Selim, Ali, Azmi, necdet
Orhan Pamuk herhalde Türk Edebiyatında en fazla tartışılan romancı. Solcular onu popülist, suya sabuna dokunmayan, kalemini toplum için kullanmayan vb. şeyler ile eleştiriyorlar, sağcılar ise doğuda yaşanan olaylar karşısındaki tavırlarından, Türkiye yi Avrupa ya şikâyet etmesinden vb. den dolayı sevmezler.
Ama adam her yazdığı kitapla öyle ya da böyle adından sözettirir. Bence de iyi bir romancıdır, zaten adam da "ben buyum" diyor.
Ama bu sitede konu Orhan Pamuk un kitabı, pazarlama tekniği, medyanın yaklaşımı olmaktan çıkıp, "Necdet Abi şu adamı yazılarınla bi dövsene"ye gelmiş. Sizi de kışkırttılar, kalemizi bilediniz, HÜCUUUUM. Nasıl olsa size " sizin kaleminizden sizin yorumunuzu okumak için sabırsızlanıyorum " diyen hanımefendi de biliyor ki Necdet Şen saldırırsa acımasızca saldırır.
İnsanların sizden bu beklentisinde bir tuhaflık yok mu???
İnsanların "bir şey" ile ilgili kendi yorumlarına güvendikleri, başkalarının silahlarının ardına sığınmadıkları günleri görmek dileğiyle...
Selim Meral (5 Şubat 2002)
Uyarıcı bir mektup oldu, sağol. İznini almadan yayına koyarsam bana kızmazsın umarım.
Yalnızca şunu söylemek isterim, bu yazı uzun zamandır kafamın içindeydi, erteleyip duruyordum. Biliyorsundur sanırım, kişileri hedefleyerek yazmaktan özellikle kaçınıyorum. Ama Orhan Pamuk sarmısak gibi, aşırı dominant, o nedenle, onu havadan sudan söz eder gibi yazamıyorsun.
Necdet Şen (5 Şubat 2002)
İyi niyetinden şüphem yok ama Selim Meral bir parça haksızlık ediyor gibi geldi bana.
En başta, o mektupları yazanlar yazar değil, okur. Elbette kendi fikirleri vardır Orhan Pamuk hakkında ve elbette dostlarıyla bir araya geldiklerinde anlatıyorlardır da düşüncelerini...
Belki bir yerlerde gizli gizli "minik neco şuna adamakıllı bir kafa oturtsun" gibi bir istek de olabilir, ama bundan önce, düşüncelerine önem verdikleri birinin, gündemin ortasına zorla yerleştirilmiş başka biri hakkındaki fikirlerini duymak istiyor olabilirler.
Yazara gelince, "ben buyum" demek, hiç bir şeyin mazereti sayılamaz.
Kanımca Orhan Pamuk, iyi yazar değildir. Neden iyi yazar olmadığını uzun uzun anlatırdım ama ben buyum, anlatmam.
Gene de onu iyi yazar bulanlar, keyifle okuyanlar olacaktır; neden olmasın? Ben iki romanından sonra okumama kararı aldım.
Ne "popülist, suya sabuna dokunmayan, kalemini toplum için kullanmayan vb. şeyler" yüzünden, ne de "doğuda yaşanan olaylar karşısındaki tavırlarından, Türkiye yi Avrupa ya şikâyet etmesinden, vb. den dolayı" bir husumet duyuyorum ona. Hatta kitabı "mal" haline getirmesi, böbürlendiği ticari dehası bile ilgilendirmiyor beni. Onu şimdiye kadar eksikliği hiç çekilmemiş "düzenin yazıcısı" olarak görüyor ve "diğer taraf"takilerin, bu adamı bu kadar konu etmesine de şaşırıyorum. (Aynı hatayı ben de yapıyorum şu anda.)
Solcular sevmemekte haklı. Sağcıların Livaneli'yi bile sosyalist sandığını da unutmamak gerekiyor hem de o açık açık "ben sosyalist değilim" dediği halde.
Kitabın reklamının yapılmasına karşı çıktığımı sanmayın. Karşı çıktığım, hangi mal olursa olsun reklamın kendisi. İnsanlara en büyük kötülüğün reklamlarla yapıldığına inanıyorum. Kar kitabı mı daha iyi leke çıkarır, yoksa Omo kutusu mu daha keyifli okunur, karar veremiyorum. Kanatlı Kar mı iyidir, yoksa Orkid'de mi daha fazla derinlik var, bilemiyorum.
Özetle, ben de bu adamın hırstan çenesini titreten konuşmalarına ifrit olmam bir yana, Orhan Pamuk'un bana anlatabileceği çok fazla şeyi olduğuna inanmıyorum. Hangi köşe yazarlarının, Kar kitabına övgüler dizdiğine şöyle bir bakılırsa, bu kitapların kime yazıldığı da kolayca anlaşılır sanırım.
Sevgiler.
Ali Türkan (6 Şubat 2002)
Merhaba
Öncelikle estağfurullah, niyetim uyarmak değildi, durum sadece tuhaf.
Hatta yazdığım "acımasızca" sözcüğü sonradan bana biraz acımasızca göründü, ama demek istediğim ve insanların sende en beğendikleri şey olduğunu sandığım, kendini eleştirirken bile net olabilmen. "İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırabilme" durumu.
Küçük bir parantez açayım:
Diyelim ki bir arkadaşın var ve senin iyi bir gözlemci ve yorumcu oluşunu çok beğeniyor. Yaşam ve başkaları hakkında doğru tespitlerde bulunman çok hoşuna gidiyor. Ama ne zaman ki bu yeteneğini dostunun bir davranışı için kullanırsan, yandın.
Yani web sayfanı ziyaret eden her insan senin yorumlarını güzelce okuyor, kendisinin emek harcamadığı, üretilmiş yorumları alıp başkalarına havasını basıyor ve nasıl olsa biliyor ki "sanal ortamdan" dolayı bir araya gelme ihtimali ve senin bu yeteneğine maruz kalma tehlikesi neredeyse yok gibi.
Kimbilir belki de bir dolu gerçek dünyada görüşebilme teklifleri de alıyorsundur. Neyse konumuza döneyim.
Üstelik, eminim ki, bu insanlar Totem ve Tabu yazında "...ve bekliyorsunuz ki necdet şen efendi hazretleri sizin bu sahtekarlığınıza 'geçerlilik' damgası vursun" cümlesini bir kaç kere okumuşlar ve belki de hiç üzerlerine alınmayıp; "doğru, bu tip insanlardan benim çevremde de bir dolu var" deyip, aynada kendilerine "Onlardan" olmadığı için hayran hayran !!! bakmışlardır.
Bu insanlar sinema çıkışlarında bir şey anlamadıkları film için yorumlarda bulunan diğer insanlara yakın yürürler, ki o yorumlardan alıp başkasına satabilsinler.
Halkımız başkalarıyla, yöneticileriyle, partiyle, sanatçıyla vb. olan ilişkilerinde adeta "iman" ediyor ve laikim diyende bu dinsel tarzda davranıyor.
Sevgiler.
Selim Meral (6 Şubat 2002)
Merhaba Selim.
Tam Ali'nin mektubu geldi, yayına girdi, ardından senin yanıtını aldım. Bir nevî forum gibi oldu. Bence hoş oldu. Şimdi yeni yanıtını ve bu yanıtı da alelacele yayına koyucam.
Saptamalarının hepsini doğru bulmakla birlikte, bu saptamaları konuyla ilgili mektup yazanlar özeline indirgememekte yarar olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar Ali konuyu etraflıca irdelediyse de ben de şunu eklemek isterim:
Önceki sayfalarda mektupları yer alan arkadaşların "hadi bana hazırişi düşünce üret" diye bir talepleri olduğu izlenimini edinmedim. Zaten kendilerinin de bayaa ayrıntılı fikirleri var; ama doğal olarak benim de ne söyleyeceğimi merak ediyorlar. Ben bunu daha çok birinin içine bakabilme yeteneği ve arzusu olarak görüyorum.
Bir de benimle ilgili yaptığın "iğne-çuvaldız" saptamasına çok sevindim. Doğrusunu istersen, hem kelle avcılarını eleştirip, hem de kelle avlayan konumuna düşmekten çekinirim.
Necdet Şen (6 Şubat 2002)
Merhaba Necdet Şen.
Haa, bu arada can alıcı bir konuyu işliyorsunuz: Orhan Pamuk ve Kar.
Okurlarınız da, siz de yılanı tam kuyruğundan yakalamışsınız.
Olay kimsenin başarısının kıskanılması ve kitabın tanıtımının yapılıp yapılmaması olayı değil tabii ki.
Sizin de belirttiğiniz gibi başkasının dirseklenmesi.
Açıkçası haksız rekabet birincisi.
Gücü, parası, işini bilen yayıncısı, mafyası olan kitap ve yazarı öbür garibana karşı muazzam bir üstünlük sağlıyor. Çok satan olarak yutturulup çok sattırılıyor.
Zaten parası, pulu olmayan gerçek yazar-çizer kesimi doğmadan ölüyor.
İkincisi, belki en önemlisi artık yazarlık ve kitabın satılabilirliliği de belli bir kesimin elinde tutturuluyor böylece. Bir fikir, kitap, yayınevi mafyası oluşturuluyor.
Onların olurundan geçen, bedeli onlara ödenen ve onların kurallarına uyan yazarlar ve kitaplar yaşatılıyor böylece.
Böyle bir pazarlama (artist-şarkıcı-kasetçi mafyasında olduğu gibi) ekseni "ayak izine basarak yürünülen" fikir hayatını da kısaca hayatı da yok edecektir.
Yani olay reklam, etik para kazanma hırsının, şöhretin çok ötelerinde tartışılmalı.
İçinde oluşturduğu (ister istemez oluşacak) kontrol güçleri ile eserleri ve yazarları denetlenebilir, tehdit ve şantaja açık yapan hali ile fikir hayatı açısından yaşamsaldır elbette. Manüpülasyona çok müsait. Eşyanın tabiatına uygun olmayan bir çelişki. Hele hele tek tip fikirlerin, beyinlerin fabrikasyonuna gidildiği bugünlerde ve bizde.
Sizin yazınızı okuyunca bu boyutu hemen yakalıyoruz.
İkinci ve daha açıcı, bu tehlikeyi yoğun işleyen bir yazınız daha olsa iyi olurdu.
Azmi Mavi (6 Şubat 2002)
Mektuplar

Ali Türkan
Almanya'dan oğlu geldi galiba; kaçak kat çıkıyor deyyus. Onun tak tak'ları durmuşken, yatayım ben. Bu arada, Basriye doğurdu. Peşinde kopilleriyle salına salına piyasa yapıyor bazen. Bana da pek yüz vermiyor; umudu kesti galiba. Ve gene bu arada, idam cezası kalkmış. Vatana millete hayırlı olsun. Elli sene geç de olsa, geç oldu ama temiz oldu. Yazar

Necdet Şen
Ecirle müdür arasındaki farkı belirleyen hassas ayar da burada ortaya çıkıyor işte. Bu ince ayrıntıyı göremeyen (ya da görüp de o terazide tartılmayı izzeti nefsine yediremeyen) medya çalışanının kuru maaşa talim edip susmaktan ya da paketlenip şutlanmaktan başka seçeneği kalmıyor. Necdet Şen
DTP'nin kapatılmasını demokratik nizamımız için doğru bulmuyorum fakat siyasi hamle inisiyatifini "dağ kadroları"ndan alan bir siyasi hareket, kendi meşruluğunu bile silah haline getiriyor demektir. Niçin mücadele ediyoruz ki biz? Silahsız politik mücadele için, sivil siyaset için.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim? Kitap Kurdu
İlker Tortop
Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız. Yazar
Alper Uzun
İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor. Yazar
Kâmuran Kızlak
Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler. Yazar
Seyit Balkuv
Kemal Tahir'in dediği gibi rezil bir geçmişe sahip olsa bile, günümüzde sadece zenginler için değil işçiler için bile en yüksek refah düzeyinin Batı'da olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, Batı sistemini elden geldiği kadar Doğu'ya uyarlamak insanların hayat şartlarının iyileşmesine yardımcı olmaz mı? Yazar
İlker Tortop
Çok değil yirmi yıl önce yani benim gençliğimde kızlara dik dik bakmak yürek isterdi. Ayrı ayrı merdivenlerden sınıflara girilirdi, etekler şimdiki gibi göbekte değildi. Bir kızın elini tutmak, onunla tenhada konuşmak en havalı aksiyondu bıçkın gençler için. Şimdiyse toplumun bu kadar tatminsiz olmasına şaşırmak mı yoksa şaşırmamak mı gerekiyor bilemiyorum. Yazar
Necdet Şen
Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi. Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor. Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm. Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar. Necdet Şen
Vahap Demir
Efendi adam kışın da kazak giymezdi çünkü kazağı da serseriler giyiyordu. Efendi adam efendi gibi üşürdü ama hasta da olmamalıydı. Ülkemiz fakir ama onurluydu ve maalesef hastalık tedavisi için yurtdışından gelen ilaçların karşılığında onur kabul etmiyordu köftehorlar. İlle de dolar olmalıydı. Yazar
Alper Uzun
Proteinlerin üç boyutlu yapısına baktığınızda tıpkı o LEGO setleri gibi birbiri içine geçmiş ve yapacağı işe göre özelleşmiş parçalar var. Yakın bir gelecekte istenilen bir takım proteinler böyle LEGO setlerinin parçacıkları gibi takıp çıkarılacak. Ona göre ilaçlar yapılacak. Bireye özel ilâç geliştirilmesinde belki de en heyecan verici adımlar böyle atılacak. Yazar
Seyit Balkuv
Gelecekte ne olurlarsa olsunlar, şu an için bir önemi yok. Bacaklarında dolanan sabah serinliği ile çişi gelen çıplak bacaklıların, ilâhî yolculuklarına attığı bu ilk adım kutsallığından bir şey kaybetmiyor. Hem çocukların, hem ebeveynlerin, hem de izleyenlerin gözlerini nemlendiriyor. Yazar
Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir
Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban
Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.