Alman yönetmen Doris Dörrie'nin "Kimse Beni Sevmiyor" diye bir filmini seyretmiştim. Bir kez seyretmeme rağmen her karesini aklımda tuttuğum, benim depresif hallerime çok iyi gelen bölümleri vardı.
Hayattan, sevilmekten umudunu kesen, üstelik ölüm korkusu da çeken, filmin otuzlu yaşlardaki ince ruhlu kızı, ölümle arasını hoş tutmaya, ondan korkmamaya, alışmaya çalışıyor, ölümle yaşarken kucaklaşmak için kendi cenaze törenini izleyip canlı canlı mezara giriyor, yaptırdığı tabutta uyuyor, bedeninin kurtlar tarafından kemirildiğini, çürüdüğünü düşünüp (ben ise zaman zaman ölmeyi düşündüğümde beni yıkayacak imamları gözümün önüne getirir vazgeçerim) biraz olsun huzur buluyordu.
Aslında ay sonundaki vergi iadesini, buzdolabındaki yoğurdun son kullanma tarihini düşünerek sevişmeye başladığından beri yarı ölü yaşadığının farkında olan kızımız, kendine olan güvenini yitirmiş, son treni kaçırdığını düşünen, yaşama pamuk ipliği ile bağlı, yeniden doğmak için ölüme sığınan insanları temsil ediyordu bir bakıma.
Film beklenmedik biçimde mutlu sona eriyordu!
Sahi her tür ilişkide asıl belirleyici sevmek iken, sevilme ihtiyacı neden böyle öne çıkıyor. Şairin dediği gibi siz elmayı seviyorsunuz diye elma da sizi sevmek zorunda mı?
oya şenarslan - 6 Ağustos 2001
Bu "ölüm" mevzuu ince konu.
Niye derseniz, yukarıda da zikredildiği gibi, çoğumuz ölümü düşünmek bile istemeyiz. Ama ne kadar düşünmekten kaçınırsak kafamız da o kadar bu konuya takılıp kalıyor gibi. Rüyalarında (belki de alt katmanlardaki kimliğinle) düşünüp duruyorsun.
Ben meselâ, durdum, düşünüyorum.
O zaman nooluyor? Ödün bokuna karışıyor, yaşamaya korkar oluyorsun.
Hani derler ya "bugün çok güldüm, yarın ağlıycam"; niye öyle olsun ki? Gül kardeşim, ne zararını gördün gülmenin? Dişlerin mi çarpık?
Olsuuun, gene gül.
Haa, ölüm.
Ben kendi ölümüm üstüne epey kafa yordum ve artık kabullendim sanırım er geç öleceğimi. Naapalım, sağlık olsun. Kimi gördün ki dünyaya kazık kakmış da kalmış?
Kesinlikle öleceğimi (yani egomun öleceğini) bilmenin bilinci, sırtımdan tonlarca yük kaldırdı; artık yaşamdan korkmuyorum.
Çünkü inanıyorum ki ölüm, hayatın değil, sadece doğumun karşıtıdır. Ve ben (şu veya bu biçimde) hep buralardayım, hiç bir yere gitmeye de niyetim yok. Bugün Durmuş Düşünür'üm, yarın manda kakası.
Ama manda kakası deyip geçme, onun da bir kalbi vardır.
Sıkmıyorum değil mi?
İyi... Nerede kalmıştık? Ondan sonra...
Ama gitmesenize, ciddi şeyler anlatıyoruz burada...
Durmuş Düşünür - 11 Ağustos 2001
Mavra
İffet Teyze'nin evine giren yakışıklı hırsız
Necdet Şen
Artık neredeyse siyasî mesajlar bile cinsel çekicilik üzerinden veriliyor. En ciddi gazetelerdeki en ciddi yazı dizilerinde kimbilir hangi yabancı moda dergisinden kesilmiş fotograflar.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 141 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart