Patronsuz Medya

Cevap ne?


"Yaşamak değil, Beni bu telaş öldürecek" dediği gibi şairin; o telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgârlara taratmayı saçlarımızı, sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz...

Gözümüz saatte söyleştik hep, koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık. Hep yetişilecek bir yerler vardı, aranacak adamlar, yapılacak işler... Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı; başkalarının hayatı, bizimkini aştı.

Kor karanlıkta çalar saat sesi yerine, kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini ha babam erteledik.

20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını, 30'larımızda 40'lara, belki sonra 50'lere...

Lâkin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size, artık uyku girmez oluyor gözlerinize...

Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda...

Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz; vakti gelip sandıktan çıkardığınızda bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış..."

Ne yapmalı, nasıl yapmalı?

özlem - 3 Temmuz 2001

* * *

Yaşadığımız hayatı sonsuzlukla eş tutmak gibi bir yanlışın içine giriyor ve gerçeğin hiç de sandığımız gibi olmadığını gördüğümüzde de, sorular sorduğumuz ve cevaplar aradığımız bir sürecin içinde buluyoruz kendimizi.
Ertelenmiş işler, sevdalar, mutluluklar... Ve suçlu hep başkası.

Zaman ilerleyip, yüzlerdeki çizgiler derinleştiğinde, eş dost birer birer çekip gittiğinde, sonsuzluğumuza olan güvenimiz zedeleniyor ama yine de alışkanlıklara sevdadan bırakamıyoruz, bu aslında pek de normal olmayan 'çok vaktimiz var daha' fikrini.

Bir-iki dakika sonra da hayatta olup olmayacağımızı bilme lüksüne sahip bile değilken son derece bonkör davranıyoruz.

Oysa bir düşünün; kısıtlı zamanlar ve kısıtlı imkânlar ne kadar da tatlı gelir. Ve bir o kadar da kıymetli.

Ve sürekli erteliyoruz her şeyi. Gereken özeni göstermiyoruz. Vakit var nasıl olsa! Ama ya yoksa ve yaptığımız son şeyin içeriği hakkında hiç bir sorumluluğa sahip değilsek.

Geçmiş zamanlara ait sorular sormakla ve bahaneler bulmakla uğraşıyorken, sahip olduğumuz zamanı bunlarla harcıyorken, tedavülden kalkmadan ve sadece bize ait olanda nasıl yaşayabiliriz ki!...

cemre - 3 Temmuz 2001

* * *

Yanlış kurgulanmış olan, hayat mı, yoksa - her şey böylesine ortada iken - bizler mi yanlıştan hayatı sorumlu tutarak sıyırmaya çalışıyoruz?

Dürüst mü davranıyoruz kendimize karşı? Hııı?

cemre - 3 Temmuz 2001

* * *

Bir kedi nelere kadir! Az önce dün-bugün-yarın diye başlamış cevap veriyordum. Şimdi ne yazacağımı bile unuttum, bir dakika öncesinde bıraktım. Çünkü bir kedi az önce klavyemin üzerinden atlayıp, "ben buradayım!" dedi.

Sahi ne diyordum? Yaşıyormuş gibi yaparken, bugünü kaçırdığımızın hepimiz farkındayız öyle değil mi? Hepimiz sorunun tanımını yapabiliyoruz, çözümünü de biliyoruz az çok. O zaman asıl sorun ne? Çözmek ve günü yakalamak istemiyor muyuz yoksa?

Terzi ve sökük jargonu mu geçerli yoksa yaşamlarımızda? Ben en çok sorunu bilmekten sıkılıyorum. Birileri zamanımı çalıyor, alışkanlıklarımı değiştiriyor, benden habersiz programlar yapıyor... Ah o birileri yok mu beni teslim alıyor!

İşte itiraf ediyorum, beni teslim alıyorlar ve ben de buna müsade ediyorum.

Filmlerin çözüm sahnelerinde genellikle karakterin bir anda bütün film boyunca çözemediği problemi azmederek çözdüğünü görürüz. Bir şarkı çalar, ve o şarkı süresince işler hallolur. Buradan nereye geleceğim? Hani diyorum filmlerin çözüm sihri şarkıysa, biz acaba doğru şarkıyı bulamadık da o yüzden mi bocalıyoruz bugünü yaşamakta?

Treni kaçırıyor ve seyrediyor muyuz sadece?

Ne çok soru sordum değil mi? Galiba kafam karmaşık, cevaplara sığınmak yerine soruları çoğaltıyorum.

Çünkü hâlâ bu kadar ısrarlı bir şekilde bugünü yaşayamamak kabiliyetine nasıl sahip olduğumu çözemiyorum. Çözemiyorum.

Böyle devam edebilir miyiz? Kedi miyavlıyor da...

Fatos Unal - 3 Temmuz 2001

* * *

Sorun, hayatını ne kadar kontrol edebildiğin.

Ahmet Altan'ın bir yazısında sorduğu gibi: "Kim hayatının efendisi?" İşte can alıcı soru!

Boyalı Kuş - 3 Temmuz 2001

* * *

Aradığım bir cevabım vardı. Şimdi Cemre'nin sorusu ile artık iki sorumuz var. Hadi bakalım "pamuk eller klavyeye" diyeyim netin tadı, tuzu gibi:)

Cemre diyor ki:

"Yanlış kurgulanmış olan, hayat mı, yoksa - her şey böylesine ortada iken - bizler mi yanlıştan hayatı sorumlu tutarak sıyırmaya çalışıyoruz?

Dürüst mü davranıyoruz kendimize karşı? Hııı?"

Ben cevap vermeyi pek de yeğlemezken yazayım bari dedim. Bu sorunun kendime düşen payını savmak için, taşlarımı fazla dökmeden.

Ben hep hayatı sorumlu tutarak, sıyırmaya çalışan, kendine dürüst davranmayan bir insanım. Haa, ama bunu istem dışı yapıyorum o ayrı:) Beni bana bıraksalar...

Biraz da cesaret sanırım. "Yaşamak cesaret ister" dediği gibi şairin.

Ooo, son anda bir soru daha. "Kim hayatın efendisi"?

Bu bende var. Soruya, soru. Güzel bir şey mi bu?

özlem - 3 Temmuz 2001

* * *

"Ben hep hayatı sorumlu tutarak, sıyırmaya çalışan, kendine dürüst davranmayan bir insanım. Haa, ama bunu istem dışı yapıyorum o ayrı:) Beni bana bıraksalar..." diyorsun.

Anlatmaya çalıştığım kısaca şuydu: asla seni sana bırakmayacaklar. Onlara uyuyorsan ayrı. Can alıcı nokta bu!

Ya cesaret edecek ve adım atacaksın kendinden yana. Ya da susacaksın...

Eğer cesaret almak adına konuşuyorsan, çabuk olmalısın.

Ve ipuçları yakalamaksa niyetin, herkesin içinde saklıdır kendi sihri. Onu dışarıda aramaktır vakit kaybı.

cemre - 3 Temmuz 2001

* * *

En üsteki soru, ve aradığım herkese dair. Bana odaklanmayın, üstüme gelmeyin:)

Ve o şekilde cevap arayalım. Tartışılacak şey ben ya da hayatım değil. Hayat. Ne kadar ve nasıl yaşadığımız ya da yaşayamadığımız. Ve ne yapmalı, nasıl yapmalıyız. Ortak bir takıntı olabilir diye geçirmiştim aklımdan.

Ama görüyorum ki cevap çok. Bende de sürü sepet. Ya uygulanabilirliği. Devam edelim...

ozlem - 3 Temmuz 2001

* * *

Carpe diem.

'Çözmek ve günü yakalamak istemiyor muyuz yoksa?' diyen bu sese kayıtsız kalamadım.

'Kelimeler' bizi buluşturmuyor bazen derken yakalandım birden. Oysa nasıl da yakınlaştırıyormuş kimi zaman. Habersiz akıp giden yaşamlarımızı, ansızın buluşturuveriyormuş.

Deniz - 3 Temmuz 2001

* * *

Merhaba Sevgili Fatoş,

Senin kedi az önce benim klavyemin de üzerinden geçti. Hiç bir şey bir saniye önceki gibi değil artık. Şu "an" hayatımın anlamı: Tanımadığım bir yüze, sese, insana "yakınlık" hissetmekten ibaret ve sorunum, şu "an"ı, bir bütünün o geniş yüzeyine yaymaya çalışmak!

"Merhaba" işleri kolaylarmış. O zaman söyle hadi, ne demek "cevaplara sığınmak yerine soruları çoğaltmak?" Sorular sormalısın. Durmadan sormalısın, her sorunun arkasına yenilerini eklemelisin...

Çünkü, sorular hayatı ihtimallerden ve siyah-beyaz kurgusundan kurtarmak demektir. Sorunu çözmek! Bugünü, hatta "an"ı yakalamak o kadar kolay mı? Öyleyse niye sancılı insanlık bu kadar zamandır?

Telaş etme! desem, bilmiş bir ifadeyle faydası olur mu? Hiç bir şey belli kesinliğin ötesinde hesaplanamıyor. Fizikçilerin en ince hesapları bile şaşıp kalıyor hayatın incecik kurgusu karşısında. Çaresizlik, çığır açtıklarını düşünen Kuantum Fizikçilerini bile gülümsetiyor, pes ettiriyor. Kaos'u araştırıyorlar harıl harıl, "Ne demek düzensizliğin düzeni?" diye soruyorlar. Onlar da soruyorlar.

Şu "an"ı yaşamayı becerebilirsek sorunu çözebilecek miyiz? Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nden bir cümle aklımda: "saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır"

Saati, yaşamaya ayarlamak lazım belki. Unutmamalı zaman ve mekân yalnız insanla vardır. Kolay gelsin.

KUM - 3 Temmuz 2001

* * *

Ben hayatı suçlayamıyorum diye kendimi suçluyorum hep. Çünkü ne kadar bahane bulursak bulalım, bilimsel! tespitlere göre de hayatımızın gidişatını %10 dış çevre, %90 biz belirliyoruz. [Kaynak sormayın, söylemem:) Kadere inanmak konusunda da teslim olmamak için çaba gösteriyorum ama hiç teslim olmayacağım anlamına gelmez derim!]

Bugünü yaşayamamak dediğimse, aslında zaman kavramıyla çok alakalı. Yaş geçiyor. Çok planlı, programlı olmasam da hayallerim ve yaşadığım hayat arasında anlamsız farklar olduğunu görüyorum. Genel değerlendirmede başarısız mıyım? Evet ve de hayır. Ve bu genel değerlendirmelerin dünü ve yarını değerlendirmekten ibaret olmadığını ve bugünümü çaldığını görüyorum hep. Dün çocukluğumdan vazgeçmiştim gibi geliyor, gençliğimi bilemiyorum bile diye yarına kızıyorum bana yükledikleri için.

Sonra düşünüp taşınıyorum, ben hayattan ne bekliyorum ki zaten diye. Beklentilerin çoğu bana ait gibi gelmiyor. İçimde hep bir gitme dürtüsü, oysa dışımda sürekli yenilenen prangalar var. Sokak çocuğu olmaya özenirken, huzurum kaçmasın diye evinden dışarı adım atamayan bir korkuluğa dönüşüveriyorum. Hep kafamda niye'ler, nasıl'lar, sorular, sorular.

Soru sormak iyi diyorsunuz, evet iyi de bir noktadan sonra insanı bunaltıyor. Huzurunu kaçırıyor. Araştırmacı gazeteci olmak çok zor geliyor:)

Ve galiba dediğim gibi cevabını bulamadıklarımdan çok, bulduklarım beni bunaltıyor. Hayat öyle kısa ve böyle güzelken, onu niye bu kadar zorlaştırdığıma takılıp kalıyorum ister istemez.

Bir de cevap verince harekete geçmek için az bir süre kalıyor, ben harekete geçmekten kaçıyorum büyük ihtimalle. Niye mi? Harekete geçersem bugünü yaşamam gerekecek, bugünü yaşadım diye hesap vermem gerekecek, hesap verince haklı çıktığımı göreceğim ve haklı çıkmaktan ne kadar sıkıldığımı göreceğim.

Sahi bu kedinin "her şeyi var gibi görünüyor" ama zaman zaman mutsuz, mahsun bakışlarını, miyavlamalarını yakalıyorum. Onun derdi de benimkiyle bir olabilir mi?

Zati ara sıra camın önünde vedalaşır gibi bakıyor, şüphelenmiyor da değilim. Bu konu da ayrıca düşünülsün!)

"ayrıca not". nickname mi kullanıyorsunuz, ne yapıyorsunuz bilemedim ama bu kutunun içinde adınız-soyadınız diye bir şey çıkınca adımı-soyadımı yazdım. bunu niye açıkladım diye soracak olursanız, internet'de kendimi hiç bu kimlikle görmemiştim garip geldi, o bakımdan yani. kendi kendime açıkladım bir nevi... hormetler...

Fatoş Ünal - 4 Temmuz 2001

* * *


Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?

 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 1079


 

Mavra

Editör'ün Önerisi

Milliyetçilik

Ali Türkan

Onu "her seferinde Türk düşmanı olarak meşhur" eden medya, şimdi de tersini anlatır bizlere ve taşlar gene yerine oturur. Ta ki bir dahaki kurban veya kahraman yaratılana dek. Çünkü milliyetçilik, en "masum" şekliyle bile, ancak düşmanlarıyla vardır.  Devam


Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.  Devam


"Ofis basması" yıllarının fikir hayatı

Necdet Şen

Ah üstad, keşke biraz daha nüanslı olabilseydik de şu bilinesi, değer verilesi, üzerinde tartışılıp geliştirilesi antiemperyalist tezlerimizi bu kadar çocuksulaştırıp harcamasaydık, ne güzel olurdu.  Devam


Son Yorumlar

Kâmuran Kızlak - Dr. OZ nam zatı şahane artık hekimliği falan aşıp... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Enver Turan - Benim anlamadığım iki nokta daha var. Mehmet Öz'un... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Necdettin Efendi - Dr. Oz örneğinde belki de sorulması gereken soru... Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot

Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot

Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron


Web Gezgini

Cengiz Çandar (Radikal)


Son Yazılar

Hayat hediyesi; hayatın kendisi

Alper Uzun

O bebeler, meselâ avucunuzu açın, bakın! Hah işte kimileri o kadarcık. O elin tepesine bir kafa koyun. Bacakları ise serçe parmağınız kadar. Ve bir de meselâ 500 gramı gözünüzün önüne getirin. Ağırlıkları da o civarlarda.  Devam


Bir Ünlünün Hastalık Destanı

Ahmet Faruk Yağcı

Kişilere göre değişir ama, her konuda "orta yol"cu olmak en iyisi herhalde. Hiç ölmeyecek gibi spor ya da diyet çok da gerekli değil. En kötüsü de böyle diyet ve spor saplantısı içinde lastik yarmak ya da balataları sıyırmak.  Devam


Pilot

Kâmuran Kızlak

Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok.  Devam


Bankacı

Deniz Türkoğlu

Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak.  Devam


Banka

Deniz Türkoğlu

Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir.  Devam


Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Erdem Abaka

Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der.  Devam


Okul yolunda genç olmak

Hasan Demirpaz

Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz.  Devam


Bir sor Allah aşkına

Seyit Balkuv

Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz?  Devam


Kırık Emekli General Hayatları

Ahmet Faruk Yağcı

Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır.  Devam


Trigger Happy

Deniz Türkoğlu

Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı.  Devam


Hayat Oburu

Necdet Şen

Ya hakkaten ya! Hayat çok kısa, seçenekler sonsuz. Ben 99. maddedeyken listenin adı "ölmeden önce yapılması gereken 10.000 şey" diye değişir, yaya kalırım diye tırsıyorum.  Devam


Avrupa'da bir seçim

Yalçın Şahin

İnsanlar yurtlarını bırakıp Avrupa'ya göç ediyorsa bu daha çok tanımını Batı insanının yaptığı bir yoksulluktan kaçmak içindir, ki bana göre bu genelde yapay, üretilmiş bir yoksulluktur.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.  

 

  125 - 213 - 4089 - 4580


Web Derkenar
8 Eylül 2010 Çarşamba
Yazı Boyutu
©