Patronsuz Medya

Solcu değil mi, vur gitsin!

B. Karadeniz ve necdet


Merhaba sevgili Necdet Şen, yıllar önce yine bir mektup yazmıştım ve Hızlı Gazeteci hikâyelerinin birinde yer vermiştiniz. Uzun zaman geçti. Hızlı Gazeteci birkaç kitap oldu. Bazıları kütüphanemdeki yerlerini aldı. Biraz önce Oğuz Atay konusunda birşeyler bulmaya çalışıyordum internette, birden bu sayfayla karşılaştım. Aynı o dönemdeki hüzün yoğunlaştı yeniden.

Türkiye'ye gidemediğim 12 yıl, sonsuz bir iç hesaplaşma, çaresizlik, isyan vs. Şimdilerde sıkça geliyorum Türkiye'ye. 12 yılın acısıyla olacak, yılda birkaç kez geliyorum kısa süreler için de olsa. Size son yıllarda çıkan kitaplarımı ulaştırmak isterim. Türkülerden, Erich Fried çevirilerine dek epey bir miktar kitap çıktı. İlginizi çekeceğini düşünüyorum.

Oğuz Atay anısına bir web sayfası hazırladım. Çeşitli yazılarla içini doldurmak istiyorum. Hem oradan hem de benim öteki sitelerimden Hızlı Gazeteci linkleri vereceğim. Birazdan aktaracağım.

Günün birinde görüşmek dileğiyle. Örneğin Nisan'da Türkiye'deyim.

selâmlar.

B. Karadeniz ~ www.bekirkaradeniz.com


Adını hatırlıyorum Bekir. Galiba Bacı'nın sonundaki "Ne Dediler?" bölümünde vardın. Ama şimdi yeni baskılara baktım, bulamadım. Bir kazaya kurban gitmiş olmalı.

Sitene girdim, Derkenar linkini koymuşsun bile. Bugünlerde yeni kitabı yetiştirme telâşındayım, ilk fırsatta daha ayrıntılı bir inceleme yapıcam. Epeyce okunacak şey olduğunu gördüm.

Kitaplar için en emin adres Parantez yayınevinin adresi. Bana bırakılan şeyleri en iyi onlar muhafaza ediyor, uğradığımda alıyorum. Adresi: İstiklal caddesi 212, Aznavur pasajı, alt kat, No.8, Beyoğlu/İstanbul

Hangi ülkede yaşadığını merak ettim. Bir de ekmeğini nasıl kazandığını.

Sevgiyle.

* * *

Necdet Şen (derkenar.com'un kamburu)


Merhaba,

Aynen öyle, Bacı -"Ne Dediler?" bölümündeydim.

Cevabın için teşekkür ederim.

İlginç olabileceğini düşündüğüm için biraz geniş tutayım hikâyeyi. Kimbilir, belki de Hızlı Gazeteci biraz da benim çevremde dolaşır.

1979'un sonunda tahminen 30 polis anamın babamın ve küçük kızkardeşimin gözünün önünde sokağa çıkarıp başıma birkaç kurşun sıktı ama yalnızca biri isabet etti. Sonuç: Paramparça bir surat ve giderek artan bir başağrısı. Allahtan PhotoShop var da kendimi biraz düzeltiyorum. Şaka bir tarafa 23 Aralık 1979'dan bu yana epey düzeldi denebilir. Bu yaralanmadan bir süre önce de burnumu kırmışlardı sorguda. Ameliyatla eskisinden düzgün yapıldı ama pek dayanmadı.

Sonra "yasadışı" yaşam. 1982 yazına dek afişlerimle birlikte yaşadım Türkiye'de. Bazen gazetelerde başıma (başkalarıyla birlikte) konan ödüllere sinirlenmedim değil. Çünkü çok ucuz görünüyordu fiyatım.

Teşkilattı, yeniden toparlanmaydı diyerek (ve de can havliyle) Ortadoğu'da geçen, 1 yıl. Sonra Almanya, Fransa ve yaklaşık 1 yıl İsveç'te kalma ve yeniden Almanya'ya yerleşme. Evet 1985 yılının Mayıs ayından beri Almanya'da yaşıyorum.

İsveç'e ilişkin birşeyler söylemek istiyorum. Orwell'in 1984 adlı romanını 1984 yılında İsveç'te okudum. Aynı yıl çevrilen aynı adlı filmi de orada gördüm. Ve bu kitapta anlatılanların ne kadar da İsveç'e uyduğunu düşünmüştüm o zamanlar. Bu düşüncem değişmiş değil. İnsanların barkod ile numaralandığı, tam bir polis devleti gerçekten. Halen şaşarım Olaf Palme'nin katilinin bulunamamasına.

Sanırım inadımdan vazgeçmediğim ve aynı oranda klasik teşkilatçılardan vazgeçtiğim için de başlangıçta zor, sonuçta iyi sayılabilecek bir yaşam tutturabildim.

Kurtarmak istediklerimiz ısrarla kurtulmak istemediklerini vurgulayınca anladım geç de olsa. Sonra da kendimle hesaplaşma, yazma çizme vs. Bu konuda eski arkadaşlarımın bazıları ile güzel şeyler paylaştık.

1980 öncesinde Türkçe yayımlanan tüm sol klasikleri incelemiş ve bilmem kaç kişiye seminerler vermiş olmama karşın, birkaç "devrim romanı" -ki bunların edebiyatla ilgileri olmadığını, bazılarının cinsiyetçi, sıradan şeyler olduğunu daha sonra düşünmeye başladım- dışında kitap okumadığımı ve ne kadar aç olduğumu farkettim. Dahası bu gerçeği kendime kabul ettirdim. Her işte bir hayır vardır derler ya, o misal, 12 Eylül bana okumayı öğretti.

İşte Oğuz Atay'ı, Yusuf Atılgan'ı, Marquez'i, ondan önce Amado'yu, Cemil Meriç'i hep 1980'li yıllarda tanıdım. Ne yazık ki hiç birini görüp fotoğraflarını çekemedim. Marquez konusunda umudumu yitirmiş değilim.

İsveç'te evlendim. Eşim Alman. Almanya'ya yerleşme nedenlerinden biri bu. Yani ikimiz de yabancı olarak yaşamaktansa birimiz yaşayalım dedik. Tabii kurban bendim. Eşimin değil, sürgün olmanın kurbanı. Bir şiirde değindiğim gibi, şiddeti herkesle yüceltip, acıyı tek başıma göğüslemek özetle.

1990 yılından beri burada vakıf benzeri bir kurumda çalışıyorum. Aslında 1979 yılında çiçeği burnunda bir edebiyat öğretmeni olarak mezun oldum ama öğretmenliği birkaç haftalık stajyerlik dışında bilmiyorum. Neyse, bu kurumda 2 yıl sonra (Almanya'da vasilik yasasının kökten değişmesiyle gündeme gelen yeni boyutunda) bu alanda çalışmaya başladım. Sosyal pedagog, danışman gibi birşey. Ben delilerle çalışıyorum dedikçe eşim kızıyor. (O da aynı işi yapıyor başka bir kurumda.) Evet. Psikolojik sorunu olan, zihinsel özürlü ya da alzheimer gibi yaşlılıktan dolayı ortaya çıkan hastalarla uğraşıyorum. Yani bakım vs. boyutu değil de onların yaşamlarının düzenlenmesi gibi birşey. Hastalarımın çoğu Alman. Bu toplumda çok tescilli deli var. Birkaç tane de Türkiye kökenli. İşin garibi, resmi olarak bir yargıç tarafından görevlendirilip, gerektiğinde polisten yardım almaktayım. Yani en uzak olmaya alıştığım çevrelerle "uyum" içinde çalışıyorum. İşte ekmeğimi böyle kazanıyorum.

Yazdıklarımdan para kazanamıyorum. Yayınevleri iyi kazanıyor göründüğü kadar. Türkülere ilişkin hazırladığım 4 cildin 2 tanesi bir yayınevinde çıktı. Sağolsunlar, ikişer bin üzerinden telif hakkını aksatmadan ödediler. Ama daha ilk baskıları 15'er bin yaptıklarını bir tesadüf sonucu öğrendim.

Dünya folkloru, özellikle Doğu (yani Kafkasya, Fars, Arap ve Orta Asya) folkloruna ilişkin geniş bir müzik arşivim var. Sanırım Türkiye kökenli ozanların politik tercilerine bakılmaksızın en ayrıntılı araştırmasını gerçekleştirme olanağı buldum ve çok geniş bir arşiv oluşturdum. Bu konuda ilginç deneyimlerim oldu. Olmakta. Örneğin 1500 insanın katıldığı bir Alevi-türkü gecesinde adım Bekir olduğu için bir tane kitabımın satılmamasından tut da, Bektaşi edebiyatının yaşayan en büyük şairinin tüm yeni şiirlerini bana vermesi gibi olumlu ve olumsuz şeylerle içiçeyim.

Türküleri bugüne dek değinilmedik boyutlarıyla öne çıkarmaya çalıştım. Türküleri incelerken çok şey öğrendim. Her tamamladığım kitap beni epey bilgilendirdi. Yani bildiğimden yazmadım, incelerken öğrendim. Bunların "iyi" yayınevleri aracılığıyla başkalarına ulaşmasını çok istedim ama olmadı. Örneğin bu "iyi" yayınevlerinden birine yaptığım başvuruda (sonradan orada çalışan bir editörden öğrendim) "Cahit Öztelli'den bu yana ne değişti ki" ve de "Bu herif Allah'ın işçisi ne anlar böyle şeylerden" gibi gerekçelerle kitabı hiç incelemeden reddettiler.

Yahu bu lâf fazla uzadı galiba. Başka zaman devam ederim.

selâmlar.

B. Karadeniz


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 2710


 

Mektuplar

Arabın yalellisi, Şam'ın şekeri, Camaykalı'nın Zekeriya adındaki biraderi

Ali Türkan

Alnımdaki saçları eliyle düzeltip "biliyor musun, hep senin gibi bir kardeşimin olmasını istedim." dedi ve alnımdan öpüp çıktı odamdan. Benden sekiz yaş büyüktü. O, her şeyi görmüş, yaşamış bir kadındı ve ben çocuktum daha.  Devam


Uygar Dünya bize ihanet etti!

Zülküf & necdet

Taa çocukluğumdan beri şan dersleri alıyorum, Ave Maria ve Halleluya ilâhilerini ezberden okuyorum, her paskalyada ve noelde uygar dünya ne yapıyorsa ben de onu yapıyorum, Göte, Rilke, Şekspir, Şopenhavır, Şvartzeneger, ŞaubLorenz, Nordmende falan, ne kadar Batılı düşünür varsa hepsinin veciz sözlerini ezberliyorum...  Devam


Son Yorumlar

Yalçın Şahin - Gazi'nin Topal Osman'la iş bağladığı ve kaplıcalarında şifayab olduğu rivayet olunan... Geberteceksin hepsini!

Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!

Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü

Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?

Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı

Daha fazla Yorum »


Web Gezgini

Kaos ve kozmos

Modern kaos tanımı, klâsik kaos tanımını reddeder. Eski tanımlama kargaşa, düzensizlik, başıbozukluk, biçimsizlik, insanların birbirini boğazlaması veya mahşer, kıyamet belirtisi ya da en uygun tabiriyle Babil Kulesi insanları; herkesin ayrı dilden konuştuğu, ayrı telden çaldığı karmakarışık bir dünyayı ima eder.

Ali Bulaç (Zaman)


Son Yazılar

İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Kâmuran Kızlak

Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir.  Devam


Şarkiyatçılık

Edward Said

Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu.  Devam


Ev alırken nelere dikkat edilir?

Durmuş Düşünür

Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil.  Devam


Dört anlaşma

Don Miguel Ruiz

Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır.  Devam


Kozmik Deprem Senaryosu

Ahmet Faruk Yağcı

Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak?  Devam


İslâmî Cemaatler

Vahap Demir

Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir.  Devam


Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.  Devam


Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat

Erdem Abaka

Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride.  Devam


Editör'ün Önerisi

Çabasız sanayi: Turizm

Erdem Abaka

Çeşitli kaynaklarda rahatça ulaşılabilecek rakamlar her ne kadar iyimser bir tablo çizse de, şu anda sadece deniz, güneş, kum turizmine yaslanmış ve sadece bahşedilmiş doğal güzelliklerini pazarlayabilen ülkemizin, çok çabuk yeni bir turizm yapılanmasına yönelmesi gerekiyor.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   »

 

15 - 66 - 431 - 650

 

15 Mart 2010 Pazartesi
Web Derkenar
©