Rifat - 27 Ağustos 2001
İtiraf edeyim akıl satmak üzere başladım ama galiba sadece sesli (yazılı ama ses gibi fonksiyon görür) düşünmek olacak herhalde yazacaklarım.
Blues'un isim babası John Lee Hooker sözleri çok komik olan tüluat eserleri verdi. (Van Morrison'la icra ettiği Syndicator'ı her dinlediğimde yerlere yatıyorum.) Üstelik çok esprili bir adamdı.
Kudsi Erguner son albümüne Islam Blues adını vermiş. Gospel bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrayacaklarını zira "blues" kelimesini batı dillerindeki genel anlamında, "hüzün" anlamında kullandığını söylüyor.
En sevdiğimiz şarkılar, türküler hep hüzünlü olanlardır. Bu görüşümde kesinlikle çok iddialıyım. Yapayalnız kaldığınız gecede siz de "soldier of fortune "ı söylemişsiniz. (Bu arada: Bu şarkının ismini "ben bir kara bahtlıyım" şeklinde tercüme edebilir miyiz?)
Ben aslen Kürt'üm. Yediklerim hep acılıdır. Kanaatimce içine acı nüfuz etmemiş her şey akimdir. Kemalat ancak "acı"yla olur. Bu "yemek" için de "şahsiyet" için de böyledir.
Gülerken veya herhangi bir sorunla karşılaşmıyorken varlık'ı anlamamız, fark etmemiz imkânsızdır. Benim peygamberimin (Hz.Muhammed SAV ) biraz uzunca bir hadisi var da son kısmında şöyle diyor: "Çok gülme; zira çok gülmek kalbi karartır." Şahsen bunu anlamam biraz uzun sürdü. Sonra fark ettim ki insanlar acı çekmedikçe varlıklarına anlam yükleme kaygısı taşımıyorlar. Düşünmeye (yani AKL'ını kullanmaya) "niye ben?" diye sorarak başlıyor. Gününü gün eden hiç akledebilir mi?
Bu hadiseyi şu açıdan irdeleme ihtiyacı duydum. Her gün haber izliyoruz. Neşelisi var dertlisi var. Sierra Leone'de kuraklık ve açlık var. Sinekler kol geziyor. Ben o sefil görüntülü insanlara bakıp bakıp hiç bir şey hissetmiyorum. Sonraları bu bana koymaya başladı. Çünkü ben cevval adam Hz. Ömer'in halife olduktan sonra her gününün ağlayarak geçtiğini okudum. İyi bir müslüman olmanın yolu iyi müslümanları takip etmektir. Yani peygamberi (SAV) ve onun arkadaşlarını ve takipçilerini. Sonra hepsinin ortak özelliklerinin "ağlayabilen" insan olmaları olduğunu fark ettim. Bense "Hülya Koç "un filmlerini izlerken gözlerinden şıpır şıpır yaşlar akıtan, biraz da zalim huylu Halé Cumali'nin haline gülerdim. Bütün mahalleli gibi. Acınacak halde olduğumu fark ettim. Zira "acı çekenin acısını aynen onun hissettiği gibi hissedemiyordum". "Acınız acımızdır" derken kendimi politikacı soğukluğuna düçar olmuş addediyorum. Bu sebeple sadece olayı açıklayıcı birkaç yumuşak söz buluyorum. En azından terbiye sınırları içinde kalmaya gayret ediyorum. Melek'inizin ölümü üzerine yazdığım birkaç satır gibi.
Bununla birlikte Orhan Baba'nın "Gurbet"ini dinlerken gözümden yaş gelmişti ilk defa. Sonrasında "Komplo Teorisi"ni izlerken Julia Roberts'ın kucağında ölmekte olan Mel Gibson için yardım çağırması sahnesini her izlediğimde gözlerim doldu. Bir de "Deep İmpact "i izlerken Lieberman'ın kıza döndükten sonra tıkanmış trafikte kızın ailesinin kardeşini kızın kucağına oturtup zorla göndermeleri ve kızın feryatları. Yine ağladım... Artık Sadri Baba'nın filmlerini izlerken de gözlerim doluyor. Gönlübol, Şoför Osman vs. Bugün trajediyi çok iyi oynayan adamlar eskinin komikleri. Şemsi İnkaya , Şener Şen. "Mizah izah"tır. Espri de ruh demektir. "Öz" yani. Atman'dan kastımız da "öz"e ulaşmak değil midir? Üstelik siz de mizahçısınız. Espri yakalayıp espri yazıyor ve mizah yapıyorsunuz. Öze ulaşmak sizin için diğer insanlara nazaran daha kolay.
Epeydir bu duyguların uzağında sadece gözlük satmakla uğraşıyordum. Anlamsızlık her tarafımı sardı. Hâlâ da buradayım. İsrail için İran'ı vursun diye şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid eden dahili totaliter zihniyetli bedhahlar marifetiyle kucağa oturtulan bir memlekette gözlük satıyorum. Patlıyorum... Bu sırada sizin Melek'iniz ölmüş. Yankısı kendinden büyük oldu. Ben de "Nereye"yi okumuşum. Melek'le aynı evi paylaşan adamın iç hayatına nüfuz etmişim. Feryadını anlayabiliyorum. Ama onun duyduklarının aynısını duyamıyorum. İşte yine kaçırdım her gün ateşli silahlar altında yaşayan Filistinli'yi anlama imkânını. Veya iki ateş arasında kalmış Keşmirli'yi.
Kalp kararması bu değil mi? Sabahtan akşama kadar binbir türlü espri üreten bir Orhancı, bir rockçı. Tabii ki hissiyat sorunum olacak.
Buradan mazoşizme kapı açmadım inşaallah. Dergah, çile kavramları herhalde daha mantıklı açıklama olur.
Siz Atman'ı yanlış yerde arıyorsunuz. O içeride aranır. Hz. Muhammed (SAV) de Hira Mağarası'nda değil (o mağarada kendisiyle başbaşa kalabildiği için oraya gitti) kendi içinde yolculuk yaptı. Sidharta'nın yaptığı gibi. O orman kendisiyle başbaşa kalıp sağ salim düşünebilmenin tek yoluydu onun için.
Mektuplar

Ali Türkan
Kedi gibi sokulup, timsah gibi ısıran ve ardından sırtlan gibi, leşinin üstünde dolaşan insanları tanımış biri için, Zeytin, Basriye ve bilumum haşere, zaten en kral arkadaşlar oluyor. O da olmadı, oturur yazarım bunları, sıkıntım dağılır. Aaa, yazmışım bile. Yazmak, yaşamak mı yoksa? Ben en iyisi, sırt üstü yatıp, kısık sesle şarkılar sööliim. Belki bi duyan olur, katılır. Yazar
DTP'nin kapatılmasını demokratik nizamımız için doğru bulmuyorum fakat siyasi hamle inisiyatifini "dağ kadroları"ndan alan bir siyasi hareket, kendi meşruluğunu bile silah haline getiriyor demektir. Niçin mücadele ediyoruz ki biz? Silahsız politik mücadele için, sivil siyaset için.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim? Kitap Kurdu
İlker Tortop
Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız. Yazar
Alper Uzun
İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor. Yazar
Kâmuran Kızlak
Klinik Psikoloji insanların nasıl düşünürlerse öyle duygulandıklarından, düşünceleriyle duygularının genellikle tutarlılık gösterdiğinden, yani duyguyu belirleyenin düşünce olduğundan bahsediyor. Olumlu düşünceleri olumlu duygular, olumsuz düşünceleri de olumsuz duygular izler. Yazar
Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir
Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?
Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban
Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.