6 Eylül 2008 Cumartesi
Dilek Karagülle ve necdet ~ 18 Aralık 2003
Necdet, "Kadınlardaki kadınsı yumuşaklık mı kayboluyor, yoksa ben mi yaşlanıyorum?" soruna "kadınlar sınıfı"na dahil biri olarak, ön sıralardan hemen parmak kaldırıp yanıtlamayı ve böyle zor bir soruyu tek başıma koca sınıfta bir tek ben bilmeyi çok isterdim ama bilmiyorum. O yüzden parmak kaldırıp tüm kadınlar sınıfına rezil olmadan, usuldan kulağına fısıldasam da yerime otursam sanki daha iyi olacak gibi geliyor.
Sütyen konusunda haklısın. İnan bana bir yığın kadın da senin gibi düşünüyor aslında. Her sabah onun kopçasını görmeden takmaya çalışırken (ki bu bizim için siz erkeklerden daha kolay bir işlem, saçlarımıza şekil vermek gibi, taşırmadan ruj sürmek gibi :) her akşam çıkarıp çekmeceye kaldırırken çoğu kadın lânet okuyarak yapıyor bunu. Sen bizim işimizi kolay mı sanıyorsun? O özensiz hediye paketi bağlar gibi bağlanan ŞEY hakkında biz ne kadar çok şey düşünüyoruz istemesek de biliyor musun? (yok valla, ben aslında benden başka hiç kimse düşünemez sanıyorum :) Özel (!) romantik (!) gecelere uygun desende, renkte, şekilde, kumaşta seçmemiz gerekiyor bir kere. Bu kadar zahmet ne için, kimin için; karşı cins için tabi. Yoksa evde yalnız olduğumuzda bir çoğumuz yabancı ülkelerden Bodrum'a gelmiş Anjela gibi, Maria gibi, Helga gibi geziniyoruz yani. Çok da mutlu oluyoruz bence. (tam anlayamadım, yani evde sırt çantasıyla mı geziniyorsunuz?)
Peki napalım sence? Bırak sütyensiz dışarıda gezmeyi, sütyenli halimizle bile ya elle, ya sözle tacize uğruyoruz otobüslerde, sokak aralarında, iş yerlerimizde, en kötüsü evlerimizde yakınlarımız tarafından. Evde bile babamızın, abimizin yanına sütyensiz çıkmadık hiç. Kendimizi çıplak geziyormuşuz gibi hissettik ve rahatsız olduk. Bu estetiğin ve ahlâkî kaygının yanında fiziksel olarak da rahatsız edici bir durum. Yer çekimi denen bir şey de var maalesef biliyorsun :) (biliyorum, Isaac Newton'un keşfettiği söylenir.)
Eee. Hepimiz 18 yaş Kadınlar Sınıfı öğrencisi olmadığımız için belki de onu kurtarıcı olarak görüyoruz (daha açık söyletme artık anlayıver sen de canım, silikona ihtiyacım var kısaca). (naçizane görüşümü söyleyeyim, tabii seni tenzih ederek, bence kadınların çoğunun silikondan önce ağdaya ihtiyacı var. büyük bir bölümünün de ağız spreyine. benden duymuş olmasınlar ama, o spreyi her iki ağızlarına da sıkmalılar.)
Sonra ruj meselesi. Erkeklerin bu tip konulara bu kadar kafa patlattıklarını bilmezdim; çok şaşırdım ve sevindim kendim ve cinsim adına. Niye dersen, hoşuma gitti bir erkeğin futbol maçları, seks ve bira dışında bi şeylere kafa patlatması. (futbol ve kafa; bu iki sözcük aynı cümlede sırıtıyor; futbol için kafa patlatılabileceğini pek sanmıyorum; sanırım futbol aşıkları birbirlerine "kafa patlatıyor", genelde olan bu.)
Tüm insanların iç güdülerinde beğenilmek gibi bir dürtü var. Kiminde daha az, kimisinde daha uç noktalarda kendini hissettiriyor olabilir bu dürtü. Çoğu kadın için ve maalesef hemcinslerin için de kırmızı ya da koyu renkli ruj kadında cinselliği ve seksi çağrıştırıyor. İnsanların bedenleri (kadın erkek ayırmıyorum bu konuda) beyinlerinden daha önemli olduğu için günümüzde ve şu sıralar sokaklarda gördüğün yeni yetmeler 80 kuşağı olduğu için, ve 80 kuşağı da tüketim toplumu olarak ünlendikleri için bedenlerini, yüzlerini de çabuk çabuk tüketme kaygısındalar bence.
Çevreme bakıyorum. Etraf 40 yaşında ama yeni yetmelere özenen yetişkinlerle, 18 yaşında ama 40'lı yaşlara özenen yeni yetmelerle dolu. Hiç bir yaşın kendine ait bir masumiyeti kalmadı artık haklısın. (Demek ki neymişşş? Biz yaşlanıyormuşuz.) Ben de otobüste, barda, yolda, iş yerimde öyle ruj süren kadınlarla karşılaştığımda senin gibi düşünüyorum; "bir erkek böyle ruj süren bir kadınla öpüşmek isteyebilir mi? Ne midesiz herifler var yaa."
Üzgünüm ama var işte.
Eteğini çekme, bluzunun yakasını kapatma komedisine gelince, ne diyim valla onda da haklısın. Davetkâr, cilveli bir edayla o hareketi yapan ama yaptığı hareketin ne bluzuna ne de eteğinin boyuna hiç bir fayda sağlamayan hemcinslerimi görüp gülümsüyorum ben de sadece. Bu hareket bana karşısındaki erkeğe (bu erkek tanıdık tanımadık herkes olabilir) aynen şöyle demek gibi geliyor:
"Bak canım, bu kapattığım yerde biliyorsun ki memelerim var. Aslında görsen benim için çok verici ve verimli olurdu, ama şimdi bunu ben sana açıkça söyleyemem. Sonra Allah göstermesin sen benim ucuz ve sıradan bir kadın olduğumu düşünürsün. Aslında ben öyle biri değilim. Memelerim güzel, allah vergisi napayım yani. Ama bakma yaa."
Yok aslında adam bakmıyordur. Ya da bakıyordur yaaa! Bakar, bakar çevirir kafasını değil mi? Ama o zaman dikkat çekici olmaz. Gördün mü bak kadınlar sınıfından bir taraftarın var :) ("taraftar" mı?)
Sonra etek meselesi. O da yukarıdaki örneğe benziyor işte. Evir çevir ört kapat kullan aynı örnekleri.
Aslında ben bu sınıfın en tembel ve en berbat öğrencisiyim biliyor musun? Kadınları anlamak zor iş vesselâm diyorsunuz ya hani, katılıyorum size canı gönülden. Valla katılıyorum.
Katılmadığım bir yer var ama, o da evde niye rujla gezmiyoruz. Yani kadın eşinin yanında niye rujlu değildir de dışarıdaki insana süslenir değil mi? Soru buydu yani. Güzel bir soru. Parmak kaldırıp bunu da ben yanıtlayayım istersen. (yahu yapma, ne parmağı? o kadar mı öğretmen kılıklıyım?) Zaten tahmin ediyorum ki kadınlar sınıfından pek çok öğrenci sana mail gönderip bunları yanıtlayacaklardır bir bir. Neyse sen bunu böyle sorarsan, kadınlar sınıfına dahil bir öğrenci (bak gene "öğrenci" diyo!) olarak benim de sana sormak istediğim bir yığın soru çıkabilir.
Örneğin;
(Lütfen aşağıdaki soruları yumuşak uçlu kurşun kalemle dışarıya taşırmadan cevaplayınız. Başarılar dilerim.)
1- Niye sabah işe giderken traş olmayı tercih edersiniz? (soru banaysa hemen cevaplayayım; ben sabahları işe gitmem, zaten öğlen sularında kalkarım ve zaten seyrek olan sakallarımı haftada en fazla iki kez keserim.)
2- Niye Şükrü'nün, Fatih Terim'in, Rıdvan Dilmen'in, Ahmet Çakar'ın vs. soy ağacına kadar bilirsiniz de karılarınızın doğum günlerini unutursunuz? (bu soruyu anlayamadım; o isimler kime ait, siyasetçi falan mı? ayrıca karımın doğum gününü bir kez bile unutmuş değilim, çünkü hiç evlenmedim.)
3- Niye işten eve gelir gelmez pijama, eşofman, şort, atlet gibi kostümlerle tv. karşısına geçersiniz de, iş yerindeki bayan arkadaşlarınıza olduğunuz kadar şık olmaya çalışmazsınız. (sen beni hiç tanımıyorsun dilek; ben kokteylde de dağda da aynı kıyafeti giyinenlerdenim; hatta vaktiyle ali sürmen adında "pek muhterem" bir zat "cumhuriyet cumhuriyet olalı ilk kez bu binada kısa pantalonlu bir erkek dolaşıyor" diye buyurmuştu. o kadar ki, günün birinde bağdat caddesinde yırtık eşofmanla dolaşan bir capon görürsen hiç tereddütsüz yanına yaklaşıp "meraba neco" diyebilirsin.)
4- Niye sokağa çıkarken en pahalı traş losyonundan arabın yağı bol bulduğu miktarda sürersiniz de evde hacı misi kadar berbat kokan 8. sınıf kolonyalardan sürünürsünüz. (ikisini de kullanmam.)
5- Niye o özeni kaybettiği için eşinizi ikaz etmezsiniz de, bunu gidip sekreterinize veya bir bayan arkadaşınıza dert yanarsınız. (hiç sekreterim olmadı; ama dert yanma konusunda haklısın; ben genellikle kadınları okurlarıma şikâyet ederim. ve sana bir sır: kadınlar, kadınları çekiştiren erkekleri acaip seksi buluyor.)
Daha çook soru bulabilirdim sana ama inan bana gece yarısını geçti zaman. Sabahın ilk saatleri oldu. Kadınlar böyle birkaç sayfaya sığmaz ki Necdet. Dar alanda paylaşılacak konular değil yani bunlar değil mi? Yazacak, söyleyecek daha fazla şey var elbette ki, sonra yine çekiştiririz hemcinslerimi olur mu? Şimdi netten çıkıp içeriye gitmeliyim. Biliyorsun yatmadan önce çoook işim var. Daha makyajım temizlenecek, bu ruju çıkartmak var ya zaten 15 dk. alacak şimdi. Sonra yine biliyorsun ki kopçalarla dalaşacağım :)
Sen yine de "Otur dilek 1" demeden önce bir düşün istersen. Çok da kötü bir öğrenci değilimdir hani:) (ama ben çok kötü bir hocayımdır yani.)
Sana iyi uykular. (sana da.)
Allah rahatlık versin. (sana da.)
Sevgiyle. (bilmukabele.)
Dostlukla. (tamam, anladık.)
Kal sağlıcakla. (anladık dedim ya.)
Kendine iyi bak. (imdaaaat!)
Baybay. (...)
Mektuplar
Yazıların tam listesi

Ali Türkan
Alkol lobisinin bastırması sonucu, alkolden çok daha az zararlı uyuşturucuların yasaklanmasını, uyuşturucu ticaretini ve bu ticaretin yılda beş yüz milyar amerikan doları cirosu olduğunu, bunun yaklaşık elli milyarının Türkiye üzerinden aktığını ve bu miktarın yüzde 5 - 7 gibi bir kısmının cennet vatanımızda kaldığını, kara parayı, vatan için kurşun sıkan "kahramanları" anlatmak, azıcık sosyal içerikli takılabilmek için başlamıştım ama galiba gerçekten karta kaçıyorum. Her konuda bi anı var anasını satayım! Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.