tıp

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın - 25 Ağustos 2008


Sayın Şen,

Hastanaler ve hekimler konusunda yazdığınız, aslında bir Türkiye klasiği olan Memur Sadizmi ve can çekişen hastanelerimiz yazınızı bugün okuyabildim. Derkenar'daki yazılarınızı da takip eden biri için utanılası bir durum.

Ben Cerrahpaşa Tıp Fakültesin'de öğretim üyesiyim. Ta ortaokul yıllarımdan (TV o zaman almıştık) bu yana televizyon, radyo, gazete ve bilimum iletişim ve medya kanallarının sağlık bakanlığı, sağlık politikaları, hekimlik, hastalıklar (özellikle salgınlar) hastaneler ve birey olarak doktora bakışı ifratla tefrit arasında gidip gelen ve çoğu zaman gerçeğe teğet bile geçmeyen amorf bir yapıdır.

Özellikle şişirilen, gazetelerde sayfa sayfa yer edinen, televizyon şovlarından eksik olmayan, konuşurken mangalda kül bırakmayan ve tıbbî değeri olmayan (bir kısmı intihaldir) kitaplar yazan, ayrıca ünvanları da yasal olmayan hekimlerin yarattığı sanal dünya, tüm doktorların tanrısının para olduğu, ibadeti kibir, sevabının insana soğukluk, günahının empati olduğu bir dinin üyesi olduğu anlayışını yaymaktadır.

Hekimlik mesleği bir çok etmen yüzünden (yurdumuzdaki bir çok değer ve varlık gibi) şiddetle erozyona uğramaktadır:

1. Hekimlik kutsal bir meslek değildir. Hekimler çeşitli bilimsel çalışmalar sonucunda elde edilmiş, değişebilen bilgiler ve güncel teknik yardımıyla koruyucu ve tedavici edici uygulamalar yapan; mevcut yasalar altında ve belirli süre temel (6 yıl) ve uzmanlık eğitim (en az 4 yıl) almış kişilerdir. Yaptıkları iş bir emek ve bilgi üretimidir. Bu işin karşılığında ücretlendirilirler ve bununla geçinirler.

2. Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle (diğerkâmlık, emanete sahip çıkma, kendisi için istemediğini başkasına yapmama, sabır, kendini geliştirme, tevazu sahibi olma, gösterişten uzak durma, yetinme; istediğiniz kadar ekleyin) kaybolan "saf insanlık" maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir. Rüşvet, irtikâp, dolandırıcılık vb. İle ufku sarılmış bir ülkede temiz kalmak sıra dışıdır (Tüm renkler aynı hızla kirleniyordu / Birinciliği beyaza verdiler).

3. Özel veya resmi hiç bir hastaneyi hekimler yönetmez, yönetimini planlamaz, hekimlerin işleyişe ait şikayetleri ve önerileri yönetenler tarafından sadece kâr/zarar veya gelir/gider açısından değerlendirilir. Aktif hekimlik yapanlar, zaten yöneticilik yapamazlar; yaparlarsa da -inanın çoğu zaman- iyi yönetici olamazlar.

4. Türkiye'de herhangi özel veya resmî kuruma gittiğinizde yapılacak işleriniz bir tanıdık vasıtasıyla çözülür; bırakın adres sormayı, tanıdığınız yoksa olabilir işleriniz bile son çarşambayı bekler. Bu hastanelerde de böyledir. Yanlıştır, ama gerçektir. Bu yüzden insanlar hep tanıdık birini ararlar, araya koyarlar vs...

5. Türkiye'de hastane mimarisi diye bir anlayış (herhalde eğitimi de) olmadığından, birbirine yakın olması gerekli/zorunlu bölümler ihtiyaca binaen hastane içerisine dağınık yerleştirildiğinden, çoğu kez gecekondu usülü eklemeler yapıldığından ve özel hastanelerin bir kısmı da apartmandan bozma olduğundan, bir iki tahlil için hastane içinde bir aşağı bir yukarı, hasta ve hasta yakınları, dolanıp dururlar. Bu dahi hekimleri suçu değildir. Örneğin, hastanemizde 3 kat dahiliye koridorundan gezerek KBB polikliniği arayan birini, tek tarifle oraya göndermek, imkânsıza yakındır.

6. Hekim -para ilişkisi -nedense- çok yadırganır. Oysa bizim hastalarımız muayenehaneye gitmeyi ve hekime para vermeyi (işlerinin bu şekilde hallolacağına inandıklarından, bence inandırıldıklarından değil) severler. Mutlaka "yazanenizi" sorarlar, kartınızı isterler, personele sordururlar. Poliklinkte bizatıhi bakıp muayene edersiniz, hastanın kimsesiz, fakir olduğunu düşünürsünüz; ertesi gün polikliniğe bir muayenehane reçetesi ile ve "bu ilacı da verdiler" diyerek gelir.

7. İnanın hekimlerimiz -çoğu mesleğe kıyasla (örneğin ben en namussuz meslek sahiperinin teknik servisler ve çalışanlar olduğunu düşünürüm) iyi insanlar. Ayrıca her zaman, hem biz hem yakınlarımız, en kötü sağlık hizmetini alırız. Kanserlerimiz geç evre yakalanır, arkadaşımıza muayene olmak için bekler, bekler dururuz. Ameliyat oluruz, komplikasyon çıkar. İyileşip giden çoğu hasta ne bize (cerrahlara hâlâ ediliyor, elleri neşter tuttuğundan mıdır nedir?) ne hemşirelere ne de personele teşekkür etmez de, bizim icat etmediğimiz aksine bîzar olduğumuz bürokratik ve teknik aksamalardan, iyileşemeyen hastalardan veya kaybettiğimiz hastalardan dolayı bol bol beddua alırız.

Biz insanız. İyi günümüz olur, hastamız olur, yakınımız ölür. Şimdiki asistanımın dayısının tek çocuğu beyin tümürü operasyonu oldu, annesi ameliyat olacak. 1-2 gün izin için kıvranıyor, asistan yokluğundan izin veremiyoruz.

Ricam, bir olay yüzünden hekimlere inancınızı kaybetmeyin; düşünün ki bu ülkede bir sürü olay oluyor, ortalığa neler dökülüp saçılıyor, hâlâ insanlar gazete okuyor ve inanıyor.

Allah kimseyi hekime ve hakime düşürmesin.

Saygı ile...

Doç. Dr. Süheyla Apaydın
CTF İç Hastalıkları ABD

 

Bu yazı eşe dosta tavsiye edilir

 

 Görüşleriniz

Saygıdeğer hocam,

Benim hekim olmama, yazının beni de kapsama alanı içerisine almasına rağmen gördüğüm, yaşadıklarım, yazının tek veya birkaç, istatistiksel olarak anlamsız bir olay ve yaşanmış bir hastane günlüğünü yansıtmadığını düşünmekteyim. Sağlık kurumlarında hasta-hekim, sağlık çalışanı çatışması yaşandığı, iki tarafın da diğerini mağduru gibi gördüğü Türkiye gerçekleri arasına girmiştir. Güncel yapılanma böyle. Her geçen gün katılaşıp daha da sertleşmekte olduğunu gözlemliyorum. (Yazarın diğer yazıları da tek bir olaydan genelleme yapmayacak sığlıkta olmadığını göstermektedir.)

2. maddede sıraladığınız nedenler elbette ki hastaları da kapsar. Bireysel ahlakın bozulması hekimin hizmet sunucusu olması nedeniyle bahane. Nedensellik oluşturmamalı. Sanatının icrasında yönetmelikleri, yasaları, hasta haklarını bilmek ve uymak zorunda olduğunun hekimler farkına varmalıdır. Mesleki ve yasal sorumlulukları hastanın ahlaki profili ne olursa olsun sağlık hizmetinden yararlanmasında eşitsizlik oluşturmamalı.

Son olarak 2. maddede sıraladığınız nedenlerle hekimlerin zaten bu bozulmadan kendini kurtaramadığını söylemektesiniz ki yazarın yazısını onayladığınızı düşünmekteyim. "Ricam, bir olay yüzünden hekimlere inancınızı kaybetmeyin" derken 2. madde zaten bu inancın kaybını açıklamaktadır. Burada biraz çelişki görüyorum.

Sorun hekim- hasta çatışmasının, birinin diğerini neden mağduru gibi algılayıp düşmanı gördüğünün nedenlerini bulabilmekte.

Saygılar.

Beta Tester ~ 26 Ağustos 2008 (13:47)

 

Değerli fikirlerinizi alalım...

Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (gizli kalacak)
« ( Rakamı kutuya yazınız )

 

 

Mektuplar

 

Otuzbir Hanım

Ali Türkan

İyi işte! Onlar sakladı, erkekler cesaret edip alamadı, hep birlikte telef olduk ve sonuçta ortaya böyle bir toplum çıktı. Yiyemediği haltların, kıramadığı cevizlerin sıkıntısıyla kıvranan ve kaybettiği yılların hesabını kimden soracağını bilmeyen koca bir orta yaş kuşağı. Akıllanıp da çocuklarını rahat bıraksalar ya. Devam »

Millî Nuri Alço Bakanlığı

Necdet Şen

Seçkin cemaatimizin asıl muradı, zihnen "sınıfsız imtiyazsız üniform bir kitle" olmakla birlikte, sosyal anlamda kara kafalı kalabalığın eskiden olduğu gibi bundan sonra da kendi sefil muhitinde yaşamaya devam etmesi ve boyasız ıskarpinleriyle şık kaldırımlarımızı kirletmemesidir. Çok lâzımsa biz onlara köy enstitüsü falan yaparız. Yeter ki gelmesinler.   Devam »

Web Gezgini

Hakikatli bir insan: Ahmet Kaya

İkinci sınıf yeteneklerin oluşturduğu ittifakı tedirgin eder namuslu insanlar, dürüstlükleri ve açık sözlülükleri nedeniyle...

Hele hakiki sanatçılar, keskin sezgileri nedeniyle yalanla doğruyu daha kolay ayırt edebildikleri için, açık sözlülüklerinin bedelini ödemeye zorlanırlar gün gelir.

Cihan Aktaş (Taraf)

Son Yazılar

Gençliğe Övgü

İlker Tortop

Gençliğimi özlüyorum ben. Omzumdaki romatizma ağrılarına rağmen özlüyorum o günleri. Beyazlara muhtaç değildik, tuğladan ocağımız yetiyordu gülerek yaşamaya. Etrafımızdakileri etkilemek zorunda değildik ve hayat çok ucuza geliyordu. Devam »

Yakın Tarih Dersleri 02

Ali Sedat Çetinkoz

Şimdilerde emekliliklerini yaşayan iki üst derece hakim ve iki cumhurbaşkanından başka başına fötr takan devlet adamı var mı bilmiyorum. 70'li yıllarda gurbetçilerin izine gelirken giydiği, yeşil ördek tüylü Bayerisch fötrler bile artık kayboldu. Devam »

Burak Obama

Vahap Demir

Sözün özü, Türkiye'de ne sol ne de liberal düşünce yoktur. Az sayıda bunların ne olduğunu bilen insan da tartışmayı harlandıracak kadar kalabalık veya güçlü değildir. Tartışmanın düzeyi de zaten her defasında "bizden gayrisi bize dost değil" önermesiyle sonlanacak kadardır. Devam »

Son Yorumlar

Arkadaşım saol... Şapkalı a yapmak ne kadar zormuş. Bulamadım bir türlü sen yazmışsın. Allah razı...
Muhammet Uyar - Masaüstü, Bakım Sihirbazı, Şapkalı Â

Henüz çok küçükken anneannem büyüyünce ne olacağımı sorduğunda pilot olacağım, dedim. Güldü...
Ramazan Korkmaz - Kaybolmayan kardeş

Atilla sonraki yıllarda ciddi bir trafik kazası geçirdi, kazada beli kırıldı. Sonrasında mucizevi...
İlker Tortop - Gençliğe Övgü

Çok güzel bir yazı... Derken; duyguların çok güzel ifade edildiği bir yazı ... Hepimiz...
Leyla Erkol Bıkmaz - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü

Çok işime yaradı bu site gerçekten çok güzel herkeze tavsiye ederim çok güzel olucak kesin ödevim...
Seda Taşçı - 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  

 

© 2000-2008 ~ Derkenar, tasarım + programlama + uygulama olarak bir Sokak Kedisi marifetidir. Tüm hakları yasal koruma altında olup, içeriği izinsiz çoğaltılamaz, ticarî nitelikli yayınlarda ve internet sitelerinde (çok kısa tanıtımlar dışında) kullanılamaz.

69
Clicky Web Analytics