6 Eylül 2008 Cumartesi
Figen - 18 Ocak / 29 Mart 2001
Sevgili Yol Yorgunu, uzun yillar haber alamadigi cok sevdiği bir dostunu, yok artık gitti o diye uzulurken birdenbire sans eseri buluvermesi gibi buluverdim seni...
"Teknolojik buluslari yok edin/ yok edin kanli ego sayfalarini..." diyen siirleri herkese yazdigim -ustelik teknolojik bir bulus olan- bilgisayar ve internet sayesinde hem de... Ama ulasmak kolay olmadi "sayfa goruntulenemiyor" yazisini 2 gundur ezberledim. Sanirim fisilti gazetesi iyi calismis, sevenlerin artmis olacak ki, kalabaliktan giremedim sayfana... Eee ama inat ettim, ne yani yillarca goremedigim sevgili arkadasima merakli kalabalik yuzunden erisemiyecek miydim? Iste bulustuk :)))
Sayfana girelim diye ugrasirken diger tarafta bir arkadasla sohbet ediyorduk... BKZ.. Asagida.
ICQ muhabbeti
Ne kötü degil mi? Sadece yasamsal giderlerimizi karsilamak ugruna emegimizi satmak icin buldugumuz/yaptigimiz isler yasamımızın ana amacı haline geliyor...
Evet maalesef öyle, ve beni kahreden de bu, bazen her şeyi ama her şeyi bırakıp kaçasım geliyor, inan son dönemde artık kusasım geliyor yaptığım işten.
Evet bir şey yapmalı... Bir şey yapmalı...
Sırt çantalarımızı alalım karayolundan Orta Asya'ya gidelim :)
Trenlerde uyuyalım... Dağlarda yürüyelim :)
Düşlemek yetmiyor hocam ben yaşamak da istiyorum şimdi :)))
Canım fena halde resim yapmak istiyor... Uzaklara gitmek istiyor.
Trenlerde yolculuk etmek dağlarda cadır kurmak... Doganın kucagında uyumak,derelerin buz gibi suyunda yıkanmak... Ahh..benim canım neler neler istiyor...
Senin için acır mı bazen? Benim içim acıdı şimdi.
Gidelim desek... Hemen... Hadi desek... Ne tutuyor ki bizi?
Bilinenin sağlamlıgı mı? Cebimizdeki anahtar mı? Nufüs kütügü mü? Kariyer mi? Cüzdanımız mı?
Tavır almak yeter mi? Karsı durabiliyor musun? Gidebiliyor musun? Anı yaşayabiliyor musun? yıkabiliyor musun köprüleri? Zor zenaat be hocam!
Kim yazmış bu hayatı? Kim proglamış hayatımızı? Hangi alçak? Hangi alçak bizi hapsetmiş daracık alanlara? Kim sokmuş kafamıza mülkiyet duygusunu?
Arınmalıyım... Arınmalıyım... Söküp söküp atmalıyım içimden bana ait olmayan seyleri...
Güzellikleri göstere göstere yaşatmayan, farkındalığımızı esir alan her şey amaa her şey yıkılsın isterim insanlık adına...
Yıkılsın... Defolsun gitsin aklımızdan iligimizden damarımızdan. Düşünmeyi yok edememişler ama... Cesaretsizligi aşılamışlar işte :))
Buna karşı bir aşı, panzehir filan biliyor musun? :)))))))
Bilsem önüme gelen herkese dağıtmaz mıyım, çoğalmak adına...
Necdet Sen sayfa yapmis gördün mü? okudun mu?
Hayır görmedim, adresi ne?
Çok sağol hemen bakıyorum.
Tam da bizim duygularımızı yakalayan bir sayfa...
Lutfen artik bir yere gitme orada kal :)) Cogalalim...
Gorunmez Dostlarindan biri... :))
Figen - 18 Ocak 2001
Tarladaki meşe ağacı
Okuyucu mektuplarını okudukça ağlamaklı oldum...
"Biz" sözünü bu kadar sık ve bu kadar içten söyleyebilen insanlarla birbirimizi görmeden bir arada olduğumuzu bilmek, kelimelerle ifade edilemiyecek kadar hoş bir duygu. Sizin "Hoyratlık Üzerine" başlıklı yazınızda yazdığınız gibi, anlaşılan bu sitenin müdavimleri de "Ben","Bana" "Benim" gibi sözcüklerden bihaber. O yüzdendir ki sıkı, sağlam bir okur kitleniz var.
Boğazında bir düğüm, göz pınarlarında akmaya hazır iki damla yaş, dudakları titreyerek yaşamanın, her şeye rağmen direnmenin ne demek olduğunu bilen insanları hissetmek umudumuzu canlı tutuyor. Küçük bir kızken, yazları büyük şehirden, çiftliği olan zengin akrabalarımın yanlarına tatile giderdik. Kavurucu Ege sıcağında yaşıtlarım denize girerken biz tarlada tatilimizi geçirirdik ve bundan büyük keyif alırdık.
Tarlanın orta yerinde kocaman bir meşe ağacı vardı, öğlen ve akşam yemekleri o ağacın gölgesinde yenir, sohbetler o ağacın altında yapılırdı. O ağaç benim için çok özel ve önemliydi... Bir gün dayılarım o ağacı çok yer kapladığı gerekçesiyle kesmeye kalktılar (!) Bense çocuk aklımla hemen ağacın üstüne tırmanıp "onu keserseniz beni de kesersiniz" diyerek eylem yapmaya giriştim. Dayılarımın ciddi olduğumu anlayıp ağacı öldürmekten vazgeçmeleri epey bir zaman aldı ama ağacımız kurtuldu...
Hâlâ tarlanın orta yerinde tüm heybetiyle duruyor ve yine bizi, aileye yeni katılan çocukları, gençleri gölgesinin altına alıyor, kavurucu sıcaklarda serinletiyor. Ben de onun yaşamasında pay sahibi olmakla övünüyorum...
Bugün sitenizde dolaşırken aklıma yine o ağaç geldi ve sizi ona benzettim... Meşe ağacının altında sıcaktan kaçıp dinlendiğim, yaprakların sesini dinleyip hayal kurduğum çocuk günlerimin hasretini sayfanızda yazılarınızı okurken gideriyorum.
Figen - 29 Mart 2001
Mektuplar
Yazıların tam listesi

Ali Türkan
"Sağlam kafa sağlam vücutta olur" şiarıyla büyüyor, söyleyene güvenip bunun doğru olduğunu sanıyorduk.), yani yığınla eşekliğin bir araya gelmesinden dolayı, Memo'yu görmemezlikten gelip geçip gittim önünden. Tam benim evin kapısından giriyorduk ki, avazı çıktığı kadar bağırdığını duydum Memo'nun: - Oyopsu tozuğuuuuuu! Bi daha, ne yaptıysam barışmadı benimle. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Vahap Demir
Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir. Yazar
Ali Sedat Çetinkoz
Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK. Yazar
Murat Örem
Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor. Mektup
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.