22 Ağustos 2008 Cuma
Ayşe - 26 Şubat 2001
MERHABA,
"Nereye" yazında yolculuk tanımları vardı: "Seçkinleri buluşturan sosyal faaliyet."
İki sene kadar önce, basından izliyorum, bir "Gezginler Kulübü" var. Dia gösterileri oluyor, konuklar oluyor. İyi bir yere benziyor dedim, ben de kendimce gezgin sayıyorum kendimi ya, bir gideyim dedim.
Birgün baktım, konuk İzzet Keribar. Hindistan konulu dia gösterisi. Oh dedim, bir taşla iki kuş. Ortağımı da ayarttım, aştık köprüyü, Cankurtaran'da bir yer. Bulduk derneği, eski bir binayı restore etmişler. Zaten mimarız da, hoşumuza gitti. Güzel olmuş allah için.
Girdik içeri, bir hanım buyur ediyor milleti. Oradaki konuya hakim Papyonlu Bey'in konuşmalarından anladık ki, bu hanım elimiz ayağımız, olmazsa olmaz, kızı ve oğlu ile derneğimiz için seferber olmuş. Papyonlu Bey de onun velinimeti, "aman efendim, siz nasıl uygun görürseniz efendim, emriniz olur efendim..." ne kadar da iyi, alçakgönüllü, aman lütfedip onları muhatap almış, o hanım nasıl yapmaz şimdi gelenlere ıspanaklı börekleri. Tabi ki canla başla çalışacak, seferber olacak, ne lazımsa yapacak.
Büyükçe bir odaya, duvar kenarlarına sıralanıp oturuyor gelenler. Meğer her defa kısaca herkes kendini tanıtırmış. Öyle bir adetleri varmış. Orta ya da ortanın üzerinde yaşta kişiler çoğunlukta, daha çoğu kadın olmak üzere. Herkes de birbirini tanıyor gibi. Gazetede gördüğümde "gelin hepiniz, paylaşalım gördüklerimizi, siz de gelin" gibi algılamıştım ama, yavaş yavaş baktım ki, oradaki insanlar hiç de öyle düşünüyora benzemiyor.
Sırayla Papyonlu Bey insanlara söz vermeye başladı.
"Ben efendim hasbelkader eşimin görevi sebebiyle müteaddit defalar yurt dışında bulundum. Eşim üniversitede, kongreler oluyor tabi, sık sık gid iyoruz. Çook ülkeler gördüm, şöyle seyyahım, böyle seyyahım."
"Ben çok kereler yurt dışında bulundum. Papillon Bey'in de bildiği gibi, (son gezimizde birlikte idik de öhöm, ne harikulade idi değil mi?) çok enteresan yerler gördüm."
"Ben gitiğim ülkelerin sayısını katiyen hatırlayamıyorum. Yüzlerle ifade edilebilir ancak. Papillon Bey de bilir."
"Eşim de, ben de çok severiz gezmeyi, çok ülkeler gördük birlikte. Tabii kongreler sırasında ben de boş durmadım. O toplantıda iken biz de eşlerle birlikte o ülkeyi iyice tanıdık. Ünlü yerlerini görerek, vaktimizi değerlendirdik."
Gitgide hava "sizin burada ne işiniz var? Siz bizden misiniz?"gibi oldu. Bu arada tanıdık simalara alışkın olduğundan olsa gerek, beni oturduğum yerde göremedi, atladı Papillon Bey.
Sonra İzzet Keribar geldi. Dialara bir diyeceğim yok, neyse ki onları gördük. Sonra çaylar içildi, vefakar ve kadirbilir hanımefendinin ıspanaklı börekleri yenildi, karşılıklı iltifatlar edildi. Terasta bir dans gösterisi vardı, gerçekten hoştu. Ülkesini tam hatırlayamıyorum ama, dansçı çift galiba Rusya'dan idi. Neyse ki, burada ülkelerinden uzakta fakr-ü zaruret içinde iken, Papillon Bey onlara kol kanat germişti. Onun tavsiyesi ile gösterileri oluyordu. Tabii ki onlar da böyle bir günde bir gösteri yaparlardı, feda olsundu Papillon Bey'e. Hayırlı, alîcenap adam.
Arada derneğe üyelik şartlarını sorduk. En az 10 ülkeye gittiğimizi belgelememiz gerekiyor imiş. Nezaket gösterip söylemediler ama, galiba bir de Papillon Bey'den icazet almamız gerekiyordu.
İşte senin bir çift sözün bana bunları hatırlattı. Yeni yazında Papillon Bey'in adını görünce yeniden hatırladım da, yazayım dedim.
Hoşçakal.
Mektuplar
Yazıların tam listesi

Ali Türkan
Küfe hesabı odun alıyor; o kadar parası olmayanlar da ya haşim gibi daha paralı olanların evine konuk gidiyor, ya da battaniyenin altında biraz daha sokuluyordu birbirine. Bizim ev sıcaktı. Bir akşam, sobanın yanında içim geçmiş. Feryatlar, ağlamalarla uyandım. Evde kimse yoktu. Sesler sokaktan geliyordu. Merak edip çıktım, Selma abla kendini paralıyor, birileri onu tutmaya, sakinleştirmeye çalışıyordu. Kocası, bebek üşümesin diye, bir yerlerden odun bulmaya gitmiş; dönüşte, karda ayağı kayınca, sırtına yüklediği çuvalın içindeki balta. Yazar
En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri
Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu
Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu
Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite
Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.
Seyit Balkuv
Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir. Yazar
Ahmet Deniz Ölmez
Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını? Yazar
İlker Tortop
Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım. Yazar
Seyit Balkuv
Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz. Yazar
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.