Patronsuz Medya

Muammer amca

Banu Yücel - 19 Eylül 2001


Günaydın Necdet...

Geçenlerde sana bahsetmiştim biraz tinerci çocuk İdris'ten.

Alman Hastanesi'ndeki arkadaşıma teslim ettikten sonra, akşam yanlarına gittim. Bir kaç tane kolay tedavi edilecek hastalık bulgulamışlar. Arkadaşım ilaçlarını vermeye başlamış. Hastanede tutamayacağı için yine yakın bir civardaki kendi yerine götüreceğini söyledi. Ben de olur dedim. En azından hastane ortamından kurtulur çocuk diye.

Ertesi sabah tekrar gelmek üzere sözleşerek oradan ayrıldım. Sabaha karşı saat beş buçuk sularında çalan telefon ile uykumdan zıpladım. Mecazi anlamda değil, gerçekten zıpladım.

İdris kaçmış.

Zaten bekliyordum böyle bir tepkiyi, onun için bir kaç arkadaşıma haber salmıştım. Görürseniz nerede olduğunu bana söyleyin diye. Gidebileceği fazla da bir yer yok ki zaten diye düşünüp alelacele üstüme geçirdiklerimle attım kendimi sokağa. Beyoğlu'unda olabileceği yerleri dolaştım. Bulamadım. Onun yanında gördüğüm bir çocuğa sordum, "bilmiyorum" dedi ve kaçtı.

Kaçması bildiğini gösteriyor aslında ama üstelemek istemedim.

Sonra doktor arkadaşımı sorgulamaya gittim. Bu çocuk durup dururken niye kaçsın ki? O akşam beraber yemek yediklerini, İdris'in ona "arkadaşlarını, günde kaç saat çalıştığını" anlattığını söyledi. Sonra arkadaşım ona bundan sonra yapılacaklardan bahsetmiş. "Rehabilitasyon" fikrinden korktuğu görüşünde.

Onun yanından da, kızarak ayrıldım. Kızgınlığım ona mı, kendime mi ayrımına varamadım, ama daha çok kendime galiba. İdris'e her şeyi uygun bir dille benim anlatmam gerekiyordu. Ürkütmeden... İlk hata.

Neyse, sonuç itibariyle İdris'in yerini buldum. Ama bir süre müdahale etmeyeceğim. Uzaktan izleyip, daha sonra tekrar konuşmaya çalışırım diye düşünüyorum. Ama şu "rehabilitasyon" fikrinden niye bu kadar korktuklarını da öğrenmem lâzım. Karşılaştığım ilk tepki değil çünkü bu. Yarın öğlen, Beyoğlu'ndaki "Sokak Çocukları Derneği"ne bir sosyologla görüşmeye gideceğim. Belki işime yarayacak birşeyler öğrenebilirim.

Hani zaman zaman takıldığım bir konu var. "Alıp başını buralardan gitmek" mevzuu. Bu ifadeyi duymak çoğu zaman beni çok rahatsız etmiştir. Rahatsız etme sebebi de "trend" kokusu olması.

Bunu o kadar çok söyleyen, o kadar çok kişi var ki. Pek çok şekli de var aslında. Artık her şeyin dar geldiği bir anda söyleniyor çoğu zaman. Ama imkân olduğunda, şikâyet edilenlerden ayrılamadıklarını da görüyorum.

Geçenlerde bir arkadaşımla görüştük. Her zaman "Bıktım artık buralardan, çekip gideceğim" der. Ben de her zaman "git, daha fazla erteleme" derim. Bir müddet düşünür düşünür, binbir tane bahane sıralar. Tabii benim için bahane, onun için "buralarda" kalmasına zorunlu sebeplerdir.

Ben de sonunda daha fazla dayanamadım ve bu amacı için onu teşvik etmeye başladım. Bir hafta zarfında, nereye gideceğine karar verdi, bir seyahat planı çıkardı. Nereye yerleşeceğine, ne iş yapacağına (herhangi bir iş yapmaya da ihtiyacı yok aslında), yerleşeceği yerde kiralık daire, otobüs, tren ve uçak biletleri her şeyi hazırladık.

Hafif bir dalgınlık örtüsünde mutlu gözükmeye çalışıyor. Çok sevdiğim bir arkadaşımdır ve arkadaşlığın verdiği azıcık bencillikle gitmesini de istemiyordum, ama içim çok rahat.

Sonunda günü geldi. Ben onu otobüse geçirmeye gittim. Otobüsün kalkmasına 20 dakika kala "ben gidemeyeceğim" diyerek ağlamaya başladı. Her zaman şikâyet ettiği, her zaman "nefret" kelimelerini ağzından düşürmediği, her zaman arkasından konuştuğu bu şehri, bu şehirde kendine kurduğu yapmacık melankolik ortamları bırakamayacağını anladı.

Sadece bunu algılayabilsin diye yapmıştım her şeyi. Ne haddime aslında ama. Neler gelir ki elimden, "kötülük" kanıma karışmış bir kere.

Şu an bir haftalık güzel bir tatil geçiriyor. Ben de kiralanan dairenin kontratlarını, uçak rezervasyonlarını iptal etmeye uğraşıyorum.

Olsun.

Babamın bir arkadaşından ve onun gezi güncesinin bazı bölümlerini seninle paylaşmak istediğimden söz etmiştim ya daha evvel, sen de "yazarının onayını almadan bunları bana gönderme" demiştin ya... Ona sordum, "çok memnun olacağını" belirtti. Seni de yazılarından, çizimlerinden tanıyormuş zaten. Yabancı değilsin yani:)

Aşağıda bir bölümü veriyorum.

Bu arada benim yeni bir kedim daha oldu... Dokuz aylık bir Siyam... Adı Capuccino:)

Kendine iyi bak, sevgiler...

Muammer amcanın güncesi >


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 5638


 

Mektuplar

Editör'ün Önerisi

Bülbüller öterken pencereleriniz niye kapalı?

Ali Türkan

Maganda gibi sıfatları lâyık gören bazı ediplerimizin yazdıklarını okuyunca, zaten hiç demem ama kendim için "yazar" demek git gide daha zor hâle geliyor benim için. Neyse, bu konuyu ayrıntıyla "irdelerim" bir gün.  Devam


Batı'nın karşısına Devlet'i koyan Kemal Tahir

Halit Refiğ

Batı'nın özellikle bilgi çağının araçları televizyonlar, internet aracılığıyla yarattığı, bireyin sınırsız özgürlüğe ve tüketim imkânlarına sahip olduğu varsayılan sanal dünyanın cazibesine kapılanlar için Kemal Tahir hiç de iç açıcı bir yazar değildir.  Devam


Arkadaşım, biraz sakin olsana

Necdet Şen

Militanlara değil de düşünen ve uzağı seçebilen insanlara duyulan ihtiyaç bu günlerde her zamankinden daha fazla.  Devam


Son Yorumlar

Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker

Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk

Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk

Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi


Web Gezgini

Savaş kararını (Apo'nun) avukatı aldırdı

Öcalan'ın hedefi ne sizce?

Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.

Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)


Son Yazılar

Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  296 - 11 - 1473 - 1598


Web Derkenar
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Yazı Boyutu
©