Woody Harrelson - Guardian
Beni işe götürüp getiren şoförün adı da Woody. İsmini unutma şansını en aza indirgediğinden rahatlatıcı bir durum benim için. Ben ona Woodman diyorum, o da bana Wood. Bira içmeyi bırakmama üzülse de, benim buradaki en iyi arkadaşım o. Zeki ve komik biri ve siyah taksisinin direksiyonunda geçirdiği 33 yılda görmediği hiç bir şey kalmamış.
Benden hoşlandığından emin olmadan önce epey bir süre getirip götürdü beni; siyah taksileri durdurmak için kapısına vuran insanlardan hoşlanmıyor. Woodman'la birçok konuda anlaşıyoruz, anlaşamadığımız tek konu Irak.
Saddam'ın anladığı tek dilin kaba kuvvet olduğuna inanıyor. Ben tek bir adam için kentleri bombalamaya inanmıyorum. Körfez Savaşı'nın başlangıcından bu yana, bir milyon Iraklı öldürdük. Çok şükür ki, savaştan bahsettiğim pek çok İngiliz bana Woodman'dan daha yakın. Sadece Başbakanları bunu fark etmemiş görünüyor.
West End'de bir tiyatro oyunu için üç aydır burdayım. Hayatımın en güzel zamanını geçiriyorum. İngiltere'yi, insanları, parkları, tiyatroyu seviyorum. Oyun güzel, seyirciler de rüya gibi. Belki de rahatıma bakmalı, mutlu olmalı ve havadan sudan konuşmalıyım, ama savaş aklımdan hiç çıkmıyor -uykularımı kaçırıyor. 80'lerin sonunda, İran-Irak savaşı devam ederken bir Iraklıyla basketbol oynamıştık. O zamanlar ABD ve İngiltere'nin iki tarafa da silah sattığını bilmiyordum. Ona neden sürekli birbirleriyle savaştıklarını sormuştum, hiç unutamadığım bir yanıt vermişti bana: "Halklara kalmış olsa, barış olurdu. Savaşı devletler yaratıyor."
Şimdi benim devletim bir yıldan kısa bir süre içinde ikinci bir savaş yaratıyor. Hayır, savaşmak için iki taraf olması lazım, onun için "ikinci bombardıman kampanyası" demem daha uygun düşüyor tabii. Harvey Weinstein benim de oynadığım Saraybosna'ya Hoşgeldiniz (Welcome to Sarajevo) filmini Clinton'a gösterdiğinde ben de gitmiştim Beyaz Saray'a. Clinton'la birkaç dakika yalnız kalma fırsatım oldu. Saddam'ın silah denetçilerini ülkeden attığına dair haberler gündemin bir numaralı maddesiydi, ben de ne yapacağını sordum. Cevabı çok rahatlatıcıydı: "Herkes onu bombalamamı söylüyor. Askerlerin hepsi 'Bombalaman lazım' diyor. Ama tek bir masum insan dahi ölürse, bunun yükünü taşıyamam." Gözlerine baktım ve ona inandım. O zamanlar, Clinton'ın tam da o sırada insani yardımları bloke ederek binlerce masum insanın ölmesine göz yumduğunu bilmiyordum.
Ben bir babayım ve ne kadar çok, ne kadar yoğun olursa olsun hiç bir propaganda yarım milyon çocuğun ölümünü "zaiyat" olarak kabul etmeye ikna edemez beni. Gerçek şu ki, Saddam Hüseyin bizim oğlan. Onu iktidara getiren CIA. İran Şahı'nı ve Noriega'yı ve Marcos'u ve Taliban'ı ve sayısız diğer acımasız tiranı da iktidara getiren CIA.
Gerçek şu ki, Baba George Bush, Saddam'a, Saddam onu İran'a ve sonra da Kürtlere karşı kullandıktan sonra bile sinir gazı ve teknoloji sağlamayı sürdürdü. Uluslararası Af Örgütü Amnesty International'ın, Kürtlere karşı gaz kullanımı ve işkence uygulaması dahil olmak üzere Saddam'ın sayısız katliamının dökümünü yaptığı rapor masasında beklerken, Baba Bush 2 milyar dolarlık "tarım" kredisi, Thatcher da yüzbinlerce dolarlık ihraacat kredisi verdi Saddam'a. Baba Bush o sıralarda Amnesty raporlarından seçtiği bölümleri kendi petrol savaşı için kullanıyordu.
10 yıl sonra, Shrub aynı çizgide ilerliyor: "Irak halkıyla bir sorunumuz yok." Yarım milyon Iraklı ana-babanın bu lâfla içlerine su serpilmiştir, eminim.
Yalanlardan bıkmış bir Amerikalıyım ben. Ve bizim devlet deyince, söylediklerinin çoğu yalan. Okullarımızda bize tarih diye öğrettikleri bir skandal. Christof Kolomb'un Amerika'yı gerçekten keşfettiğine inanarak büyüdük. Hala Kolomb gününü kutluyoruz. Kolomb'un peşinde olduğu tek şey vardı; altın. Kızılderililer onu hediyelerle, türlü inceliklerle ağırlarken günlüğüne şöyle yazmıştı:
Silahları yok. Demir yok... Sadece 50 adamla hepsini etkisiz hale getirebilir ve canımızın istediğini yaptırabiliriz."
Kolomb bugünkü Amerikan dış politikasının en mükemmel simgesi. Bu ırkçı ve emperyalist bir savaş. Beyaz Saray'ı ele geçiren savaş tacirleri (siz onlara "şahinler" diyorsunuz, ama ben böyle güzel bir kuşu harcayamam), bir ulusun acısını alıp, terörist diye tanımlamayı seçtikleri beyaz olmayan her ülkeye karşı açılacak sonsuz bir savaşa dönüştürdüler.
Washington'dakiler için dünya dev bir Monopoly oyunu. İşin tuhafı genel olarak Amerikalılar devletin nasıl işlediğini de bilir. Politikacılar onları iktidara getiren insanlar için, halk için ellerinden gelen her şeyi yapar. Gezegenimizi kirleten, insan haklarını dünya çapında ihlal eden dev endüstriler Amerikalı politikacıların canı ciğeri, en yakını.
Ama savaş dönemlerinde insanlar sağduyularını kaybeder. Bayraklar, sarı kurdeleler, posterler var. Medya kuruluşlarının her biri savaş davulları çalıyor. En sağduyulu insanlar bile başka ses duyamaz hale geldi. ABD'de, Tanrı korusun, savaşın ya da bir şehre 30 bin fit yükseklikten misket bombaları atmanın adil olmadığını söylemeyegörün, hemen korkaklıkla suçlanırsınız.
Televizyonda hiciv programları yapan Bill Maher, Afganistan bombardımanıyla ilgili yorumda bulununca, Disney, fişini çekiverdi onun. İfade özgürlüğüyle övünen bir ülkede, tek bir muhalefet sözü işinizden olmanıza yetebiliyor.
Buradaki bir gazetede, kendisinden alınan vergiden savaş çabalarına gidecek kısmını ödemeyi reddeden bir kadından bahsediliyordu. Yüzde 17 gibi bir orandı ödemeyi reddettiği. Bu fikri çok beğendim, ama Amerika'da ödemeyeceğiniz kısım yüzde 50'yi bulur. Parayı bir tür enerji biçimi olarak düşünürseniz, Amerikan yönetimi enerjisinin yüzde 50'sini savaşa ve kitle imha silahlarına harcıyor. Son 30 yılda, bu 10 trilyon dolardan fazla bir paraya tekabül ediyor. Düşünsenize, bu para yağmur ormanlarını korumaya ya da sürdürülebilir bir ekonomi sağlamaya harcanabilirdi.
Woodman'a teslim oldum ve birkaç bardak bira içmek için durduk. Bana "Bush'un yerinde olsan ne yapardın" diye sordu.
Kolay:
Kyoto anlaşmasına uyardım. Uluslararası Ceza Mahkemesi'ine katılırdım.
Monsanto, Dupont ve Exxon gibi dünyayı mahveden şirketlere teşvik vermeyi keserdim. Nükleer enerji fabrikalarını kapatırdım. Bu kadarıyla şimdiden 200 milyar dolar tasarruf etmiş oldum bile.
Daha bir 100 milyar dolar da, küçük şirketlerin ilaç üretmemesi için verilen savaşı durdurarak tasarruf ederdim.
Savunma bütçesini de yarıya indirerek yılda 200 milyar dolar daha koyardım kenara.
Baksanıza sadece yeryüzünü kirletenlere ve savaş tacirlerine hayır diyerek 500 milyar dolar tasarruf etmiş oldum.
Sonra 300 milyar doları vergi mükelleflerine geri verirdim. Geri kalanı alır, çocuklarımızın öğretmenlerine hakettiklerini ödemek için kullanırdım.
100 milyar doları alternatif yakıt ve yenilenebilir enerji üretimi için kullanırdım. Çiftçiyi ekonominin kökü haline getiren Chemurgy hareketini canlandırırırdım. Buğday sapından, pirinç çeltiğinden kâğıt ve yakıt üretirdim.
Dünya Çevre Zirvesi'ne katılmakla kalmaz, ona sponsor olurdum. A, tabii bir de kendime yüklü bir zam yapardım.
Woodman beni eve bırakırken, fikirlerimi beğenip beğenmediğini sordum. Zoraki bir "evet" yanıtı aldım.
Tam yanımdan ayrılırken bağırdı, "Ama günün sonunda birkaç bardak birayla sarhoş olan adama da asla oy vermem."
Çeviren: Işın Eliçin
Kaynak: Habermania e posta grubu
Katil Doğanlar, Saraybosna'ya Hoşgeldiniz, İnce Kırmızı Hat gibi filmlerde başrol oynayan Woody Harrelson, Guardian'a yazdığı yazıda, ABD'nin dış politikasını bir Hollywood yıldızı gözüyle değerlendirdi.
Mim
Ali Türkan
Ölen kardeşinin adını verdi oğluna. Yıllar sonra, bilmem kaçıncı kez taşındığım evlerden birine yerleşmeye çalışırken, bir kartonun içinde, boynundan fırlayıp önüme düşen o muskayı gördüm.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 328 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart