ebru ö. ~ 19 Eylül 2002
merhaba, necdet şen,
bir arkadaşım daha intihar etti ve ben düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim; bu konuda da düşüncelerinizi anlatan bir yazı yazarsanız çok sevinirim.
neden genç nesil bu kadar mutsuz?
tamam adaletsizlikler, karmaşa bir taraftan da belirsiz silik bir gelecek. neden mücadele etmek istemiyoruz? bu bizim zayıf, güçsüz kişiliğimizden mi kaynaklanıyor yoksa şu anki dünyada insan üzerine dayanılması çok güç olan baskılar mı çoğaldı?
bu adam cok sevdiğimiz bi arkadaşımızdı. cuma gecesi intihar etmiş. Nilgün Marmara, Pınar Çekirge, Kaan İnce vb... gibi.
hayatta intiharı tercih eden bi adam. Anadolu üniversitesi'nde doktorasını yapıyodu. Ankara Hukuk'u bitirmişti. sanatçı bi adamdı. işin kötü yanı ya da iyi yanı, "kendi tercihi, bravo" diyosun ama yine de ölümü yakıştıramıyosun: (yazdığı son mektup diyelim, aynen şunları yazmış mektubunda: "bu dünyada acılarla yaşayan insanlar var ve bunlar arasında yaşamak istemiyorum ve herkesten özür diliyorum."
Herkes kendine bi pay çıkartır bundan ama benim kendimce çıkarttığım pay: benim de zaman zaman bunları düşünüyor olmam, ama intiharı tercih etmemem (daha ileride ne yaşıyacağım merakı). belki de cesaretsizlik diyelim.
hayat diyoruz sonra tüm bunlara. peki biz hayatın neresindeyiz? hayatın bize biçtiği rolü mü oynuyoruz? yoksa yine tercih mi?:):(
aslında ben de? boşverin yorum istemiyorum sadece paylaşmak istedim.
bu yazıyı bugün herkese gönderdim. ölümü tercih etmiş olanlara da...
Merhaba Ebru.
Herhalde epeyce berbat bir deneyim olmalı intiharı seçmiş arkadaşların ardından "peki ben niye varım?" ve benzeri duygu-düşünce karmaşasını yaşamış olmak.
Mektubunu okuyunca "bu konuda şanslıyım" diye düşündüm. Hiç bir yakın arkadaşım intihar etmedi (umarım etmez bundan sonra da) ve ben hayatımın hiç bir döneminde kendimi buna yatkın hissetmedim.
"İntihar edenler neler hisseder?" diye düşünmedim değil. Aklıma gele gele, o insanların içlerinin açık bir yara gibi kanadığını, hayata tahammül edemeyecek kadar kırılgan olduklarını düşündüm.
Mutlaka çok daha derin nedenler vardır bu eğilimin arkasında, bilemiyoruzdur. Ama bilebildiğim tek şey; bu hayat ve bu beden, bize emaneten verilmiş çok değerli bir şey. Bana düşen, o emaneti beni yaratan ve zamanı gelince öldürecek olan aşkın mucizeye olanca saygımla taşıyabilmek.
Siesta filminin sonunda, aslında ölmüş bir kadın olan kahraman (Ellen Barkin) nihayet ölü olduğunu anlar ve şaşkınlıkla şöyle der:
"Madem öldüm, o halde bu hissettiğim acı ne?"
Hepimiz zaman zaman acı hissediyoruz. Eskiden acıya isyan ederdim; ama artık "demek ki yaşıyorum" diyorum. Çünkü biliyorum ki, her soluk muazzam bir hadise. En azından bu şenliği seyretmeye değer.
Kendine iyi bak, mutlu ol, çünkü kalbin hâlâ çarpıyor. Bil ki dünyanın tüm mucitleri bir araya gelse böyle şaşırtıcı bir icat yapamaz.
Şu anda nefes alan herkes, yaşadıkları ve hissettikleri ne olursa olsun, felekten torpillidir. Hayal perdesinde gördüğümüz her şey, seyretmekte olduğumuz tek gösterimlik filmin bir sahnesi belki de. Herkesin filmi farklı farklı; bunu kabullenmek lâzım.
(Güzin Abi gibi konuştum, ama bu durumlarda ne denir, tecrübem yok.)
Sevgiler.
Not: Biraz kafamı topliiym, bu mektuplardan bir yazı kotarmaya çalışırım. Negatif Bilinç yazısının devamını yazmak gerekiyordu zaten. Farkındaysan, iyimserlik karaborsada.
Bi daa sevgiler.
necdet, 19 Eylül 2002
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Mektuplar
?
Yaz başı mektupları
Ali Türkan
Oysa bir yılda doktor hatası yüzünden ölenlerin, sakat kalanların, hayatı kayanların sayısı, en az trafik canavarının "kurbanları" kadar çoktur sanırım (belki de saçmalıyorum). Bu mektubu da tıp ilmine ayırmış olduk. Devam
Hüsniye'den Vizite'ye
Ahmet Faruk Yağcı
Hüsniye güzellik demek. Ve güzel bir kelime. Üzerinde vizitenin aşufteliği yok. Maaş gibi de soğuk değil. İnsana hizmet eden birisine de hüsn, yani güzellik yakışır. Anlayana. Devam
Küçük kötülükler
Necdet Şen
Sadece şirketler ve onların personeliyle de sınırlı değil, aslına bakılırsa gazeteler ve mizah dergileri de siyasetçilere ve birbirlerine "eleştiri" ya da "hiciv" kisvesi altında Mobbing uyguluyorlar. Küçük kötülükler birikiyor birikiyor, büyük kötülük oluyor. Devam
Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!
Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker
Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk
Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk
Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Felsefe Feminizm Gazete Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu Evlilik© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal