Patronsuz Medya

Ancak belli bir açıdan (yamuk) bakınca algılanabilir olma durumu.

Anamorfoz

Ergin Yıldızoğlu - Cumhuriyet, 30 Aralık 2002


Kendi ülkem üzerine yazılanlara yaklaşırken, sağlıklı analiz için gerekli duygusal mesafeyi çoğunlukla koruyamıyorum (üstelik gündemde bir savaş var) "bu yazar bunu yazıyor ama aslında ne diyor" şüpheciliğiyle, metin akışındaki bozuklukları, çelişkileri vb. arayarak bakıyorum.

Çoğu kez de "derin" çözümlemeler arasında ayrıntı öne çıkıyor, büyük resim gözden kaçabiliyor.

Bu kez, Türkiye'ye, herhangi bir ülkeye bakar gibi, duygularımı işin içine sokmamaya çalışarak baktım. Karşıma, "Gerçeğiyle" karşılaşmış bir ülkeyle, büyük bir inatla bunu yadsımaya çalışan medya eliti çıktı.

Seçeneksizliğin dayanılmaz hafifliği: Halk savaş istemiyor.

Rivayete göre hükümet ve muhalefet savaş istemiyor. Ordu savaş istemiyor. İş çevreleri savaşın büyük bir yıkım getireceğini düşünüyor. Ama bu ülke adım adım savaşa sürükleniyor. Toprağının en "sorunlu" bölgelerini, liman ve havaalanlarını, emperyal bir proje izlediğini fütursuzca ilan etmiş bir ülkenin kullanımına açıyor.

Burada ulus devlet-ulusal egemenlik-jeopolitik çıkarlar denklemine uymayan bir gariplik yok mu? "Gariplik" diyorum çünkü bu "durum" tutarlı bir biçimde açıklanamıyor. Her açıklama gelip bir "şeye" çarpıyor, onu aşamıyor. Ama kimse, açıklama çabalarının hazmedemediği, öğütemediği bu "şeyi"sorgulamak bir yana, görmek bile istemiyor.

Çünkü bu aşılamayan, öğütülemeyen "şey", bu ülkede 20 yıl boyunca kurulan "ideolojik evrenin", diğer bir deyişle, ülke hakkında, halka anlatılan hikâyelerin, tutarlı bir görüntü sergileyebilmesi için, bu ülkeyi yönetenlerle onların sesi kartel medyasının, metinlerinin dışında bıraktıkları, bastırdıkları "şey" aslında bu ülkenin "gerçeği"!

Şimdi bu "gerçek" her bastırılan şey gibi yine (depremi hatılayınız) geri geldi ve cevabını istiyor! Medyanın yazarların, "bilen kişilerinin" çok büyük bir kesimi, ilginç bir biçimde hep aynı şeyi, seçeneğin "ölümle hastalık arasında" olduğunu kabullenmemizi istiyorlar: "bu savaşı engelleyemiyoruz! Dışında da kalamıyoruz" ya da "Türkiye'nin, biz bu oyunda yokuz demesi mümkün değil."

Böyle demek, uğrayacağımız (zarara uğrayacağımız kesin - E.Y) zararları çok daha büyütebilir" bir başkası "Böyle bir savaşın ne içinde olmak ne dışında kalmak iyi... Galiba en iyisi, bunun bir ölçüde hem içinde hem dışında görünmeyi sağlayacak bir "orta yol" bulmak. Umarız böyle bir formül bulunur".

Bu alıntıları çoğaltmak çok kolay ama gereksiz. Belli ki "imkânsız" bir durum var karşımızda. Her şıkta kaybediyoruz. Artık, Özal dönemindeki gibi, aklımızı peynir ekmekle yemediğimiz için "bir koyup üç almaktan" söz açan yok. Ama yine de çaresizliğimizin ağrısını azaltacak, onurlu, mantıklı bir açıklama istiyoruz.

Diğer bir deyişle, öyle bir fantezi yaratalım ki ağrımızı uyuştursun.

Şuna ne dersiniz: "Bu kez akıllandık, 25 milyar dolarlık talebi iki ABD bürokratının önüne koyduk" .

Ne yazık ki, yaşamında çok fantezi görmüş olanların bu malı almaya niyeti yok. Güngör Uras, Milliyet'teki köşesinde hemen üzerini çiziyor: "Faturanın tamamını biz ödeyeceğiz. Savaşın faturasını kimse bizimle paylaşmaz". (Milliyet, 27/12)

Esas sorulması gereken!

Birileri fantezi arayışlarını sürdüre dursun, biz açıkların gelip çarptığı "şey"le ilgilenerek "Türkiye bu günkü noktaya nasıl geldi? Neden, zarar göreceği, belki de bir süre sonra daha ağır 'travma'larla karşılaşacağı bir savaş sürecine girmeyi reddedemiyor?" sorularına cevap arayalım.

Karşımızda, gözlerimizin içine bakan "gerçeğimizle" ancak böyle yüzleşmeye başlayabiliriz: Bu ülkede 20 yıldır, çağdaşlaşma, serbest piyasa, küreselleşme kod sözcükleriyle anlatılan hikâye, kocaman, iç tutarlılıktan bile yoksun, bir yalandır! Ülkeyi "küreselleştiren" süreç, daha belirgin bir ifadeyle, İMF programları, ülke ekonomisinin bağışıklık sistemlerini, yani en kötü koşullarıda dahi ayakta kalmasına olanak veren iç dinamiklerini yıkmış, egemen sınıflarını karar veremez, iktidarlarına, kendi mallarına sahip çıkamaz bir noktaya getirmiş, ülkeyi de facto" sömürgeleştirmiştir".

Bu "saçma" saptamayı daha iyi anlamlandırabilmek için işe, sürecin en aşırı, ama dünü bugüne/savaşa bağlayan bir düğüm noktasına, 1999 stand-by anlaşmasının durduğu noktaya, ama biraz da açıyı değiştirerek adeta "yamuk" bakarak başlayabiliriz.

Okuyalım: 1999'da "milli gelir yüzde 6.4 gerilemiştir; cari açık/milli gelir oranı hem 1999'da, hem de 1995-99 ortalaması olarak yüzde 1'in altındadır.

Kısacası, son iki yılda cari işlemleri kabaca dengede olan; büyümenin yüzde 8'e yaklaştığı 1995-97 döneminde bile cari açık/milli gelir oranı yüzde 1.3 gibi ılımlı bir boyutta kalan Türkiye ekonomisini yönetenler (her ne hikmetse) var güçleriyle dış kaynak arayışına girişmişlerdir.

Bu türden bir ek dış finansman arayışını (ve tipik bir stand-by'ı) gerektirecek bir aşırı ısınma durumu 1999'da yoktur. Enflasyon yüksektir fakat kroniktir ve aşırı ısınma ile ilgisi yoktur.

Ancak 'döviz çıpası' seçeneği, "anti enflasyonist politika seçeneklerinden sadece biridir ve Türkiye'nin bu seçeneğe yönlendirilmesi zorunluluğu yoktu" (Boratav: Finansal Kriz İMF'nin Eseridir. www.toplumsalbellek.org)

Vurgulayalım: 1999 stand-by anlaşmasını yaparak ayrıca borçlanmanın bir gereği yoktu! Üstelik, borç ödeme sorunu, ödemeler dengesi krizi yokken anlaşmalar yapıldı, enflasyonla mücadele adına getirilen tedbirler ülkeyi, tarihinin en büyük ekonomik krizine sürükledi!

"Yamuk"bakmaya devam edelim:

Ekim 1999'da ABD, Orta Asya Ordusu'nu, Pasifik Komutanlığı'ndan alarak Ortadoğu'dan sorumlu merkez komutanlığa bağladı. Böylece dünyanın en önemli petrol bölgeleri tek bir komutanlığın hareket alanı içinde birleştirildi. Sonra Bush darbesi, 11 Eylül saldırısı, "terörizme karşı savaş", Afganistan ve şimdi de Irak'tan başlayarak tüm Ortadoğu... Ve kaçmadığımız savaş...

Şimdi yine soralım:

Neden bu stand-by anlaşması hiç gerekli değilken hem de son derece kritik bir anda, ABD'nin bölgeye yönelik stratejik yaklaşımını değiştirmeye başladığına dair ilk önemli göstergeler su yüzüne çıkarken yapıldı?

Neden bu program uygulandıktan sonra ülke ABD tarafından kontrol edilen İMF'nin yardımı olmazsa yaşayamaz hale geldi?

Ya 1999 İMF anlaşmasının gerekçesi, ekonomik değil de siyasiyse?

Ya, ülke ekonomisinin son dayanma noktaları bu "gereksiz"anlaşmanın getirdiği krizle, ABD'nin jeopolitik hesaplarına bağlı olarak kırıldıysa?

Ne kadar "saçma" bir akıl yürütme değil mi? Ama bastırılanlar da aslında verili denklemlerin rasyoneline uymadığı, "saçma"olduğu için bastırılmaz mı?

Şimdi artık "Mecburmuşuz! Girecekmişiz..." diye yakınmak yerine ülkeyi bu noktaya getiren verili denklemleri sorgulamak gerekmez mi?

* * *

Gönderen: Filiz Abaka


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 5958


 

Mim

Editör'ün Önerisi

Çingeneler zamanı

Ali Türkan

Adeyin döktürün biraz! Eeeeep beraber! Sıvgana bilkaya varacaaaam garıma da kızanıma bakacam masaları, sofraları guracaaaam kimseye muhtaç galmayacaaamaaade güzel emine'm kalksanaaalevent'e göbekleri atsanaaalevent paraları kazaaanıııırayilenin çileleriii azalır.  Devam


Bireysel silahlanma ve çocuklar

Çağatay Acar

Can güvenliği mazeretine sığınarak silah edinenlerin asıl gerekçeleri aslında kendilerinin de farkında olmadıkları, topluma ve kendine güvensizliktir. Topluma ve kendisine güvenmeyen insanlar silahın gölgesine sığınırlar.  Devam


İstanbul Efendisi

Necdet Şen

Bazen insanlar seksenine merdiven dayadığı halde, hem de pek önemsediği, maarif vekâletinden verilmiş meslek diplomasına rağmen, aslında kadim bir imtihan yeri olan bu dünyada pişemeden gelip geçiverirler.  Devam


Son Yorumlar

Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker

Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk

Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk

Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi


Web Gezgini

Savaş kararını (Apo'nun) avukatı aldırdı

Öcalan'ın hedefi ne sizce?

Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.

Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)


Son Yazılar

Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


Kanlıca'nın yalnızları

Deniz Türkoğlu

Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk.  Devam


Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru

Hülya Yalçın

Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor.  Devam


Nişantaşı Reasürans

Nuri Yalçın

Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  251 - 10 - 1239 - 1277


Web Derkenar
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Yazı Boyutu
©