Patronsuz Medya

22 Ağustos 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Beyaz Türk, Halk ve Kurban

Kerem Tuna (24 Şubat 2002)


Beyaz Türk yazınızda toplumun büyük bir kesimine karşı dayatmacı ve otoriter bir zihniyetle hükmetmeye çalışmış insanların gerçek yüzlerini çok iyi açığa çıkarmışsınız. Bu konuda ben de zaman zaman çeşitli insanlarla tartışmıştım.

Bazen kendi kendimi sorguladığım da olmuştur. Doğunun en sefil şehirlerinden birinde doğmuş ama hayatındaki ideallerin bir kısmını okuyup adam olmak, o çevreden kurtulup daha kaliteli bir yaşam kurmak üzerine inşa etmiş biri olarak ben de nefis muhasebesi yapmışımdır zamanla.

Yazıyı tam da Kurban Bayramı'nın üçüncü gününde okuduğum için ister istemez Kurban hakkında kopartılan yaygaraları düşündürttü bana. Halkına hizmet götürmek, ihtiyaçlarını karşılamak, benimsediği hayat tarzını en kolay biçimde yaşabileceği imkânları sunmak yerine ona kendi düşündüğü biçimde yaşamasını emretmek, kendisinin izin verdiğinin dışında bir yaşam tarzına tahammül edememek anlayışı sanırım Beyaz Türkler'in genel özelliklerininin en başında gelir.

Türkiye'de gerek kırsal kesimlerde gerek büyük şehirlerde insanlar yıllardır Kurban Bayram'larında son birkaç yıldır TVlerde, gazetelerde bangır bangır eleştirilen biçimde kurbanlarını kesiyor. Bu yeni oluşmuş bir şey değil; biraz daha hoyratlaştirilmiştir belki ama aşağı-yukarı aynı şeyler yaşanır on yıllar boyu.

Kimbilir Sn.Fuat Uğur'un yazısında da belirttiği gibi o halk yığınları o zamanlar henüz monserlerimizin yalılarının dibine kadar giremedikleri için bunları görmedi beyzadelerimiz, belki de görmezden geldi. Ne de olsa bir yandan da "bana değmeyen yılan bir yasasın"çıydılar. Varsın o pis köylüler kendi kapılarının önünü kirletsinler. Ama ne zamanki jipleriyle, mersedeşleriyle geçtikleri yolların kenarında Kurban kesmeye başlandı o zaman bir çaresi bulunmalıydı bu işin. Yasaklarşın efendim, kesersin cezayı olmazsa; görür gününü o kıçına dön almaya parası olmadığı halde gidip kurban kesmeye kalkan pis yaratıklar!

Yutdışında yaşadığım için TVleri izleyemedim ama internet baskılarında gördüm kadarıyla bütün gazeteler yasağın uygulanmamasını eleştiriyorlar; ceza kesilmeyişinden dert yanıyorlar (kendilerine kuralları uygulamaya kalkanları da kriz tetikçisi diye ilan ettiklerini hatırlatmanın gereği yok sanırım). Sanki yasaklanırsa cezalar kesilirse sorun çözümlenecekmiş gibi...

Burada benim en çok dikkatimi çeken husus sorunların çözümü için kolaycı, uygulanabilir ve pratik yöntemler üretmek yerine yasak koyucu, cezalandırıcı bir anlayısın matah hale getirilme çabasıdır. İttihat ve Terakki'den miras bu yönetim anlayışı ancak yasaklar, ceza keser. Nasıl olsa konulan o yasakları kendilerine uygulamaya kalkışacak bir serseri(!) çıkmaz; çıkacak olursa da Mersin'deki polisler gibi görür gününü.

Aslında gazetelere yansıyan o Kurban kesme şeklinin -tabii ki- savunulacak bir yanı yok. Ama ben kurbanını o şekilde kesen insanlarda suç bulamıyorum.

Her 1000 konuta 5 m2 bile yeşil alan düşmeyen, hiç bir sosyal tesis kurulmamış; ucube apartmanlarla dolu bir şehirde insanlar kurbanını nerede kesebilir ki? O insanlara "al davarını getir bilmem kaç km. ötedeki kesim merkezinde saatlerce kuyrukta bekle ben sana keserim" demekle çözüm mü üretilmiş olunuyor?

Bir de adamcağızın işiteceği azar, göreceği hakaret de çabası. Soruyorum kendi kendime, bu ülkede kurban yeni mı kesiliyor? Neden şehirler gelişirken bu işin de planlaması yapılmaz?

Ama cevabını bulmak da zor değil. Çünkü bu ülkedeki yönetim anlayışı hizmet götüren değil, buyuran ve yasaklayan bir anlayıştır. Çünkü öyle bir tesis kurmaya kalkan yerel yönetici "mürteci" olur. Hiç laik Türkiye Cumhuriyeti'nde bir idare halkın dinin inançlarını yerine getirmesi için tesis inşa edebilir mi? Kimse cüret edebilir mı fincancı katırlarını ürkütmeye? Ne yapacaksın? Yasaklayacaksın, ceza keseceksin; ne var canım kurbanlarını da kesmesinler diyeceksin. "Bak biz de müslümanız, kurban kesmedik diye dinden mı çıktık" deyip piş piş sırıtacaksın. Düzenin yamağı kimi cahillere fetva ismarlayıp halka kendi öngördüğün dini inançları dikte ettireceksin.

O nedenle ben kurbanını gelişigüzel kesenlerde bir küsur bulamıyorum.

Dünyanın hiç bir yerinde halk yığınları öyle bizde "Ayy şekerim bir göreceksin Şanzelize'yı, sokaklar pırıl pırıl bir tek çöp görmedim. Adamlar medeni ayol" diye anlatıldığı gibi bütün kötü huylardan arındırılmış, steril kalabalıklar değildir.

Londra'da geceyarısı sokağa çıkarsanız barlardan çıkmış sarhoş İngilizler'in boklarına basmamak için basınız hep önünüzde yürürsünüz. Ama gündüz caddeler pırıl pırıldır. Çünkü sabahın köründe temizlikle görevli insanlar işlerine başlamış ve mükkemmel işleyen bir sistem her yeri tekrar pırıl pırıl yapmıştır.

Madrid'de yürürken sokağa çöp atmaya kalksanız bile hemen burnunuzun dibindeki bir çöp kutusu gözünüze batar, copunuzu o kutuya atmak daha kolayınıza gelir.

Ama İstanbul'da sabah ise giderken aldığım poğacanın kağıdını akşam evdeki çöp kutusuna attığımı çok hatırlarım. Çünkü ne kadar isteseniz de yolunuzun üzerinde kolayca bulup copunuzu atabileceğiniz bir çöp kutusu yoktur, olsa da ağzına kadar doludur. Kimi zaman içinizden "ulan bu piş şehri ben mı temiz tutacağım" deyip o copu rastgele bir yere fırlatmak da gelir.

İşte asil, İstanbul'u pis; Madrid'i temiz şehir kılan bu ayrıntıdır. Yoksa bizim ayı, İspanyolların medeni oluşu değildir sözkonusu olan. Ben bizim kıro dediklerimizin eline şu bile dökemeyecekleri ne kırolar gördüm buralarda...

Hep Batı, Batı diye yanıp tutuşan bizim dar kafali, taklitçi, kompleksli Beyaz Türkler'ımızın anlayamadığı noktaların başında bu gelir. Belki de anlıyorlardır ama işlerine gelmiyor. Çünkü iktidar onlarda. Yani düzenlemeyi onların yapması gerekir. Ama onlar böyle işlerle uğraşacağına halkı suçlama kolaycılığını seçerler; böylece hem beceriksizliklerini örtmuş hem de iktidarlarını güçlendirmiş olurlar.

Onlar halkına yasaklarla, cezalarla yön vereceklerini düşünürken Avrupa'li seçkinler, "halkımın ihtiyaçlarını en kolay şekilde görebileceği sistemleri nasıl geliştiririm" diye kafa yörüyor. Örneğin, geçtiğimiz yıl Madrid Belediyesi çevre sağlığı açısından bir geri dönüşüm (recycling) projesi başlattı. Bunun için "bak şu şişeyi şu renkli kutuya atacaksın, okuduğun gazeteyi bu renkli kutuya atacaksın yoksa ceza veririm" şeklinde bir yöntem yerine özellikle çocuklara bunu neşeli bir oyun gibi sunan afişler, broşürler hazırladı, çok hoş reklam filmleriyle kampanyasını tanıtmaya çalıştı.

Bir gün bütün TVlerde bu ise en iyi önemi veren beş kapıcının Kanarya Adaları'nda tatile gidişlerinin haberi görüldü. Meğer belediye, kapıcıların çöpleri nasıl döktüklerini, geri-dönüşüm için o apartmanların önüne bırakılmış değişik renk ve amaçtaki çöp kutularına gereken itinanın gösterilip gösterilmediğini hep gözetliyormuş ve hayatlarında hiç böyle bir tatil imkâni bulamamış, hiç birisi daha önce uçağa binmemiş bu beş kişiyi ödüle layık görüp tatile göndermeye karar vermiş.

Sonuçta bu, diğer kapıcılar için de bir teşvik oldu.

Birkaç günden beri düşünüyorum. Sözgelimi İspanyolların hepsi şu an İslamiyet'i kabul etseler acaba kurban ibadeti nasıl yerine getirilirdi diye... Burada yaşadıklarım ışığında bu sorunun cevabını söyle verebilirim:

Belki ilk yıl daha önce böyle bir tecrübe yaşamamış olan yerel yönetim oldukça başarısız olur, bizdekinden daha büyük bir kaos yaşanırdı. Ama daha o ilk bayramın bitiminden itibaren bir sonraki yıl için hazırlıklar yapılmaya başlanırdı. Forumlar baştirilir ev ev dağıtılırdı. İnternette bu iş için bir site açılır; 900'lu bir hat bu ise tahsis edilirdi. İsteyen o formları doldurarak, isteyen internet üzerinden isteyen de 900'lu hatlar vasıtasıyla bir dahaki yıl kurban kesip kesmeyeceğini, bunu nerede yapmak istediğini, kurbanını kesmek istediği yerin belirlenen kriterlere uyup uymadığı, uygun yeri olamayanların belediyeden yer talebinde bulunup bulunmadıkları, kasap, kurbanlık seçimi vb daha birçok konuların nasıl düzenleneceği konusunda bütün bilgiler toplanırdı.

Daha sonra kaç kasaba ihtiyaç olduğu, bu iş için nerelerde ne kadarlık alan tahsis edilmesi gerektiği, kurbanlıkların bu alanlara naklı için ne kadar vasıtaya ihtiyaç duyulduğu vb bütün bilgiler ortaya çıkarılırdı. Başvuruda bulunanlara hangi saatte, nerede kurbanlarını kesebilecekleri, bunun için gerekli aracı kendilerine ne zaman gönderileceğine varıncaya kadar bütün ayrıntılar tek tek bildirilmek suretiyle bu iş programlanırdı, tüm tedbirler alınarak uygulamaya sokulurdu.

(Bu yazdiklarim size utopya gibi gelebilir ama benzeri bir olayda yapilan calismadan orneklemeye calisarak boyle bir sey dusundum.)

Bu durumda bizdeki goruntuler ortaya cikar mi? Tabii ki hayir. Peki buradaki fark bizim halkimizin ayi olusu mudur yoksa bizde isbasina gelenlerin sorun cozmek yerine sorunlar yumagina bir ilmik daha atma kolayciligina kacmalarindan mi kaynaklanmaktadir? Veya bizdeki kurban kesim manzaralarina bakarak "muslumanlar barbar" diyebilir miyiz?

Istisnalar her yerde vardir, hayvana eziyet edenlere her yerde rastlayabilirsiniz. Buna bir sey diyemiyorum. Hasmet Babaoglu, Kurban Bayrami'nin ilk gunu yazdigi yazisinda bizim "kardesinin kanini doken Kabil'in" soyundan geldigimizi hatirlatiyordu. Muthis bir ayrinti, gercekten cogumuz dusunmeyiz bile... Bu nedenle herkesten bir ibadeti yerine getirmede bile ayni titizligi, ayni ince dusunceyi gostermesini bekleyemezsiniz.

Elbette her toplumda birtakim ruh hastalari cikabilir. Ama cogunlukla fiziksel kosullarin bozukluguna bagli olarak ortaya cikan bir sonucu "muslumanlar barbar, hayvan katili" nitelemeleriyle gecistiremezsiniz.

Cocuklari oyun oynayacak alan bulamadigi icin yol ortasinda oynayan, sokaklari camurdan gecilmeyen, her turlu altyapisi bozuk, carpik bir sehirlesmenin kurbani Istanbul'da yasiyor diye bu insanlarin ibadetlerini yerine getirme isteklerini yasaklarla da savamazsiniz.

Onlari asagilamakla, yukarıdan bir bakis acisi ile onlari hayvan dusmani diye nitelemek sadece ve sadece halkina yabancilasmakla aciklanabilir, ki bu da bizim Beyaz Turk'lerin en bariz hastaligidir.

Cevremde kurban kesen insanlara bakiyorum, cogu oyle hayvan dusmani falan degil. Mesela, babam "koyde "davara gittigi" yillarda "deli koyun" olarak adlandirdigi bir koyunun, kecilerin bile ulasamayacagi sert ve dik bir kayaya ciktiktan asagi inemedigini sonucta hayvancagizin dusup oldugunu bunun icin ne kadar agladigini" her anlatisinda hâlâ gozleri dolar. Ama ayni babam bir Kurban Bayrami sabahinda elini ayagini bagladigi bir hayvani kibleye dogru cevirip bicagi boynuna dayadiginda hic elleri titremez.

Orada kendi ruhuyla birlikte o hayvanin, etrafinda kendisini seyreden aile fertlerinin ve tum kainatin o inandigi Allah'in azameti ve merhameti karsisinda ne kadar aciz, ne kadar fani oldugunu dusunur; o akittigi kanla istedigi anda kendi canini veya bir baska canlinin canini alabilecek olan yaraticisinin emrini yerine getirmenin mutlulugunu yasar. O emri yerine getirmek icin kendisine aracilik eden, bu kutsal eyleme vesile olan hayvanla kendi ruhunu butunlestirerek, ona icinden tesekkur ederek...

(Yaziyi okuyanlarin bir kismi "vay be herif babasinin icinden gecenleri bile okumus" diye gecirebilir ama dini terbiyesini babasindan almis biri olarak O'nun bu konuda ne dusundugunu biliyorum.)

Iste Beyaz Turklerin anlayamadigi noktalardan biri de budur. Ulvi degerlerin pesinden kosmak, ic huzuru aramak, bu dunyanin sundugu maddi degerlere ruhunu satmadan hayati surdurebilmeye calismak herkesin anlayabilecegi seyler degildir.

Aslinda birakin yukarida verdigim ornege benzer bir duzenleme yapmak, belki halk tamamen kendi kendine birakilsa isler bu boyutta kotu olamayabilirdi. Ozellikle laikci-teror seklinde temayuz eden bir zihniyetin iyice hissedilmeye baslandigi gunumuzden birkac yil oncesinde halki hem Kurbanin bir ibadet olarak yerine getirilmesinde bilinclendirmeye calisan hem de bu isi eyleme dokmede oldukca basarili olan birtakim cemaatler, vakiflar, cesitli hayir kuruluslari ve dernekler mevcuttu.

Bu muesseseler gecmiste basarili organizasyonlariyla halkin bu ihtiyacini bir nebze olsun yerine getirebiliyorlardi. Ama o sizin bahsettiginiz bir avuc simarik, zipir insanlar ellerindeki iktidarlari kaybetme korkusu ile suni korkular yaratip her turlu toplumsal orgutlenme calismalarinin onunu kestikleri icin bir anlamda -dolayli da olsa- hayvan haklarina da en buyuk darbeyi kendileri vurdular.

Universite yillarinda boyle bir irtica(!) yuvasinda kalmistim. Her yil Kurban Bayrami'nda yuzlerce insan kurbanini orada kestirirdi. Hayvanlarin alimindan kesimine hic bir seye karismazlardi. Sadece kendilerine belirtilen saatlerde gelip kurbanlarinin baslarinda bulunurlardi. Kesim yapildiktan sonra bircogu etin tamamini orada birakir, bir kismi komsularina ve fakirlere dagitmak uzere bir parcasini alip gerisini bagislarlardi. Yuzden fazla universite ogrencisini barindiran yurdun gelirinin buyuk bir bolumu bu yolla saglanirdi.

Hepimiz fakir ogrencilerdik. Okuldan yurda gidip gelecek parayi bulamadigimiz, otostopla olmazsa yuruyerek okula gittigimiz cok olmustur. Ailelerimiz belki Istanbul'da o imkânlariyla bizi okutamazlardi ama o yurdu acan insanlar bize bu imkâni saglamaya calisiyorlardi.

Hic unutmam, Eczabasi'nin efsanevi kaptani Hulya her sampiyon oluslarinda bir adak kurbani bagislardi yurdumuza. Her yil ustuste sampiyon oluslarinda bizim dualarimizin payi oldugunu soylerdi. Benimle birlikte mezun olanlarin bircoguyla gorusuyorum. Hepsi piril piril insanlar. Hic birimiz ne o yurtlari kapatmak icin caba gosterenlerin iddia ettigi gibi seriatci, bolucu olduk ne de birtakim insanlarin halki korkutmaya calistigi sekilde Hulya hanim gibi mayo giyip voleybol oynayanlari kilictan gecirmeyi aklimizin ucundan gecirdik.

Tam aksine, bugun hâlâ yedigimiz o lokmalarda Hulya hanim gibi insanlarin hakkini dusunup onlara sukranlarimi sunariz.

Ne hale getirdiler degil mi memleketi? Simdi mumkun mudur bir bayan voleybol takiminin sampiyon olduktan sonra gidip bir hayir kurumuna kurban bagisinda bulunmasi? Gurbette oldugumdan midir nedir, huzunlendim birden. Artik daha fazla yazamiyorum Neco kardes... Kal saglicakla e mi?

Iyi Bayramlar.

 

Mektuplar

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Muska

Ali Türkan

ölen kardeşinin adını verdi oğluna. Yıllar sonra, bilmem kaçıncı kez taşındığım evlerden birine yerleşmeye çalışırken, bir kartonun içinde, boynundan fırlayıp önüme düşen o muskayı gördüm. Aradan o kadar zaman geçmişti ki, hiç düşünmemiştim kopuğu. O gün ağabeyinin sopa darbelerinden koruyamamıştı onu bu muska. Merak edip açtım. Çizgili bir dosya kâğıdını özenle katlamış, muska bezinin içine koymuştu. Kendi el yazısıyla "fasulyeden nağmeler" yazıyordu kâğıtta yalnızca. Hepsi bu! Yalnızdım. Yağmur yağıyordu. Şıp! Yazar

Son Yorumlar

En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri

Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu

Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu

Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Zamansız bebeklerin ölümleri

Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.

Perihan Mağden (Radikal)

En Son Yazılar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

Vicdanın elvermemesi: Vicdanî Ret

Ahmet Deniz Ölmez

Kimseye, vicdanının kabul etmediği bir iş zorla yaptırılamaz. Bu, çok ilkel ve çağdışı bir yöntemdir. Bugün, inançlı bir kişiye, "inanma!" baskısı yapmak ne kadar despotça ise, silahı, savaşı, öldürmeyi kabullenmeyen kişiye, silah verip, savaşa gönderip, "öldür" demek de, o kadar despotça ve saçmadır.   Yazar

Aydın mıyız, medya maymunu mu?

Ali Sedat Çetinkoz

Ne yazık ki ok yaydan çıkmıştır. Toplum mühendisleri veya zamane derebeyleri, kendilerinin istediği biçimde bir teba asla yaratamayacaklardır; hem de medyaları, köşe yazarları ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Nasıl herkes fötr şapka takmıyorsa, köylüler piyano çalmıyorsa, birileri de bilek kalınlığında yapmaya devam ederek, en yüksek makamlara kadar geleceklerdir. Bu bir popülizm değil, görünen gerçektir.   Yazar

Hasta olmak zor zanaat

Seyit Balkuv

Kimbilir, çatışmalarla ve gerilimlerle dolu hoşlanmadığımız ruh hallerimizi ve hatta hastalıklarımızı kendimizle hesaplaşma ve kendimizi anlama yolunda birer fırsat olarak görebilir miyiz? Sağlığımızın bozulmasına yok açan etkenleri oturup anlamaya çalışmak, bu şekilde hastalıklardan kurtulmak, kurtulamasak da hastalıklarla bile barışık yaşamak çok mu gerçek dışı bir yaklaşımdır?   Yazar

Otobüs Savaşları

Ahmet Deniz Ölmez

Otobüsten inerken de çatışma had safhadadır. Tek kişilik iniş koridorundan, beş kişinin aynı anda inmeye çalışması ister istemez bir sıkışıklığa sebep olmaktadır. Günün sonunda, bu mücadelelerin içinde eriyen savaşçı, indiğinde, yaşadıklarının tamamını içeren böyle bir metin alır eline.   Yazar

Travmatoloji Enstitüsü

Ali Sedat Çetinkoz

Travma nedir, travma resimleri, travma videoları... "Aşkın bir travmaydı sevgilim" şarkısı; bedava indir, melodisini cep telefonuna yükle! Yetmedi, kesmediyse sıfır altı seviyeli forumlarımıza gel, birbirimize birinci cümleden sonra duyulmamış sofistike küfürler edelim; karşılıklı bayrak gösterip tehditleşelim.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°