6 Eylül 2008 Cumartesi
Fergün, Ali, İnci, Nihat, Seyit, necdet
Necdet Şen,
Kışkırtmak gibi olmasın ama, geçen cumartesi günü Taksim'de bir kitapçıda kulağıma şöyle bir diyalog çalındı:
Müşteri kadın -- Çok da pahalıymış ama... Kitapçı adam -- Doğru ama yeni çıktı biliyorsunuz... Müşteri kadın -- N'apalım, mecbur, alacağız...
Bir dakika sonra kadın elinde Orhan Pamuk'un son kitabı Kar ile birlikte kasaya doğru seğirtti... Kitabı alıp huşu içinde çıktı... Valla ben bilmem gerisi size kalmış yani...
Fergün Atalay
... Kestaneyi başkaları ateşten alıyor, bunlar pencerenin bu tarafından gördükleri karın serinliğini anlatıyorlar. Türkiye'nin sosyo kültürel, sosyo ekonomik, sosyo cart curt tahlili oluyor.
Okumadım, okumam da. :-) O parayla otuz kere tatlı yaparım çocuklarıma. Zamanında Harrold Robbins lere, Konsalik lere, Leon Uris lere çok para verdim, aynı tuzağa düşmem. Hepsinin kafa aynı basıyor zaten.
Ali Türkan * 28 Ocak 2002
Merhaba,
Orhan Pamuk'un "Kar"ı hakkında medyadaki bu gürültünün sebepleri ve konu hakkında sizin ne düşündüğünüzü de çok merak ettim doğrusu.
Bence durum rezalet, çünkü insanlar adeta beyinsiz yerine konularak, seçme hakkı bile tanınmadan zoraki bir kitabı okumaya yönlendiriliyor. Ayrıca, bu kampanyayı hangi parasal güç düzenliyor? Ne tür beklentileri var ki? Şehrin içinde kocaman afişler, tüm kitapçı vitrinleri silme KAR dolu, tüm TV kanalarında Orhan Pamuk'tan geçilmiyor? Neden?
Doğrusu ben anlayamadım ve çoğunluğun okuduğu kitapları okumamak gibi bir alışkanlığım nedeniyle de okumayı düşünmüyorum. Bazen bir bakıyorsunuz tüm insanlar aynı kitabı okuyor. Bu durum da, kitap güzelse bile okunmaması demek bence.
Kitabın bu biçimde pazarlanma yöntemi de yavan ve tatsız geliyor. Bir sürü değerli edebiyatçının, sanatçının eserleri dururken bir adama ve bir kitaba verilen bu olağanüstü değer neden? Konu vıcık vıcık ortalıkta, okumadan biliyorsunuz kitapta olanları. Oysa ben kendim okuyup, kendi sonucumu kendim çıkarmak istiyorum. Yoksa bu pazarlama yöntemleri de insanları tek tipleştirme, seçme olanağı bırakmama çabalarının bir parçası mı? Edebiyat bile bu oyunlara alet mi ediliyor?
Sizin kaleminizden, sizin yorumunuzu okumak için sabırsızlanıyorum.
İnci Başpınar * 28 Ocak 2002
"Türkiye'de kitap baskısının orta sayısı iki binle üç bin arasındadır. Bu sayı ülkedeki okur yazarlara göre, azın azıdır gibi geliyor bana.
İki de bir ortaya kitap satışının bu azlığı sürülür. Yazılar yazılır, düşünceler ortaya atılır. Sebepler araştırılır. Bana kalırsa, yılların eliyle ortadan kalkacak olan derin ve büyük sosyal sebepleri bir yana bırakırsak, kitap okunmasını çoğaltmak için vakit geçirmeksizin başvurulacak yollar da yok değildir.
İlkönce, kitapçı anlamalıdır ki, bugünkü alışveriş sistemi içinde, kitap da tıpkı kundura, kumaş, diş macunu gibi bir maldır. Kunduracı, kumaşçı ve diş macuncusu nasıl malının sürümü için reklam yapıyorsa kitapçı da her çıkardığı kitap için, en aşağı, bir traş bıçağı satışında yapılan kadar reklam yapacaktır. Oysa ki, kitap reklamı, o kitap için bir iki gazetede yazılan sudan kritiklerle çerçevesini çizmiş oluyor.
Sonra mal satışı her şeyden önce bir organizasyon, bir alıcı ve pazar yerleri bulma işidir. Mal alıcının ayağına götürülür, alıcı malın ayağına gelmez. Oysa ki, bizde bir kitap almak için Ankara Caddesi'ndeki kitapçıların ayağına kadar gelmekten başka yol yoktur. Bunun önüne geçilmeli. Kitabı gazete gibi her yerde sattırmalı. Bu yazımı okuyanlar arasında, bugün kitabı diş macunu, kundura çeşidinden bir mal gördüğüm için belki kızanlar olacaktır.
Ne yapalım, olanı olduğu gibi görmek gerektir."
Orhan Selim (Nazım Hikmet), 6 Ağustos 1935
Merhaba Necdet Şen,
Orhan Pamuk'u henüz daha ünlü olmamışken okumaya başlamıştım. Önce ilk kitabını sonra sırasıyla tüm kitaplarını okudum. (Kar'ı henüz okumadım. Okumaya da karar vermedim daha. Ama sanırım okurum.)
Kara Kitap'la birlikte şöhret ve onu takip eden kitaplarıyla artık bi star Orhan Pamuk. Bundan hoşnut.
Onu biraz tuhaf buluyorum aslında. Zeki. Ürkek. Hayatın ve olan bitenin farkında ama bunu az umursuyo. Önceliği romanları. Hayatını roman yazmaya adamış, romancı olarak "kariyer" yapmayı çok önceden kafasına koymuş ve yola koyulmuş. Edebi kaygıları var. Ama formulün terkibi bunu gerektiriyo da ondan gibi. Çok çalışkan. Kendisini böylesine motive edebiliyo olması şaşırtıcı.
Eleştirdim gibi oldu ama yalnızca izlenimlerimi söylüyorum. Aslında sözlerim Orhan Pamuk'u (naçizane) takdir ettiğim anlamında da okunabilir. Kitaplarını (Yeni Hayat hariç) seviyorum.
Seni Orhan Pamuk hakkında bişiler yazasın diye kışkırtmak istemiştim. Pek olmadı galiba..
Nihat C * 1 Şubat 2002
Çok da iyi yaptın. Sanırım bu konuda azıcık yumuşamaya ihtiyacım var. Çünkü tüm yeteneğine karşın, o adamda beni iten bir şeyler var.
Birincisi, hırs.
Bu duygu, sanırım hepimizde olan, o nedenle de (eğer adam olmak istiyorsak) dizginlememiz gereken bir duygu.
Yarışmak ayıp benim felsefeme göre, çünkü özünde düşmanlık içeriyor.
O nedenle bazı kişilere ve Orhan Pamuk'a kıl oluyorum.
Diğer yazarları dirseklediği için.
Necdet Şen * 1 Şubat 2002
Merhaba Necdet Şen,
Orhan Pamuk yirmili yaşlarının başında romancı olmaya karar vermiş ve bu kararını uygulamış. İlk romanı yirmili yaşlarının sonuna doğru yayınlanmış. Daha sonra bunu ikinci ve üçüncü romanı takip eder ve yola koyuluşundan onbeş yıl sonra yayınlanan dördüncü romanı Kara Kitap ile şöhrete, takibeden romanları ile de starlığa ulaşır.
Evet, bi edebiyat starı olmaktan hoşnut. Evet, bu "hırslı çocuk" hırsını romancı olarak "kariyer" yapmaya yönlendirmiş. Hırsını öyle yönlendirmesi, yapayalnız yola koyuluşu, tercih ettiği yolun kolaycılıktan uzak oluşu evlâ diil mi?
Sana henüz okumadığımı söyledikten sonra bi armağan olarak geldi Kar bana. Okumaya başladım yani.
Orhan Pamuk'un romanlarını okumuş olmanı isterdim. Titizlikle, göznuruyla, çalışkanlıkla, kafa patlatarak, akıllıca, özene bezene yazıldıklarını düşüneceğini ve onları (Yeni Hayat hariç) beğeneceğini sanıyorum. Galiba biraz da Orhan Pamuk'la senin aranda benzerlikler olduğunu düşünüyorum.
Sanırım hakkında yazmadan önce seni Orhan Pamuk'a karşı biraz yumuşatmak istedim :-)
Nihat C * 2 Şubat 2002
Sanatçı olsun olmasın, bir işe emek veren herkesin en azından emeğine saygı duymaktan yanayım. Ama kültür ve sanatı bir süpermarket nesnesine dönüştüren anlayışa bu denli biat eden hırslı çocuk için de birkaç acı sözüm olacak.
Necdet Şen * 1 Şubat 2002
Selâmlar,
Bugün (3 Şubat 2002) Hürriyet gazetesi ekonomi sayfasında "Ali Atıf Bir" imzalı şöyle bir haber çıktı aynen yazıyorum:
Orhan Pamuk' u kutlarım
Orhan Pamuk' un son üç haftada gitmediği gazete, çıkmadığı televizyon kanalı kalmadı. Gittiği her yerde de aynı şeyi tartışmaya açıyor. "Kitabın pazarlaması, reklamı olur mu?" Belli ki Pamuk'un iletişim danışmanları "Kar" isimli yeni kitabın mesaj stratejisini "Kitabın pazarlaması, reklamı olur mu?" konsepti üzerine kurmuşlar. Bence çok zekice, Pamuk' u ve yol arkadaşlarını kutlarım.
Bu yazılanlar gerçek olamaz, kantarın topuzu bu kadar kaçmamıştır, bunlar haberi yazanın kuruntularıdır değil mi?
Seyit Balkuv * 2 Şubat 2002
Mektuplar
Yazıların tam listesi

Ali Türkan
Böyle bir gerçek olsa, memleketimizde neler olurdu acaba? Herhalde aşağıdaki köylerde yaşayanlar, pazar yerlerinde falan, "sustu ibneler! sustu ibneler!" diye tezahürat yaparlardı dağlılar aleyhinde. Off! Sıkıldım yazmaktan. Ne anlamı var bunların? Aslında şimdi o dağlardan birinin en üst noktasına çıkıp yanık sesle türküler söylemeliyim. Nasıl olsa sesim bana yanık gelir ve kimse de "sus ulan!" diyemezdi. Sahi, insan meşe palamuduyla ama yalnızca meşe palamuduyla yaşayabilir mi? Hem bu meşe palamudu nasıl bir şeydir? Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Süheyla Apaydın
Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Mektup
Vahap Demir
Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi. Yazar
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.