6 Eylül 2008 Cumartesi
Fuat - 16 Ocak 2001
Sevgili Şen merhaba; bilmem hatırlayacak mısın? Hızlı değil ama hırçın bir muhabirdim ben, aynı binada çalıştık, sonra ben de çekip gittim. Tam 10 yıl oldu, ABD'de yaşıyorum.
Bir ara Türkiye'ye kesin dönüş yapmıştım, önce 4.5 ay Kosova savaşı, Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan, ardından deprem, sonra Pakistan'da darbe, Ermenistan'da parlamento baskını, Bosna-Hersek falan 20 kadar ülkede çeşitli olayları bir tv kanalı adına izledikten sonra lağım sularının üstten aktığı Türk medyasının iki yüzlülüğüne, çapsız insanların egemen güç olmasına daha fazla katlanamadım...
İki ay önce bir kez daha omuzladım çantalarımı ve yıllarımı geçirdiğim Washington'a döndüm. Senin dile getirdiğin nedenlere benzer gerekçelerle daha fazla dayanamamıştım, öfkemi bastıramamıştım, bastıramazdım. İyi de etmişim. Pişman değilim...
"Makam arabasıyla evinden işine giden, sadece üst düzey bürokratlarla görüşen, halkın arasında dolaşmayan, zırhlı arabalara binen, kurşun geçirmez camlı evlerde yaşayan pencereleri açılamayan, şehrin ortasında olmayan bir işyerinde çalışan, aynı hava ve osurukları sürekli sirkülasyon eden bir insan dünyayı nasıl gözlemleyecek?"
...diyorsun. Yürekten katılıyorum... İzole bir hayatla yasadıkları toplumdan kendini soyutlamış, kadın olana haremini, erkeğe de kapısında köleliği dayatıp karşı çıkanı ezen yöneticilerin hakimiyetindeki medya sektörüne daha fazla göz yumamazdım. Arkadaş kılıklıların egemen güçlerin emir ve isteklerine boyun eğerek sözde yaşamlarına daha fazla katlanamadım. Hırsızlık yapan ile hırsızlığa göz yuman arasında hiç bir fark olmadığına inanmamın sonucuydu attığım adımlar...
Yeterince uzun bir merhaba oldu... Kusura bakma...
Ben de, senin duygularını taşıyorum:
"Şu ya da bu kabileye, şu ya da bu doktrine ait hissetmiyorum kendimi. Bugüne kadar kendimi hiç bir camiaya ait hissetmedim. Kendini merakla anlamaya çalışarak kendi içinden gelen sesleri dinleyince aslında o aidiyetlerin zorlama aidiyetler olduğunu görüyorsun. Hayatın kendisi sonsuz bir ırmak, herkes aynı yere ait."
Şu anda www.sansursuz.com adında bir sitenin hazırlığı içindeyim. İki ya da en geç üç hafta sonra açılacak. Haber sitesi olacak.
Sevgiler, kolaylıklar dilerim, sağlıcakla kal.
Mektuplar
Yazıların tam listesi

Ali Türkan
Ben de "ayrıldım" o dünyadan. Artık ne ruj ilgilendiriyor beni, ne sutyen kopçası. Ne beni başarılı görmek isteyen kadınlar, ne başarının bedeli. Hiç birine yaşamıma girme vizesi vermiyorum. Çünkü melek yüzlü kızların gözlerindeki o "hayatı öğrenmişlik", o şeytani ifade, sevdiğim kadınların muhasebe aşklarını taşıyacak gücüm de isteğim de yok. En güzeli, bu durumdan şikâyetim de yok. Sırtımı da hep kendim kaşırım zaten. :-) Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.