Patronsuz Medya

22 Ağustos 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Bakkal amca beni hep bekletirdi

Seyit - 18 Ocak 2002


selâmlar Necdet Şen,

Düşünceler insan beyninde uçuşuyor, oysa kağıda dökülünce şekil kazanıyor, tahakkuk ediyor. İnsanın kendini daha iyi anlamasını, ifade etmesini sağlıyor.

Totem yazın zehir zemberek! Sıradan bir okurun olarak neler hissettiğimi kaleme almak istedim.

Genel anlamda, birçok yazında olduğu gibi, yine etkilendim (Aman bir sakatlık olmasın tapınmadım!). Zekânın, kaleminin kıvraklığına keskinliğine diyecek yok.

Derken egom devreye girdi; beş para etmeyenler, berbatlar listesine ben de dahil miyimdir acaba diye düşündüm. Dahilimdir herhalde dedim (diilsin). Zira ben kolay kolay pek kimseyi beğenmem; kendim de dahil. Sonra bir kaç kere daha okudum. Biraz aşırıya kaçmış falan dedim. Sonra hepsi zihnimden uçuştu sadece hüzün kaldı.

Ben küçükken annem beni her akşam illâ ki bakkala birşeyler almaya gönderirdi. Ben oflaya puflaya yarı korku yarı sinir bakkala gider, ne var ki eve dönmek bilmezdim. Çünkü bakkal amca benden sonra gelen her müşterinin işini görür, bense bir köşede kök salardım. İçine kapanık, hassas bir çocuk olduğum için de hır çıkarmaz, herkes gitse de sıra bana gelse diye beklerdim. Eve dönünce ayrı bir fırça yer, bakkalda beklediğime annemi ikna edemezdim. Annem nihayet bir gün ikna olmuş olacak ki bakkala hesap sormuş. Meğer benim ayağım çok uğurlu geliyormuş, ben girince dükkan dolup taşıyormuş da bu yüzden bekletiyormuş beni bakkal amca.

O bakkalı gerçekten hep dolu dolu hatırlarım.

Şimdi yıllar geçti. Bakkal amcaya ne oldu bilmiyorum ama ben dükkanlara girince artık peşimden müşteriler doluşmuyor. O zamanlar bizde olan her neyse şimdi yok. Ya da şimdi olan her ne varsa o zamanlar yoktu.

Araştırmacı bir kişiliğim var sanıyorum. Kendimi hiç bir zaman zeki hissetmedim. Bazı şeyleri inanılmaz bir hızla öğrenen insanlar gibi hiç olamadım. Çok kitap okumadım. Ama bir şeyin özünde, kökünde ne olduğunu hep merak ettim, düşündüm araştırdım. Ertesi gün sınav varken, sınavda çıkacak soruları değil de hiç olmayacak şeyleri inceledim.

Pozitif bilimlerin yanında hayatı da araştırdım. İnsanları inceledim, kendimi inceledim. Genellikle kimseyi beğenmedim, kendimi de beğenmedim. Beğenmediğim için de yarı şaka, yarı toylukla eleştirdim, iğneledim. Kendimi eleştirirken problem yoktu ama başkalarını eleştirdiğimde inanılmaz gerginlikler soğukluklar oluyordu. Arkadaşlarım çoktan ununu eleyip eleğini asmıştı. Herkesin kemikleşmiş kişilikleri çoktan oluşmuştu, etrafı da kalın surlarla kaplanmıştı. Bu surlara kasteden nasibini alırdı.

Ben de sustum. Sessizleştim. Küsmedim, pes etmedim, ama böyle davranmanın daha iyi olacağını bana daha çok şey katacağını düşündüm. Daha ölçülü olmaya çalıştım. İnsanları yokladım, tahammülü olmayanlara, kırılganlara dokunmadım. Yaşadığımız veya sebebi olduğumuz olaylar, kendimizin veya başkasının kişisel gelişimine katkıda bulunmuyorsa gereksizdir diye düşündüm. Böylece sessizliğimin içinde, hayatın bana sunduğu koşullar altında bir şeylerin bilgisini kokusunu almaya çalıştım. Başkasına katkı sağlayacağını hissettiğimde ben de çaba harcadım. Bu arada kendimi ezdirmedim, kimseyi de ezmemeye çalıştım.

İyi de kardeşim ne oldu? Sonunda bi bok oldu mu? diye sorarsan, valla ne diyeyim, pek bir şey olmadı, bir arpa boyu yol ancak almışımdır herhalde.

O yolu da suratıma inen bir şaplakla ya da birilerinin omzumu sarstığında aldığımı düşünürüm her zaman. Bu şaplak, insanı güvendiği, sağlam sandığı, yol aldığını düşündüğü zahiri otobanlardan dışarı fırlatır, müşterileri bakkala toplayan çocuğun saflığını hatırlatır sana. İşte bu yüzden midir nedir yaşamın kaygan yollarında çabalayan birilerini gördüğümde antenlerimi dikerip hep, var mıdır alacak nasibimiz veya var mıdır dokunacak yardımımız diye.

Bu yollar kaygandır. Bedeli çok ağırdır ama ödülü de büyüktür. Ben bunu sadece hissediyorum, sen çok daha iyi biliyorsun. İsa boşuna dememiş "çok kişi çağırılır, az kişi seçilir" diye. Ama bu yollarda yorulmuş, umutsuzluğa kapılmış, öfkeli insanlar görünce hüzünlenirim hep. Galiba yazından bu yüzden hüzünlendim.

Hz Ali bir savaşta en azılı hasmının kellesini uçurmak üzereymiş. Derken hasmı Ali'nin yüzüne tükürmüş. Bunun üzerine Ali durmuş. Yahu demişler hem hasmındı hem yüzüne tükürdü niye durdun? Çünkü demiş, ben onu dâvâm için öldürecektim, ama yüzüme tükürünce nefsim adına öldürmek istedim.

Yani kendine iyi bak. Kendine ve bize yaptığın katkıları hafife alma. Önemli midir bilmem ama biz desenin için kaygı duyuyoruz, elimizden gelen var mıdır diye düşünüyoruz.

Çünkü biz de seni seviyoruz.

 

Mektuplar

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Yaz başı mektupları

Ali Türkan

Oysa bir yılda doktor hatası yüzünden ölenlerin, sakat kalanların, hayatı kayanların sayısı, en az trafik canavarının "kurbanları" kadar çoktur sanırım (belki de saçmalıyorum). Bu mektubu da tıp ilmine ayırmış olduk. Ha gayret! Sen oradan, ben buradan dümdüz edeceğiz dünyayı. Yazar

Son Yorumlar

En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri

Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu

Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu

Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Zamansız bebeklerin ölümleri

Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.

Perihan Mağden (Radikal)

En Son Yazılar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°