Patronsuz Medya

Tanrı Amerika'yı Türklerden nasıl korur?

Aylin Yılmaz - 4 Temmuz 2002


Sizden ricam yazdıklarımı sonuna kadar okumanız, inanın bunları zamanında öğrenmediğiniz için pişman olabilirsiniz.

29 Haziran 2002, Amerika-Meksika sınırı...

Meksika'nın Amerika sınırında yürüme mesafesinde bulunan şehri Tijuana'yı gezdikten sonra, kaldığım şehre San Diego'ya geri dönmek istiyorum. Türk arkadaşlardan biliyorum, sorun olmuyormuş pasoportum hazır, öğrenci belgem, normal görünüşlüyüm, bayanım, öğrenci olduğum her halimden belli.

Gümrükten geçerken pasaportumu verip Amerika'da Florida Üniversitesi'nde asistan olduğumu, yüksek lisans öğrencisi olduğumu, şu an San Diego Kaliforniya Üniversitesi'nde araştırma asistanı olarak çalıştığımı söylüyorum. Görevli sadece pasaportuma bakıyor ve bir diğer sınır görevlisini çağırıyor, "Special Interest Country" , "Özel İlgi Ülkesi" sözünü duydum, ne olduğunu anlamaya başladım. Beni başka bir kaç görevlinin olduğu bir bankoya götürüyolar...

Görevli diğerine soruyor, Türkiye şüpheli ülke listesinde mi diye, kadın görevli listesine bakıyor ve evet diyor ve işte maceram başlıyor. Görevliye, "pardon ama nedir bu özel ülke listesi?" diyorum, adam gayet sert bir şekilde "bu ülkeler bize saldırabilecek ülk..." demeye kalmadan diğer bayan görevli "bunu söylemememiz gerekiyor" diye adamı uyarıyor, ben de "bence de söylemeseniz iyi olur" deyince, görevli "bu bizim kanunumuz ne istersek yaparız" lâfını yüzüme adeta çarpıyor. Başka hiç bir açıklama yapmadan beni, 2-3 kişinin kapının hemen solundaki duvarda ayakta beklediği 20 kadar kişinin oturduğu, bir bölümünde banko arkasında bilgisayar başında oturan 'Inspector'ların yani mufettişlerin olduğu, kapısında silahlı askerlerin ve polislerin beklediği başka bir odaya alıyorlar.

Güvenlik görevlisi duvarda ayakta durmamı söylüyor, kiminin yüzü duvara dönük ayakları açık üstleri aranıyor. Şoktayım, gerginim, sinirliyim, sırf Türkiye vatandaşı olduğum için o odada olduğumu biliyorum, bu beni iyice sinirlendiriyor. Görevliye bunu Türkiye'deki bütün arkadaşlarıma anlatıcam diyorum, şöyle bir cevap geliyor;"İyi olur anlat Amerika'nın ne olduğunu öğrensinler!!!" Dışarda Amerikan vatandaşı olan arkadaşım beni bekliyor, cep telefonumu çıkarıyorum, merak etme diyicem, görevli hemen dibimde bitiyor, burda telefonla konuşmak yasak, "yaa bi saniye arkadaşıma söyliycem beraberdik, o geçti sınırdan ben burda kaldım" falan filân... Adam telefonu elimden sertçe alıp kapatıyor. Bir kaç da pislik bakış yiyorum.

10-15 dakka ayakta bekledikten sonra aynı görevli beni çağırıyor çantamı arıyor. Şansıma o sırada bayan görevli olmadığı için ayakkabılarıma, ayaklarımın altına, ceplerime bakıyorlar. Ağlamamak için kendimi çok zor tutuyorum. Başka bi görevli adın ne, soyadın ne, vırt zırt diye bağırarak soruyor, kendimi Nazi kampında hissettim desem yalan olmaz, ağlamaklıyım ağzımı açamıyorum ki, adam habire tekrarlıyor adın ne, adın ne, demek iş birliği yapmak istemiyorsun ha! Zar zor söylüyorum, yerime oturunca bana bakıyorlar, ben de onlara öldürmek istercesine bakıyorum, bilmukabele, sorunlu olduğum tesbit edildi. Gözler bende. Etrafı izliyorum bi süre, şoktan çıktım, çok uzun sürdü. Bayan güvenlik görevlisi benden sonraki kızın göğüslerini bile yokladı, gördüm.

Kelepçeli iki genç getirdiler içeri 18-19 yaşlarında. İçerde tek beyaz Amerikalı yok, soruyorum "neden burdasınız?" diye. Kız cevap veriyor "7 yaşındaki kuzenimin pasaportu yok". Meksika vatandaşı olan kuzenini USA'ye sokmaya calışıyor, bi başkası gene kimliğini unutmuş, etrafımda bi kaç kişi İngilizce konuşamıyor, ama konuşan herkese sordum, kimlikleri yok!!!

Bana neden "sen burdasın?" diye soruyorlar çok basit!!! "TÜRKİYE VATANDAŞIYIM da ondan!!!" Sonra bir kaç Hintli geliyor, ailece anne baba iki oğul, sonra kadınlar ayrı erkekler ayrı yerlerde oturuyor, arada bi kaç adımlık mesafe var, Hintli bi çocukla konuşuyoruz, O da "Özel İlgi Gösterilmesi" gerekenlerden! Hindistan da listede! Konuşmaya başlıyoruz, bilgisayarcıymış o da, ben söylenip duruyorum, gülmeye başlıyoruz, habire içeri yeni insanları alıyorlar.

Gene görevliler değişti saatler geçtikçe tabi... Başka bi tanesi gelip "sen!" diyor Hintli çocuğa "git en ön sıraya otur!". Benden en uzak köşe, gülüyorum artık! Saatler geçiyor, küçük çocuklar ağlıyor, sabırsızlanıyor, hiç bir görevli açıklama yapmıyor, sadece arada sırada isimler çağrılıyor, bekliyorum benden öncekiler bile çağrıldı, niye ben çağrılmadım. Pasaportları kontrol eden görevlilere bakıyorum, bana bakıyolar, ağızlarından "she's staring" "bon bon bakıyo" sözünü duyuyorum, arkadaşı bekliyo falan filân bişeyler işitiyorum. Kapı tarafında güvenlik görevlilerine bakıp Türkçe güzel şeyler söylüyorum sessiz sessiz...

Kalkıp bilgisayarın başındaki görevliye güvenlik görevlisine takılmadan ulaşıyorum, pasoportumun, I-20, öğrenci belgemin olduğunu, Sosyal Güvenlik Numaramın olduğunu Kaliforniya Üniversitesi'nde asistan olduğumu, neden beklediğimi soruyorum. "Sana sıra gelince çağırırız" diyor. Burda zaman kavramı yok. Saatler geçiyor ama her şey "bir süre" sonra olucak diye bekliyoruz. Başka bi güvenlik görevlisi kadın, bana yerime oturmamı emrediyor! "Otur yerine, sana ne denildiğini duydun!" Ben de altta kalmam tabi "duydum ne yapıcağımı da biliyorum, söylemene gerek yok" diyorum, dibime girip geç yerine diyor, dövücek beni, gözlerini kocaman açmış dikmiş üstüme... Ben neyim? Yaratık?

Bütün bu olanlar boyunca içimden neler söylediğimi belirtmeme gerek yok. Keşke hepiniz benim yerimde olabilseyiniz ve yürekten sadece Türkiye Vatandaşı olduğunuz için böyle iğrenç aşağılayıcı, insan haklarına aykırı muameleyi görüp; Amerika'nın nereye gittiğini, aslında ne kadar özgür ve farklı kültürlere, halklara açık olduğunu, insan haklarına saygılı olduğunu görebilseydiniz! Nihayet ismim okundu. Elinde pasaportumu bana doğru sallayan biri var. "Türkiye ha!" diyor. Artık alıştım, 4 saat geçmiş. Bütün belgelerim var sorun ne diyorum, beni tersliyor, "sen konuşmayacaksın, ben soru sorunca cevap vericeksin, ben konuşucam" diye azarlıyor, "ben federal görevliyim!"

O bilgisayarın başında, ben bankonun arkasında. Peki, ben de insanım pardon, hiç bir suçum yok, ama bilmiyorum ki ben şüpheliyim. Meğersem en başta bizi bir nevî gözaltına "You're detained" almışlar haberim yokmuş, Hintli çocuk söyledi, önündeki kağıdı dolduruyor; Special Interest Country Applicant Form. Yaşım, boyum, kilom, göz rengim, saçım, parmak izim, bilumum bilgi, adres vesaire, Amerika'ya gelmeden önce Türkiye'de ne yaptığım vesaire vesaire...

Evet başka bi görevli beni gene alıyor, başka bi odaya, resmim çekiliyor, boynuma bi suçlu tabelası asmadıkları kaldı, gene parmak izi, her şey organize, önce sağ başparmak, sağdan sola parmağımı yuvarlıyor kağıdın üstünde, parmağımın kenarındaki izler de çıkmalı, sağ elimin her parmağı için tekrarlıyor bunu, sonra tekrar sağ baş parmak bas çek, sonra diğer 4'ü bas çek! Aynısı sol el için, ellerim kapkara... Ne oldu bitti anlamıyorum. En sonunda nihayet Tanrı'ya şükürler olsun dışardayım. Dışardayım ama her şey değişti. Amerika degişiyor, milliyetçi politikalar, yabancı özellikle Müslüman düşmanlığı, yeni kanunlar, Amerika'ya karşı terör yaptığı ŞÜPHE edilen ülkelere saldırabilme kanunu!

Benden bu kadar, tabi bütün bu yazdıklarımı Amerika'daki Türk Elçiliklerine gazetelere, ulaşabildiğim her yere iletip sesimi duyurmaya ant içtim! Top sizde, bilinçli vatandaş olun, ülkenize sahip çıkın ve kimliğinizi koruyun! Kurmaca bir ürün olan Amerika rüyasının sırf Türkiye'den olduğunuz için bir çok durumda cahil Amerikalılar tarafından kâbusa dönüşebileceğini ancak Amerika'ya gelince anlayan çoğunluktan olmayın!!! Son söz: Düşündüm de ya beni ziyaret etmeyi düşünen annem, babam orda olsaydı benimle?


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 2862


 

Mim

Editör'ün Önerisi

Hani

Ali Türkan

Belki bir askeri darbe olmuştur o memlekette ve çok korkan birileri, bizleri korkulmayacak hale getirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu ülkenin adam gibi bütün adamlarını yok etmiş, kapatmış, sindirmiş, olmadı yurt dışına kaçmak zorunda bırakmıştır.  Devam


Daha fazlasını iste!

Erdem Abaka

Neden güzele ve ümit verene dair öneriler aldığımızda umurumuzda olmuyor da, ihtiyacımız olmayanı tüketme hastalığımız yüzünden başımıza gelmeyen kalmadığı halde, "tüketim canavarı olma" denildiğinde dinimize küfredilmiş gibi celâlleniyor, aslan kesiliyoruz?  Devam


Yazmak ya da yazmamak! İşte bütün mesele!

William + necdet

Sizden bir okurunuz ve hayranınız olarak, yüzüklerin kardeşliği adına çok istirham ediyorum necdet abi, lütven benim yazılarımı da pabliş ediniz, şu genç ömrümde benim de kendimi raytır gibi hissetmeye ihtiyacım olduğunu hesaba katınız...  Devam


Son Yorumlar

Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker

Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk

Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk

Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi


Web Gezgini

Savaş kararını (Apo'nun) avukatı aldırdı

Öcalan'ın hedefi ne sizce?

Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.

Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)


Son Yazılar

Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


Kanlıca'nın yalnızları

Deniz Türkoğlu

Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk.  Devam


Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru

Hülya Yalçın

Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor.  Devam


Nişantaşı Reasürans

Nuri Yalçın

Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil.  Devam


Boşluk

Ahmet Faruk Yağcı

Şu günlerde içinizde bir huzursuzluk, bir boşluk, garip bir ağrı sonrası esrikliği hissediyorsanız paniklemeyin. Eskisinden çok daha iyi ve mutlu olacaksınız.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  319 - 12 - 1637 - 1831


Web Derkenar
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Yazı Boyutu
©