Dilek Karagülle ve necdet - 18 Aralık 2003
Necdet, "Kadınlardaki kadınsı yumuşaklık mı kayboluyor, yoksa ben mi yaşlanıyorum?" soruna "kadınlar sınıfı"na dahil biri olarak, ön sıralardan hemen parmak kaldırıp yanıtlamayı ve böyle zor bir soruyu tek başıma koca sınıfta bir tek ben bilmeyi çok isterdim ama bilmiyorum. O yüzden parmak kaldırıp tüm kadınlar sınıfına rezil olmadan, usuldan kulağına fısıldasam da yerime otursam sanki daha iyi olacak gibi geliyor.
Sütyen konusunda haklısın. İnan bana bir yığın kadın da senin gibi düşünüyor aslında. Her sabah onun kopçasını görmeden takmaya çalışırken -ki bu bizim için siz erkeklerden daha kolay bir işlem, saçlarımıza şekil vermek gibi, taşırmadan ruj sürmek gibi:) her akşam çıkarıp çekmeceye kaldırırken çoğu kadın lânet okuyarak yapıyor bunu. Sen bizim işimizi kolay mı sanıyorsun? O özensiz hediye paketi bağlar gibi bağlanan ŞEY hakkında biz ne kadar çok şey düşünüyoruz istemesek de biliyor musun?
(Yok valla, ben aslında benden başka hiç kimse düşünemez sanıyorum:)
Özel (!) romantik (!) gecelere uygun desende, renkte, şekilde, kumaşta seçmemiz gerekiyor bir kere. Bu kadar zahmet ne için, kimin için; karşı cins için tabi. Yoksa evde yalnız olduğumuzda bir çoğumuz yabancı ülkelerden Bodrum'a gelmiş Anjela gibi, Maria gibi, Helga gibi geziniyoruz yani. Çok da mutlu oluyoruz bence. (tam anlayamadım, yani evde sırt çantasıyla mı geziniyorsunuz?)
Peki napalım sence? Bırak sütyensiz dışarıda gezmeyi, sütyenli halimizle bile ya elle, ya sözle tacize uğruyoruz otobüslerde, sokak aralarında, iş yerlerimizde, en kötüsü evlerimizde yakınlarımız tarafından. Evde bile babamızın, abimizin yanına sütyensiz çıkmadık hiç. Kendimizi çıplak geziyormuşuz gibi hissettik ve rahatsız olduk. Bu estetiğin ve ahlâkî kaygının yanında fiziksel olarak da rahatsız edici bir durum. Yer çekimi denen bir şey de var maalesef biliyorsun:) (biliyorum, Isaac Newton'un keşfettiği söylenir.)
Eee. Hepimiz 18 yaş Kadınlar Sınıfı öğrencisi olmadığımız için belki de onu kurtarıcı olarak görüyoruz (daha açık söyletme artık anlayıver sen de canım, silikona ihtiyacım var kısaca). (naçizane görüşümü söyleyeyim, tabii seni tenzih ederek, bence kadınların çoğunun silikondan önce ağdaya ihtiyacı var. büyük bir bölümünün de ağız spreyine. benden duymuş olmasınlar ama, o spreyi her iki ağızlarına da sıkmalılar.)
Sonra ruj meselesi. Erkeklerin bu tip konulara bu kadar kafa patlattıklarını bilmezdim; çok şaşırdım ve sevindim kendim ve cinsim adına. Niye dersen, hoşuma gitti bir erkeğin futbol maçları, seks ve bira dışında bi şeylere kafa patlatması. (futbol ve kafa; bu iki sözcük aynı cümlede sırıtıyor; futbol için kafa patlatılabileceğini pek sanmıyorum; sanırım futbol aşıkları birbirlerine "kafa patlatıyor", genelde olan bu.)
Tüm insanların iç güdülerinde beğenilmek gibi bir dürtü var. Kiminde daha az, kimisinde daha uç noktalarda kendini hissettiriyor olabilir bu dürtü. Çoğu kadın için ve maalesef hemcinslerin için de kırmızı ya da koyu renkli ruj kadında cinselliği ve seksi çağrıştırıyor. İnsanların bedenleri (kadın erkek ayırmıyorum bu konuda) beyinlerinden daha önemli olduğu için günümüzde ve şu sıralar sokaklarda gördüğün yeni yetmeler 80 kuşağı olduğu için, ve 80 kuşağı da tüketim toplumu olarak ünlendikleri için bedenlerini, yüzlerini de çabuk çabuk tüketme kaygısındalar bence.
Çevreme bakıyorum. Etraf 40 yaşında ama yeni yetmelere özenen yetişkinlerle, 18 yaşında ama 40'lı yaşlara özenen yeni yetmelerle dolu. Hiç bir yaşın kendine ait bir masumiyeti kalmadı artık haklısın. (Demek ki neymişşş? Biz yaşlanıyormuşuz.) Ben de otobüste, barda, yolda, iş yerimde öyle ruj süren kadınlarla karşılaştığımda senin gibi düşünüyorum; "bir erkek böyle ruj süren bir kadınla öpüşmek isteyebilir mi? Ne midesiz herifler var yaa."
Üzgünüm ama var işte.
Eteğini çekme, bluzunun yakasını kapatma komedisine gelince, ne diyim valla onda da haklısın. Davetkâr, cilveli bir edayla o hareketi yapan ama yaptığı hareketin ne bluzuna ne de eteğinin boyuna hiç bir fayda sağlamayan hemcinslerimi görüp gülümsüyorum ben de sadece. Bu hareket bana karşısındaki erkeğe (bu erkek tanıdık tanımadık herkes olabilir) aynen şöyle demek gibi geliyor:
"Bak canım, bu kapattığım yerde biliyorsun ki memelerim var. Aslında görsen benim için çok verici ve verimli olurdu, ama şimdi bunu ben sana açıkça söyleyemem. Sonra Allah göstermesin sen benim ucuz ve sıradan bir kadın olduğumu düşünürsün. Aslında ben öyle biri değilim. Memelerim güzel, allah vergisi napayım yani. Ama bakma yaa."
Yok aslında adam bakmıyordur. Ya da bakıyordur yaaa! Bakar, bakar çevirir kafasını değil mi? Ama o zaman dikkat çekici olmaz. Gördün mü bak kadınlar sınıfından bir taraftarın var:) ("taraftar" mı?)
Sonra etek meselesi. O da yukarıdaki örneğe benziyor işte. Evir çevir ört kapat kullan aynı örnekleri.
Aslında ben bu sınıfın en tembel ve en berbat öğrencisiyim biliyor musun? Kadınları anlamak zor iş vesselâm diyorsunuz ya hani, katılıyorum size canı gönülden. Valla katılıyorum.
Katılmadığım bir yer var ama, o da evde niye rujla gezmiyoruz. Yani kadın eşinin yanında niye rujlu değildir de dışarıdaki insana süslenir değil mi? Soru buydu yani. Güzel bir soru. Parmak kaldırıp bunu da ben yanıtlayayım istersen. (yahu yapma, ne parmağı? o kadar mı öğretmen kılıklıyım?) Zaten tahmin ediyorum ki kadınlar sınıfından pek çok öğrenci sana mail gönderip bunları yanıtlayacaklardır bir bir. Neyse sen bunu böyle sorarsan, kadınlar sınıfına dahil bir öğrenci (bak gene "öğrenci" diyo!) olarak benim de sana sormak istediğim bir yığın soru çıkabilir.
Örneğin;
(Lütfen aşağıdaki soruları yumuşak uçlu kurşun kalemle dışarıya taşırmadan cevaplayınız. Başarılar dilerim.)
1- Niye sabah işe giderken traş olmayı tercih edersiniz? (soru banaysa hemen cevaplayayım; ben sabahları işe gitmem, zaten öğlen sularında kalkarım ve zaten seyrek olan sakallarımı haftada en fazla iki kez keserim.)
2- Niye Şükrü'nün, Fatih Terim'in, Rıdvan Dilmen'in, Ahmet Çakar'ın vs. soy ağacına kadar bilirsiniz de karılarınızın doğum günlerini unutursunuz? (bu soruyu anlayamadım; o isimler kime ait, siyasetçi falan mı? ayrıca karımın doğum gününü bir kez bile unutmuş değilim, çünkü hiç evlenmedim.)
3- Niye işten eve gelir gelmez pijama, eşofman, şort, atlet gibi kostümlerle tv. karşısına geçersiniz de, iş yerindeki bayan arkadaşlarınıza olduğunuz kadar şık olmaya çalışmazsınız. (sen beni hiç tanımıyorsun dilek; ben kokteylde de dağda da aynı kıyafeti giyinenlerdenim; hatta vaktiyle ali sürmen adında "pek muhterem" bir zat "cumhuriyet cumhuriyet olalı ilk kez bu binada kısa pantalonlu bir erkek dolaşıyor" diye buyurmuştu. o kadar ki, günün birinde bağdat caddesinde yırtık eşofmanla dolaşan bir capon görürsen hiç tereddütsüz yanına yaklaşıp "meraba neco" diyebilirsin.)
4- Niye sokağa çıkarken en pahalı traş losyonundan arabın yağı bol bulduğu miktarda sürersiniz de evde hacı misi kadar berbat kokan 8. sınıf kolonyalardan sürünürsünüz. (ikisini de kullanmam.)
5- Niye o özeni kaybettiği için eşinizi ikaz etmezsiniz de, bunu gidip sekreterinize veya bir bayan arkadaşınıza dert yanarsınız. (hiç sekreterim olmadı; ama dert yanma konusunda haklısın; ben genellikle kadınları okurlarıma şikâyet ederim. ve sana bir sır: kadınlar, kadınları çekiştiren erkekleri acaip seksi buluyor.)
Daha çook soru bulabilirdim sana ama inan bana gece yarısını geçti zaman. Sabahın ilk saatleri oldu. Kadınlar böyle birkaç sayfaya sığmaz ki Necdet. Dar alanda paylaşılacak konular değil yani bunlar değil mi? Yazacak, söyleyecek daha fazla şey var elbette ki, sonra yine çekiştiririz hemcinslerimi olur mu? Şimdi netten çıkıp içeriye gitmeliyim. Biliyorsun yatmadan önce çoook işim var. Daha makyajım temizlenecek, bu ruju çıkartmak var ya zaten 15 dk. alacak şimdi. Sonra yine biliyorsun ki kopçalarla dalaşacağım:)
Sen yine de "Otur dilek 1" demeden önce bir düşün istersen. Çok da kötü bir öğrenci değilimdir hani:) (ama ben çok kötü bir hocayımdır yani.)
Sana iyi uykular. (sana da.)
Allah rahatlık versin. (sana da.)
Sevgiyle. (bilmukabele.)
Dostlukla. (tamam, anladık.)
Kal sağlıcakla. (anladık dedim ya.)
Kendine iyi bak. (imdaaaat!)
Baybay. (...)
Mektuplar

Tablolar kaçtan gidiyor Abidin?
Ali Türkan
Böyle bir gerçek olsa, memleketimizde neler olurdu acaba? Herhalde aşağıdaki köylerde yaşayanlar, pazar yerlerinde falan, "sustu ibneler! Sustu ibneler!" diye tezahürat yaparlardı dağlılar aleyhinde.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 128 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart