Müthiş bir uğultu ve koşuşturma içinde kendimizi unutmaya çalışıyoruz. Çöp ev gibi zihinlerimiz. Tıkış tıkış, toz, küf, pas içinde. Kepenkleri inik odalarda saklı olan ne?
Kendimizle başbaşa kalmak mı yoksa korktuğumuz?
Yalnızlıktan ne kadar kaçarsak kaçalım, içimizde geceyarıları ter içinde uyanıp başını dayayacak sıcak, güvenilir bir göğüs arayan korkmuş, susamış bir çocuk olacak. Yalnızlıktan kaçtıkça başka türden bir yalnızlığın kollarına atılacağız.
Biz olmayacağız gittiğimiz o yerlerde, aynadaki suretimiz olacak.
Eylûl - 15 Haziran 2001
Uğultu korkunç evet. Koşuşturma desen gani. Binbir ihtimalli bir coğrafyada çok fazla uyaran var o da doğru. Zihnimizdeki ıvırın zıvırın da hadi var hesabı yok.
Fakat bence "Kendimizle başbaşa kalmak" değil korktuğumuz. Bizi "biz" gibi kabul etmeyenlerden, etmeyeceklerini bildiklerimizden, yargılamalarından, "Onlardan" korkuyoruz! Çok korkuyoruz hem de geberesiye...Bu yüzden de kat kat "katlanıyoruz" hayata ve hayatta...Sonra o katların arasında gerçek kendimizi bulup çıkartmak zahmetli oluyor." Başbaşa kalmak " sa acıtıp, incitiyor" bizi en çok da korkutuyor. Korkumuz birken, iki oluyor. Severek, güzelleşip çoğalaşacağımıza. Korkarak büyüyoruz.
Bu yüzden de o güzelim "yanlızlığın" bile tadı kaçıyor. İçimizdeki çocuksa bal gibi biliyor her şeyi. O korunaklı bir yerde, kendisine sunduğumuz "lüksü" yaşayıp, bize ukalalık ediyor bazen. Ve bu korkunç ikilem bizi "şizofrenler" gibi konuşturuyor işte. "Bir ben vardır bende benden içeri" ye bir çocuk sığdırıyoruz biz, bir başka "ben" bir büyük felsefe, bir hayat değil...
Oysa dinlemeli, anlamalı, empati göstermeli, yargılamamalı en çok da sevmeli birbirini. Can Dündar bir süre önce, "Kaç kopyayız biz" diye yazmıştı. El yazması birer öykü gibi olmalı oysa insan. Tatsız tuzsuz, dijital kopyalarımıza "eyvallah" etmemeliyiz. Bir kere olsun ödlekliği bırakıp, soyunabildiğimiz kadar soyunmalıyız. Artık kral bile çıplak değil ki. Korkma, bağırmam! söz...Her kimsen, ne kadar soyunursan, ne kadarını çıkartabilirsen "içinden" o kadar kabulüm...Ya, ne kadarını çıkartabilirsem "içimden" o kadar kabulün mü?
Banu - 15 Haziran 2001
Bence hiç kimse yalnız olmak istemez. Ama mecburen yalnız kalınca da erkekliğe bir şey sürdürmeyip "yalnızlıktan çok zevk alıyorum" der.
Battal Takoz - 16 Mayıs 2008 (14:23)
Mavra
Necdet Şen
Neden Feminizm denince çoğunluğun aklına uzlaşma ve müzakere kültürüyle başı hoş olmayan, kamplaşan, saldıran, iğne batıran, saç baş yolan, erkeklerle erkeklik yarıştıran bir kadınprototipi geliyor?
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Türkiye Cumhuriyeti mi illüzyon, Mustafa Kema…
Bunak Moruk » Talât Paşa Ruhu
Cumhuriyet bir illüzyon değildi, illüzyonistl…
Selim Doğan Nebioğlu » Talât Paşa Ruhu
Tarih akışı kesintisizdir. Bu açıdan bakıldığ…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Neoliberal ve otoriteryen kurgunun hedeflerine yönlendirilebilecek hareketler "devrim" diye nitelendirilebilirken, buna uyumlu olmayan her şey "terör" kavramının yardımıyla terörize ediliyor.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 197 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart