'Sokak Hayvanları' konusunu okurken, aklıma sokaklarda, sağa sola dağılmış, iğrenç kokular salan Çöpler geldi. İki kelâm da ben edeyim dedim.
Soyut dünyayı bir kenara bırakıp biraz da somut şeylerden bahsedelim mi ne dersiniz?
Hep düşünür dururum; "Neden bizde de Avrupa' da olduğu gibi, Çöpleri dönüştürecek sistemler kurulmaz?" diye. Çok mu zor acaba?
Meselâ; gruplara ayrılarak toplansa Çöpler. Ayrı poşetlerde. Yiyecek atıkları, gübreye dönüştürülüp kullanılsa. Cam ve benzeri atıklar, tekrar fabrikalarına gitse ve kullanılsa. Kâğıtlar ve plastikler de öyle.
Aslında şimdi uzun uzun yazmak ve bu konuyu tartışmak istiyorum. Ama, ancak konuyu açacak kadar vaktim var bugün. Yarın yine uğrarım.
Umarım güzel ve uygulanabilir bir şeyler üretebiliriz. Forum sayfalarında yazan bizlerin de beşeriyete 'somut' bir hayrı dokunur bu vesile ile.
burak - 26 Temmuz 2001
Eveet, 'ÇÖP' başlıklı yazının üzerinden 4 gün geçti. Forum' a bakıyoruz ve tek bir cümle bile göremiyoruz bu konuda. Neden?
Hemen bir kaç tahminde bulunayım. Birinci ihtimal; aslında burası yaşadığımızı zannettiğim yer değil. Yani, tüm sokaklar ve insanlar tertemiz. Hiç bir atık, yığınlar halinde bir yerlerde toplanmıyor ve dolayısıyla da ne insanlar ne de hayvancıklar için tehlike arz etmiyor. Yerlere Çöp atmak, atıkları değerlendirmemek, hele hele Çöp atana kızanı dövmek gibi insan dışı davranışlar buralarda tarihe karışmış durumda. Gel gör ki benim haberim yok!
İkinci ihtimal ise; hayır, buralar benim bildiğim yerler. Genel itibariyle pis insanlarız. Evimiz temiz ama sokak bizi ilgilendirmez. Forum sayfalarında konu olması ise hiç ilgilendirmez.
Temizlik anlayışımız; başkalarına yağ çekmek ve hoş görünmek gerektiğinde aklımıza gelen şeylerden biri sadece. Ev temizlenir; konu komşu gelecek. Sokak temizlenir; bakan, yurt dışı temsilcisi -insan üstü varlıklar - vs. gelecek.
Bir üçüncü ihtimal de şu olabilir; "Forum sayfalarında, küstüm ben size, aslında yazmazdım ama kişiliğime lâf ediyorsunuz meâlinde, sen kimsin, ben şuyum, sen busun gibi önemli konular dururken, temizlikle ilgili herkese yararlı olabilecek bir konuda bir iki fikir üretmek de neyin nesi!" diye düşünülüyor olmalı.
Gereksiz polemiklere girilmesini önlemek için hemen söyleyeyim, bunları kimsenin şahsına ithafen yazmadım.
Sadece, 'Bir elin nesi var iki elin sesi var.' atasözünü de düşünerek, ortak fikirler üretebiliriz gibi safça bir fikre kapılmıştım.
Ama görülen o ki, bir elimin sesi gitti ve ancak diğer elime çarpabildi. Burak<>Burak.
Ben ne mi yapıyorum bu konu hakkında? Cebi olan tüm giysilerim ve eşyalarım, Çöp kutusu yok diye yere atılmamış olan Çöplerle dolu, geziyorum. Sokağa Çöp atanları dövülme riskine rağmen uyarıyorum. Çocuklara en sade dille nasıl bir yerde yaşamak istediklerini soruyor ve Çöp atmalarını engelliyorum. Atıkların kullanılabilir hale getirilmesi ile ilgili ise, hiç bir şey yapamıyorum. Çünkü, elimin sesi pek cılız kalıyor. Bu sayfada sizin gösterdiğiniz duyarsızlık, dışarıda da aynı sevimsiz 'amaan boşver sen mi düzelteceksin her şeyi' anlayışını devam ettiriyor.
Sizlere birazcık kişisel tavır takınıp, bir kaç atıfta bulunsam dayanamaz hemen yazarsınız değil mi?
burak - 30 Temmuz 2001
Sevgili Burak;
İlkokul hayat bilgisi kitaplarında sağlıklı çocuk resimleri vardı; kötü çizilmiş, eklemleri sakat gibi ama yüzleri kırmızı, yanaklarından kan damlayan ve hiç kullanmadığımız bir sıfatla nitelendirilen. "Gürbüz" denirdi onlar için. Hiç günlük hayatta "gürbüz" ü cümle içinde kullanan göremezdik ama o kitaplarda gürbüzdü onlar.
Bir de sık sık kan veren, yaz kış soğuk suyla duş alan, ille de gözlüklü ama sağlıklı orta yaş insanları vardı. Gene kötü çizilmiş. Dikkat buyrun yaz kış soğuk suyla duş alırdı bu adamlar, daha o zamanlardan kafamız karışırdı, soğuk suyla duş ha, hem de kış filan.
Ve daha bir sürü "bize" uymayan hayat bilgisi kitabı insanları. Onlar babamız gibi yaşamazlardı, ya da biz o çocuklar gibi yaşamazdık. Sağlık konularından, ders konularına; Çöp konularından, büyükbaba - büyükanne (nine derdik biz, anaane, dedee, buba filan derdik onlar büyükanne ya da en fazla dedeciğim derlerdi) ilişkilerine kadar hep "ideal" karakterlerdi.
Sonuçta onları kitabın kapağını açtığımızda ya da okuma parçasını parçalarken okuyup, tanıyıp, yadırgamayıp işimiz bittiğinde yollardık sayfalarına. Biz değildik onlar ve hiç de biz olamadık.
Yazdıkların biraz onları hatırlattı ve sen gözümde "gürbüz" bir çocuk olarak canlandın. "Çözülecek bir bu konu mu kaldı nelerle uğraşıyorsun" tarzında anlama yazdıklarımı.
Demek istediğim, Haliç'in Perşembe Pazarı kıyıları hayatını sürüyoruz ve içimiz dışımız değişemeyecek kadar "bu". Çöp işin bir parçası, tümden düzelince Çöp kendiliğinden düzelecek zaten ama tümden düzelme diye birşey yok. Murat Yetkin kardeşim gene beni, inancına bağlanmışsın deli "inancını" tutar gibi (?) diye tatlı tatlı eleştirecek ama ümitsizim yahu ne yapayım.
Hulasa ne bu forumda ne de bu ülkede salyangoz satamazsın. Kavga, döğüş, çekişme, hüyopppp, alooooo konuları yoksa gerisi boş işte. Açmış olduğun konu başlığı H. Bilgisi kitaplarından çıkamaz.
Saygılar.
S. Turay
Humuslu Toprak - 30 Temmuz 2001
Anladığım kadarıyla internetteki Türk halkının psikolojisi de normal hayattakinden farklı değil.
Kadın başlığı altındaki ikinci forum alanında, gladyatörler arasındaki kavga-gürültü (ilki bir kazaya kurban gittiydi) baya "rating" alıyordu. Reha Muhtar büyük adam abicim. Yani büyük bir sosyolog olabilir, Türk halkının nelerden hoşlandığını iyi incelemiş.
Ne zaman ki Necdet Şen abimiz yorulup, kafası da pek bir bozulup, sen, sen ve bu ve o, aşağılık bilmemneleeeer, sizlere söylüyorum, bir daha benim sayfalarımı kirletmeyin, kimliğinizi açıklarım haaaa! diye sanal dünya silahşörlüğüne soyunup, eleştiriler alınca da, yahu elin gariplerine çok yüklendim galiba diye üzüldü ve tatile çıktı. Ehhh işte o zaman tadı tuzu kalmadı buraların...:P
(Necdet Şen'in notu: Haftanın yedi günü uyku dışındaki tüm zamanlarımı vererek yaptığım bu sitede, sen ve diğer değerli okurlarım elini taşın altına sokmadan, yorulmadan, beş dakikada kendini ifade edebilsin diye hizmetinize sunulmuş olan bir forum burası.
Senin bu yazıyı yazmak için ayırdığın zamandan daha fazlasını, buraya bırakılmış yalapşap mesajların dil yanlışlarını ve özensizliklerini düzeltmek, okunduğunda anlaşılabilir bir hale getirmek için harcıyorum. Ama sen, yazdıklarını kesip biçme ve uygun görmezsem toptan silme imkânım olan -ama tashih dışında müdahale etmediğim- bir alanda bana bacak arasından gol atmaya çalışıyorsun. Sanırım biraz maraz ruhlusun.
Eğer bu düşmansı tavrını sürdüreceksen, başkalarının değil, ama yalnızca senin açık kimliğinin, daha önce hangi rumuzlarla yazdığının, derdinin ne olduğunun ve bana karşı neden husumet beslediğinin öyküsünü anlatmak zorunda kalabilirim.
Sana ağabey tavsiyesi: kendine ve etrafa zarar vermekten kaçın. Sırça sarayda oturuyorsun, sağa sola taş atma. Ve eğer buradan hoşnut değilsen, gönlüne göre bir yer bul, oraya git; benim hevesimi kaçırma.)
Burak'cığım senin Çöp muhabbetin de iyi hoş ama boş geldi bana ilk okuduğumda... Ama madem ille fikrimizi öğrenmek istiyor, katkı bekliyorsun, bu kadar ısrara hiç dayanamam; söyliyeyim bari: Ankara Büyükşehir Belediyesi o senin dediğin tarzda bir uygulamayı bundan 8-9 sene önce başlattı ve bitirdi. Acaip tepki aldı çünkü...
En çok ta ben ve benim gibiler, Beatles'in tabiriyle köpekler gibi çalışıp "It's a haaard day's night and I had workin' like a dooog! diye sürünerek eve gelip yemek, çamaşır, bulaşık, ütü, çocuk bakımı derken bir de Çöplerin içinde boğuşup, plastik ve kartonları, yemek artıklarını ayrı-ayrı ve haftanın belirli günlerinde, mavi poşetler içerisinde bekleyen Sayın Başkana saygılarımızı en üst makamlardan namelerle sunduyduk.
Ha, başka bir sivri akıllının ekmeklerin naylon poşette satılması fikrini ise çok tuttumdu ama o da yürümedi maalesef.
Uzun lâfın kısası: Burası Türkiye, herkes konuşur, parlak fikirler üretir, aslında insanlarımız aptal görünse de zekidir, hatta bu konuda lazlar örnektir. Kendi aptallıkları üzerine fıkralar üretip yayarlar, herkes onları saf-salak sansın diye, en güzel kazık atan müteahhitler de onlardan çıkar. Kulunuz da onlardan zamanında iyi bir kazık yediydi de ondan inceledim bu konuyu.
Ha, ne diyordum? İnsanlarımız zekidir, bol bol fikir üretir ama iş uygulamaya gelinceeee
I ıhhh! Olmayacak duaya amin demiyom. Fikrin güzel olabilir ama pek bir ütopik kalıyo bu gelişmemiş, üçüncü dünya ülkesinde...
Sağlıcakla kal, Çöpleri ayrıştırılmış bir Türkiye diliyorum torunlarım ve senin için.
sarı kedi - 31 Temmuz 2001
'Hayat bilgisi kitabından çıkmış bir gürbüz ve ütopik fikirler.' Haklısınız.
Hayatta başta kendisi, sonra da çevresi adına sorumluluk taşımayı ekstra bir yük olarak gören insanların çoğunluğu oluşturduğu bir toplumda elbette ki ütopik bu düşünceler. Bir ümit işte garibin taşıdığı. Neylersin.
Bundan yüz yıl önce bilgisayar, hatta renkli, kumandalı televizyon da ütopik birer hayâldi Türkiye için.
İstediğim sadece, azıcık özen ve saygıydı. Hiç bir zaman, herkesi aynı formata sokmak ve temiz olmaya zorlamak gibi bir düşünce taşımadım. Böylesi bir beklenti de gerçekten 'ütopik', aynı zamanda da 'aptalca' olurdu. Paylaşılan ortak alanlar ve ortak çıkarlardı sadece söz konusu olan.
Öyle sandığınız gibi, kalburüstü olduğundan sokakları Çöpsüz bir semtte yaşamıyor aksine, her gün pis sokaklardan geçiyorum 'ne yapabilirim' i düşünerek... Temiz bir sokakta yaşama hakkıma saygı gösterilmesini bekliyorum, ümitsizce...
Amaaan boşverin siz bunları. Bir bu konu mu kaldı konuşacak? Zaten aslında konuşacak pek bir konu da yok. Burası Türkiye deyin ve sıyrılın işin içinden. Her konu için sergilediğiniz tavır da bu değil mi? Kendini böylesine aşağılayan ve güzelliklere lâyık görmeyen insanların çoğunluğu oluşturması beni biraz üzüyor.
Olsun ama yine de eksik etmeyin iyi temennilerinizi gelecek kuşaklar için.
Aklıma bir Karadeniz fıkrası geldi.
Karadenizli vatandaşın biri her gün dua edermiş Allah' a: 'Ne olur büyük ikramiye bana çıksın.' diye. Ama bir türlü olmazmış bu isteği. Bir gün melekler bu adamın haline acıyıp, Allah' ın huzuruna çıkmışlar ve 'Sen en yüce varlıksın. Ne olur şu adamcağızın isteğini bir kere olsun yerine getir.' demişler. Aldıkları yanıtsa şu olmuş: 'Ben de üzülüyorum onun için. Ve büyük ikramiyeyi de ona çıkaracağım, eğer bir kerecik olsun bilet alırsa...'
Saygı ve sevgiler...
burak - 31 Temmuz 2001
Hah ha haaa:) Sevgili Burak,
Biliyor musun? Benim bir şeker dayım vardı, bir ömür boyu her hafta Milli Piyango bileti aldı ve asla çıkmadı.
Aslında kar yağdığında benzer şeyler düşünürüm ben de. Herkes kendi evinin önünü temizlese sokaklar tertemiz olurdu diyen bir Alman yaşarmış bir zamanlar bu dünyada. Demiş de ne olmuş? Hâlâ buzlarda kaya düşe gidiyoruz sokaklarda. Üstelik sadece kendi baktığı evin önünü temizleyen kapıcılar çıkan buzları da sokağa atıyo ki daha bir kayıp düşelim diye.
Alo, burası Türkiye. Sesim geliyo mu? Aklıma bir cennet-cehennem fıkrası geldi.
Korkmayın, anlatmıycam bilirsiniz zaten. Hani, günahkâr adam ölünce sormuşlar: "Hangi milletin cehennemine gitmek istersin?" diye. Bari öldükten sonra medeni yaşayım diye İsviçre cehennemini seçmiş. Düzenli olarak her gün 15 kova bok yemekteymiş. Sonra bir de bakmış Türk cehennemindekiler şen şakrak. Hayrola, ne bu neş' eniz? demiş. "Eee, burası Türkiye, bir gün bok var kova yok, bir gün kova var bok yok. İşte bööyle mutlu mutlu yaşayıp gidiyoruz." demişler ya.
İşte aynen öyle yaşıyoruz biz de...
sarı kedi [ garibanus@mırmırmiyavus.com ] 31 Temmuz 2001
Bu Çöp konusu aslında benim de kafamı kurcalayıp duruyor. Mucit macit gibi fikirler üretip duruyorum.
Ama önce yanıtını herkesin bildiği soruyu tekrarlayayım.
Ortalık neden bu kadar kirleniyor?
Şundan:
1) Çöp kamyonları Çöp konteynırlarını başaşağı çevirip arabaya boca ederken, Çöplerin içindeki bütün o ıslak, cıvık şeyler, yemek artıklarının suları yerlere akıyor. Çöpçüler, yere akıttıkları o şeyleri temizlemeden "hooo! haaa!" diye bağırarak yollarına devam ediyorlar. Yani kuru Çöpleri alıp ıslakları sokağımıza sıvayıp gidiyorlar.
O yerlerdeki iğrenç ve yapışkan sıvılara basmadan yürümek sıkı bir bale eğitimi gerektiriyor; ama ben şu ana kadar çok çiçek sulayan kapıcı gördüm de hortumu takıp oraları şööle bi akıtanına rastlamadım.
2) Çöplerden kâğıt, şişe falan toplayan esmer vatandaşlar, aradıklarını bulabilmek için bütün kapalı poşetleri patlatıp ortalığa saçıyorlar. Yaz sıcağında sinekler anında teşrif ediyor.
3) Kimi Çöp konteynırının (bu kelimeye de kıl oluyorum; şu andan itibaren "teneke" diicem) kapağı yok. Tamamına yakını boşken bile leş ötesi. Mamafi, bu demek değil ki öööle bırakılsın. İşimiz ne, temizleyelim. Olmadı, döve döve kapıcıya temizletelim (dövmek şart değil, opsiyonel; yani sünnet).
4) Belediye işçileri gelip "teneke"yi başaşağı boca ettikten sonra defolup giderken asla o zırıltıları aldıkları yere bırakmıyor, yolun ortasında terkediyorlar. Kimse de o pis şeylere elini sürüp kenara itmiyor. Hatta kapağını bile kapatmıyor. Iyyyy! Niye kapatsın ayrıca? Ortalıkta zaten yeterince yolun ortasına gelişigüzel parkedilmiş araba var, bir de bu Çöp vagonları (hah, "vagon" tenekeden daha iyi, bu vagonlar) berbat bir manzara yaratıyor.
5) Biz batmışız abi.
6) İnsanoğlu bir tuhaf, şişe kavanoz vagonlarına yemek artığı, pil toplanan kutulara pet şişe, kâğıt toplama yerlerine de yanan sigara atar. O nedenle (zaten bunları yeniden işleyecek yerlerin varlığı şüpheliyken) herkesin evinde dört ayrı Çöp torbası bulundurması pratikte zor bir iş. Olsa çok iyi olur ama, sen uygularsın büyükannen uygulamaz, o uygulasa görümcen uygulamaz. Üstelik sırada elti, baldız, kayınbaba, kuzen, sütnine, ebe, daha yığınla kişi var; hangi birini eğiteceksin?
7) Bu millet adam olmaz abi.
8) Çözüm önerileri:
a) Çöp zabıtası. Ortalığı kirleten, kendi Çöp vagonunu temiz tutmayan, vakitsiz Çöp bırakan apartmanlara ceza yazan bir Çöp zabıtası en azından işsizlik sorunu açısından yararlı olabilir. Yeni bir avanta kapısı doğar fakir memur kardeşlerimize. Böylece "parasıyla değil mi kardeşim?" der, boca ederiz Çöpü sokağın ortasına, yeni bir hovardalık kapısı açılır.
b) Çöp toplayan kamyonların yanında yürüyen ve "hooo! haaa!" diye bağıran gürültücülerin ellerine fırça, hortum ve arap sabunu verilip, arabaların arkasına konacak kolonlarda da "mintaksla canım mintaksla" melodisi çalınabilir. Bu durumda her Çöp kamyonunun ardından bir de arazöz, onun ardından da bir kurulama ekibi gelebilir. Yabancılara bunu "Turkish Carnival" diye yutturup turist bile çekebiliriz.
c) Herkes Çöplerini götürüp Yakacık Çöplüğüne (Ankaralılar Mamak Çöplüğüne) kendisi bırakabilir. Hatta orada herkesin bir parseli olur, Çöpler karışmamış olur.
d) Benim fikrimi sorarsanız, en kestirme çözüm hiç Çöp üretmeyip, armudun sapı, üzümün Çöpü, karpuzun kabuğu, balığın kılçığı da dahil her şeyi mideye indirmek. Nasıl olsa pet şişe, karton kutu, plastik leğen ve kırık somya gibi Çöpler ortalığı kokutmaz.
e) Eeee? Noolucak bu memleketin hali?
f) Bu konuda TRT kurumuna da iş düşüyor. Her akşam haberlerden önce "Adam Olacak Çocuk Çöpünden Belli Olur" adında bir mini dizi yayınlayıp, kıyıda köşede kalmış kazık yutmuş tiyatroculara ekmek kapısı açılabilir.
g) Alo Reha Muhtar hattına şikâyetlerimizi bildirebiliriz. O da "Çöpmen" diye komik bir muhabir yaratır, bu konuya gülmemizi sağlayabilir. Hatta apartmanlar arasında Show haberde görünme konusunda gizli bir rekabet oluşabilir (yok, bu fikrimden vazgeçtim, ortalık iyicene leşe döner).
h) Haa, sahi, bu forumda uzunluk kısıtlaması var mı?
i) İyi, tamam, şimdilik bu kadar. Daha ne fikirlerim vardı halbuki.
j) Burak, şaka bir yana, sen iyi bir çocuksun. Efendisin, yakışıklısın, zekisin, pozitifsin. Seninle iftihar ediyorum. Gel şöyle bakiim, otur yanıma. Ahh canımm, muccckkk, mucccckkk. Şeker çocuk! Ne kadar hoşsun sen öyle bakiim! Dur, kaçma! Gel bak ne söyliicem!
Tüh, utandı çocuk. Ne diyorduk?
Bu Çöp mevzuu benim de kafamı kurcalıyor arkadaşlar...
Eylûl - 31 Temmuz 2001
Yoğurdu sütü tabakta, meyveyi ağaçta yerken, reklamlara kandınız. Batılı oldunuz, sıra bedelini ödemeye gelince yan çiziyonuz.
Eloğlu arabasıyla birlikte yolunu da yapmış; bize önce araba geldi, yol daha gelecek. Paketlemede allahına meydan okuruz ama "recycling" konusunda kaç uzman var? Ve cürümleri ne?
Üniversite sınavlarını "derece" ile kazananların meslek tercihlerini duydunuz mu?
Haset etmeyin, sizin de kapağı yurt dışına atacak bir mesleğiniz olsun. Türkiye Çöple dolunca tüyersiniz.
Humuslu Toprak, "inancına bağlanmışsın deli 'inancını' tutar gibi" ama bu defa haklısın. "Hattı müdaafa yoktur, sathı müdaafa vardır, bu satıh da..."
Çöpler kalkarsa kedi, köpek takımı aç kalır bu memlekette. Benim önerim: Çöp toplayan herkes, küçük bir miktar ciğer parası versin.
murat yetkin - 31 Temmuz 2001
Mavra
Gazetede çizer olmak nasıl bir şey?
Necdet Şen
Kalemin istediği kadar kuvvetli olsun, eğer bir de çizerlik yönün varsa senden ısrarla çizgi de istenecektir, hatta öncelikle çizgi istenecektir ve o çizgilere mutfaktaki telâşlı birileri tarafından ısrarla çöp muamelesi yapılacaktır.
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Türkiye Cumhuriyeti mi illüzyon, Mustafa Kema…
Bunak Moruk » Talât Paşa Ruhu
Cumhuriyet bir illüzyon değildi, illüzyonistl…
Selim Doğan Nebioğlu » Talât Paşa Ruhu
Tarih akışı kesintisizdir. Bu açıdan bakıldığ…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Neoliberal ve otoriteryen kurgunun hedeflerine yönlendirilebilecek hareketler "devrim" diye nitelendirilebilirken, buna uyumlu olmayan her şey "terör" kavramının yardımıyla terörize ediliyor.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
"Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair"
Melih Özel
Hazır giyim elbiselerimi diken kişileri tanımadığım gibi, hastalarımız da kendileri ile ilgilenen hekimleri tanımıyorlar artık. Halbuki ben hastalarımın hatıralarında, diktiği kumaşa, sevgiliye dokunur gibi dokunan dilsiz terzimin bende yer ettiği gibi yer etmek istiyorum.
Hikmet Kıvılcımlı
İşveren Sınıfı, en normal "Sermaye Birikişi" dediği çapulla adam olmuştur. O çapul, işverenin kendi anayurdundaki milyonlarca küçük üretmenin; esnafın, köylülerin mülkceğizlerinden edilmeleri demektir.
Çocukken yağmurun kokusu da başka
Melih Özel
Toprak kokusunu mu özlemişim, çocukluğumu mu? Bilmiyorum. Belki de o kokunun beynimde oluşturduğu elektriksel aktivitenin uyardığı alanlar, o hatıralara aitti. Çok güzeldi o kokuyu yeniden hissetmek.
Gökhan Akçiçek
Bizden başka evrenin tüm konukları hep susuyormuş oysa. Ağaçlar, kelebekler, gökyüzü, karıncalar, tırtıllar, solucanlar… Binlerce lâkırdının içinde susarak var olanlar varmış.
Densizlikler denizinde boğulurken
Melih Özel
"Ben de densizlik yapmalıyım!" diyorum kendi kendime. Başka çaresi yok. Belki böylece boğulmam. Ne bileyim, belki su üstünde kalmanın yolu budur.
Gökhan Akçiçek
Onları tanımanın en kolay yolu, yüzlerine, özellikle gözlerinin içine ısrarla bakmaktır. Bakışlarını ilk kaçıran onlar olacaktır. Neden dersiniz acaba? Her kardeşle azalmanın ıstırabı mıdır bu?
Ali Sedat Çetinkoz
Boyumdan büyük lâflar ettiğime bakmayın, baştan söyledim, bunlar bir demlik çay içilip öyle yazılmış şeyler. Başkaları ülke bile yönetmiş böyle kafayla, ben anayasa kaleme alsam ne olur?
Damgasızların orgazmı 12 dakikaymış
Deniz Türkoğlu
Düşünsenize sayın Ayşe Hanım, hayvanı tam damgalayacakları esnada gelen geçen, bakan eden, öyle olmasın böyle olsun, orasına basma burasına bas diyen bir seyirci topluluğunun önünde yapılır mı bu işler?
Zeynep Bozboğa
2000'li yıllar ise başlı başına fiyaskoydu. Sanmıştık ki 2000'li yıllarda uzaya gideceğiz. Bizdeki de ne hayal gücü ama, Kıbrıs'a git desen gidecek paramız yok, uzaya baya baya niyet besledik.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 204 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart