Patronsuz Medya

"Açım abla, noolur bi mendil al!"

Banu Yücel - 14 Eylül 2001


Merhaba Necdet,

Bugün yine çok şaşkınım.

Dün öğlen yemek için İstiklal caddesine çıktım. Amacım eski arkadaşlarımın yerlerini tespit etmekti. Birkaçını yine sağda solda sarhoş buldum.

Senelerdir, Beyoğlu'ndaki tinerci çocuklar, sokaklardan toplanıp mendil satsın diye oluşturulan kartellerdeki bacak kadar çocuklar, fuhuş için yetiştirilen ufacık kızlarla uğraşıp duruyorum. Başarı yüzdem ise yüzde yirmi civarlarında. Dokuz senenin emeği yüzde yirmi. Hedefim yüzde kırkbeşlerdi ama son dört senedir alenen uğraşamıyordum.

Geçenlerde de bahsettiğim gibi... Başarısız olduğum, bir kısım çocuğu, yerlerini tahmin ettiğim için gittim buldum. Üzerimde iş hayatının berbat giyecekleri, çıtkırıldım, hanım hanımcık bir hatun olarak Beyoğlu'nun arka sokaklarında arandım durdum.

Bir onbeş-yirmi dakika içinde neler olmadı ki... Sağımı solumu mıncıklamaya çalışanlar, "bayan otel var" diye teklifte bulunanlar, "alooo, sen kimin mekânındasın gülüm" diyenler... Benim yaşlarımda bir kadının "burası benim pazarım yosma" deyip üzerime çullanması...

Neyse, bunlar hiç önemli değil tabii ki. Ben zamanla bu tip saldırılar konusunda sokaklarda dayak yiye yiye iyi yetiştiğim, tabir-i caiz ise kaşarlandığım için kazasız belâsız atlattım.

Beyoğlu'nun arka sokakları deyince öyle, bir arka sokak değil, bir hayli ilerlemen lazım. Kasımpaşa'ya, Tophane'ye doğru. Şöyle hafif bir rüzgâr esse yıkılacak sandığım binalar var oralarda. Kimisi yanmış, kimisinin yarısı yıkılmış binalar işte. Merdivenlerin yarısı var yarısı yok, her yer leş gibi. Bu tinerci çocuklar buralarda yaşıyor işte.

Eski tanıdıklarımdan üçünü bulabildim böyle bir binada. Oradaki çöplerin üzerine oturup sohbet etmeye koyulduk. Bir tanesi beni hatırlamadı bile... Çok sarhoştu... Hiç bir şey değişmiyor hayatlarında. Kollarındaki bacaklarındaki kesik izlerini görsen için yanar. Kendileri kesiyorlar kollarını; "faça atmak" dedikleri olay. Kendi çevrelerinde "racon"daki yerlerini belirliyor kollarındaki kesiklerin derinliği ve sayısı.

Aslında ne kadar tehlikeli gözükürlerse o kadar kendilerini savunabilecekleri görüşündeler. Üçünün de endişesi kışın başlamak üzere olduğu. Bu dediğim binaların içinde ateş yakıp ısınırlardı eskiden, hâlâ da öyleymiş... Her tarafları tinerken ve ateşi de tinerle yakıyorlarken, düşün artık, o evlerin zaten harap bir haldeyken, her yer çöpken yanma ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunu...

Bu çocukları vazgeçirmek çok zor, hadi vazgeçirdin diyelim, çocuğun dengesini kazanana, uyum sağlayana, para kazınıncaya kadar desteklenmesi gerekiyor. Tekrar meyletmesi o kadar büyük bir ihtimal ki devamlı gözetmen lazım. Bu arada sen çaba harcarken, çok şarhoş anına gelirsen seni de hırpalıyorlar falan...

Ayrıca tedavi gerekiyor tabii ki.

İrade kullanıp tineri bırakan çocuklarım da var ama ne acılar çektiklerini bilemezsin... Tedavi de bir hayli para... Ben şu anda ancak bir tanesinin tedavisini karşılayabilecek durumdayım ne yazık ki... İçlerinden bir tanesini; adı İdris, onbeş yaşlarında. Bursa'daki evinden kaçıp İstanbul'a gelmiş. Geldiğinde zatürree, uyuz, mantar gibi bir sürü hastalıkla Beyoğlu'unda Selpak falan satmaya başlamış. Sonrası da öncesi de hep aynı yani.

İdris'i kendi rızasını da alarak Alman Hastanesi'ndeki bir doktor arkadaşıma teslim ettim. Asıl zor kısmı bundan sonra başlayacak.

Neyse, o binadan tekrar geleceğime söz vererek ayrıldım. Yanlarına da bir kaç gün yetecek erzak falan bıraktım... Sonra artık çok acıktığım için yiyecek bir şeyler arıyorken; Selpak satan altı yaşlarında daha önce pek görmediğim bir kız çocuğu geldi yanıma. "Abla be n'olur be, ekmek parası alsana bi selpak, bak karnım aç".

Şimdi nasıl dayanırım ki bu çocuğa? "O zaman gel beraber yemek yiyelim, sonra ben Selpak da alırım" dedim.

Tepkiyi zaten tahmin ettiğim için şaşırmadım. Korktu benimle gelmekten, çünkü bu çocukların sahipleri, onları para almayacakları şeylerle vakit kaybettiklerinde döverler. Ve hep gözleyen izleyen birileri vardır bu çocuklardan yaşça büyük.

Ve nitekim öyle oldu. Onaltı onyedi yaşlarında bir çocuk bitiverdi yanımızda. Onun da elinde Selpak. Satmaya niyeti falan yok tabii. "Abla burdan al, ekmek parası" demeye başladı. Ben de ona bu kız çocuğuna "beraber yemek yiyelim" dediğimi söyledim. İsterse onun da bize katılabileceğini belirttim. Ve gerginlik sona erdi.

Kaldıkları yeri öğrenmeye çalıştım söylemediler, nerede yiyip içtiklerini, kimin onlara baktığını sordum söylemediler. Sadece yemek yediler, yemek yedik. Ama lâf arasında anlattıkları ufacık şeyleri bile duysan kalbin nasıl yanar anlatamam.

Sonra ayrıldık... Ben onları tekrar görmek istediğimi söyledim. "Olur" dediler. Onlar hep oradaymışlar gündüzleri.

İşte böyle Necdet, öğlen tatili dedim, neler oldu... İşe geç kaldım, hiç önemli değil. Ama aklım oralarda hâlâ. Bu çocuklara yardım eden bir kaç küçük sivil organizasyon biliyorum. Ama yeterli olmuyor ne yazık ki.

Ben yine kendimce devam edeceğim sanırım. O organizasyonlara da yardım etmeyi ihmal etmeyerek. Eskiden daha az parayla daha çok yardım edilebiliyordu halbuki. Sana da anlatmak istedim.


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 3837


 

Mektuplar

Editör'ün Önerisi

Dantellektüel!

Ali Türkan

Değerleri, yalnızca kendi baktığı yerden görür; müzik onun dinlediği müziktir, kitap onun okuduğu kitaptır, yemek onun yediği gibi yenmelidir ve kadınlar (veya erkekler) onun beğendiği gibi giyinmeli, öyle konuşmalı, öyle yaşamalıdır.  Devam


Türkiye'de Sol: Sadrazamın Sol Tarafı

Kâmuran Kızlak

Zaten bizim tarihimiz 19 Mayıs 1919'da başlar. 19 Mayıs 1919 günü öncesinde kalan hiç bir kimse, hiç bir kurum veya hadise vs bu tarihten sonrasına geçmediğine göre, bu tarihten önce olanlar bizi ırgalamaz. Bu tarihten önce olanların hesabını gidiniz Vahidüddün Efendimiz'den veya Saltanat'tan arta kalanlardan sorunuz.  Devam


"Rütşvet davası'nın iddianase minde..."

Necdet Şen

Şimdi teknoloji aldı başını yürüdü. Quark Express'ten Freehand'e kadar neler neler var. Çek uzasın, tut dönsün. Tıkla, yazı sayfada. Bir tık daha, yazı kalıpta. Al sana istediğin kadar zaman ve işgücü fazlası, tepe tepe kullan, değil mi?  Devam


Son Yorumlar

Syd Barrett - Çok büyük bir iştahla okudum yazıyı. Tanrım, bu... Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Şemsettin Oruk - Ken Parker' i hortlatmak gibi olacak, ama... Klasik çizgi romanın doruğu: Ken Parker

Wakkas Kelle - DEVAM Beyaz Türk kelimesinden ne kastedildiğini bilmiyorum, ancak... Beyaz Türk

Wakkas Kelle - Necdet Bey, kusura bakmayın ama yazınız mantıklı değil. 60'lı yılların Türk... Beyaz Türk

Buse Özkan - Herkes hayatının belli dönemlerinde birçok sıkıntıyla... Eroin Güncesi


Web Gezgini

Savaş kararını (Apo'nun) avukatı aldırdı

Öcalan'ın hedefi ne sizce?

Bütün amacı kendisini kurtarmak. Yaşamı karşılığında, kendisine dayatılan şeyleri yapıyor. Eğer İmralı'da kendisine 'şunu yap, bunu yap' denmese, dışarıda iki asker öldürüldüğü zaman Öcalan'ın ödü kopar. Ama şimdi kendisine çatışma dayatılıyor.

Hüseyin Yıldırım - Neşe Düzel (Taraf)


Son Yazılar

Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


Kanlıca'nın yalnızları

Deniz Türkoğlu

Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  277 - 12 - 1643 - 1855


Web Derkenar
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Yazı Boyutu
©