The Lifeguard and The Necdeddin Hodja
Merhaba, ekteki e-mail (birmektup.htm)'i 19 Eylül'de yazmış ve gönderip göndermemekte kararsız kalmıştım (iyi de neden. htm sayfası yaptın? maile yapıştırsaydın ya!). Ama orada öyle durması beni rahatsız etti. "Göndereyim de ne olursa olsun" deyip gönderiyorum.
Pek kasmışım, "net'te güvenlik"le ilgili kısım sizin yazdıklarınızdan sonra biraz boşta kalmakta vs.
Yeri gelmişken, güvenlik konusunda paranoyaya varır tavrınız deneyimlerinizden mi kaynaklanıyor; okuduklarınızdan, duyduklarınızdan mı?
Maksadım muhabbet olsun; belki siz bana küfredersiniz (! +%^~**!), ben de altında kalmam (! +%^~**!); şenlik olur gurbet elde:)
Görüşmek üzere...
The Lifeguard (küfür etmeye buradan başlayabilirsiniz örneğin) * 6 Ekim 2002
Merhaba, "E-mail'ime başlamadan önce bahusus selâm eder..." demeyeceğim; ki zaten başlamış durumdayım. Ama asıl konuya (konulara ya da, ne yazacağımı henüz kestiremiyorum) girmeden önce, size nasıl hitap edeceğime karar vermekte zorluk çektiğimi belirtmek isterim ("haşmetmaap" diyeceksin).
'Sevgili' desem olmayacaktı; sizi sevmediğimden değil, en başta sizin anlayacağınızı ve bildiğinizi umduğum ve yazmaya gerek duymadığım nedenlerle. 'Sayın' demeyi ise size yapılacak bir haksızlık olarak gördüm. Siz bunu hak edenlerden değilsiniz. Bütünleşerek 'kişilik'i oluşturan -elle tutulamayan- niteliklerden değil de; makam, rütbe, güç ve benzeri, kişinin emanet olarak taşıdığı, bir tür 'toplumsal aksesuar' olarak görülebilecek etiketlerden yola çıkarak, gerçek anlamda bir saygıyı anlatmak için değil, "Sizin 'ne' olduğunuzu biliyoruz ve size böyle hitap etmek zorundayız" dercesine kullanılan "Sayın" ön ekine hiç bir zaman sıcak bakamadım zaten. En sonunda yalın bir 'merhaba'nın da iş görür olduğuna karar verdim.
Beni konumlandırabilmenize kolaylık sağlayacağını umduğum bir şeyler de var söylemek istediğim:
Hızlı Gazeteci'nin takipçilerinden değildim. Hem yaşım, hem de özel koşullarım bu yapıtınızla tanışmama olanak vermedi. Hâlâ da burada söz edilenler dışında bir bilgim yok Hızlı Gazeteci ve diğer yapıtlarınızla ilgili (dokuzuncu kitap da çıktı) (aslında hayal meyal Cumhuriyet'te görmüş olduğumu anımsıyorum ama bu kayda değer bir veri oluşturmuyor okuyucunuz olma bağlamında). Sitenizi sıkça yaptığım aramalardan birinde ve tamamı ile "kel alâka" bir konuyu araştırırken buldum. (işte web tasarımının inceliklerinden biri de bu, arama motorları siteyi durduk yere bulmaz; buldurursun, öhöm...)
İlgi çekici, okumaya, incelemeye değer her siteye yaptığımı yaptım sizin sitenize de. Bir "internet indeksi" olarak düzenlediğim Sık Kullanılanlar klasöründe, ilgili yere yerleştirdim ve hemen sonra sitenizi tümüyle bilgisayarıma indirdim. Bu tanıma (bu e-mail'le de tanışma oluyor) bir, bir buçuk ay kadar önce gerçekleşmişti sanırım.
Neden sonra, sitenizi açıp okumaya başladım. Hani soğuk, fırtınalı kış günlerinde, sıcacık yatağın içinde, bir yandan bir şeyler atıştırıp sigara çay içerken, bir yandan sizi gerçek dünyadan koparıp kendi dünyasına çeken bir kitabı okumanın, tadı damakta kalan yemekler gibi, zaman zaman canınızın çektiği bir lezzeti vardır ya; işte ona benzer bir şeydi hissettiğim. (ohhhh! evveet! evveeeeet! evveeettt! bi daa! bi daaaa!) (bir ara uçuyorum sandım!) Bu emek için şimdiden teşekkürlerimi ileteyim; unutkanlığıma kurban gitmesin.
Dili kullanırken gösterdiğiniz özen, varsıl olarak nitelenebilecek sözcük dağarcığınız, zaman zaman zorlama içerdiğini düşünsem de, (şey, haklı olabilirsin de, olmayabilirsin de; bu konudaki düsturum şu: içimden nobran davranmak geliyor olabilir, ama karşımdakini mutlu edebilmek adına cici olmam gerekiyorsa ve de bunu becerebilecek enerjim varsa, zorlama bir biçimde de olsa cici olmayı yeğlerim)eşi kolaylıkla görülemeyecek düzeyde içtenlik, doğallık ve bağımsızlıkla yoğurulmuş biçeminiz olumlu izlenimler bıraktı bende(nizde:) (ne diiym, merci yani).
Ama en çok 'isyanınız'ı sevdim; kişiliksizliğe, 'dürüst olmama'nın her türü ve düzeyine, sersemliğe ve kötü niyete karşı sürdürmekte olduğumu sandığım, kendiliğinden gelişmiş ve daha sonra bilinçli olarak içselleştirilmiş 'tavır'ımın yalnızca bana özgü bir 'rahatsızlık' ya da bir özsavunma tepkisi olmadığını gördüğümden belki de.
"Ay seni ne çok özledim, aradım bulamadım.", "Hızlı Gazeteci'm ne iyi ettin de geri geldin, hoşgeldin!", "Yıllar önce izini kaybettiğim eski bir dostu görmüş gibi sevindim..." gibisinden şeyler söyleyebilecek durumda değilim. Söyleyenlere gönderme yaptığım çıkarılabilir bundan belki; temel amaç bu olmasa da böyle bir gerçeğin varlığını da yadsıyamam.
O tür yazıları okuyalı epeyce oldu; bellek konusunda da tanıdığım en zavallı insanım; ama o yazıları okurken 'abartılı bir kucaklayış'ı andıran yaklaşımlar sezinlediğimi anımsıyorum.
Doğaldır ki bunları en iyi değerlendirecek olan kişi sizsiniz ve bu söylediklerimden -ne olursa olsun- o yazıların; yalnız olmadığınızı hissettirmesi; güç, cesaret ve güdülenme vermesi gibi işlevlerini görmezden geldiğim anlamı çıkarılmaması gerektiğini belirtmek isterim.
Belki de söz konusu olan, benim "her şeyi didikleme, 'öküz altında buzağı arama' gibi kötü bir niyet taşımasa da, filin altında kutup ayısı bulunabileceği olasılığını gözardı etmeme" kaygımın, müşkülpesentliğimin ya da -doğru çıkması beni hiç şaşırtmaz- paranoyaklığımın bir yansımasıdır; üzerinde pek durmayınız (aman, estağfurullah, şuna "duyarlık" diyelim de ne şiş yansın ne kebap).
Bu 'müşkülpesentlik' pek müşkül durumlara sokuyor beni, şu an olduğu gibi. Oysa kısa ve öz biçimde düşünce ve duygularımı aktarıp, bir de kuru teşekkürü araya sıkıştırmaktı amacım bu mektuba başlarken. Ama kendimi bildiğimden, başta da belirtmiştim hangi konulara değineceğimi bilmediğimi. Belki de bu 'müşkülpesentlik' ya da 'mükemmeliyetçilik' falan değil, düpedüz kendini ifade etme güçlüğü, iletişim kurma sorunudur (dil, iletişememek içindir).
Başıma ağrılar girdi bembeyaz ekrana bakmaktan ve yazdıklarımı kontrolüm altına tutma kaygısından. Ama olmadı; beceremedim sanırım. Şöyle bir baktım da; hâlâ söylenecek çok şeyim olmasına rağmen, 'söylemesem de olacak' bir sürü şey söylemişim.
Buraları okuyor musunuz bilmiyorum; (huyum kurusun, bana yollanan her şeyi okurum; ama roman gönderirseniz, okumak için zaman bulamayabilirim) sanırım siz de 'benim gibi'siniz biraz ve hafakanlar da bassa şu an bu satırlar üzerindedir gözleriniz (bittabî). Nedenlerini ikimiz de biliyoruz (?).
Yaklaşık 15 satır önce (araya bu renkli "yırtık don" notlarını düşünce tabii ki şaştı bu satır hesabı) dert yanmaya, açılmaya dönüştü gibi yazımın muhtevası, ama 'ağlaşmaya' dönüşmeyeceğini garanti ederim; endişe etmeyiniz.
"Demem o ki" deyip de bir çırpıda toparlayabileceğimi bilsem, diyeceğim; ama artık siz de anlamışsınızdır ki böyle bir yeteneğim yok. Yine de elimden geleni ardıma koymayacağım:
1- Hayranınız değilim (yıkıldım!). 'Hayranlık müessesesi' öyle çat kapı girip içinde barınabileceğim bir yer değil en başta. Ki zaten yalnızca bu sitedeki yazılarınızdan biliyorum sizi ve bu veriyle 'hayranınız olduğumu' söylesem, örneğin bir Vivaldi'ye karşı beslediğim duygulara ne gibi bir derece biçeceğimi bilemem.
Ama yazılarınızın (Ali Türkan'ın ve diğerlerinin de) bir çoğunu keyif alarak okuduğumu ve bu 'keyif'in, sitedeki yazıların sadece "toplumsal yaşama uyum sağlayamamış bir münzevi ya da deli olmadığıma, dert ettiğim şeylerin kuruntu veya takıntı olmadığına" olan inancımı pekiştirmelerinden değil, içerikten bağımsız olarak, kalıba sokuldukları yazınsal biçemden de kaynaklandığını belirtmeliyim.
Belirtmeliyim ki benim yalnızca 'negatif elektrik' saçan, fesat topağı, kötümserlik kumkuması bir şeytan olmadığımı anlayasınız (aklımın ucundan bile geçmedi). Belirtmeliyim ki sizin hayranlık, tapınma ve benzeri abartılı tepkiler değil; olumlu ya da olumsuz ama içten ve iyiniyetli eleştiriler, katkılar, düzeltmeler, sorular ve içtenlikli paylaşımlar bekleyen 'biri' olduğunuzu anladığımı anlayasınız.
Öyle değilseniz zaten küfrederek Trash Can'e yollamışsınızdır e-mail'imi (dilini eşek arısı soksun! şuna çöp tenekesi desen, ölür müsün?).
2- Yola çıkış amacınızın bu olmadığını biliyoruz. Rotadan sapma değil bu. Ama herhalde çok iyi olmuş. Sekizinci paragrafta belirttiğim (şu paragraf sayma huyundan vazgeç Layfgard) 'isyan'ın seslendirilebileceği bir ortam, bir medya oluşturmuşsunuz bir bakıma. Siz ne düşünürsünüz bilemiyorum; ama bu durum, bu sitede ve bu formatta olmayacağı düşünülürse eğer, başka bir biçimde ve kayda değer bir ön hazırlığın ardından ortaya konabilecek, yeni bir 'platform' için ilham verebilir.
3- Nüfus kayıtlarıma göre, sizden daha yeniyim bu dünyada. Ama yaşamlarımızın izlekleri ve şu anki yaşam biçimlerimiz (birçok anlamda) kayda değer ölçüde örtüşüyor ve bu nedenle, bir insan olarak sizi anladığımı düşünüyorum. Siz dağdan, tepeden, şehrin içinden geçtikten sonra kapatılmışsınız hücrenize, bense zaten pek uzakta doğmamışım ve yola çıkamadan yakalanmışım.
Lütfen bunu yanlış anlamayın; anladığımın sadece 'maddi zorluklar içinde olmanız' olduğunu düşünmeyin: Bir yazınızda okumuştum; siteye reklam almama konusundan söz ediyordunuz. Kaygılarınızı biliyor ve anlıyorum. Bazı şeylere aracı olmak istemiyor, maddi kaygının bağımsızlığınızı sınırlandırabileceğini ve yaptığınız işe paranın karışmasının bir bozulmaya yol açabileceğini düşünüyor olabilirsiniz. Eğer bu saydıklarım olmadan bir gelir elde etme durumunuz varsa, emeğinizin para etmesine izin vermekten, "bak bu kadar şeyden sonra işi ticarete döktü" gibisinden eleştirilerden kaygı duyarak vazgeçmeyin.
Siz kim olduğunuzu biliyorsunuz, değerlendirmelerini umursayacağınız kişilerin kimler olabileceğini de biliyorsunuz. Değiştirmeye çalıştığımız (böyle bir misyon yüklendiğimizden ve bu yönde bir oluşum ya da akımın temsilcileri olduğumuzdan değil; doğruya, iyiye ve güzele olan yönelişimizden söz ediyorum) dünyanın, değiştirmeye çalıştığımız gerçeklerinden bir çoğunu, onları değiştirene kadar kabullenmek ve uyum sağlamak zorundayız. "Paraya, iktidara, şöhrete tapmayın; mühim olan var olanın bir parçası olduğunu anlamak ve buna göre yaşamaktır" diyeceksiniz örneğin. Nasıl diyeceksiniz ve kime duyuracaksınız bunu, birazcık paranız, iktidarınız ve şöhretiniz yoksa?
Hem siz de herhangi bir insansınız; nirvana'ya, fenafillah'a ulaşmadığınıza göre (he heeee! sen öyle san! nicedir suyun üstünde yürüyorum!) hâlâ bazı (çok doğal) zaaflarınız, gereksinimleriniz, özlemleriniz var. Ve bunun için ve hatta yalnızca hayatta kalabilmek için, üzerinde rakamlar, desenler, figürler olan o kâğıtlara gereksiniminiz var (şimdi burada zevzeklik edip, "Penguen dergisinden mi söz ettin?" demek vardı, ama banknotlardan söz ettiğini biliyor ve durum raporunu sayfanın altındaki esas yanıta bırakıyorum).
Eğer bir gün şu an izlediklerimize benzer TV dizileri, sinema filmleri veya ticari kaygı ve kalitesizlikte sınır tanımayan görsel, işitsel ya da basılı herhangi bir 'yapıt'ta imzanıza rastlasam bile sizi suçlamayacağımı biliyorum. Bırakın suçlayacak olan da suçlasın. Bu kadar sözden sonra belki basit kaçacak ama doğruluğunu yaşayarak ve sık sık yüz yüze gelerek öğrendiğim bir gerçekliğin şu bilindik ifadesini yineleyeceğim bu konudaki son sözüm olarak: "Tok açın halinden anlamaz".
4- Web site tasarımı ve bilgisayar kullanımı pek yabancısı olmadığım konular. Tasarım konusundaki eleştirilerinizi paylaşıyor, özeninizi ve site tasarımı konusundaki beceri ve sabrınızı takdir ediyorum. Söylenecek şeyler var sitenizin tasarımı ve içeriğiyle ilgili; ancak üç buçuk saattir bu e-mail'le uğraşıyorum ve bunu daha sonraki (olası) bir yazıya bırakmak zorundayım (lütfen bilgini bizimle paylaş). Ama ukalâlık etmemeye çalışarak (et anasını satiim!) ve dikkatinizden kaçmış olabileceğini düşünerek bir iki şeyi anımsatmak isterim (zaten biliyor olduğunuz şeyleri tekrar etmemi hoşgörünüz; ne bildiğinizi bilmiyorum çünkü).
Aslında bu konuda söylenecek çok şey ve üzerinde durulacak çok ayrıntı var ama e-mail'ime bir şekilde son vermem gerekiyor ve bunu gücümü toplayıp şimdi yapmak niyetindeyim. Başka bir şansım olmayabilir:)
Çok tuhaf ve çoook uzun bir e-mail oldu; farkındayım. Olası bütün yanlışlarım için hoşgörünüzü bekliyor ve ardında kötü niyet taşımadıklarını unutmamanızı istiyorum (ben de araya girdiğim bu renkli "yırtık don" notlarının, iğnelemek değil, sadece gevşetmek ve gülümsetmek amacıyla düşüldüğünün bilinmesini istirham ediyorum).
Zorluk ve sıkıntılarınızın azalması umuduyla.
Hoşça kalın.
NOT: E-mail'imi aldığınıza ilişkin kısa bir yanıt gönderirseniz sevinirim. Grup seks, av, linç, soygun ve benzerleri dışında hemen her türlü paylaşıma açık olduğumu belirtir (iyi ama, geriye ne kaldı? en zevklileri liste dışı bıraktın!), bu e-mail'in hoş bir sohbetin merhabası gibi algılanmasının ve 'sittirelele!' benzeri bir karşılık bulmamasının beni hoşnut kılacağını da eklerim (bizde olmaz ööle şey!).
The Lifeguard (bi kez daha dilini eşek arısı soksun hemi!) - 19 Eylül 2002
Merhaba Layfgard.
Doğrusu, bu kadar tedirgin bir haleti ruhiyeyle bu kadar uzun bir mektubu yazmak seni epey yormuş olmalı.
Niçin mektubunu kızgınlıkla ve küfürle karşılayacağım beklentisi içinde olduğunu sormuyorum. Sanırım bunun en önde gelen sebebi yazılarımdaki paylama sinyalleri veren üslup. Sanırım (niyetim bu olmasa da) okurlarımda hafif bir tedirginlik ve çekingenlik yaratıyorum gibi bir izlenime kapılmış durumdayım.
Hiç şarlamam diyemem, bazen fena şarlarım. Ama nadiren. Çok sağlam bir gerekçem yoksa şarlamam. Sohbetim mülayimdir.
İlke olarak, her mektubu yanıtlıyorum. Eleştirildiğimde kızmıyorum; ama düşmanca ve ısırma amaçlı bir sözü de (eleştiri kılığına bürünmüş bile olsa) "sevelim sevilelim, iyi geçinelim" klişesiyle sineye çekmiyorum.
Dolayısıyla, kendi misilleme yeteneğinin farkında olan herkes kadar özgüvenle donatılmış durumda olmak, beni sakin ve sokulgan yapıyor gündelik hayatımda.
Bazı okurların (örneğin, Azra) abartılı sevgi sözcükleri kullanmış olmasını doğal karşıla. Ben de Cem Karaca için benzer duygular taşıyorum. Bunu yalakalık olarak görmemelisin.
Derkenar şu anda yayındaysa, bunda en önemli manevi paylardan birine sahiptir Ankara'lı anababa ayrı kızkardeşim Azra. İki yıl önce, tam "o kadar uğraştım da ne oldu, kimse farkında değil sitenin" duygusu içindeyken ve her şeyden vazgeçip internete veda etmek üzereyken, Azra'nın o mektubuyla aldığım gaz, bana o 100 küsur yazıyı yazdıran, Ali Türkan'ı keşfetmemizi ve daha bir çok güzel tesadüfü sağlayan neden oldu. Daha yüzünü bile görmediğim bu cici kardeşime şükran borçluyum.
Şu benim medarı maişet motorum konusunu da azıcık aydınlatayım. Çünkü biliyorum, o konu çoğu görünmez dostumun kafasını meşgul ediyor.
Arabamı satmıştım ya hani iki yıl önce, o paranın yarısı duruyor. Bitmedi.
Dahası, her ay çıkan kitaplarımın geliri (çıktığı müddetçe) beni iyi kötü yaşatabilecek cinsten.
Vaktim az, çünkü harıl harıl Hızlı Gazeteci senaryosu yazıyorum. Büyük kanallardan birinde dizi olacak. Mart'ta başlayacak, bir kaza olmazsa. O zaman zaten parasal anlamda çoğunuzdan iyi durumda olucam. Kulübe bile alırım hatta kendime. Belli mi olur, hatta bakarsınız, kent dışında bir orman arazisi satın alır, hayvanlar için köy bile yaparım günün birinde. Kızımın adını da Heidi koyarım.
İlân konusuna gelince, Derkenar (şükür ki) ilân veren açısından tercih edilir bir site değil. Nedenlerini biliyorsun.
Yahoo bile orasını yırtıyor para kazanabilmek için, ama internet pek para kazandırabilen bir ortam gibi görünmüyor şimdilik.
Bir de tabii Derkenar'ın bağımsız ve başı dik yayınını gölgelemek istemem. Burası da bizim içine para bulaşmamış alanımız olsun.
Ama bunlar ikincil meseleler. Ben parasız pulsuz, çulsuz, yorgansız yaşayabilirim ve hiç yakınmam. Ama senden, Azra'dan, ondan, bundan aldığım sıcak elektrik, hesapsız sevgi var ya, onları yitirdiğim gün herhalde kendimi canlı cenaze gibi hissederim.
İnternet hakkında verdiğin bilgilerden bir kısmını zaten biliyordum (zaman içinde öğrendim, o yazıları yazdıktan sonra hatta), önerdiğin koruma programlarını zaten kullanıyorum (Norton). Bir ara D sürücüsü oluşturucam bilen birinin yardımıyla; ama o zamana kadar endişelenmemi gerektirecek hiç bir özel dosyam yok. Buyursunlar heklesinler, sıkılmayacaklarsa okusunlar her şeyi. Zaten çoğu yayında.
Ama okurları güvenlik konusunda uyarmak zorundayım. Çünkü çoğu hiç bir şey bilmiyor ve herkesin bilgisayarında sade kendi özel bilgileri değil, dostlarınınkiler de var. Onların özensizliği bir başkasının mahremiyetinin de ihlâli anlamına geliyor ve ne yazık ki ortada röntgenleyerek, e posta hesabı hekleyerek, sabote ederek bir bok becerdiğini sanan sayılamayacak kadar yavşak var.
O çürümüş zavallılardan 4 tanesi bir zamanlar benim hesapları da kurcalamış ve çay bahçelerinde "biz necdet'in her bokunu biliriz" diye nefret kusarak anlatmaktan kendi güdük ruhlarına manevî gıda aramış.
O tarz çöp adamları insana çevirecek sihirli bir değneğim yok maalesef, ama en azından masum kullanıcıları bu pisliklerden uzak tutacak pratik bilgileri sıraya dizebilirim.
Mektubundaki o bilgileri İnternetin ABC'si kısmında kullanmak üzere, mektubunu (ve bu yanıtı) yayınlamak isterim. Tabii iznin olursa (oldu). Hatta yenilerini de yaz, bilgini bizimle paylaş.
(Not: Ben çok hızlı yazdım. Özensizliğimden değil, senin taşıdığın "acaba bana kaba davranır mı?" endişesini taşımadığımdan.)
Sevgiler.
Necdeddin Şenklavye - 6 Ekim 2002
Mektuplar

Hay amasını eşşekler kovalasın!
Ali Türkan
Ne o öyle? Görünmez uçaklarla gelip çoluğun çocuğun tepesine bomba yağdırmak? Bu mu teröre karşı ama'sız, amansız mücadele? Yoksa bi Brüksel Lahanası'nın yazdığı gibi "barış için savaş" bu mu yani? Ben kararımı verdim arkadaş.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
Çocukken yağmurun kokusu da başka
Melih Özel
Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.
Gökhan Akçiçek
Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.
Densizlikler denizinde boğulurken
Melih Özel
"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.
Gökhan Akçiçek
Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?
Ali Sedat Çetinkoz
Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?
Damgasızların orgazmı 12 dakikaymış
Deniz Türkoğlu
Düşünsenize sayın Ayşe Hanım, hayvanı tam damgalayacakları esnada gelen geçen, bakan eden, öyle olmasın böyle olsun, orasına basma burasına bas diyen bir seyirci topluluğunun önünde yapılır mı bu işler?
Zeynep Bozboğa
2000'li yıllar ise başlı başına fiyaskoydu. Sanmıştık ki 2000'li yıllarda uzaya gideceğiz. Bizdeki de ne hayal gücü ama, Kıbrıs'a git desen gidecek paramız yok, uzaya baya baya niyet besledik.
Hikmet Kıvılcımlı
Toprak toptan Kamu'nun adına, bugünkü deyimi ile "Devletleştirilmiş" bulununca, bu Toprak temeli üzerinde kurulu politika üstyapısı kendiliğinden "Devletlû" (Devletcil yahut alafranga deyimiyle: Devletsel) olur.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 156 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart