Patronsuz Medya

"Ucundan koklat, ama hemen verme!"

Gül K. - 1 Ağustos 2003


Sevgili Necdet Şen,

"Kadınlardaki kadınsı yumuşaklık mı kayboluyor, yoksa ben mi yaşlanıyorum?" cümlesi ile bitirmişsiniz, "Mahremiyetle saldırganlık arasındaki ince sınır" başlığıyla yayınlanan yazınızı. Eminim pek çok kadın cevap vermiştir bu yazıya (keşke öyle olsaydı!). Hemcinslerim neler demiştir bilemem, ama ben kadınların kadınsı yumuşaklıklarını kaybetmek zorunda kaldıklarını düşünüyorum.

Bunun nedenlerine gelince, tam bir sarmal döngü. Sizin de yazınızda belirttiğiniz gibi, eğitimsiz anneler tarafından yetiştirilen erkek çocukları sevmeyi öğrenemiyorlar, ama sevişmeyi her nasılsa çok iyi bildiklerini sanıyorlar. Bu becerilerini de pek çok kadına gösterme eğilimindeler. Akılları sıra, kadınları bu konuda ihya edince sevgiyi de hak ettiklerini düşünüyorlar.

Bugün öğle yemeğinde kızlarla konuşmalarımız arasında geçen cümleler aynen şöyleydi

"Erkeğe sevdiğini belli etmiycen, her an elinden seni kaçıracakmış gibi hissetsin ki, seni sevmeyi öğrensin."

"Erkeğe hemen vermiycen, ya da ucundan acık..."

"Erkekler duygusuz. İçli ve derin değiller, onlar bu dilden anladığına göre, biz de duygusuz olalım, sevgimizi göstermeyelim. Zaten onlar için süslenmeye de gerek yok. Tek istedikleri belli degil mi?"

Cümleler böylece uzayıp gidiyor. "Ne yazık!" dedim kendime, "sevgimizi belli edersek, karşımızdaki erkek sevgimizi sömürecek diye sevimsiz zamanlar geçirilecek, hayat habire ertelenecek. Duygulu ve derin bir meçhul erkek sevgiliye saklanacak içimizde kalan yumuşak kadınsı duygularımız. Belki de hiç karşımıza çıkamayacak.

Yazacaklarım pek çok bu konuda. Pek çok hemcinsim gibi, ben de duyarsız sevgililerimden yana nasibimi aldım. Doğrusu duyarlı bir sevgili bulma umudumu pek yitirmedim, ama içimde bir yerlerde çok kırılmış bir şeyler kalmış. Bana hep artık "yumuşak olma" diyor.

Peki ne olacağım, ben de bilmiyorum. Ama tüm bu kısır döngüyü kadın/erkek, ana/baba hep beraber yarattığımızı düşünüyorum.

Bilmem sorunuzu ne derece anlamışım, ama içimden bunlar geçti işte.

Sevgiler.


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 2746


 

Mektuplar

Editör'ün Önerisi

Öfff! Zaman geçmiyor be!

Ali Türkan

Kedi gibi sokulup, timsah gibi ısıran ve ardından sırtlan gibi, leşinin üstünde dolaşan insanları tanımış biri için, Zeytin, Basriye ve bilumum haşere, zaten en kral arkadaşlar oluyor. O da olmadı, oturur yazarım bunları, sıkıntım dağılır.  Devam


Bütün büyükanneler birbirine benzer

Meltem Tolunay

Sofraya oturup yemek yemeğe başlıyor. Anneleri yatak odasına gidip yatıyor. Çocuklar sessizce yemeklerini yiyorlar. Bir süre sonra babaları "gidin babannenizi sofraya çağırın" diyor.  Devam


Tarzan zor durumda

Necdet Şen

Ama tahminim o ki, bugün değilse yarın, yarın değilse bir başka gün Aydın Doğan da kendinden evvelki medya padişahları gibi sert kayaya toslayıp girdiği bu güç oyunundan mağlup çıkacak ve semirmekten devleşmiş ekonomik kütlesinin ağırlığı altında ezilecektir.  Devam


Son Yorumlar

Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker

Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk

Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk

Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi

© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  251 - 10 - 1239 - 1275


Web Derkenar
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Yazı Boyutu
©