Patronsuz Medya

Kazandibi


Derginin kaderi için üzüntü içerisindeyim. Necdet Şen' in yayından kalkma sebeplerinden biri olarak sunduğu " büyük yayınlarla yarışamama, tezgâh altı edilmesi" bana çok mantıklı gelmedi açıkcası. En azından yaşadığım şehirde böyle olmadı diyebilirim. O büyük yayınevlerinin dağıtım merkezi olan "D & R" mağazasında oldukça öne çıkartılmış olarak duruyordu.

Asıl sorun başka bir yerlerde sanırım.

Nedense aklıma "Dinazor" dergisi geldi. Gazetenin eki olarak verildiğinde oldukça popüler olan dergi, bireysel yayına geçtiğinde o popülaritesini nedense devam ettirememişti.

Neyse. Ken Parker da yayından kaldırıldı. Herşeycikler gidiyo.

eylem - 26 Temmuz 2001

* * *

Kazandibi'ni derkenar.com'da gördüğümde aldım ve baktım. Derginin batacağı aldığım ilk sayıda belliydi açıkcası. Suat Gönülay belki evini satma fedakarlığında bulunmuş ama zahmet edip bir tane sayfa çizme fedakarlığında bulunmamıştı. Yayınlanan öykü hıbır ve lemandan sonra üçüncü kez yayınlanıyordu. Diğer çizgiromlanların hiç birinde de insanı sürekleyebilecek bir tema yoktu. Çok çekinerek yazıyorum bunları. Ama eğer bir yola baş koyuyorsanız ve hakkaten severek yapıyorsanız yapılmış işlerin en iyisini yapmalısınız! Yoksa hiç bir anlamı yok! Söyleyebileceğim son şey. Geçmiş olsun. Derginin kapanması gerçekten üzücü!

Ken Parker - 26 Temmuz 2001

* * *

Dergiyi beğenmemekte haklısınız. Ben de beğenmedim; sayısız hatalarla doluydu, yazmaya kalksam buraya sığmaz. Baştan ölü doğmuştu aslına bakarsanız; ilk sayfadan son sayfaya kadar iblis, şeytan, husumet hikâyeleri, sayfalar arasında editoryal tutarsızlık, son derece kötü bir baskı kalitesi, ucuz bir kâğıt, çamur gibi renkler, kimi sayfalarda görülemeyecek kadar ufak, kimi sayfalarda at nalı büyüklüğünde balon yazıları ve daha neler...

Hele Atman'a Yolculuk berbatın da berbatıydı. Öyle mi olur bir çizgi roman? Konusu bile yoktu (ya da belli değildi). Kocaman kocaman resimler, gereksiz taramalar...

Oh olsun! Batsın öyle dergi!

* * *

İsterseniz bir de şu açıdan bakmayı deneyelim:

O "lutfedip bir şey çizmedi" dediğiniz Suat Gönülay, bu ülkenin yetiştirdiği en değerli çizgi romancı ve yedi yıldır çizmiyor yoksul yaşamak pahasına.

Acaba "bu kadar yetenekli bir sanatçı neden bu kadar uzun zaman ayrı kalır "en iyi" olduğu alandan?

Yedi yıllık bir aradan sonra arabanın bile marşı basmaz kolay kolay. Üstelik sanatçı diye bildiğimiz insan, muhtemelen arabadan daha hassastır. Çizgi roman da boyacı küpünden azıcık farklı bir şeydir; ağzınla kuş tutsan, senin meslek hayatından daha kısa ömürlü bir iki genç çıkar ve kolayca burun kıvırıverir, öylece kalıverirsin.

Aptallık bizde ki, öyle nankör bir uğraşa kelle koymuşuz.

* * *

Bir çizgi roman nasıl yoktan var edilir, bir dergi nasıl çıkar hiç deneyimlememiş olan siz değerli kardeşlerim, o dergiyi çıkaran arkadaşların ne kadar bıktırıcı bürokratik işlemlerle ve imkânsızlıklarla boğuştuğunu, valilikten ad tescil ettirmekten tut da dergi için parasıyla bile kâğıt satmaya yanaşmayan matbaacılarla ve derginin basılacağı günün gecesine kadar ortaya çıkmayan sayfa sekreterine kadar ne gibi "vazgeçirici" sorunların üstesinden gelmek zorunda olduklarını nereden bileceksiniz?

O insanlar dergi çıkarmak için uğraşırken evlerindeki sular kesikti. Son gün ellerindeki tek bilgisayar arızalandı. Telefonları yoktu, internetleri hâlâ yok, daha bir çok şeyleri yok yok yok.

Ama derginin afişlerini bastırıp dağıtmaktan tut, dağıtımcı engelini bertaraf etmeye, derginin tanıtımı için her yere el kol uzatmaya, söz verip son anda kıvırtan insanların moral bozucu etkilerinden sıyrılmaya, sayısız çelmenin üzerinden atlamaya kadar bin tane kahredici işten vakit bulabilselerdi, belki oturur öyküler tasarlar ve tepelerinde dikilip kendilerini yelpazeleyen arap hizmetkârlar eşliğinde siz değerli "genç" kardeşlerimin hoşuna gidecek eğlenceli çizgi romanlar çizebilirlerdi.

Ama derginin akıbeti değişmezdi; gene dönerdi dağıtımcıdan.

Belki siz değil, ama sizden de "genç" birileri başka nedenlerle burun kıvırır, hiç bir neden bulamasa, "amaaaan, bu da neymiş ki?" diye değerli yorumlar yaparlardı.

* * *

O dergiyi ben de beğenmedim başından beri; baskı kötü, içerik zayıf, editoryal tavır pırıltısızdı; ama bunu onlara son güne kadar söylemedim. Çünkü hiç bir katkıda bulunmadan, hiç bir eser üretmeden, binbir meşakkatle mucize kabilinden ortaya çıkarılmış eserlere burun kıvırmak, hayatta hiç burnu sürtülmemiş "genç"liğin en göze çarpan özelliğidir.

Siz yine de beğenmeyin çocuklar; ve bunu en hoyrat üslubunuzla ve bozuk imlâlarınızla yazın. Son çizgi romancıların da ortadan kayboluşuna tanıklık etmek gibi lezzetli bir çorbada sizin de tuzunuz bulunsun.

Neden bilmiyorum, Muppet Show'daki hani o locada oturup hiç bir şeyi beğenmeyen iki ihtiyar vardı ya, işte onları anımsadım.

Sakın ama sakın, elinizi taşın altına sokmayın. Oturduğunuz localardan alt kattaki umutsuz didinmeye, kan, ter ve gözyaşına bakın ve burun kıvırın.

Eee? Ken Parker'ı çok beğeniyordunuz ama o da çıkmıyor artık.

Niye acaba?

Eylûl - 26 Temmuz 2001

* * *

Kazandibi' ne üzüldüm. Çok güzel bir dergi olabilirdi.

Suat Gönülay'ın en kralından beş gömlek üstün bir çizer olduğunu düşünüyorum. Sencer'in de bir kitlesi var ve onun aslında Mevlâna olduğunu iddia ediyorlar.

Bu iki vatandaşımızla gurur duymalıyız.

Piyasada bir sürü sersem dergi olduğunu görüyorum, dolayısıyla böyle ağır abilerin çıkardığı bir derginin gümlemesi beni çok bozdu. Leman bile yarı yarıya paspal bir dergi değil mi?

Gökhan Dabak'ı Belediye neden hâlâ zehirlemiyor?

Niye neredeyse 15 senedir Limon - Leman alıyorsunuz? Kazandibi' ni niye almadınız? Çok ayıp. Üzülen siz olursunuz.

Arkadaşlar, bir delikanlı da çıkıp Manara veya Gimenez (Serpieri de olur tabii) tadında bir şeyler çizmeyecek mi? Yemin ediyorum çizebilsem ben çizeceğim. Böyle bir dergi çıksa her sayısından dört tane alırım. 100 bin minimum satar. Bu tip bir dergiyle, gümleyen Kazandibi' nin de intikamı alınmış olur.

Bu aşamayı da tamamladıktan sonra artık gerçek resimli romana (Ergün Gündüz' den bahsetmiyorum tabii ki) geçilemez mi? Biz Vertigo DC Comics' lerin beherine 20 dolar ödemeye mecbur muyuz? İstanbul' da geçen, Preacher kalibresinde (Garth Ennis, Steve Dillon) bir şeyler niye yapılmıyor? Bütün suç Ecevit' te mi?

Ben başka şeylerden kısıp ne çizseler alıyorum. Ayıp olmuyor mu?

Saner Peder - 27 Temmuz 2001

* * *

Kazandibi, baskısı ve içeriğiyle adına yakışır bir dergiydi. Her şey olması gerektiği gibiydi. Adı Kazandibi, cheese cake değil, lezzeti kazanın dibinde. Dergiyi ilk elime aldığımda baskının, dergi adıyla örtüşmesi amacıyla o kalitede yapıldığını düşündüm; bir üst kalite baskı adına yakışmazdı.

Derginin kapanması çıkaranlar ve bizler için bir talihsizlik. Hevesle alıp okuyordum. Umarım içinde bulunduğumuz kötü koşullar değişir; Kazandibi tekrar çıkarılır.

İnci İstiridye - 27 Temmuz 2001

* * *

Her şekliyle kabul etmek lâzım ki, iyi ya da kötü artık "Kazandibi" bayilerde yok. Bu sayfada çıkacağı haberini okuduğum gibi yok olduğu haberini de gördüm.

Siz ne kadar sevinmiştiniz böyle bir alternatif yayına bilemiyorum, ben çıldırmıştım. Üstelik ne deliler gibi çizgi roman tutkunuyumdur, ne de uzun süreli bağımlılıklarım vardır. Hele ki, Leman'la karşılaştırmalara giriyorsanız, çoklukla belden aşağı ve televole esprileriyle doldurulmuş son hallerini de - ideolojisine, tuttuğu yere, doldurduğu boşluğa, haklı eleştirilerine ve hâlâ bağımsız kalabilmesine lafım yok - göze alınca Kazandibi zaten baştan kaybetmiş diye düşündüm.

Kazandibi' nin en güzel tarafı neydi biliyor musunuz? Bu memlekette hiç bir şey yapılmaz diyenlere en güzel cevaptı. Sevdiği işi yapmak, bildiği/inandığı şekilde yapmak, birilerine kulluk yapmadan bağımsız bir şekilde yapmak adına birileri sadece lâflamanın ötesinde bir şeyler yaptı. Kendilerinden başka kimseye güvenmemeleri gerektiğini bilerek belki... Atılacak kurşun çok değildi ama onlar doğru bildikleri zamanda kurşunlarını harcamayı tercih ettiler.

Onları cesaretlerinden ötürü tebrik etmek istiyorum. Bir telefon açıp, bir mesaj atıp siz doğrusunu yaptınız demek istiyorum ama konuşmaktan başka bir şey yapamadığım için zor geliyor bunu söylemek bana.

Çocuk sahibi olmak kolay mı sanıyorsunuz? Üstelik aşkla, büyük bir istekle çocuk sahibi olmak. Onun için bir gelecek hayal etmek... Üstelik bu çocuk etten buttan değil, kâğıttan, düşünceden, çizgiden, emekten oluşuyorsa ne kadar zordur onu ortaya çıkarmak farkına varabiliyor musunuz? Bilmiyorum ne tarafta kalmak lazım. Bazen detaylara takılmamalı diye düşünüyorum. Ne kadar önemli detaylar olursa olsun, takılmamalı. Düşüncenin güzelliğini görüp şapka çıkarmalı.

Ayrıca unutmayın, onlara birileri gökten zembille imkânlar sunmadılar - keşke olabilseydi - onlar kendi şanslarını kendileri yarattılar. Biz ne yaptık peki?

Sahi biz ne yaptık?

janus - 28 Temmuz 2001

* * *

Bir dergi çıktı ve satın aldık. Olmadı. Şimdi Suat Gönülay' a bir milyon dolar verseniz her hafta düzenli bir şey çizer mi? Bilmiyorum. Çizse bile Kazandibi ile aynı olmaz. Pozitif etkileşimi hedefleyenleri genellikle kıyıya varamadan indiriyorlar. Pazaryeri sahillerinde hakim olan durum bu. Verdiğimiz/veremediğimiz desteğin niteliği veya niceliği teknik bir konu. Ekonomik faaliyetlerden ayrı düşünemeyiz.

Ne yaptık biz? Oturup ağlamalı mıyız? Olabilir. Dual durumlar. Ne yaptığımız tartışılabilir fakat daha iyisini yapmaya çalıştığımız sürece pazaryeri koşullarını hafife almamalıyız. En azından arada da gülebilmek için.

Bence çok doğru. Ne kadar önemli olursa olsun detaylara takılmamalıyız. Bizim ne yaptığımız konusu da aynen o şekilde çok önemli bir detay değil mi? Takılmamalıyız. Mühim olan iştir. Kazandibi' nin artık çıkmayacak olması konusunda tek tek insanların bir detay olduğunu düşünüyorum. Buna takılmamak gerekir.

İşin içinde üretim yoksa nereye takılacağınız tabii ki farketmez.

Üreticiyseniz öncelikle kendi üretiminize takılınız. Sizinle aynı frekansta üretim yapanları da destekliyorsunuz o zaman. "In stereo where available" gibi bir durum.

Çok mu saçma? Olabilir. Bana siz de böyle diyorsunuz gibi geliyor.

Geçip gidiyoruz. 

san - 28 Temmuz 2001

* * *

Dergiyi çıkarabilmek için uğraşan tüm çizerler adına üzüldüm Kazandibi için...

Bahsettiğin 'sattırmama' durumunun gerçeklik payı nedir bilmiyorum ama, biz bir şeyler yapamaz mıyız? Bir dönem Star gazetesi bayiiler tarafından değil elden dağıtılıyordu.

Ah vah edip ağlayıp sızlanmak ve suçlu aramak yerine - eğer bu derginin çıkmasını istiyorsak - okuyucu olarak sorumluluğumuzu yerine getirmeli ve bıkmadan her Cuma bayiilere gidip Kazandibi' ni sormalıyız. Tabii iş işten geçmiş de olabilir. Derginin kapandığını düşünecek olursak. Fakat bu arz-talep meselesi biraz da. Ve Kazandibi'ni çıkarmaya çalışan çizerlere mesajlar çekerek onları yüreklendirebiliriz. Nasıl bir yardım isterler sorabiliriz.

Gökçe - 6 Ağustos 2001

* * *

Çok üzücü... iyi ya da kötü emek kokuyordu arkadaşlar. saygı duymak gerekiyor. belki destek verilseydi hâlâ bayilerde buluyor olacaktık. Şimdi hayata dair her şeyimizi yitirmişken zavallı halimizden utanıp saygı duyalım. hiç olmazsa bunu yapalım.

Ada - 6 Ağustos 2001

* * *

Kazandibi'ni heyecanla almıştım. çünkü suat gönülay'ın bu ülkede ki en iyi çizerlerden olduğunu biliyordum. sonuç beni pek tatmin etmedi ama umudumu yitirmemiştim. mutlaka daha iyisi olacaktı. şimdi sadece hüzünleniyorum.

cip hasan - 6 Ağustos 2001

* * *


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 9602


 

Mavra

Editör'ün Önerisi

Keyifli bir gün

Ali Türkan

Eyvallah, faşist denyoların "dokunulmaz" yaptığı yazarlar hakkında iki çift lâf etmeyi bir kenara bırakalım ama lâf salatasında derinlik varmış gibi davranmaktan da vazgeçelim artık. Bu yüzden, o lâf salatasına küçük bir örnek vermek istedim yukarıda yazdıklarımla.  Devam


Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.  Devam


Neee! 'Yazar' haaa! Vay canına!

Necdet Şen

Sözcüklere ve içerdikleri derin anlamlara bu kadar derin bir aşkla bağlanıp da o güzelim sözcüklerin fasulyeden ve tırışkadan konuşmalarda heba edildiğini, çoğu zaman da lâfazanlık yaparak minik iktidarlar kurma vasıtası olduğunu gördükçe insanın içi cız ediyor.  Devam


Son Yorumlar

İclal Arpınar - Çok doğru tespitlerde bulunarak yazmış olduğunuz... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot

Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot


Web Gezgini

Solun referandumla sınavı

Değişiklik, dönüştürücülük, az veya çok, beklenmeyen bir partiden geliyor. Bu o partinin de sınırlarını zorlayan bir şey. Daha fazlasını umarak bu kadarını eleştirmek ona da haksızlık. Son kertede demokrat olduğunu ama muhafazakâr olduğunu da söyleyen bir parti var iktidarda.

Hasan Bülent Kahraman (Sabah)


Son Yazılar

Hayat hediyesi; hayatın kendisi

Alper Uzun

O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda.  Devam


Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Ahmet Faruk Yağcı

Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak.  Devam


Pilot

Kâmuran Kızlak

Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok.  Devam


Bankacı

Deniz Türkoğlu

Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak.  Devam


Banka

Deniz Türkoğlu

Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir.  Devam


Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Erdem Abaka

Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der.  Devam


Okul yolunda genç olmak

Hasan Demirpaz

Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz.  Devam


Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


Kanlıca'nın yalnızları

Deniz Türkoğlu

Her sabah işe giderken ve her gece işten dönerken, aynı sekizlik dolmuşta, bazen aynı koltukta yan yana, gene hiç konuşmuyorduk. Selâmlaşmıyorduk. Göz göze gelmiyorduk.  Devam


Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru

Hülya Yalçın

Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  215 - 22 - 917 - 1001


Web Derkenar
9 Eylül 2010 Perşembe
Yazı Boyutu
©