Patronsuz Medya

Sizi de rahatsız ettim…

  Melih Özel - 15 Haziran 2011

Melih Özel, Sizi De Rahatsız Ettim, Karina Yayınevi, 2017, Sayfa: 11-17


Konsültasyon formu masamın üzerinde duruyordu. Üzerine küçük bir de not iliştirilmişti.

Onkolojiden aradılar hocam, acil olduğunu söylediler.

Formu aldım.

Kliniğimizde metastatik sinovyal sarkom nedeni ile yatmakta olan hasta…

Cümleyi tamamlayamadım.

Sinovyal sarkom tanısı ile her karşılaşmamda yaşadığım şeyi gene yaşadım. Gözlerimin önünde o parlak yeşil ışık belirdi. Bir çift yeşil ışığı andıran o gözler canlandı gene.

* * *

Tam 22 yıl önceydi. Nöbetçiydim. Güzel bir sonbahar akşamıydı.

İsmini ilk kez, hasta dosyasının kimlik bölümünde gördüm.

'Piyade Teğmen İsmail Yaman. 1967, Konya.'

Nöbeti yeni teslim almış, yoğun bakımdaki hastaların vizitini yapıyordum nöbetçi hemşire geldiğinde.

- Yeni yatan hasta tedavisini yaptırmak istemiyor!

İhtisasa başlayalı daha birkaç ay olmuştu ve bu tür problemlerle karşılaştığımda nasıl davranmam gerektiğine dair henüz oluşmuş bir fikrim yoktu.

Hem hasta hakkında bilgilenmek hem de biraz düşünebilmek için, hastanın yanına gitmeden önce dosyasına bir göz atmak istedim.

Poliklinikten öğleden sonra yatırılmış olmasına rağmen dosyası doldurulmuştu. Tanı bölümüne göz attım:

Sinovyal sarkom.

Sinovyal sarkom! Henüz ihtisasımın ilk ayları idi, ancak 'sinovyal sarkom'lafı bana bir şeyler anlatıyordu; hele akciğer filmine göz atıldığında hasta hakkında yeterince bilgi sahibi olabiliyordu insan.

Sağ uyluğun, kalça kemiğine yakın bölümünde eklem kapsülünden kaynaklanan habis bir yumuşak doku tümörü söz konusu idi ve her iki akciğerinde de toplu iğne başından ceviz büyüklüğüne dek değişen yüzlerce metastatik kitle görülüyordu.

'Piyade Teğmen İsmail Yaman. 1967, Konya.'

Henüz 22 yaşında idi!

Kemoterapi için yatırılmış ve tedavisi düzenlenmişti. Dört kürlük tedavi protokolünün ikincisi idi bu.

Pek çok kanser hastasında karşılaştığımız, tedaviyi reddetme ya da geciktirme davranışı ile karşılaştığımın farkında olarak ve biraz da yarım bırakmak zorunda kaldığım diğer işlerden dolayı canım sıkılarak, odasına yöneldim.

Bir yandan da, henüz 22 yaşında olan ve sinovyal sarkom nedeniyle kemoterapi alan her hastanın kapris yapma hakkına sahip olduğunun kabullenilmesi gerektiğini düşünüyordum.

Odaya girdim.

Çok açık şampanya renkli duvarda, batmakta olan güneşin karşıdaki binalardan yansıyan ışıkları gölge oyunları yapıyor gibi idi. Beyaz çarşaflı yatakta oturur durumda gördüm onu. Sırtını pencereye dönmüş ve ayaklarını yatağın sağ tarafına sarkıtmıştı.

Söylenecek ilk söze hemen karşı çıkacakmış gibi bir ifade, neredeyse çarşafla aynı renkteki yüzünde hemen dikkati çekiyordu. Sağ eli ile, üzerinde serum şişesi takılı serum askısına tutunuyor, diğer eli ile de sağ el bileğinin birkaç santim yukarısına takılmış olan serum setinin iğnesini tutan flasterleri açmaya çalışıyordu.

Beni görünce yapmaya çalıştığı şeyi bıraktı. Birkaç saniye öyle bakıştık. Arkasında, yatağın diğer tarafında nöbetçi hemşire, elinde henüz enjektöre çekmediği ilâçlar ve yüzünde bezgin bir ifade ile bekliyordu.

Saçları tama yakın dökülmüştü. Yalnız saçları değil kaşları da dökülmüş gibi idi. Sarışın olduğu hissini uyandırıyordu.

Gözleri yeşil miydi?

Çok, ama çok zayıftı. Avurtları çökük, çenesi belirgin, elmacık kemikleri çıkıktı. Bilekleri küçük bir çocuğun bilekleri kadar ince idi. Elleri, kolları, bacakları ve ayaklarına bakıldığında, sanki kemik doku ile cilt arasında hiç bir doku yokmuş izlenimi ediniyordu insan. Oldukça uzun boylu idi.

Sessizliği o bozdu:

- Sizi de rahatsız ettim…

Sesi kararlı, ancak titrekti. Belirgin bir sinirlilik ve bezginlik fark ediliyordu konuşma biçiminde. Evet, gözleri yeşildi ve yüzünün solukluğu ile belirgin bir tezat oluşturacak kadar parlak ve canlı idi.

Yeşil bir çift ışık gibiydiler.

Doğrudan gözlerimin içine bakıyordu.

- İsmail, merhaba. Hoş geldin. Yattığından şimdi haberim oldu. Keşke tedavi girişiminden önce konuşabilseydik.

Yüzüne alaycı bir gülümseme yayıldı. 'Ben bu numaraları yutmam' mesajını veriyordu yüz ifadesi. Bir önceki kemoterapi sırasında yaşadıklarını henüz unutmamıştı ve nöbetçi doktorun bu yaklaşımı, kararından vazgeçmesini sağlamak için yeterince güçlü değildi.

- Tedavi yaptırmak için geldim tabii de… Daha önce de yapıldı, biliyorum… Perişan ediyor insanı. Bu gece olmasın istiyorum… Kapris yapıyorum sanmayın. Ama bu gece taktırmayacağım bu ilâcı. Beni zorlamayın.

Nöbetçi hemşireye belli belirsiz işaret ettim. Sessizce odadan çıktı hemşire. Masanın kenarındaki sandalyeyi karşısına çekip oturdum. Yüzünü dikkatle incelerken de sordum:

- Konya'lı mısın?

- Evet, neden?

- Hiç, hemşeriyiz de. Neresinde oturuyorsun?

Yaklaşık yirmi dakika hastalığı ve tedavisinden hiç söz etmeden konuştuk. Konuşurken sanki hastanede ve hasta değil mişçesine dingin, sakin bir ifade beliriyordu yüzünde. Sonra hastalığını anlattı.

Mezun olduktan iki ay sonra hastalanmış. Birkaç hafta süren tetkik aşaması sonunda yapılan küçük bir operasyonla alınan biyopsi sonucu sinovyal sarkom olduğu söylenmiş.

Hastalığın gerçekte ne anlama geldiğini, biyolojik davranışının ne denli habis olduğunu bilmediği aşikârdı. Ameliyat edilemeyeceğine karar verilmiş ve kemoterapi başlanmış. İlk tedavi yirmi sekiz gün önce uygulanmış. Bunları sıradan şeylermişcesine anlattıktan sonra:

- İkinci kür için geldim. Hoca 'tedaviyi yapar iki gün sonra seni göndeririz'dedi. Ama bu odaya girip de yatağa yatınca insanın göğsünü mengeneyle sıkıştırıyorlar sanki. Tedavi insanı kamyon çarpmış gibi yapıyor. İstemiyorum.

İlk kür tedaviden sonra kendisini daha yeni iyi hissetmeye başlamıştı. Şimdi verilecek tedavi ile yeniden durumunun bozulacağını düşünüyor, bundan da sıkıntı duyuyordu.

- Gerçi tedaviden fayda gördüm. Her kürden sonra mutlaka daha iyi olacağım ve hastalığı atlatacağım düşüncesi de hep aklımda, ama…

Akciğer filmi geldi bir an gözlerimin önüne. Her iki akciğerin, neredeyse tamamına yakınını kaplayan yüzlerce metastatik nodül!

Üstelik bunlar, büyük olasılıkla gerçekte var olanların, röntgen filmi üzerine yansıyan belirli bir kısmı olsa gerekti.

Hastaya, ameliyat edilememesinin gerçek nedeni anlatılmış mıydı acaba? Metastaz yapmış tümörlerin kendilerinin çıkarılmasının fazla bir yararı olmayacağını biliyor muydu?

Tedavinin dört kür olduğundan, bu evrelerde tedavinin aksamasının sakıncalarından söz ettim, aslında çok büyük bir önem taşımadığını da bilerek ve söylediğim masum yalanlardan ötürü yüreğim burkularak.

- Planlanmış bir tedavin var. Bir günün ne önemi var deme. Saatler bile önemli. Hissedebileceğin o bulantılar için, tedavi öncesi ve sonrasında önlemler alınmış zaten. Gece biz buradayız. Sana ilk kürde yaşadığın sıkıntıları yaşamazsın diyemiyorum, ama en azından daha hafif geçeceğine garanti verebilirim. Şimdi hemşireye izin ver de tedavini yapsın. Ben de biraz diğer hastalarla ilgileneyim olur mu?

İkna olmamıştı. Ama teslim oldu.

- Tamam. Sizin de zamanınızı aldım. Kusura bakmayın.

Uzandı ve yüzünü cama döndü. Serum seti takılı sağ kolu sağ tarafında hareketsiz duruyordu. Sanki o kol, vücudunun bir parçası değil miş gibi öylece bırakmıştı sağ yanında.

Hemşireyi tedavi için odasına gönderdim. Gece boyunca birkaç kez yanına uğrayıp durumunu sordum. Şikayetçiydi ve hiç haksız değildi.

Ertesi gün nöbeti teslim ettim ve doğrusu İsmail'i de unuttum.

* * *

Bir ay kadar sonra idi. Poliklinikten çıkmak üzereyken burun buruna geldim, İsmail'le. Daha iyi gözüküyordu. Hatırladığımdan daha uzun ve daha zayıftı, ancak solukluğu azalmıştı. Yeşil parlak ışıklar daha da canlı bakıyor gibi idi şu anda ve gülümsüyordu.

- Ooo, İsmail, maşaallah. İyi gözüküyorsun.

Hatırlandığına sevindi ve bunu söyledi de. Sonra da ekledi:

- Bu gün nöbetçi misiniz?

- Değilim, neden?

Yüzündeki gülümseme bir an silinir gibi oldu. Ya da bana öyle geldi. Sonra eski halini aldı yüz ifadesi. Tedavi için geldiğinden, hocanın bu kürden sonraki tedavileri memleketinde yaptırabileceğini söylediğinden, geçen sefer tedavi sırasında daha rahat olduğundan, bu gece için de tedirgin olduğundan filân söz etti.

O günkü yardımlarım için teşekkür etti ve sonra da Konya'dan bir isteğim olup olmadığını sordu.

- Sağol İsmail, eksik olma, bir şey istemem. Kendine iyi bak yeter.

Vedalaştık. Yatacağı odaya gitmek üzere üst kat merdivenlerine doğru, belirgin şekilde aksayarak yürüdü. Merdivenlerden çıkışını bir süre izledim, belleğimde o akciğer filmi bütün korkunçluğu ile canlanarak.

O günkü işlerimi tamamladıktan sonra yattığı odaya gittim:

- Merhaba, tedavin sırasında sohbete var mısın? Morali çok iyi gözüküyordu. Gücünün arttığını, giderek iyiye gittiğini söyledi. Bu süre içerisinde birkaç kez nefes darlığı olduğunu ve öksürdüğünü, bir iki defa da kan tükürdüğünü söyledi.

Bir koşu gidip, hemşire deskindeki dosyada bulunan yeni akciğer filmine göz atmamak için kendimi güç tutuyordum. Biraz da neler göreceğimi tahmin ediyor olmak engelledi beni.

Tedavisi tamamlandıktan sonra da geç vakte kadar yanında oturdum. Hem sohbet ettik, hem bulantı ve kusmaları sırasında yardımcı olmaya çalıştım. Bir zaman sonra:

- Bana müsaade, dedim. Yarın mesai var. İyi geceler!

- Yarın gidiyorum. Son kürü Konya'da yaptıracağım. İstirahatim bittiğinde yazın görüşürüz. Her şey için teşekkürler.

Odanın sarı, loş ışığında zayıf ve soluk yüzünün ortasında, iki parlak ışık halinde o yeşil gözler gülümsüyorlardı.

El sıkıştık.

- Kendine iyi bak, iyi yolculuklar.

Mart ayının ortaları idi ve bu O'nu son görüşümdü.

* * *

Dosyasının, bir daha alınmamak üzere arşive gidişini gördüm ama.

Belleğimdeki parlak yeşil ışıklar ise hiç kaybolmadı.

Her synovial sarkom tanısı, o ışıkları yeniden yaktı.

Yorumlar

Kaleminize sağlık doktor Bey. Hastaya insanî yaklaşıma çok güzel bir örnek olmuş. Keşke tüm doktorlarda aynı inceliği ve insan sevgisini görebilseydik, dünya çok daha güzel bir yer olurdu. Hikayeyi içim acıyarak, iki kez okudum. Merhuma Allah'tan rahmet diliyorum. Acıları bitmiş hiç değilse.

Nermin Uras - 16 Haziran 2011 (18:03)

Hocam, eminim ki hasta da sizin ışıldayan kalbinizi unutmamıştır.

Kadir Ser - 16 Haziran 2011 (21:26)

Bir dokun bin işit demiş büyüklerimiz. Ne kadar da doğru…

Hocamız deneyimlerinden yola çıkarak hüzünlü bir yaşam kesitini paylaşmış bizlerle. Hangimizin anılarında yok ki kahrolası Ca ?

İnanın katlanması çok zor olmasına rağmen yine de okudum lezzetli anlatımınızı… Lâkin derinden üzüntüye gark oldum, geçmişi tekrar yaşayarak.

Değerli Özel Hocam, lütfen keyifli yazılarınızdan bizleri mahrum bırakmayınız… Fakat yorgun yürekleri de hesaba katın derim.

Saygılarımla.

Macit Cününoğlu - 17 Haziran 2011 (15:27)

Yaşama dair yazılarını beğenerek okuduğum sevgili meslektaşım, sınıf arkadaşım, dostum Dr. Ahmet Faruk Yağcı'nın teşviki ile Derkenar'a yazma cesareti buldum.

Daha önce bazı yazılara küçük yorumlar da yazmıştım.

Ama kendi yazımı ekranda görmek heyecan verici oldu benim için.

Teşvik eden, güç veren yorumlarınız için teşekkürler.

Melih Özel - 17 Haziran 2011 (17:55)

Sevgili Melih, sevgili sınıf arkadaşım, hekimlikte insancıllığın, insan sıcağının ne kadar önemli olduğunu ne güzel ifade etmişsin. İnsanla uğraşan insanlar olarak hekimliğin teknikten öte; bilgi, beceri ve değer sistemi olduğunu akıcı bir dille aktarmışsın.

Kutluyor, yeni yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum:)

Ve yazilarini hekim adayı öğrencilerimle paylaşacağim.

Saygı ve sevgilerimle. Nesrin

Nesrin Çobanoglu - 18 Haziran 2011 (13:49)

Melihciğim, mesleğinin yanında resim ve yazılarınla sanata olan ilgin çok güzel. Yaşadığın olaya yaklaşımın ve anlatım tarzın da beni çok etkiledi. Bu yazına vesile olan Merhum'a Allah'tan rahmet dilerim.

Kemal Ümit Özel - 19 Haziran 2011 (09:52)

Hocam bu illete hâlâ bir çare yok mu aynı hastalıktan muzdaribiz bize yardımcı olun lütfennn kardeşim çok genç daha.

Melek - 17 Ocak 2012 (20:40)

Yazdıklarım, 25 yıl öncesinin hatıraları. Lütfen, o döneme ait imkânsızlıklardan hareketle yazdığım ve o yaşıma ait duygusallıkları içeren yazımdan hareketle, hastanız ve hastalığı için umutsuzluğa kapılmayın ve yapılması gerekenleri ihmal etmeyin. Günümüz tıbbının imkân ve kabiliyetlerinin, hastanıza mutlaka katkı ve yarar sağlayacağına eminim.

Melih Özel - 18 Ocak 2012 (21:17)

Melih hocam günümüz tıbbın imkânları diyorsunuz, biz de buna çok güveniyoruz ama sanırım değişen bi şey yok ya da doktorlarımız ayrıntılı bilmiyor 5 aylık kemoterapisi bitti tomografiye göre çok az faydası olmuş şu an tablet halinde bir ilâca başlandı seçenek kalmadı oyalamak için mi yoksa bu ilâç gereken her şeyi yapıyoruz bize tavsiye edeceğiniz bildiğiniz duyduğunuz bir çare varsa lütfen paylaşın dünyanın öbür ucuna gitmeye de hazırız.

Melek - 14 Haziran 2012 (11:41)

Melek Hanım, içinde bulunduğunuz ruh halini anlıyor ve inanın takdir ediyorum. Hastalığın ne olduğunu, hangi evrede ve hangi şiddette olduğunu bilmeden; tedavi aşamaları hakkında bilgi sahibi olmadan yorum yapmak çok yanlış olur. Ayrıca branşım itibarı ile de yorum yapacak durumda değilim (ben bir gastroenteroloji uzmanıyım).

Hastanızı en iyi tanıyan hekim, bunca zamandır tedavisini yönlendiren onkoloji uzmanı olmalı. Dolayısı ile her türlü soru ve kaygılarınızı onunla paylaşmalısınız.

Öte yandan, dünyada var ama bizde yok denilebilecek imkânların sayısı öyle çok de değil. Dolayısı ile çare var da biz ulaşamıyor muyuz acaba? düşüncesine çok da takılmayın. Bence hastanız uygun bir onkolojı takibi ile elde edilebilecek sonuç neyse, bir şekilde elde edecektir o sonucu.

Allah kolaylık versin!

Melih Özel - 16 Haziran 2012 (22:06)

İyi geceler hocam. Ben 31 yasında neseli mutlu ve şakacı bir insandım 1 sene öncesine kadar. Fakat bu hastalığın aynısı benim de basıma geldi ve benim de sol kasığımda 13 cm tümör var ve bu da akciğer omurilik ve bir miktar da karaciğere sıçramış durumda.

7 kür kemoterapi aldım radyoterapi tedavisi gördüm ve omuriliğimdeki ur bir miktar gerilemiş durumda fakat hastalık hergecen gün vücuduma yayılmaya devam ediyor. 7 kür sonunda ilâçlı genel tomografiye girdim ve doktor hastalığında istediğimiz düzeyde gerileme olmuş bundan sonra sana vereceğimiz kemoterapinin sana zararı olur diyerek ilâcı kestiler ve yaklaşık 2. 5 ay ilâç vermediler.

Birgün nefes alamayarak ve göğsümde mengeneye sıkışmış gibi oldum ve bayılmışım gözümü açtığımda acildeydim ve nefes almaya calışıyordum hemen oksijen verdiler ve birsüre sonra rahatladım. Tabi tetkikler falan filân derken akciğerlerde sıvı birikmiş dediler ve göğüs cerrahîsi servisinden doktorlar geldi hastalığın bizimle alâkalı değil onkolojiyle alâkalı dediler onkolojiden doktorlar geldi bizle alâkalı değil göğüs cerrahısıyle alâkalı dediler.

O ona attı o ona attı daha sonra bi şey yapamayacaklarını söylediler ve hiçbişey yapmadılar. Resmen ölüme terk edildim acil serviste. Taburcu edin baska hastaneye sevk edin dedik onu da yapmadılar. Elimden bütün mesuliyet hastaya aittir diyerek imzalı kâğıt aldılar ve taburcu ettiler.

Tedavimin yapıldığı hastaneye tedavi olmaya gittim ve benim kendi doktorum bi şeyin yok diyerek beni hastaneye yatırmadı ve baska hastaneye müracaatta bulundum. Muayene ettiler tahlil yaptılar ve beni durumun acil diyerek hemen yatırdılar ve tedaviye basladılar. Ciğerlerimdeki sıvının 1 litreye yakın olanını aldılar ve iğne ilâçla epey bi rahatlattılar beni. 15 gün sonra taburcu ettiler ve şu an evde oksijen makınasına bağlı hava desteğiyle yasamaya çalışıyorum.

Bu duruma gelmemin tek nedeni de bana yanlış teşhis sonucu verilen ilâç ve yüksek miktarda dozu ayarlanmadan verilen kortizon sebep olmuş. Biz resmen bazı doktorların kobayı olmusuz.

Yani hocam kısacası evimde ölümü bekliyorum. Hiç bir sekilde hiç bir gün isyan etmedim hep dua ettim moralimi elimden geldiğince yüksek tuttum. Benim isyanım beni bu hale getiren doktorlara ve benimle hastalığımdan sonraki karşılaşmamızda dalga gecer gibi konuşmasına.

Şimdi yargı aşamasındayız bana yaptığını baskasına yapmaması için mahkemeye verdik. Çektiğim acıları ben biliyorum bu yüzden baskalarına yapmazlar inşallah diye dua ediyorum. Allah bu hastalığı düşmanıma vermesin inşallah. Allahım cümle hastalarımıza şifa yakınlarımıza da sabır versin inşallah. Allahım hepimizin yardımcısı olsun inşallah.

Mustafa Acele - 28 Kasım 2012 (01:28)

Mustafa Bey, öncelikle geçmiş olsun dileklerimi kabul edin lütfen. Yaşadıklarınızı, başınızdan geçenleri o kadar iyi anlıyorum ki. Size bir cevap yazmadan önce bu kadar süre beklememin temel nedeni bu konuda söyleyebileceklerimizin, ne yazık ki, çok az ve yetersiz olmasıdır.

Size hastalığınızın durumu ile ilgili tıbbî, bilimsel bilgi vermek için takdir edersiniz ki ne bu ortam uygun ne de benim uzmanlık alanım (bir başka yorumcumuza verdiğim yanıtta da belirttiğim gibi ben bir gastroenteroloji uzmanıyım).

Ülkemizde hasta olmanın en zor yanı, hastalığın kendisinin yarattığı sorunlardan çok, bunu çözmesi gereken yerler ve kişilerle ilgili olan ya da buralarda yaratılan zorluklar ve sıkıntılarla başa çıkmak zorunda olmak her halde. Hastalığınızın seyri sırasında başınıza gelenleri de bu bakımdan değerlendiriyorum.

Öte yandan, evet maalesef bu hastalıkla ilgili tedavi seçenekleri sınırlı ve bu seçeneklerin etkileri de tartışmalı. Ama elde olan imkânlarla savaşmaya devam etmek gerekiyor.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi isyan etmeden, dua ederek, moralinizi elden geldiğince yüksek tutarak mücadele etmelisiniz. Her ne kadar bazı olumsuzluklar yaşamanıza neden olan hekimler, sağlık kuruluşları olmuşsa da, mutlaka sizi yönlendiren bir onkoloji uzmanınız vardır. Dolayısı ile her türlü soru ve kaygılarınızı onunla paylaşmalısınız.

Ümidinizi, beklentinizi kesip, moralinizi bozarak kendinize yararlı olmanız çok güç. Size samimi tavsiyem, bu konuda sizi anlayan, sizin de sevdiğiniz bir hekim ile irtibat içinde olmanız ve onun önerilerini uygulamanız.

Tekrar geçmiş olsun diyorum.

Melih Özel - 29 Kasım 2012 (12:29)

Hocam sizin bu işin uzmanı olmadığınızı biliyorum ama hastaya yaklaşım tarzınız ona moral verişiniz gercekten takdir edilmesi gereken bi husus.

Hocam siz diyorsunuz ya mutlaka sizi yönlendiren onkoloji uzmanınız vardır diye, evet var hocam ben kendisiyle her türlü derdimi, sıkıntımı, sorunumu paylaştım. Ümidimi hiç bir zaman kaybetmedim her türlü tedaviyi bana yaptı hastalığın istediğimiz derecede geriledi dedi ilâcı kesti beni umutlandırdı.

Ama aynı hastanenin aynı hocaları farklı hastanenin farklı hocaları ilâcın bana hiç bir şekilde faydasının olmadığını söylediler ve 3 aydır da doğru ilâç almadığım için hastalık iyice yayılmış durumda.

Şimdi bünyem zayıfladığı için ilâç veremiyorlar cerrahî müdahale yapamıyorlar elimizden bi şey gelmiyor diyorlar. Zaten ilk darbeyi bana yanlış teşhis koyan doktordan yedim şimdi 2. darbeyi de kendi onkoloji doktorumdan yedim.

Hocam ne olur bana bi yol gösterin bu hastalığın en iyi doktorları hastanesi neresi. Yaşım daha çok genç ve ben ölmek istemiyorum yaşamak istiyorum. Her gecen gün eriyip bitiyorum tükeniyorum. Hele canım annem benim bu halimi görünce kadıncağız o da benimle birlikte eriyip tükeniyor.

Mustafa Acele - 29 Kasım 2012 (19:39)

Mustafa Bey, büyük illerimizdeki üniversite hastaneleri bünyesinde onkoloji merkezleri / enstitüleri var. Ayrıca gene başlıca büyük illerimizde Onkoloji Hastaneleri var.

Ülkemizde Onkoloji biliminin düzeyini yabana atmayınız. Mutlaka size bir şekilde destek bulunur.

Sevgili Büdütörümüzden rica etsek, acaba bizi e-posta ortamında buluşturabilir mi? Böylece yaşadığınız yere göre bazı tavsiyelerimiz olabilir.

Melih Özel - 29 Kasım 2012 (23:24)

Değerli Mustafa Bey, sizin e posta adresinizi Dr. Melih Özel'e gönderdim.

Acil şifalar dilerim. Moralinizi yüksek tutun. Gün doğmadan neler doğar.

Büdütör - 29 Kasım 2012 (23:45)

İlginiz için teşekkür ederim hocam. Ben ankara üniversitesi tıp fakültesi tıbbî onkolojide tedaviye başladım fakat oradan yaşadığım olay başıma gelince şimdi demetevler onkoloji hastanesine gidiyorum. Bunlardan başka ankarada veya başka illerde bildiğiniz daha iyi doktor hastane varsa tavsiye edebileceğiniz oralara gitmek isterim tabii ki.

Mustafa Acele - 1 Aralık 2012 (02:22)

Mustafa Bey, bence çok iyi bir merkezde tedavi altındasınız.

Sık doktor / hastane değiştirmek, çok sık fikir değiştirmeye ve bu da tedavide gecikmelere neden olabilir. Dolayısı ile durumunuzda anlamlı değişiklik olmadıkça yeni bir arayışa girmeyin derim.

Yüksek moral, güçlü bağışıklık demektir. Aman ihmal etmeyin.

Umuyorum her şey gönlünüzden geçtiği gibi olur.

Melih Özel - 1 Aralık 2012 (13:22)

Görüyorum ki talihsizlikler sadece bizim başımızda değil miş biz de aynı sıkıntıları yaşıyoruz artık kendi hastalığımızın doktoru kendimiz olduk maalesef doktorumuza ne yapması gerektiğini artık biz söylüyoruz yoksa umurunda bile değil ona inat Allah'ın izniyle bu hastalıktan kurtulacağız tabi bize de yanlış teşhis konulmamışsa.

Bir de, sevgili hocam çok özür dileyerek sizden bir ricada bulunmak istiyorum googlea bu hastalıkla ilgili çare aramak için sinavyol sarkom yazdığımda ilk sizin yazınız geliyor ve bu da hastalğına çare arayanlar için neredeyse bir yıkım oluyor mümkünse yazınızdan hastalığın adını çıkarabilirmisinin eğer haddimi aştıysam tekrar özür dilerim ama gerçekten çok üzücü ve ümit tüketici.

Melek - 11 Haziran 2013 (10:13)

Hem bu ortamdaki dostlarımıza hem de hastalarıma her fırsatta sağlıkla ilgili konularda çareyi / çözümü internette aramanın doğru olmadığını söylüyorum. Bir kere daha tekrar etmek isterim.

Tabii ki internet bilgiye ulaşmak için büyük kolaylık sağlayan bir araç, ama ulaşılan bilginin doğruluğunun ya da güncelliğinin sağlamasının yapılabilmesi çok da kolay değil. Hele bir de uzman olmayan bir kişi teknik bir konuda arama yapıyor ise.

İnternette okuyup, öğrendiklerinizi doktorunuzla konuşun diyeceğim ama - kendimden de biliyorum - doktorunuzla görüşebildiğiniz sınırlı süre içerisinde bu tür konular da dahil her şeyi detaylı konuşabilme imkânınız olmayabiliyor. Ayrıca hekimler, internette kolayca ulaşılan -ve maalesef çoğu gereksiz ya da yanlış olan- bilginin kendilerine öneri olarak getirilmesinden de hoşlanmayabiliyorlar.

Her hekim hastasının durumunu mutlaka umursar ve önemser. Sizin hekiminizin de farklı olmadığını düşünmek isterim. Her şeye rağmen kendisi ile yakın irtibatınızı eksik etmeyin derim.

Konunun başlığı ile ilgili konuda Büdütör'ün de yardımı ile bir çözüm bulabileceğimizi umuyorum.

Sağlıcakla kalın.

Melih Özel - 11 Haziran 2013 (16:41)

Yazı o kadar akıcı ve etkileyici ki, içindeki herhangi bir cümleyi alıp başlığa çıkarmak mümkün. Yazarımızın da beğeneceğini umarak, başlığı Sizi de rahatsız ettim… olarak değiştirdik. Tüm ilgili linkleri de buna göre güncelledik.

Yerinde uyarısı için, değerli Melek Hanım'a da ayrıca teşekkür ediyoruz.

Büdütör - 11 Haziran 2013 (17:48)

İsim babalığını Büdütörümüzün yaptığı öykü ile başlayan ve Derkenar'da yayınlanmış yazılarımın bir bölümünden oluşan kitabım piyasaya çıktı.

Derkenar okurlarının daha önce okuduğu bu yazıları bir arada ve basılı halde bulundurmak istedim.

Kitabın tanıtımının da Derkenar'da olması benim için ayrı bir keyif oldu.

Tekrar teşekkür ediyorum sevgili Büdütörümüze.

Melih Özel - 8 Nisan 2017 (21:16)

Kitap vesilesiyle bir kez daha idrak ettik ki, her okuyuşta daha da fazla keyif veren ve su gibi akıp giden bu dili ne kadar övsek az.

Bu kalibredeki bir yazarın teveccüh gösterip Derkenar'a yazmış olması ise koltuklarımızı kabartan bir ayrıcalık.

Büdü Tör - 9 Nisan 2017 (08:47)

Ne hüzünlü. Ne insancıl. Ne sarsıcı.
Selam ve saygıyla…

Murat Örem - 9 Nisan 2017 (21:03)

diYorum

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Bacı Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Karikatür Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şarap Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

151