi de ihmal etmedim.

Derken bir on yıl daha geçti. İkinci on yılımın dört yılını, "Türkiye'nin seçkin" üniversitelerinden birinde, hem de yurtta kalarak geçirdim. Bu dört yıl içinde de, hemcinslerimin dünyasını, özel yaşamını ve (olmayan) temizlik alışkanlıklarını yakından tanıma fırsatını buldum ve artık erkeklerin tuvaletten çıkınca ellerini yıkayıp yıkamadıklarına dikkat etmekten vaz geçtim. Bu konuyu tartıştığım erkeklerden biri bana aynen şu yanıtı vermişti: "Bize elimizi yıkamayı değil, elimize işememeyi öğrettiler."

Biz kadın milleti, erkeğin zeki, çevik ve paralısını severiz. Ama temizlik (ya da hijyen) sorunu da, ayrıca önemlidir bizim için. Bir erkeğin klozetinde ya da küvetinde kıl görmeye tahammül edemez, bu durumu pek iğrenç buluruz. Ama erkek kılına tahammül edemeyen biz kadın milleti ne hikmetse lavaboyu, küveti ve banyo deliklerini saç içinde bırakmayı hiç ihmal etmeyiz.

Bir ara yurtta geceleri sular kesilirdi. Ben ve benim gibi hijyen tutkunu birkaç arkadaşım gündüz doldurduğumuz su şişeleriyle dişlerimizi fırçalayıp yüzümüzü sabunlarken, tuvalet kağıdı bile kullanmaya gerek görmeyen kızları görüp hayrete düşerdik. Hiç unutmam, saçları had safhada yağlı bir kızcağıza, yarım saat süren ve ortalığı kokuya bulayan bir tuvalet seansından sonra sabun ve su önermiştim. Bana "Hayır, gerek yok" deyip ellerini ovuşturarak odasına gitmişti.

Yurttaki oda arkadaşlarımdan biri de (şansızlık işte, kura sonucu aynı odaya düştük) her akşam saçlarını uzun uzun fırçalar, fırçasını hiç temizlemezdi. Bu size hiç korkunç gelmeyebilir, ama hatunun haftada bir kez yıkandığını söylediğimde belki ne demek istediğimi anlarsınız.

Yurt hayatının cilvesi, odanızdaki insanların özel yaşamına ait bir sürü ayrıntıyı bir anda öğreniveriyorsunuz. Ne bileyim, iç çamaşırlarını hiç değiştirmeyeneleri de gördüm, sabah kalkıp yüzünü hiç yıkamadan çapaklı gözlerle dolaşanları da... (Bu insanlar, çoğu zaman beni "aşırı titiz" olmakla suçladılar hatta!) Ama en korkuncu, sevgilisiyle buluşmadan önce ayna karşısında süslenirken makyaj malzemelerinin yarısını ve tutam tutam saçı lavaboya dökmekte hiç bir sakınca görmeyen düşüncesiz tiplerin o iğrenç lavaboya rahatlıkla dokunmaları ve çantalarını musluk başlarına asabilmeleriydi. Onları gördükçe kusmak isterdim.

Yurt hayatı boyunca erkekler yurduna (ve erkekler tuvaletine) defalarca girdim çıktım. Rahatlıkla söyleyebilirim ki erkeklerin odaları ve tuvaletleri, kadınların odalarından ve tuvaletlerinden kat kat temizdi. En azından işemeden önce klozetin kapağını kaldırmayı akıl ediyor, böylelikle beni sidik damlalarıyla sırılsıklam olmuş bir tuvalete oturma zahmetinden kurtarıyorlardı.

Bir de kullanılmış ped mevzuu var içimi kaldıran. Herkes bilir, regl dönemimde kadın teni daha bir ağır kokar, hele de regl olmuş bir kadın bacaklarını iki yana açıp oturduğu zaman kokudan insanın burnunun direkleri kırılabilir. Kanlı pedlerin ne kadar kötü göründüğünü söylememe gerek yok sanırım! Pedlerini sarmadan çöpe atmaları bir yana, regl oldukları ilk gün (bazıları için bu süre üç güne kadar uzayabiliyor) yıkanmayan hatunlar da gördüm.

Tuvalet mevzuna çok mu kafayı taktım, bilemiyorum; ama bir kadının başkalarının, hele de erkeklerin yanında nasıl göründüğünü anlatmama gerek yok zaten. (Zaten Karl Kraus bir aforizmasında, "Odada bir erkek yokken, kadın gerçekten kadın mıdır?" demiş ve çok önemli bir konuya parmak basmış.) Erkeklerin giremediği tek yerde, kadınlar yurdunda ve tuvaletinde de kadınların gerçek yüzü, bütün çıplaklığı ve çirkinliğiyle ortaya çıkıyor. O mis kokulu, boyalı saçlı, suratı makyajlı ve çok alımlı hatunlar, erkeklerin olmadığı ortamlarda pis ve iğrenç yaratıklara dönüşüyorlar. Tuvaleti (ve inanmayacaksınız ama klozetin üstünü) kan gölüne çeviren, sifon çekmeyen, tuvalet kağıdı hiç kullanmayan, ellerini asla yıkamayan kadınların zamanı gelince anne olup çocuklarına temizlik kurallarını nasıl öğreteceklerini aklım almıyor valla!

Kuaföre gidip saçlarına fön çektirecek zaman bulamadığı için günlerce yıkanmayan ve geceden kalma makyajını temizlemeyen karılar da cabası. Bir de ne olduğunu anlamadığım bir "saç yıkama" muhabbeti vardır. İnsanın vücudu kirliyken saçları temiz koksa ne yazar!

Madalyonun bir yüzü daha var. Eski iş yerimde kadınlar ve erkekler aynı tuvaleti kullanırdık. Son derece ünlü bir erkek büyüğümüz bir sabah misafirimiz olmuştu. Onun ardından tuvalete girdiğimde klozetin üzerinde tek bir damla bile sidik göremedim, çünkü çişini tamamen yere yapmış, tuvaletin çevresinde sapsarı bir göl oluşturmuştu. İşerken neyle meşguldü bilemiyorum ve merak da etmiyorum.

Bir sefer de bir erkek tanıdığımla bir kafede oturup dertleşiyorduk. Bir ara tuvalete gitti, döndüğünde pantalonundaki ıslaklık dikkatimi çekti. "Ne kadar sallarsan salla, dona düşer son damla!" deyişinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladım.

Bu iki örnek, erkek milletinin de zaman zaman çok dikkatsiz ve pis olabilceğini kanıtlıyor, ama yine de kadınların tuvalet konusundaki büyük başarılarını (!) gölgeleyemiyor.

Yazımı, Freud amcamızın söz ettiği Elektra kompleksinden muzdarip olduğumu söylerek bitirmek istiyorum. Evet, ben de bir penisim olsun, ayakta işeyebileyim istiyorum; kadınlarla aynı klozete oturmak istemiyorum.

* * *

Konuyla ilgili okuma parçası: "Meriç Teyze" diye birisi bir vakitler birilerini birilerine şikâyet etmişti. Neden acaba?

Konuk Yazılar

 

Eski semtin sokaklarında

Ali Türkan

Sizin işler de zor be. Neyse, gene beklerim bak. Yolun düştükçe uğra. Yengeyi delikanlıyı da getir bir gün. "Tabii" deyip teyze oğluna sarılıp vedalaştı ve az önce indiği yokuşu ağır ağır tırmanmaya başladı. Bu sabah, kapıdaki görevliden, işten çıkartıldığını öğrenmişti. Gidip birkaç özel eşyasını toplayacaktı masasından ve bakışlarını kendinden kaçırmayan birkaç mesai arkadaşıyla vedalaşacaktı. Devam »

Tepeleme kültürü ve Feminizm

Necdet Şen

Neden Feminizm denince çoğunluğun aklına uzlaşma ve müzakere kültürüyle başı hoş olmayan, kamplaşan, saldıran, iğne batıran, saç baş yolan, erkeklerle erkeklik yarıştıran bir kadın prototipi geliyor? Bu, Feminizmin mi kusuru, yoksa Feminizm'i totaliter bir zihniyetle harmanlayıp doğraya biçe 'protesto eden' bir kısım buralı Feministin mi?   Devam »

Web Gezgini

Hakikatli bir insan: Ahmet Kaya

İkinci sınıf yeteneklerin oluşturduğu ittifakı tedirgin eder namuslu insanlar, dürüstlükleri ve açık sözlülükleri nedeniyle...

Hele hakiki sanatçılar, keskin sezgileri nedeniyle yalanla doğruyu daha kolay ayırt edebildikleri için, açık sözlülüklerinin bedelini ödemeye zorlanırlar gün gelir.

Cihan Aktaş (Taraf)

Son Yazılar

Gençliğe Övgü

İlker Tortop

Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »

Yakın Tarih Dersleri 02

Ali Sedat Çetinkoz

Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »

Burak Obama

Vahap Demir

Sözün özü, Türkiye'de ne sol ne de liberal düşünce yoktur. Az sayıda bunların ne olduğunu bilen insan da tartışmayı harlandıracak kadar kalabalık veya güçlü değildir. Tartışmanın düzeyi de zaten her defasında "bizden gayrisi bize dost değil" önermesiyle sonlanacak kadardır. Devam »

Hınzır İçimden Sızıyor Haylaz Hindistan

İsmail Ragıp Geçmen

Bir çocuk, kadının o halini fotoğrafladığımı görünce, tüm fırlamalığıyla kadına sokuluyor ve üstündeki şalı indirip kaçıyor. İşte o anda fotoğraf makinem elimden kayıyor. Şaşkınlık içinde bakakalıyorum. Yüzünü ve saçlarını gizleyen örtü indirildiğinde ortaya sarışın, hafif çilli, deniz mavisi gözleriyle çok hoş bir batılı kız çıkıveriyor! Devam »

Son Yorumlar

Şahin hakkında güzel bir yazı , onun sınıf arkadaşı (orta okul) olarak çok hoşlandım...
Oğuz Şahin - Sencer'in çizgi roman dünyası

Arkadaşım saol... Şapkalı a yapmak ne kadar zormuş. Bulamadım bir türlü sen yazmışsın. Allah razı...
Muhammet Uyar - Masaüstü, Bakım Sihirbazı, Şapkalı Â

Henüz çok küçükken anneannem büyüyünce ne olacağımı sorduğunda pilot olacağım, dedim. Güldü...
Ramazan Korkmaz - Kaybolmayan kardeş

Atilla sonraki yıllarda ciddi bir trafik kazası geçirdi, kazada beli kırıldı. Sonrasında mucizevi...
İlker Tortop - Gençliğe Övgü

Çok güzel bir yazı... Derken; duyguların çok güzel ifade edildiği bir yazı ... Hepimiz...
Leyla Erkol Bıkmaz - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  

 

© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi marifetidir. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.

53
Clicky Web Analytics