Çamay ve necdet
"Doğu felsefesinin temelinde yatan çileci tavır başka nasıl kavranabilirdi ki? Onların her gün yediği sağlıksız yiyeceklere kanaat etmek, onların yaşadığı mezbeleliklerde uyumak, aynı külüstür taşıtlarla yolculuk edip, yorgunluğu, hastalığı, pisliği, kendini önemsememeyi, en kötüsü de belirsizliği göze almak, ambalajlanmamış bir hayatı denemek zorundaydım. Neden mi zorundaydım? Sorma bunu." demissiniz.
ben sormuyorum. anthony hopkins'in shadowlands diye bir filmi vardı. orda söylediği sözleri hatırlattı bana yazdıklarınız.
"Tanrı bizi birer heykel gibi yontar, bizi biraz daha güzelleştirmek, inceltmek icin vurduğu çekiç darbeleridir acı. her darbeyle çizgilerimiz biraz daha incelir. bir kaya parçasıyla bir heykeli birbirinden ayıran o darbelerle yaratılan acılardır. tanrı bizi yontarken cekicini hep bir mutluluğun arkasından indirir. daha keskin olsun ve daha iyi yontsun diye. siz daha az acı çekmek için talepkâr olamazsınız."
ha, bana bir seyi daha hatırlatıyorsunuz. daha doğrusu birini:
Nikos Kazancakis'in el greco'ya mektuplar'i okuştum. haftalarca aradım, cahil amerikalılar yazarın adını bile duymamışlar değil ki kitabı bilsinler.
sonra okul kütüphanesinde ilk basımını buldum. sayfalarını koklayıp okşayarak okudum. geceleri aynı yastığa başımızı koyduk. gözlerimi açtığımda ilk dokunduğum bu kitap oldu. çok uzun zaman aldı bitirmem. bitirmek, elimden bırakmak istemedim. kendim gibi bir gezgin bulmuştum.
girit'e gitmeyi hic düşündünüz mü?
Çamay * 30 Nisan 2001
GİRİT DE DAHİL HER YERE GİDERİM ÜÇ KURUŞ PARAM OLSA.
KAZANCAKİS DE NE Kİ? CHARLES BUKOWSKİ'Yİ BİLE BİLMEYEN AMERİKALILAR, DEEP PURPLE VE JETHRO TULL'U HİÇ DUYMAMIŞ İNGİLİZLER TANIDIM BEN.
O KİTABI OKUMADIM. SHADOWLAND, ANTONY HoPKİNS'İN BİR YAZARI OYNADIĞI FİLM DEĞİL MİYDİ? HANİ KARISI ÖLÜYOR...
Necdet * 30 nisan 2001
şurup gibi bir gün bugün. bu çiçekler beni dellendirdi. en orgazmik mevsim bu bahar olmalı. kuşlar gibi cıvıldayıp, martılar gibi çığlık atmak geliyor insanın içinden.
bir önceki mektupta minnoş'dan bahsetmiştim. minnoş, fotografını görmediğiniz Van kırması bir prima donna. 10 emre karşı gelip bir kabahat işledi bu sabah.
bağırmasının sebebi (biz eyvah köpek boğuyor diye fırlamıştık yerimizden) tazecik bir yavru kuşu kendi yavrusuna getirmek istemesiymiş.
whiskas'la da beslesen, yağsız bonfilelerle, kuzu ciğerleriyle de vahşetin çağrısına engel olamıyorsun. üstelik, her fırsatta kendisini döven kızı için tutup da getirmesi kızmakla kızmamak arasında bırakıyor insanı. kızı, yani boncuk 7 yıl yaşadı. ve hiç hazzetmez annesinden. gel de içine sokma bu hayvanı, hâlâ annelik duygusuyla hareket ediyor.
yine de annemin anne yüreğini yumaşatamadı bu davranışı. fena azar işitti. national geographic'de seyrettiğim, yendiği rakibinin hanımına nikahı basan aslanın üvey yavrularını yemesini göz ardı edersem, sebepsiz öldüren tek hayvan yine de insan.
Çamay * 1 mayıs 2001
(live and let die)
Aslında insanın da öldürmek için sebebi var. Hayvanınkiyle benzeşiyor üstelik. Tuhaflık bizim rasyonel aklımızda.
Necdet * 1 Mayıs 2001
Çöldürdüğü kutup ayısının yanında poz veren cem boyner geldi şimdi gözlerimin önüne. ya da safari meraklısı, öldürdüğü aslanı anlatan ernest hemingway (sırf bu yüzden sevmem onu). zevk almak da bir sebep ise öldürmek için evet insanın da bir sebebi var.
Çamay * 1 mayıs 2001
İnan bana, aslanların fotograf makinesi olsa onlar da resim çektirirdi.
Necdet * 1 mayıs 2001
şu içinizdeki küçük neco'yu bana gönderemez misiniz bu akşam?
bayram yerinde kaybolmuş, yaramazlığının cezasını çeken sümüklü bir kız çocuğu gibiyim.
benim de tırnaklarımın içi tıklım tıklım iğde tozu, saçlarıma sakız yapışmış, bir batıp bir çıkıyorum cuvaldız gibi, karanlık dehlizlerimde bu akşam. içimdeki çocuk seksek oynuyor tek başına.
yüz verip iki satır yazdık diye mendil çıkarıp burnunu silmemi bekliyor bu kız da diyebilirsiniz.
insan yalnızken bütün korkuları üşüşüyor başına. yalnızlığımızın doyurulmasını istediğimiz zamanlar nedense ağzından memesi çekilmiş bebek gibi kalakalırız hep ortada.
Çamay * 2 mayıs 2001
Ah Çamay gönderirdim ama, anlaşılan o ki, ne sen Angelina Jolie kadar güzelsin ve ne de ben Keanu Reeves kadar yakışıklı.
Fakat şu mektuplardaki dil Angelina Jolie'de yok valla.
Yazmaya devam et.
Necdet * 2 Mayıs 2001
bakımlı, gürbüz, boğazını şık tasmaların süslediği sevimli finoları bırakıp, kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırmış, çöp kutularının çevresini tavaf eden, sokağın taptuk emre'lerine daha bir yakın hissederken kendinizi, nasıl olur da bir gece topladığı erikler eteğinden dökülmüş, mahalle kedilerine dağıtmak için mutfaktan çaldığı reçelli ekmeklerin kırıntıları yanağına yapışmış, göz çukurları taştı taşacak yaşlarla dolu, kaybolduğu için mutsuzluğun demir tacının alnını kırıştırdığı kücük bir kızın yanına, sırf Angelina Jolie kadar güzel değil diye kücük neco'yu göndermezsiniz?
meleklerin güzelliği hep yüzlerinde midir? dizlerini karınlarına doğru çekmiş, külotlarının göğe karşı yıldız gibi göründüğü iki küçük çocuk misali bir sokak duvarının üstüne oturup sohbet etmekti dileğim.
denizden taşıdığımız kova kova suyla sokak taşlarını yıkar, cam gibi parlatır sek sek oynardık, sokak taşları bir, ben iki, sen üç:) ben içinizden çıkarıp göndereceğiniz küçük neco'dan bahsediyordum, uzun bacaklı, küçük totolu kızlardan hoşlanan büyüğünden değil:)
Çamay * 2 Mayıs 2001
Peki o zaman, minik neco'yu gönderiyorum. Dolu doyum oynayın. Ama sakın üstünüzü başınızı kirletmeyin. Evden uzaklaşmayın. Koşmayın terlersiniz. Size yakınlık gösteren yabancılardan uzak durun. Babanızdan evvel evde olun. ödevlerinizi zamanında yapın. Size bir şey ikram edildiğinde "teşekkür ederim efendim "deyin. Büyüklerin lâfına karışmayın. Kavga yapmayın...
Ben yeniden minik neco olmak istediğimden emin değilim.
Necdet * 2 mayıs 2001
(live and get bored)
bugün mektuplarımın dibi tuttu, pek lezzet letafet yok.
burada olduğunuzu sanmıştım ama siz de yoksunuz.
habire bir fincan kahve, iki tutam tuz isteyen ısrarcı komşu gibi posta kutunuza dayanmaktan utanır oldum. benim kadar hem kekeme hem geveze olanı yoktur. kapı, pencere kapalı hatta baca bile tıkalı.
uğraşıp duruyorum. içeri alın beni. yarın söz, gideceğim.
Çamay * 2 mayıs 2001
Uyuyordum Çamay. Yaşlılıktan olsa gerek, akşam yemekleri mideme oturuyor ve geceyarısına kadar melek hanımla birlikte sızıyor, gece yarısı hortluyoruz.
Necdet * 2 mayıs 2001
(pussy cat called miss angelina:)
melek hanım'la yemek sonrası şekerlemenizi mi yapıyorsunuz?
melek hanım kaç yasinda? nasıl geldi size?
nedir melek hanım'in evrak-ı metrukesi?
Çamay * 2 Mayıs 2001
Üç yıl önce Hindistan'dan dönüp (birkaç haftalığına olduğunu sanarak) annemin evine yerleşince (burası giriş katı) hemen balkona (sık sık yaptığım bir numarayı tekrarlayıp) süt koydum ve kediler sökün etti.
Onların içinde biri vardı ki, bir cilve bir cilve, içeri girmek için kafasıyla kapıları zorluyor. Ama Nimet hanım "almam" diye kıyameti koparıyor. Önceleri o yatınca gizli gizli, sonraları daha alenen, en sonunda da (Nimet hanımın direncini kırıp) cebren ve hile ile bu sokulgan, had safhada iyi huylu, konuşkan ve ince sesli sarmanı ev halkı arasına kattım.
Tam da o günlerde dostum Yavuz Gökmen'in ölüm haberiyle sarsıldım. Plaza ahalisiyle karşılaşmak istemediğim için Ankara'daki cenaze törenine gelemedim. Yavuz (belki biliyorsundur) öz annesi kendisini doğururken öldüğü için anneannesi tarafından büyütülmüş ve onu yıllarca hakiki anne sanmış. Yazılarında sık sık anlatırdı.
E... Ç... denen aşağılık kusmuk herif de Yavuz'a hakaret ettiği yazılarında ondan "Melek hanımın oğlu" diye söz ederdi. Kızımın adı buradan geliyor. Dostumun anısını canlı tutmak için.
Sana fotografını yollamış mıydım?
Necdet * 2 Mayıs 2001
gökyüzünü seyrettiniz mi, güneş haremine çekilirken?
simsiyah kesti her şey.
bu karanlığın içinden aslında ayıklanacak öyle çok şey bulabilir ki insan. ayıklamadan ya da öylesine huzurlanabilir ki karanlıkta yeter ki baksın.
gecede bir tek yıldızları seçebilen o kör gözlerden nefret ediyorum. aslında nefretten de nefret ediyorum.
hiç bir ölümsüzlüğün içine nefret olarak yerleşmesine izin vermemeli.
hiç bir kuşkunun, ne tekliflerle gelirse gelsin.
ama işte yine de içi panik ve korku dolu bir karışık turşu kavanozuyum ben.
Çamay * 2 Mayıs 2001
Benim Doğu seyahatim de aslında turşu kavanozunun dışına ekmek banmak gibiydi.
Gezgin deme, değilim.
Necdet * 2 mayıs 2001
neden böyle söylediniz?
Çamay * 3 mayıs 2001
Ben sadece turisttim. Gezgin başka şey. Yerli halkın giremediği otellerde kalarak ve Amerikan Express bozdurarak gezgin olunmaz.
Tapınak ve açık kıçlı çocuk fotografı çekmek de yetmez.
Ben Hindistan'ı değil, gölgesini gördüm sadece.
Necdet * 3 mayıs 2001
bir başka ilkbahar daha, bir ciğ damlası daha, tıpkı bir gözyaşı damlası gibi kaçacak olan. sizin de söndürdü mü sevinçlerinizi zamanın öpüşleri? ve yaşadı mı acılar bağrınızda sakladıkça? sizin de ayırdı mı hayatınızın ipeğini insanlar? aldatıldınız, aldatıldınız, aldatıldınız mı?
işte, bir ilkbahar daha geldi, bir küçük göçmen kuş, bir mevsimlik konuğumuz. sesimin yankılanmadığı, sesimi duymayan bir çöl bu dünya: ne kervanlara, ne güvercinlere yurt olan çöl. ve tıpkı bu çöl gibi bir yalnızlık ruhum; uçurumun kıyısında, bir elim hayatta ve ölümde öteki elim. umutsuzca hıçkırıyorum orada. duyulmuyor.
"bugün" sayfasını okudum. masum muyum? masumdum! okuduğumdan beri, her sabah yeşil dalların çiğleri içer içmez kapılarını açan miskinler tekkesi gibi hissediyorum. hani şu ibresi hayatı uzaklaştıran ve ölümü yaklastıran güneş saatinde gözleri, duvarları arasında bezgin, kederli sakinleri olan. tutunduğum ip kesildi ve tepe taklak düştüm kendi karanlık kuyuma.
hangi gişeden kimin bilet kestiğini, nereden, ne zaman çıkacağını hiç bilemediğin anda çekiyorlar insanı bu iç yolculuğa. hiç bir şey bozmadı içimde kurulu bu manastırın sessizliğini; nehir boyu bulutların tarlasını süren bir yaygaracı martı sürüsünden, bir kerem'den ve bu kederli münzeviye akşamları eve giderken eşlik eden bekçi çıngırağının rahatlatan sesine benzeyen mektuplarıyla sizden başka.
yazdıklarınız, çizgileriniz ve düşüncelerinizle ve mektuplarınızla susuzluktan kurumuş, ufalanmış pek çok ruha zemzem veriyorsunuz.
biraz daha. lütfen.
Çamay * 5 Mayıs 2001
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Mektuplar
?
Ay aman ooofff! Mutsuzum ayol!
Ali Türkan
Ne kadar sevgisizliğe maruz kalırsak kalalım, insansak, hakkından geleceğiz bunların. Önemli olan menemeni kimin pişirdiği değil, sevdiğimize menemen pişirirken, hangi türküyü söyleyeceğimiz olur o zaman. Devam
Entellektüel
Edward W. Said
Yirminci yüzyılda entellektüeller ya da entelijansiya -fikirleri karşılığı para alan yöneticiler, profesörler, gazeteciler, bilgisayar ya da hükümet uzmanları, lobiciler, allameler, sendikalı köşe yazarları, danışmanlar- adı verilen genel bir gruba ait olan insanların sayısındaki artışla birlikte, insan artık bağımsız bir ses olarak entellektüel birey var olabilir mi diye sormak zorunda kalıyor. Devam
Geride kalan Eylül'ün tatsız tortuları
Necdet Şen
Pokara'daki bu otel odasından yağmurla sırılsıklam bahçede gölcükler oluşturan suyu, bağırsak gurultusunu andıran göksel sesleri izlerken, şu anda Feneryolu'nda Moda'da Bostancı'da olsam ne farkederdi diye düşündüm. Devam
Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!
Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker
Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk
Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk
Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi
Öcalan'ın hedefi ne sizce?
Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.
Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Hayat Oburu
Necdet Şen
Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum. Devam
Avrupa'da bir seçim
Yalçın Şahin
İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur. Devam
Kanlıca'nın yalnızları
Deniz Türkoğlu
Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk. Devam
Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru
Hülya Yalçın
Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor. Devam
Nişantaşı Reasürans
Nuri Yalçın
Sık sık 360 derece çark etmesinin basit bir iş olmadığını, planlı yapıldığını ispatlıyor. Yoksa sakalılın kılları kadar şablon tutmazdı kasasında. Şablonların sırrı sadece bu kadar değil. Devam
Boşluk
Ahmet Faruk Yağcı
Şu günlerde içinizde bir huzursuzluk, bir boşluk, garip bir ağrı sonrası esrikliği hissediyorsanız paniklemeyin. Eskisinden çok daha iyi ve mutlu olacaksınız. Devam
Küllenmiş Zamanların Ardından
Bülent Karaköse
Ertesi gün kendime geldiğimde Sinan'ın siyah deri yeleğini üstümde buldum. Biraz şaşırmıştım ama hatırlamakta zorlanmadım; gece barda üşümüştüm ve çıkarıp yeleğini hediye etmişti. Devam
Adını yitiren Mehmet
Deniz Türkoğlu
Bir gün Beyazıt'ta yürürken kırmızı spor bir arabanın içinden adımı seslendiklerini duyuyorum, dönüp baktığımda Mehmet'e rastlıyorum. Görüşmeyeli uzun yıllar olmuş. Devam
Hayat çook garip!
Erdem Abaka
Günümüzde hayatımızı kuşatan bu şeyler bizim için o kadar ön planda ki, asıl olan yalın gerçekliği bazen kaçırıyoruz. Ben o akşamüstü, o kedi yavrularken bir mucizeye tanık oldum. Hayatın başlangıcına. Kadim hakikate. Devam
Kokulu bir yol yazısı
Ahmet Faruk Yağcı
Etler büyük tabakta cızırdayarak geliyor. Yanında manda yoğurdu. Bu iki koku ile yoğunlaşan mutluluğumuz pirzola dilimlerinı ısırıp dişimizle kemiğinden ayırmaya çalışırken zirve yapıyor. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Felsefe Feminizm Gazete Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Evlilik© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal