Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 

Roll, soll ve yobazlık üzerine

İnci İstiridye ve necdet


YOBAZLIĞIN SOSYOLOJİSİ ADLI YAZIMIN SİTEDE YAYINA GİRDİĞİ GÜN, YAZAR İNCİ İSTİRİDYE'den BİR MEKTUP ALDIM:


Günaydın, geçen hafta Roll dergisinde Pınar hanımın sözlerini okuyunca içimden "aman Necdet Şen bunu görmesin! " demiştim. Sonra da "pijamalarını çıkarıp dışarı çıkmaz nasılsa" diyerek kendimi rahatlatmıştım.

Fiziksel miyopluğun tedavisi var, zihinsel olanının çaresi bulunamayacak galiba. Gönlünü hoş tut, seni okuyarak olası arazlarımızı farkediyoruz.

Sevgiler.

İnci İstiridye * 8 mayıs 2001


Keşke bir mail atıp beni zamanında haberdar etseydin. Sevinirdim.

Necdet * 8 Mayıs 2001


Bir daha olursa haberdar ederim; ama canın sıkılsın istemedim; eleştirel olmayan sözlerin ne yararı olacak diye düşündüm sanırım; memur çocuğuyum ya her şeyin bir faydası olması gerekiyor.

Neyse... Kardeşim "Abla, Roll okuma artık, bozdu iyice, Björk den başka kimseyi anlatmıyorlar" deyip duruyordu, haklıymış çocuk.

Sevgiler.

İnci İstiridye * 8 Mayıs 2001


Bugün sitede yer alan o yazıyı yazmış olmamın sence bir yararı yok mu?

Necdet * 8 mayıs 2001


Sevgili Necdet Şen

Son mesajını aldığım için kendi adıma hicap duydum. Sanırım ayrıntılı açıklama yapmalyım.

Roll'u okuduktan sonra düşündüklerim:

1. Roll Necdet Şen'i eleştirmek istiyor, dersine çalışmadığı için konuğuna çanak tutarak bir taşla iki kuş vuracak. (Kötü niyetli)

2. Konuk da yetersiz, dersine çalışmamış, genç kızlık duygularından başka anlatacak bir şey bulamıyor, boş sözlerle çanağı doldurmaya çalışıyor. Necdet Şen = Bacı tiplemesi özdeşleştirmesi hatasından başka bir şey bulamadım. Sitene girip bir tane yazı okumadığına, kitabının kapağını dahi kaldırmadığına bahse girerim. İnsan ruhundaki karanlık, üstünde konuşulmamış bölgelere girdiğini; çocukluğun büyüklere tabi olma sefaletinden, annelerimizin gizli otoritesine kadar üstünde az konuşulmuş, hatta durulmamış alanlarda hayata dair biriktirilmiş ayrıntıları cebinden çıkarıp bizlere verdiğini bilmiyor ki bu hanım kızımız. Bacı'da takılıp kalmış, bir okuyucu olarak onu ciddiye almam mümkün değil. (Bilgisiz)

Sıraladığım nedenlerden dolayı seni haberdar etmeyi yararsız buldum, yoksa "Yobazlığın Sosyolojisi" yazın elbette çok yararlı ve yerinde. Bir okuyucu olarak ince eleyip sık dokuma çabamın havaya gittiğine üzüldüm gerçekten.

Elinde fener zekâ ve duyarlılık arayan bir adam durup dururken böyle bir soru sormaz. Mail listendeki lüzumsuz bir adres olmak istemiyorum. Seni mesajlarımla daha fazla yormak da istemiyorum. Bundan sonra sessiz bir okuyucu olmayı tercih edeceğim. Diğerlerini bilemem, yazıların ve çizgilerin bendeki yerlerini buluyor. Sevgiler,

İnci İstiridye * 10 Mayıs 2001


Merhaba İnci.

'Son Mektup' olduğunu altını çizerek belirttiğin açıklamandan kırıldığın izlenimini edindim.

Zaten pek konuşkan sayılmazdın, ama artık tamamen susmayı seçmen senin bileceğin konu. Zorla sohbet olmaz.

"İstiridye" rumuzunun sebebi hikmetini şimdi daha iyi anlıyorum.

Şahsıma... Şahsımı boşver, onca emeğe ve sapla samanı ayırma çabama karşı yapılmış hoyratça bir saldırıya duyarsız kaldığını düşünmedim, ama yine de beni bu konuda ilk uyaran arkadaşıma biraz daha fazla minnettarlık duydum. Onu ispiyoncu gibi görmedim. Ben de olsam uyarırdım. Dahası, o densiz dergiye mektup yazar ağızlarının payını verirdim. Kısacası, kokar ve bulaşırdım.

Geçmişteki benzer tecrübelerimden aldığım ders şu: Yanıtlanmayan her hakaret, terbiyesizleri daha da cüretkar kılıyor. Meydan uğursuzun, bağırganın, küstahın oluyor, kamuoyunu onlar oluşturuyor ve bizim soluk alma alanımız her geçen gün daha da daralıyor.

Kafası karışık ve "bugün ne düşünmeliyim?" diye medya demagoglarının ağzına bakan ortalama okur, bu tür hakaretlerden sonra kolaylıkla "necdet şen mi, iğrenç herifin tekidir" diye yargılara varıp, o adresten gelen her türlü bilgiye zihnini kapatabiliyor.

Bu tür kuru kalabalığa zaten pek bir şey anlatamayabilirim, ama sen orada sessizce ve bilgece ve onaylayarak izlerken, ben kendi yaşantımı Hikmet Çetinkaya'yı ya da Pınar Selek'i okuyup bana pislikmişim gibi davranan komşular ve kardeşler arasında geçirmek zorundayım.

O nedenle sevgili İstiridye, senin çok zeki ve kültürlü biri olarak bendenizi kendi aydınlanmış zihninde takdir ve takdis ederek okuman, içinde yaşamakta olduğum balçığı daha yaşanılır kılmıyor.

Gittiğim kitapçılarda ve sinemalarda, terbiyesizlerin yazılarını okumuş ama benim yazdıklarımı okumamış kaba saba hayvanlardan bilet almak, kasa fişi istemek ve onların düşmansı bakışlarını görmezliken gelmek zorundayım.

Artık ben eski ben değilim. Her pasif (ya da aktif) saldırgan tavrı faiziyle iade etmeye yeminliyim.

Aksi takdirde bir kez daha incinip tamamen susma ve kayıplara karışma ihtimalim derinden yükselen bir potansiyel olarak varlığını sürdürüyor.

Sen artık benimle muhatap olmama kararınla dostluk adına da olsa "hiç bir yükümlülük altına girmek istemediğini" beyan etmiş bulunuyorsun.

Peki. Bundan sonra onuruma ve okuruma yönelik saldırılardan beni haberdar etme işini senin kadar kırılgan olmayan diğer dostlarımdan rica ederim. Onlar sevgi adına "ispiyonculuk" da yapabilirler.

Zorla güzellik olmaz. Kabuğuna çekilmek en doğal hakkın. Kişisel bir beklentim yoktu.

Bu mektuba yanıt beklemiyorum; suskunluğunu bozman gerekmez. Her zamanki gibi gevezeliğimden yanıtladım.

Bugüne kadarki çekingen arkadaşlığın için çok teşekkür.

Hoşçakal. Necdet * 10 Mayıs 2001


Sevgili Necdet Şen,

Hata üstüne hata yaptım, özür dilerim.

Kokmak bulaşmak için senden cesaret almam gerekiyormuş. Dergiye ekli e-postayı atarak tepkimi göstermek ve sana kendimi affettirmek istedim. Çok haklıydın, sessiz sessiz köşemde oturacağıma, kokup bulaşarak dümbeleklere haketmedikleri payeleri vermemeli, bir güzellik yaratmalıyım.

Sevgiler.

İnci İstiridye * 10 Mayıs 2001


Merhaba İnci.

Sana hiç kızgınlığım yoktu, sadece beni defterden silme kararına üzülmüştüm. Ama mektubumu yanıtladığına göre sanırım adres defterimden çıkma isteğini iptal ettiğini düşünmem gerekiyor. Buna Roll'a yazdığın mektuptan daha da çok sevindim.

Ne yaparsam yapayım, beni çok sevdiklerini bildiğim (ve benim için çok değerli olan) okurlarıma şunu tam anlatamıyorum:

Ben yapayalnız bir insanım. Ve hiç bir ödül ya da paye beni posta kutuma birbiri ardına düşen dost/okur mektupları kadar mutlu edemiyor. Her sabah (yani öğlen) Noel Baba'dan hediye bekleyen çocuklar gibi içim kıpır kıpır bilgisayarın açma tuşuna basıyorum e postaları okumak için.

Nadiren de olsa "yeni ileti yok" yazısını gördüğümde ise yıkılıyorum evde yalnız bırakılmış köpek eniği gibi.

Kendi yakın çevremde (muhtemelen) bendekinden daha fazlası bulunan, ama üretime dönüştürmeyi başaramadıkları yetenekler, evin en küçüğü olan benim potamda bir şeylere dönüşmüş olmasının ve (onlara göre) kolayca para kazanmış olmamın yarattığı gizli hasetle ellerinden gelse gözlerimi oyacak olan yakınlarımda bulamadığım şefkati, yüzünü hiç görmediğim okur/dostlarımda bulmaya çalışıyorum. Büyük ölçüde bulduğumu da itiraf etmeliyim.

Sanırım "sana artık hiç yazmayıp siteni sessizce izleyeceğim" hükmünün benim için ne kadar ağır bir hüküm olduğunu şimdi daha iyi anlıyorsundur. Her ne kadar kedileri çok sevsem de, ruhen köpek yaradılışlıyım. Bana "geh kuçu kuçu" diyen herkese ölümüne bağlanıyorum.

Roll dergisiymiş, Pınar Selek'miş, sekter solmuş, bunlar benim için fındık çerez; ama sevgisizlik ve yok sayma tarafından yalıtılmış biri olarak, meramımı anlayabilen dostların kaybı beni kardeşlerimi kaybetmekten daha fazla yaralar.

Aramızdaki buzların eridiğine sevindim. Hiç bir talebim yok, sadece cezalandırma yeter. Dostlukla.

Necdet * 10 Mayıs 2001


Merhaba,

Asla dostluğu kesmek arzusunda olmadım, bir eşşeklik yaptım ki sorma gitsin, nasıl ezildiğimi anlatamam. Yazıların, çizgilerin ve kişiliğinle az bulunur biri olduğunu çok iyi biliyorum.

Madem kendini adam gibi ifade edemiyorsun, be kadın bari sesini kes, köşende otur endişeleri ile o lâfları ettim. Olgunluk gösterdin, sağol, dostluğumuz sağlamlaştı.

Kan bağlarından çok gönül bağları ruhumu okşuyor, senin gibi. Auran tahmininden daha geniş, orada bana da yer var, başkalarına da. Arasıra zırvalasak da "hayır, öyle değil böyle" diyerek yazılarınla bizi kendimize getirerek, ailelerimizdeki, yakın çevremizdeki büyüklerin bir türlü dolduramadığı yeri sen dolduruyorsun.

Dostlukla,

İnci İstiridye * 12 Mayıs 2001


Sevgili İnci,

Yazdığın harika mektuba ayaklarım yerden kesilmiş halde döşendiğim yanıt her nasılsa gönderemeden uçtu gitti. Sanırım ben başka şeylerle oyalanırken elektronik temizlikçi geldi ve onu lüzumsuz sanıp sildi. Şimdi ikinci kez deniyorum.

Mevzu şu:

Lütfen benden gereksiz özürler dilemeden önce şunları da düşün: Eğer aramızdaki bu minik yanlış anlaşılma durumu olmasaydı, yıllardır içimi yakıp duran ama kimseye anlatamadığım yaralarımı içimde saklamaya devam edecektim. Bilmeden de olsa minicik bir kanamaya ortak olarak bana en yakın dostların bile yapamadığı bir iyilik yaptın.

Senden gelen ve sana giden mektupları tekrar tekrar okuyor ve sanal da olsa senin gibi bir dost kazandığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Tıpkı dediğin gibi, elimde fener zekâ ve duyarlık arıyorum ve sen o az sayıdaki olumlu insanlardan birisin. Yazdığınız her sevgi dolu içten yazı, derin bir çatlağı daha kapatıyor. Tekne artık daha az su alıyor.

Kardeşimle paylaşamadıklarımı paylaştığım, yüzünü görmesem de kardeşten yakın dostlarım var. Duyarlı, anlayışlı, sevecen. İncindiğimde, üşüdüğümde, korkuyla uyandığımda başucumda onları buluyorum. Hakiki kardeşlerimi.

Minik neco İnci ablasından çok hoşnut. Talepkâr değil, ama onun sesini ne zaman işitse sevinçten el çırpıyor.

Ondandı terkedileceğini sandığı zamanki üzüntüsü. Ama şimdi pek mutlu.

Necdet * 12 mayıs 2001


Samimiyetten olsa gerek "Sevgili Necdet Şen" diye başlamak içimden gelmedi. Kaç gündür bir türlü cereyanlı mektup atacak zaman bulamadım. Kafamdan geçenleri yazabilmek için biraz zamana ve okumaya ihtiyacım vardı. Senin "Minik Neco", "Sanatçı Necdet Şen", "Yetişkin Yol Gösterici Aile Büyüğü" ve zamanla buna eklenecek farklı kimliklerini besleyecek dostluğumuzun da buna ihtiyacı var bana göre.

Roll dergisinin yaptığından sonra, sitende harcadığın onca çabaya rağmen hâlâ insanların insafına kalmış, hoyratlığa açık bir alan olduğunu düşünüyorum. Yazılı kaynaklarda Necdet Şen ve yaptıkları nasıl anlatılmış onu araştırdım biraz.

Bu konuda çok bilgisizim. Levent Cantek'in Türkiye'de Çizgi Roman adındaki kitabını aradım taradım, buldum sonunda. Ankara'da eski baskılı kitaplara ulaşmak biraz zor oluyor. Neyse... Sen okumuşsundur, ama ben biraz hayal kırıklığına uğradım. 1980-1995 yılları arasındaki dönemi anlattığı "Son On beş Yıl" başlıklı bölümde (239-305 sayfalar arası) çizgi romandan çok mizah dergilerinin hikâyesi verilmiş, yazar bölümün başında bu dönemin beher yıl olarak ayrı inceleme konusu olacak kadar zengin olduğunu söylemiş, sana da 286 ve 287. sayfalarda kısa değinmelerde bulunmuş.

Bacı, Memet ile Memo ve diğer karakterlerin senin elinden çıkmış bir incelemeyi hakediyorlar. Hem böylece birilerinin insafına kalmamış olacaklar. Neden onların ortaya çıkış öyküsünü kitap haline getirmiyorsun? Sen yapmazsan ben yapacağım :) ama ne yazık ki o yetkinlikte değilim.

Çizgi Roman serüvenini baştan sona okumak isterdim. İkinci el basmakalıp yorumları yapanların burnuna kitabını dayamak isterdim. Ciddi ve ayrıntılı bir referansa ihtiyacımız var. Bunları sen de düşünmüşsündür mutlaka, belki yaptın, ben bilmiyorum.

Araştırmamı derinleştirince naçizane önerimle gülünç duruma düşüp düşmediğimi daha iyi anlayacağım. Sabırsız bir heyecanla paylaşmak istedim. Kendimi de dahil ettiğim okuyucu kitlesinin alıklığı o kertede ki "halam erkek doğurdu" dense inanacaklar. :)

İşte böyle, ben araştırmaya devam edeceğim, çok hoşuma gitti. Bugün siteye bir türlü giremedim, aslanlı sayfa açılıyor, ana sayfaya giremiyorum.

Sevgiler.

İnci apla * 19 mayıs 2001


Merhaba İnci.

Sen de Ankara'da yaşıyorsun demek. Apıştım kaldım. Çünkü neredeyse bütün cana yakın okur/dostlarım orada. Bu kadar tesadüf nasıl oluyor bilemiyorum.

Levent Cantek'in o kitabı bende de var. Kendimle ilgili kısa bölümü okudum ve ayıpladım onu. Ama sen bir de şu geveze profesörünkini görmelisin. Neydi adı? Unuttum gene. Kitabın sonunda "diğerleri" diye bir liste var, çöpe atılacak isimler gibi. Tanımadığım, işitmediğim adlardan oluşmuş bir listenin sonunda kendi adımı da gördüm. Ama sadece adım var orada, en son sırada. Benden sonra da arka kapak var zaten.

Bunu anlayamıyorum, kaz mı bunlar yoksa hasetlerinden çatladıkları için mi böyle yapıyorlar? Bir diğeri de çizgi romancıları anlatan bir yazı yazmış ve orada "Necdet Şen'in Hızlı Gazeteci'si de gelecek için umut vadediyor" diye yorumlamış.

Çüş artık! 20 yıl önce yaratılmış, dönem dönem ortalığı adamakıllı tozutmuş, hakkında hatırlayamayacağım kadar çok övgü dolu makale yazılmış bir eseri yok sayıyor ve sonra da "ben çizgi roman tarihçisiyim" diye sahte bir kılıkla dolanıyor ortalıkta. Çüş ki ne çüş! "Ben kıskanç ve kompleksli bir işe yaramazım" dese daha namuslu davranmış olacak.

Bari "olmamış, beğenmedim" falan der insan. Daha komiği, bunu yazan adam yıllar önce bir yerlerde yanıma yanaşıp samimiyet kurmaya çabalamıştı. Kendisi de çizgi roman yapmayı denemiş, ama pek başaramamış. O da intikamını beni yok sayan bir "çizgi roman tarihçesi" yazarak almış oluyor.

Bu konuları anlatan bir kitaba başlamıştım birkaç yıl önce, ama Nereye'nin basımı aşamasından önce yaşadığım hoyratlıklar o kadar hevesimi kaçırdı ki bıraktım yüzüstü, diğer kısmen yazılmış kitaplarım gibi. Zaten devam etmek istesem de edemiyorum, çünkü hepsi dostum Nazan'dan ödünç aldığım eski model Macintosh'un içinde mahsur kaldı, PC'ye taşıyamıyorum. Dönüştürmek için okurdan istediğim tüm yardım çağrıları da yanıtsız bırakıldı. Sanırım çağrıyı görenler "bu kadar zamanda çoktan çözmüştür bu sorunu canım" diye düşünüyorlar.

Belki bir gün kendi çizgi romancılığımın tarihçesini anlattığım bu kitabıma kaldığım yerden devam ederim. Ama sen de bu konuyu araştırmaya ve yazmaya değer buluyorsan kim engel olabilir? Minik Neco da bir köşeden mutlu bir yüzle izler bu takdis törenini.

Sitedeki sorun da çözüldü.

Ama yine olmazsa, Araçlar (Tools) kısmından İnternet Seçenekleri'ne (Internet Options) girer de "eski dosyaları sil" şıkkı vasıtasıyla geçici hafızayı boşaltırsan, sorun çözülür. Bunu sık sık yap ki bilgisayarının zihni berraklaşsın ve hızı artsın.

Sevgiler.

Necdet * 19 Mayıs 2001

* * *

İlgili okuma parçası: Yobazlığın Sosyolojisi

 

Mektuplar

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Ay aman ooofff! Mutsuzum ayol!

Ali Türkan

Ne kadar sevgisizliğe maruz kalırsak kalalım, insansak, hakkından geleceğiz bunların. Önemli olan menemeni kimin pişirdiği değil, sevdiğimize menemen pişirirken, hangi türküyü söyleyeceğimiz olur o zaman. Eh, Türk'ün karnı doyunca da. ("Dam üstünde un eler" türküsünü önerebilirim; iştah açar, hazmı kolaylaştırır.) Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Nabız

Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.

Ata Soyer (Evrensel)

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°