Patronsuz Medya

Play Misty For Me


Aslında Kıyamet filmi Joseph Conrad'ın adını bilmediğim bir romanından alınmaymış. Ama o yıllarda Vietnam konusu güncel olduğu için Vietnam dekoruna uyarlanmış. Orijinali Afrika'da geçiyormuş.

O helikopterlere atlayıp "güzel sörf yapılabilecek göl"ün olduğu bölgeyi zaptetme bölümü, dikkat ederseniz, filmin içinde ayrı bir bölüm gibi duruyor. Çünkü film, bir otel odasında terleyen ve bunalım geçiren yüzbaşı Willard'ın alelacele karargâha çağrılıp, bizim sırık Harrison ve başka üst rütbeli subaylar tarafından "pis" bir işle görevlendirilmesiyle başlar ve bir sahil muhafaza botuna tıkıştırılmış bir manga askerle Mekong deltası boyunca yukarıya, Vietnam içlerine ve daha sonra da savaş bölgesinin dışında kalan, Kamboçya'da bir yerlere (suyun kaynağına) doğru yol almalarıyla geçer.

Atilla D'orsay kazması bunu Oddyssea'nın yolculuğuna benzetmiş bir kitabında. Gözüne girsin Oddyssea! Ne ilgisi var? Entel takılacak ya illâ... "Ben o boku da bilirim tripleri!" Bok bilirsin!

Ben şahsen, o macerayı döl yatağı içinde geriye doğru yapılan bir yolculuğa benzettim kalın kafamda. Kendi hakikatine doğru, varoluşunun kaynağına doğru yapılan bir yolculuk. Orada bir zamanlar efsaneleşmiş bir ordu mensubuyken ansızın ortalardan kaybolan Albay Kurtz'u bulup yok edecektir.

Çünkü Kurtz, savaşın anlamsızlığının canlı bir kanıtı gibidir ve zaten kaybedilmek üzere olan savaş, Kurtz gibilerin varlığıyla kaçınılmaz sona doğru hızla yaklaşmaktadır. Kötü bir örnektir albay Kurtz ordu için. Bozgun habercisidir.

Yüzbaşı Willard ve teknesi (ve askerleri), o uzun yolculuk boyunca yumurtalığa ulaşmaya çalışan spermler gibi dölyatağı içinde akıverir. Yanındaki diğer spermlerin tek tek telef oluşunu izler Willard. Aslında vicdanlı bir adamdır ama bir göreve kilitlenmiştir ve ne yapıp yapıp "yumurtayı döllemek" zorundadır. Taşıdığı genler (ya da vazife bilinci) bunu emretmektedir.

Mmmm, içeriden börek kokuları geliyor. Bana biraz müsaade. Sonra görüşürüz.

Hadi, yazın siz de bir şeyler, tüm filmi anlattırmayın bana.

Eylûl - 5 Temmuz 2001

* * *

Peki ama, madem bu hikâye bir anlamda "döllenmeyi" anlatıyor, neden filmin sonunda Martin Sheen (Willard) Marlon Brando'yu (Kurtz) öldürüyor?
Diyelim ki Willard burada döl yatağında ilerleyen ve bir görevi olan spermi (doğumu) temsil ediyor. Peki albay Kurtz neyi temsil ediyor?

Willard, albayı öldürerek aslında "babasını" mı öldürmüş oluyor, yoksa "annesini" mi?

Aaaa, bi dakka! Filmin jeneriğinde The Doors'un The End adlı parçası çalar. Orada jim Morrison'un "Father, I wanna kill you... Mother, I wanna fuck you..." dediği rivayet edilir. Yani Coppola burada Oedipus kompleksine mi selâm çakıyor?

Yalı Çapkını - 5 Temmuz 2001

* * *

İlk bakışta mecazî "babasını" tepeliyor gibi görünse de, bana kalırsa mecazî "annesini" öldürüyor.

Eylûl - 5 Temmuz 2001

* * *

Peki ama neden?

Yalı Çapkını - 5 Temmuz 2001

* * *

Aaa, burada sıkı muhabbet var be! O film benim de eriyip bittiğim bir film. O final sahnesindeki cinayetin ne anlama geldiğini ben de o gün bu gündür düşünürüm.

Peki ama neden anne? Benim bildiğim, erkek çocuk "babayı" öldürür. Kitapta yeri var. (Bkz. Freud efendi hazretlerinin Tüm Eserleri)

Selçuker Baskan - 5 Temmuz 2001

* * *

Filmin uyarlandığı romanın adı Heart of Darkness.
Annemi babamı tartışmasına gelince, bence ikisini de.
Daha doğrusu yaratılışı veya yaratıcıyı yok ediyor.
Bu arada filmin bu sene daha uzun bir versiyonu çıkacakmış doğru mu?

Arkenteron - 5 Temmuz 2001

* * *

Hımmm. Yani Tanrı'yı tepeliyor haa? Bunu düşünmeliyim. Yabana atılacak bir lâfa benzemiyor. Doğru olabilir.

Kurtz, karşısına oturttuğu Willard'a neden "cozuttuğunu" anlatırken bir anısını aktarır.

Bir Vietnam köyüne girip çocuklara çiçek aşısı yaparlar. Onlar köyden ayrılınca Vietkong çetecileri gelir ve çocukların aşılı kollarını keser. "Sizden gelecek iyilik Allah'tan gelsin" demek istemektedirler. Daha doğrusu Kurtz böyle algılamıştır.

"Horror " der Kurtz (ve bizim çevirmen horror kelimesini ezberinden bulup çıkartamadığı için sözlüğe bakar; muhtemelen dedesinden kalma bir basımı olduğu için sözlüğün, orada "fecaat " yazıyordur "horror"un karşısında; gözünüzde canlandırın bir: Marlon Brando kafasını arkaya devirerek "horror" dedikçe altyazıda "fecaat" okuyoruz...) "horror; işte onların bize üstünlüğü buydu; o zaman anladım ki, bu savaş kaybedilmiştir; çünkü biz burada ölmemek için savaşıyoruz, oysa onlar için fecaat (dehşet) sıradan bir şey; ölmeye dünden hazırlar..."

"Yaratıcı'yı öldürme" fikrine geri dönersek:

Evet, bence de mantıklı; çünkü "anne"yi öldürmek de aynı kapıya çıkıyor. Willard, dölyatağı boyunca (bir bakıma) ana rahmine geri döner ve doğal olarak orada hem anne hem de baba figürünü kendinde toplamış olan zigot kafalı Kurtz'u bulur. Dazlak kafası ve şişman vücuduyla ne erkektir ne de dişi. Daha çok anaç tavırlı bir Tanrı'yı, hatta biraz da cenini andırmaktadır; Willard'a "hayat" bağışlar diğer spermler tek tek telef olurken.

Ama Willard görevini unutmuş değildir; doğabilmesi için plasentadan çıkması gerekmektedir.

Kurtz farkındadır olacakların ve beklemektedir zaten. O "fecaata" biat etmiş, dünya işlerini bitirmiştir çoktan. Öldürülmeye direnmez.

Annesini/babasını/tanrısını öldüren Willard, vahşete en kolay uyum sağlamış (ve belki o nedenle hayatta kalabilmiş) tek askerini alıp, teknesine biner ve geldiği yoldan (dölyatağından) gerisin geri (modern) dünyaya döner.

Artık doğmuştur.

Eylûl - 5 Temmuz 2001

* * *

Horror...

Sizce de helikopter saldırısı horror'un (dehşet) ta kendisi değil miydi? Wagner çalarak gelen helikopterler. Sırf en güzel sörf orada yapıldığı için ele geçirilen bir koy. Öldürülen kişilerin üzerine atılan birlik kartları. Vietnam'da kim gerçekten dehşeti savaş aracı olarak kullandı?

Arkenteron - 5 Temmuz 2001

* * *

Kurtz'un kastettiği "horror" o değil.

Zaten kendisi de nefret ediyor Amerikan ordusunun o halinden. O yüzden katline ferman çıkmış. O, Vietkong askerindeki vahşiliğe ve doğallığa aşık olmuş.

O helikopterlere ve Wagner çalınan dev kolonlara uzaktan baktığında ürkütücü. Ama daha yakın plana zoom yaptığında, siperde korkudan donunu dolduran Oklahoma'lı, Arizona'lı oğlancıkları görüyorsun.

Ormanda bir vahşi kedi gibi süzülen ve otla yaprakla beslenen Vietkong çetecisiyle, evinden mektup alan, bir an önce memlekete dönme hayalini kuran Yanki'nin gücü eşitsiz. Yanki yenilmek zorunda, çünkü dönüp geriye bakıyor. Kararsız.

Platoon'daki iki düşman çavuşu hatırla. ikisi de yaman savaşçı; çünkü ikisi de hayattan bıkmış. Yaşamak gibi bir merakları yok.

Anlıyor musun beni? İyi bir asker ölü bir askerdir; yani ölümü peşinen kabullenmiş, yaşamakta gözü olmayan kişi.

Bir insanı asker yapmak istiyorsan, onu öldürerek başlaman gerekiyor eğitime. Ruhunu öldürerek. umudunu öldürerek. Bedensel yaşamı çileye çevirerek. Uykuda bile.

O zaman ölüm tatlı bir uyku demektir savaşçı için. Onu kimse yenemez.

Kurtz medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarı aşıyor Mekong deltasının rahim gibi kendi içine kıvrıldığı en uç noktasında.

Üstadın deyimiyle Atman'a vasıl oluyor.

Eylûl - 5 Temmuz 2001

* * *

Coppola, "bu film Vietnam'ı anlatmıyor, Vietnam'ın ta kendisi" demişti, bir keresinde...

Tanrı, ana rahmi benim de düşündüğüm şeylerdi ama şeytan ne tarafa düşüyor?

Tanrı'nın öldüğü, kıyamet günü tüm hesapların sorulacağına olan inancın git gide azaldığı bir dünyada, Kurtz, stepne Tanrı görevi görüyor.

Kurtz, bu dünyanın hem korkusunu, hem de umudunu simgeliyor. Korku, çünkü insanın içindeki en karanlık köşeleri, en acımasız yanları gün ışığına çıkarıyor. Tanrı suretinden yaratılmış insanın melek değil, tüm kötülüklere kadir biyolojik bir varlık olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda umut, çünkü bu düzenden hoşnut olmayan herkesin, Tanrı'dan beklediği "hesap sorma" işini üstleniyor.

Bana nedense, Nietzsche'nin "üstün insan "ını hatırlatıyor Kurtz.

murat yetkin - 5 Temmuz 2001

* * *

Vay vay vay! Tam "bu mevzu baydı galiba, entel-dantel takıldık, sus artık Eylûl" dediğim anda, Murat konuyu alevlendirdi.

Bu kadarını itiraf edeyim ki düşünememiştim. Atilla angutu desen, o daha "Ali topu tut" da, nerede kaldı sinema yazısı?

Kurtz bana da biraz o dediğini çağrıştırdı şimdi. Hayatın özündeki "fecaat"la barışmış, moda tabirle "nirvanaya ulaşmış", ya da eşiği atlamış, sınırı aşmış kişiyi.

Aşkın kişilik. Hayata poz kestirmiyor. Hatırlıyor musun, o kafası bandanalı Amerikalı savaş fotografçısına (Denis Hopper miydi o?) çektiği köpek muamelesini ve katili Willard'a karşı takındığı saygılı tavrı? Çünkü Willard birinci sperm. Aşkın kişilik olmanın eşiğinde duruyor.

Özetle, müstafi albay Kurtz, bir nevi Dümbüllü İsmail tavrıyla kavuğu Willard'a devrediyor. Curuf olarak geldiği yerden insan olarak geri dönüyor Willard.

Eylûl - 6 Temmuz 2001

* * *

Eylül' ün bir önceki mesajında bahsettiği "en iyi asker ölü askerdir" sözünü en gerçekçi biçimde anlatan filmlerden biride "Full Metal Jackett " sanırım. Filmin başında askeri eğitim le mevzuya girip, çocukları insanlıktan çıkarma, beylik deyişle (bu söz Sungu Çapan'dan alıntıdır, belirtmekte yarar var) onları birer ölüm makinası haline getirilişini gözümüze soka soka anlatır.

Kubrick'in bu filmi ile Müfreze aynı dönemde gösterime girer. Biri "Savaş filmi" iken diğeri "savaş" tır. Kıyamet'te savaş ın kendisi.

Daha önceki mesajlarda Kıyamet'in tekrar gösterime gireceğinden bahsediliyordu. Cannes film festivalinde Coppola'nın yeni bölümler ekleyerek hazırladığı bir kopyasının gösterildiğini biliyorum. Ama bu ülkemizde de gösterilir mi bilmem.

eylem - 6 Temmuz 2001

* * *

Millet umman olmuş bu aleme akıyor, Atilla hangi kilisenin direği? Mimaride yeri nedir?

Ya, dün kıyak kafayla aklıma gelen "stepne Tanrı" kavramını tuttum.

Sodom ve Gomora ile ilgili yazılanları hatırlayın bi... Neymiş? Biraz insest, biraz homoseksüalite, hadi biraz hırsızlık falan... Ardından gelsin tanrının gazabı. Şimdi her sokakta dört Sodom, altı Gomora çıkar ama ortalıkta ne borusunu öttüren bir İsrafil, ne de kafamıza taş yağdıran ebabil kuşları var. "Pesimist" kültürün temellerinde de bu beklenti yatıyor sanırım. Tanrı'ya inancının git gide azalması, insanların çoğuna göksel bir gücün "absürd" gelmesi, aynı zamanda bir "hesap günü" olasılığını da ortadan kaldırıyor, Kurtz tipine talep doğuruyor...

Vietnam travması ile beyni hafif tertip yumuşamış Amerikan entelijensiyası da, hem içinde yaşadıkları, hem de nimetlerinden faydalandıkları ama aynı zamanda bunca kıyıma neden olduğu için nefret ettikleri sistemi çökertecek, hatta yok edecek "üst insan" tipine dört elle sarılıyor.

Bizim paşa torunu yazarlarımız da paşa paşa Osmanlı tarihini ve aile çevresinde duydukları dedikoduları roman yapıyorlar. Çok okunuyor, çok tanınıyorlar... Sinemamıza hiç girmeyelim, "propaganda" olur.

murat yetkin - 6 Temmuz 2001

* * *

Ah Eylem ah! Durduk yerde "Full Metal Jackett" filmini neden hatırlattın bana? O keskin nişancı çocuğun öldürüldüğü sahneyi ne güzel unutmuştum.

"Ölüm makinası" kavramı, indo-germanist dillerin hepsinde vardır. Buluş değil, tornistan bir kavram yani.

murat yetkin - 6 Temmuz 2001

* * *

Merhaba, ben bu foruma katılayım dedim ama 'Misty' söylemekten başka, bir de iyi 'how insensitive' söylerim işe yarar mı?

pinar - 1 Ağustos 2001

* * *

Apocalypse Now Amerika'da tekrar gosterime giriyor.
Umarim en kisa zamanda Turkiye'ye de gelir.

Arkenteron - 8 Ağustos

 

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 6067

Mavra

Editörün Önerisi

Kime "gıcık olduğunu" söyle bana, kim olduğunu söyleyeyim sana

Necdet Şen

Maalesef dünyaya at gözlüğüyle bakan bazı küçük insanlar var aramızda. Bu insanlar kendi kimliğini şu ya da bu kişiye duyduğu antipati üzerinden tarif ediyor.


Son Yorumlar

Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…

Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Sosyalizmin Muaviye´si Stalin'dir

İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.

Demir Küçükaydın (Adil Medya)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"

Melih Özel

Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.


Osmanlı'da Özel Mülkiyet

Hikmet Kıvılcımlı

İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.


Çocukken yağmurun kokusu da başka

Melih Özel

Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.


Susmayı Özlemek

Gökhan Akçiçek

Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.


Densizlikler denizinde boğulurken

Melih Özel

"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.


Etiketler





Şu an 218 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
590 - 2584 - 2837  
©