Patronsuz Medya

Roll, soll ve yobazlık üzerine

İnci İstiridye ve necdet


YOBAZLIĞIN SOSYOLOJİSİ ADLI YAZIMIN SİTEDE YAYINA GİRDİĞİ GÜN, YAZAR İNCİ İSTİRİDYE'den BİR MEKTUP ALDIM:

* * *

Günaydın, geçen hafta Roll dergisinde Pınar hanımın sözlerini okuyunca içimden "aman Necdet Şen bunu görmesin!" demiştim. Sonra da "pijamalarını çıkarıp dışarı çıkmaz nasılsa" diyerek kendimi rahatlatmıştım.

Fiziksel miyopluğun tedavisi var, zihinsel olanının çaresi bulunamayacak galiba. Gönlünü hoş tut, seni okuyarak olası arazlarımızı farkediyoruz.

Sevgiler.

İnci İstiridye - 8 mayıs 2001

* * *

Keşke bir mail atıp beni zamanında haberdar etseydin. Sevinirdim.

Necdet - 8 Mayıs 2001

* * *

Bir daha olursa haberdar ederim; ama canın sıkılsın istemedim; eleştirel olmayan sözlerin ne yararı olacak diye düşündüm sanırım; memur çocuğuyum ya her şeyin bir faydası olması gerekiyor.

Neyse... Kardeşim "Abla, Roll okuma artık, bozdu iyice, Björk den başka kimseyi anlatmıyorlar" deyip duruyordu, haklıymış çocuk.

Sevgiler.

İnci İstiridye - 8 Mayıs 2001

* * *

Bugün sitede yer alan o yazıyı yazmış olmamın sence bir yararı yok mu?

Necdet - 8 mayıs 2001

* * *

Sevgili Necdet Şen

Son mesajını aldığım için kendi adıma hicap duydum. Sanırım ayrıntılı açıklama yapmalyım.

Roll'u okuduktan sonra düşündüklerim:

1. Roll Necdet Şen'i eleştirmek istiyor, dersine çalışmadığı için konuğuna çanak tutarak bir taşla iki kuş vuracak. (Kötü niyetli.)

2. Konuk da yetersiz, dersine çalışmamış, genç kızlık duygularından başka anlatacak bir şey bulamıyor, boş sözlerle çanağı doldurmaya çalışıyor. Necdet Şen = Bacı tiplemesi özdeşleştirmesi hatasından başka bir şey bulamadım. Sitene girip bir tane yazı okumadığına, kitabının kapağını dahi kaldırmadığına bahse girerim. İnsan ruhundaki karanlık, üstünde konuşulmamış bölgelere girdiğini; çocukluğun büyüklere tabi olma sefaletinden, annelerimizin gizli otoritesine kadar üstünde az konuşulmuş, hatta durulmamış alanlarda hayata dair biriktirilmiş ayrıntıları cebinden çıkarıp bizlere verdiğini bilmiyor ki bu hanım kızımız. Bacı'da takılıp kalmış, bir okuyucu olarak onu ciddiye almam mümkün değil. (Bilgisiz.)

Sıraladığım nedenlerden dolayı seni haberdar etmeyi yararsız buldum, yoksa "Yobazlığın Sosyolojisi" yazın elbette çok yararlı ve yerinde. Bir okuyucu olarak ince eleyip sık dokuma çabamın havaya gittiğine üzüldüm gerçekten.

Elinde fener zekâ ve duyarlılık arayan bir adam durup dururken böyle bir soru sormaz. Mail listendeki lüzumsuz bir adres olmak istemiyorum. Seni mesajlarımla daha fazla yormak da istemiyorum. Bundan sonra sessiz bir okuyucu olmayı tercih edeceğim. Diğerlerini bilemem, yazıların ve çizgilerin bendeki yerlerini buluyor. Sevgiler,

İnci İstiridye - 10 Mayıs 2001

* * *

Merhaba İnci İstiridye.

'Son Mektup' olduğunu altını çizerek belirttiğin açıklamandan kırıldığın izlenimini edindim.

Zaten pek konuşkan sayılmazdın, ama artık tamamen susmayı seçmen senin bileceğin konu. Zorla sohbet olmaz.

"İstiridye" rumuzunun sebebi hikmetini şimdi daha iyi anlıyorum.

Şahsıma... Şahsımı boşver, onca emeğe ve sapla samanı ayırma çabama karşı yapılmış hoyratça bir saldırıya duyarsız kaldığını düşünmedim, ama yine de beni bu konuda ilk uyaran arkadaşıma biraz daha fazla minnettarlık duydum. Onu ispiyoncu gibi görmedim. Ben de olsam uyarırdım. Dahası, o densiz dergiye mektup yazar ağızlarının payını verirdim. Kısacası, kokar ve bulaşırdım.

Geçmişteki benzer tecrübelerimden aldığım ders şu: Yanıtlanmayan her hakaret, terbiyesizleri daha da cüretkar kılıyor. Meydan uğursuzun, bağırganın, küstahın oluyor, kamuoyunu onlar oluşturuyor ve bizim soluk alma alanımız her geçen gün daha da daralıyor.

Kafası karışık ve "bugün ne düşünmeliyim?" diye medya demagoglarının ağzına bakan ortalama okur, bu tür hakaretlerden sonra kolaylıkla "necdet şen mi, iğrenç herifin tekidir" diye yargılara varıp, o adresten gelen her türlü bilgiye zihnini kapatabiliyor.

Bu tür kuru kalabalığa zaten pek bir şey anlatamayabilirim, ama sen orada sessizce ve bilgece ve onaylayarak izlerken, ben kendi yaşantımı Hikmet Çetinkaya'yı ya da Pınar Selek'i okuyup bana pislikmişim gibi davranan komşular ve kardeşler arasında geçirmek zorundayım.

O nedenle sevgili İstiridye, senin çok zeki ve kültürlü biri olarak bendenizi kendi aydınlanmış zihninde takdir ve takdis ederek okuman, içinde yaşamakta olduğum balçığı daha yaşanılır kılmıyor.

Gittiğim kitapçılarda ve sinemalarda, terbiyesizlerin yazılarını okumuş ama benim yazdıklarımı okumamış kaba saba hayvanlardan bilet almak, kasa fişi istemek ve onların düşmansı bakışlarını görmezliken gelmek zorundayım.

Artık ben eski ben değilim. Her pasif -ya da aktif- saldırgan tavrı faiziyle iade etmeye yeminliyim.

Aksi takdirde bir kez daha incinip tamamen susma ve kayıplara karışma ihtimalim derinden yükselen bir potansiyel olarak varlığını sürdürüyor.

Sen artık benimle muhatap olmama kararınla dostluk adına da olsa "hiç bir yükümlülük altına girmek istemediğini" beyan etmiş bulunuyorsun.

Peki. Bundan sonra onuruma ve okuruma yönelik saldırılardan beni haberdar etme işini senin kadar kırılgan olmayan diğer dostlarımdan rica ederim. Onlar sevgi adına "ispiyonculuk" da yapabilirler.

Zorla güzellik olmaz. Kabuğuna çekilmek en doğal hakkın. Kişisel bir beklentim yoktu.

Bu mektuba yanıt beklemiyorum; suskunluğunu bozman gerekmez. Her zamanki gibi gevezeliğimden yanıtladım.

Bugüne kadarki çekingen arkadaşlığın için çok teşekkür.

Hoşçakal.

Necdet - 10 Mayıs 2001

* * *

Sevgili Necdet Şen,

Hata üstüne hata yaptım, özür dilerim.

Kokmak bulaşmak için senden cesaret almam gerekiyormuş. Dergiye ekli e-postayı atarak tepkimi göstermek ve sana kendimi affettirmek istedim. Çok haklıydın, sessiz sessiz köşemde oturacağıma, kokup bulaşarak dümbeleklere haketmedikleri payeleri vermemeli, bir güzellik yaratmalıyım.

Sevgiler.

İnci İstiridye - 10 Mayıs 2001

* * *

Merhaba İnci İstiridye.

Sana hiç kızgınlığım yoktu, sadece beni defterden silme kararına üzülmüştüm. Ama mektubumu yanıtladığına göre sanırım adres defterimden çıkma isteğini iptal ettiğini düşünmem gerekiyor. Buna Roll'a yazdığın mektuptan daha da çok sevindim.

Ne yaparsam yapayım, beni çok sevdiklerini bildiğim -ve benim için çok değerli olan- okurlarıma şunu tam anlatamıyorum:

Ben yapayalnız bir insanım. Ve hiç bir ödül ya da paye beni posta kutuma birbiri ardına düşen dost-okur mektupları kadar mutlu edemiyor. Her sabah (yani öğlen) Noel Baba'dan hediye bekleyen çocuklar gibi içim kıpır kıpır bilgisayarın açma tuşuna basıyorum e postaları okumak için.

Nadiren de olsa "yeni ileti yok" yazısını gördüğümde ise yıkılıyorum evde yalnız bırakılmış köpek eniği gibi.

Kendi yakın çevremde -muhtemelen- bendekinden daha fazlası bulunan, ama üretime dönüştürmeyi başaramadıkları yetenekler, evin en küçüğü olan benim potamda bir şeylere dönüşmüş olmasının ve -onlara göre- kolayca para kazanmış olmamın yarattığı gizli hasetle ellerinden gelse gözlerimi oyacak olan yakınlarımda bulamadığım şefkati, yüzünü hiç görmediğim okur ve dostlarımda bulmaya çalışıyorum. Büyük ölçüde bulduğumu da itiraf etmeliyim.

Sanırım "sana artık hiç yazmayıp siteni sessizce izleyeceğim" hükmünün benim için ne kadar ağır bir hüküm olduğunu şimdi daha iyi anlıyorsundur. Her ne kadar kedileri çok sevsem de, ruhen köpek yaradılışlıyım. Bana "geh kuçu kuçu" diyen herkese ölümüne bağlanıyorum.

Roll dergisiymiş, Pınar Selek'miş, sekter solmuş, bunlar benim için fındık çerez; ama sevgisizlikle ve yok sayılmayla yalıtılmış biri olarak, meramımı anlayabilen dostların kaybı beni kardeşlerimi kaybetmekten daha fazla yaralar.

Aramızdaki buzların eridiğine sevindim. Hiç bir talebim yok, sadece cezalandırma yeter. Dostlukla.

Necdet - 10 Mayıs 2001

* * *

Merhaba,

Asla dostluğu kesmek arzusunda olmadım, bir eşşeklik yaptım ki sorma gitsin, nasıl ezildiğimi anlatamam. Yazıların, çizgilerin ve kişiliğinle az bulunur biri olduğunu çok iyi biliyorum.

Madem kendini adam gibi ifade edemiyorsun, be kadın bari sesini kes, köşende otur endişeleri ile o lâfları ettim. Olgunluk gösterdin, sağol, dostluğumuz sağlamlaştı.

Kan bağlarından çok gönül bağları ruhumu okşuyor, senin gibi. Auran tahmininden daha geniş, orada bana da yer var, başkalarına da. Arasıra zırvalasak da "hayır, öyle değil böyle" diyerek yazılarınla bizi kendimize getirerek, ailelerimizdeki, yakın çevremizdeki büyüklerin bir türlü dolduramadığı yeri sen dolduruyorsun.

Dostlukla...

İnci İstiridye - 12 Mayıs 2001

* * *

Sevgili İnci İstiridye,

Yazdığın harika mektuba ayaklarım yerden kesilmiş halde döşendiğim yanıt her nasılsa gönderemeden uçtu gitti. Sanırım ben başka şeylerle oyalanırken elektronik temizlikçi geldi ve onu lüzumsuz sanıp sildi. Şimdi ikinci kez deniyorum.

Mevzu şu:

Lütfen benden gereksiz özürler dilemeden önce şunları da düşün: Eğer aramızdaki bu minik yanlış anlaşılma durumu olmasaydı, yıllardır içimi yakıp duran ama kimseye anlatamadığım yaralarımı içimde saklamaya devam edecektim. Bilmeden de olsa minicik bir kanamaya ortak olarak bana en yakın dostların bile yapamadığı bir iyilik yaptın.

Senden gelen ve sana giden mektupları tekrar tekrar okuyor ve sanal da olsa senin gibi bir dost kazandığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Tıpkı dediğin gibi, elimde fener zekâ ve duyarlık arıyorum ve sen o az sayıdaki olumlu insanlardan birisin. Yazdığınız her sevgi dolu içten yazı, derin bir çatlağı daha kapatıyor. Tekne artık daha az su alıyor.

Kardeşimle paylaşamadıklarımı paylaştığım, yüzünü görmesem de kardeşten yakın dostlarım var. Duyarlı, anlayışlı, sevecen. İncindiğimde, üşüdüğümde, korkuyla uyandığımda başucumda onları buluyorum. Hakiki kardeşlerimi.

Minik neco İnci ablasından çok hoşnut. Talepkâr değil, ama onun sesini ne zaman işitse sevinçten el çırpıyor.

Ondandı terkedileceğini sandığı zamanki üzüntüsü. Ama şimdi pek mutlu.

Necdet - 12 mayıs 2001

* * *

Samimiyetten olsa gerek "Sevgili Necdet Şen" diye başlamak içimden gelmedi. Kaç gündür bir türlü cereyanlı mektup atacak zaman bulamadım. Kafamdan geçenleri yazabilmek için biraz zamana ve okumaya ihtiyacım vardı. Senin "Minik Neco", "Sanatçı Necdet Şen", "Yetişkin Yol Gösterici Aile Büyüğü" ve zamanla buna eklenecek farklı kimliklerini besleyecek dostluğumuzun da buna ihtiyacı var bana göre.

Roll dergisinin yaptığından sonra, sitende harcadığın onca çabaya rağmen hâlâ insanların insafına kalmış, hoyratlığa açık bir alan olduğunu düşünüyorum. Yazılı kaynaklarda Necdet Şen ve yaptıkları nasıl anlatılmış onu araştırdım biraz.

Bu konuda çok bilgisizim. Levent Cantek'in Türkiye'de Çizgi Roman adındaki kitabını aradım taradım, buldum sonunda. Ankara'da eski baskılı kitaplara ulaşmak biraz zor oluyor. Neyse... Sen okumuşsundur, ama ben biraz hayal kırıklığına uğradım. 1980-1995 yılları arasındaki dönemi anlattığı "Son On beş Yıl" başlıklı bölümde (239-305 sayfalar arası) çizgi romandan çok mizah dergilerinin hikâyesi verilmiş, yazar bölümün başında bu dönemin beher yıl olarak ayrı inceleme konusu olacak kadar zengin olduğunu söylemiş, sana da 286 ve 287. sayfalarda kısa değinmelerde bulunmuş.

Bacı, Memet ile Memo ve diğer karakterlerin senin elinden çıkmış bir incelemeyi hakediyorlar. Hem böylece birilerinin insafına kalmamış olacaklar. Neden onların ortaya çıkış öyküsünü kitap haline getirmiyorsun? Sen yapmazsan ben yapacağım:) ama ne yazık ki o yetkinlikte değilim.

Çizgi Roman serüvenini baştan sona okumak isterdim. İkinci el basmakalıp yorumları yapanların burnuna kitabını dayamak isterdim. Ciddi ve ayrıntılı bir referansa ihtiyacımız var. Bunları sen de düşünmüşsündür mutlaka, belki yaptın, ben bilmiyorum.

Araştırmamı derinleştirince naçizane önerimle gülünç duruma düşüp düşmediğimi daha iyi anlayacağım. Sabırsız bir heyecanla paylaşmak istedim. Kendimi de dahil ettiğim okuyucu kitlesinin alıklığı o kertede ki "halam erkek doğurdu" dense inanacaklar.:)

İşte böyle, ben araştırmaya devam edeceğim, çok hoşuma gitti. Bugün siteye bir türlü giremedim, aslanlı sayfa açılıyor, ana sayfaya giremiyorum.

Sevgiler.

İnci Apla - 19 mayıs 2001

* * *

Merhaba İnci İstiridye.

Sen de Ankara'da yaşıyorsun demek. Apıştım kaldım. Çünkü neredeyse bütün cana yakın okur/dostlarım orada. Bu kadar tesadüf nasıl oluyor bilemiyorum.

Levent Cantek'in o kitabı bende de var. Kendimle ilgili kısa bölümü okudum ve ayıpladım onu. Ama sen bir de şu soytarı psikiyatristinkini görmelisin. Neydi adı? Unuttum gene. Kitabın sonunda "diğerleri" diye bir liste var, çöpe atılacak isimler gibi. Tanımadığım, işitmediğim adlardan oluşmuş bir listenin sonunda kendi adımı da gördüm. Ama sadece adım var orada, en son sırada. Benden sonra da arka kapak var zaten.

Bunu anlayamıyorum, kaz mı bunlar yoksa hasetlerinden çatladıkları için mi böyle yapıyorlar? Bir diğeri de çizgi romancıları anlatan bir yazı yazmış ve orada "Necdet Şen'in Hızlı Gazeteci'si de gelecek için umut vadediyor" diye yorumlamış.

Çüş artık! 20 yıl önce yaratılmış, dönem dönem ortalığı hayli tozutmuş, hakkında hatırlayamayacağım kadar çok övgü dolu makale yazılmış bir eseri neredeyse yok sayıyor ve sonra da "ben çizgi roman tarihçisiyim" diye sahte bir kılıkla dolanıyor ortalıkta. Çüş ki ne çüş! "Ben kıskanç, kompleksli işe yaramazın tekiyim" dese daha namuslu davranmış olacak.

Bari "olmamış, beğenmedim" falan der insan. Daha komiği, bunu yazan adam yıllar önce bir yerlerde yanıma yanaşıp samimiyet kurmaya çabalamıştı. Kendisi de çizgi roman yapmayı denemiş, ama pek başaramamış. O da intikamını beni yok sayan bir "çizgi roman tarihçesi" yazarak almış oluyor.

Bu konuları anlatan bir kitaba başlamıştım birkaç yıl önce, ama Nereye'nin basımı aşamasından önce yaşadığım hoyratlıklar o kadar hevesimi kaçırdı ki bıraktım yüzüstü, diğer kısmen yazılmış kitaplarım gibi. Zaten devam etmek istesem de edemiyorum, çünkü hepsi eski dostum Nazan'dan ödünç aldığım eski model Macintosh'un içinde mahsur kaldı, PC'ye taşıyamıyorum. Dönüştürmek için okurdan istediğim tüm yardım çağrıları da yanıtsız bırakıldı. Sanırım çağrıyı görenler "bu kadar zamanda çoktan çözmüştür bu sorunu canım" diye düşünüyorlar.

Belki bir gün kendi çizgi romancılığımın tarihçesini anlattığım bu kitabıma kaldığım yerden devam ederim. Ama sen de bu konuyu araştırmaya ve yazmaya değer buluyorsan kim engel olabilir? Minik Neco da bir köşeden mutlu bir yüzle izler bu takdis törenini.

Sevgiler.

Necdet - 19 Mayıs 2001

* * *

İlgili okuma parçası: Yobazlığın Sosyolojisi

 

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 7307

Mektuplar

Editörün Önerisi

"Bana onun kellesini getirin!"

Necdet Şen

Sivriltilmiş bir kalemin gücü, zaman zaman hepimizin aklını çelebilir. Asıl erdem, o gücü onun değil, bizim ne yönde kullanacağımızı öncelikli olarak düşünmek.


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Osmanlı'da Özel Mülkiyet

Hikmet Kıvılcımlı

İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.


Çocukken yağmurun kokusu da başka

Melih Özel

Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.


Susmayı Özlemek

Gökhan Akçiçek

Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.


Densizlikler denizinde boğulurken

Melih Özel

"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.


İlk Oğullar

Gökhan Akçiçek

Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?


Adalet

Ali Sedat Çetinkoz

Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?


Damgasızların orgazmı 12 dakikaymış

Deniz Türkoğlu

Düşünsenize sayın Ayşe Hanım, hayvanı tam damgalayacakları esnada gelen geçen, bakan eden, öyle olmasın böyle olsun, orasına basma burasına bas diyen bir seyirci topluluğunun önünde yapılır mı bu işler?


Etiketler





Şu an 122 cici çocuk Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
946 - 1938 - 2370  
©