Patronsuz Medya

Yürümek

Sevgi Soysal


Karadeniz, adam boyu dalgalarla erişti Tirebolu'ya. Eskiden, çok eskiden bir gölmüş Karadeniz. İçinde alabalıklar var mıymış? Böyle adam boyu, ev boyu?

Karadenizliye sorarsanız apartman boyu dalgaları yokmuş o zamanlar. Tatlıymış suyu; belki sazları, miskin ördekleriyle.

Sonra, kocaman, koskocaman bir deprem gelmiş. Gölün çevresindeki haşin dağlar sarsılmış. Görkemli kayalar o duru göle yuvarlana yuvarlana açılmış İstanbul ve Çanakkale boğazları; hani o Ege'nin, Marmara'nın, çocukken "Romalıların ya da Türklerin gölü" diye, ama hep göl diye bellediğimiz Akdeniz'in tuzlu, köpekbalıklı, yakamozlu, trançalı suları karışmış o duru göle.

Tuza alışkın olmayan sazlar kurumuş, kara gölün bütün balıkları, tatlısu balıkları zehirlenmişler; bir ölüm başlamış kara gölde, duru sular ölümü ta ortasına sürmüşler, boğazlardan koşturan dalgaların itici gücüyle.

Ölüm üst üste yığılmış gölün dibine, ortadaki en derin çukura. Ölüler kokuşmuş, zehirli gazlar, bitmek bilmeyen baloncuklarla su yüzüne çıkar olmuş; ta o zamanlardan beri, ölüm gazları su yüzüne çıktıkça patlarmış sular. Karadeniz'in ortasından kıyılara, kasabalarda yaşayan insanlara doğru, dev dalgalarla koşarmış o eski ölüm.

Karadeniz ölümü bilen bir miskinliktedir. Her gün kayalara vuran ölümle kasaba miskinliği çatışır. Başka miskinliklerden, bir ölüm tanışıklığıyla ayrılan bir miskinliktir bu.

(sayfa 25)

* * *

Karanlıkta, sessizlikte, en ürkütücü düşünceler gibi yaşıyordu yarasalar. Geniş kanatları, tıkız gövdeleriyle. Büyük, anlaşılmaz gerginlikte, zar gibi kanatlarla, gürültülerle karıştılar geceye. Baş parmaklarının uzun tırnaklarıyla tutacak bir şey arayarak gecenin, karanlığın, yalnızlığın içinde.

Geceden yorgun doğan güneşle, arka ayaklarının kıvrık tırnaklarını dala geçirerek, başaşağı uyudular. Güne, doğan güne, uyanan güne sarkıtarak başlarını, uyudular. Geceye, gece böceklerini avlamaya hazırlandılar, belirsiz sesler çıkararak. Bu sesler avlarına çarpıp yankılandı, ses dalgaları yayıldılar geceye, yarasa yakaladı avını. Baharda doğurduğu tek yavruya, tüysüz, uçmayı bilmeyen, karnında taşıdığı yavrusuna, geceyi, kaçmayı, kış uykusuna yatmayı, huzursuz yaz gecelerinde anlamsız uçuşan böcekleri avlamayı öğretti.

(sayfa 77)

* * *

Som balığı ırmakla ilerledi, ilerledi, denize çok hızlı ya da çok yavaş denilebilecek bir ilerlemeyle, dönüşü olmayan bir ilerlemeyle denize aktı. Mevsimler geçti, bir ırmak akışı gibi, bütün oluşların ardından vardı denize; taşlar, kum taneleri, bir ırmak yatağından aktarılan bütün katkılarla, belki başka balıklar, balık yumurtalarıyla denize vardığı an döndü geriye.

İleriye akan ırmak döner mi geriye? Denize karışmış su geri dönebilir mi? Yalnızca som balığı, bütün bu dönüşü olmayan güçlerden sıyrılarak, bu güçlerden koparak, karşı çıkarak biraz da, döndü geriye. O akışı, yalnız ve yorucu bir yüzmeyle ters yönde izleyerek, alçaklardan yükseklere tırmanarak ırmak yatağına, o büyük akışın başladığı yere, kendi doğduğu ana, çevreye vardı. Bu gereksiz, bu yanlış, başarısız çabayla gelen dayanılmaz yorgunluğun ardından varlığının bir anlamı olabilmesi için bıraktı dölünü ırmağın kaynağına. Kaynaktan yeni som balıkları ırmakla birlikte coştular, ırmakla birlikte o şaşırtıcı bileşime, denize vardılar.

(sayfa 146)

* * *

Çocukluğunda, büyükannesinin salonunda gördüğü bir resmi hatırladı Elâ; gümüş bir tabakta üç şeftali. Bir yere konmanın, bir yerde durmanın, hareketsizliğin resmi: Natürmort. "Natürmort nedir?" diye sormuştu. Ölü tabiat. "Tabiat ölmez ki" demişti Elâ. Nasıl ölmez? Yağmur yağar, çiçekler açar, kuzular meler, hani ilkbaharda ilkokul kitaplarındaki gibi. Ama basmakalıp bir el, bir tabağa üç şeftali koyarak durdurur bir şeyler.

"Çocukluğunda büyükannesinin salonunda gördüğü bir resmi, durdurduğunu sanır, yan yana resimler asarak aynı yüzleri, aynı cümleleri, aynı alışkanlıkları, başlangıçları ve sonları yan yana, birbirlerini tekrarlayan, ama hiç bir şeye bütünlenmeyen ayrıntılarda durmadan gelişen, oluşan güçlerden korunmak için gülünç bir sığınak yapar, içine girer, bütün sığınak insanları gibi korkar. Ama titrer, dışarıda yıkılan, değişen şeylerin ona varabilecek uzantısından.

Sigara dumanları tavanda birikip resimlere abanıyor, oynamıyor resimler, sadece sesler yükselip alçalıyor; bilinen adlar, bilinen açıklamalarla sıralanıyor, sergi salonunun katı çerçevesi içinde, belirli yerlere asılı. Duran, seyredilmeyen resimlerin dışına çıkmak istiyor, sergiden dışarı çıkmak, adları yüzleri, cümleleri kıpırdatıp kapıya doğru yol açmak.

Temiz hava. Temiz havaya çıkmak için önce soluksuz kalmanın ne gereği var? Kimse kendiliğinden bir şeyi bırakmıyor, kapanmış bir kapının tokmağını bile; öyle eli tokmağa yapışmış, kapının sadece kapanmış olduğunu, açılabileceğini unutmuş, tokmağa yapışmış eller.

Hava serin, erken kararıyor ortalık.

Yürümek, dönüp bakmamak arkaya. Arkada ne var?

Yan yana asılı duran resimlerin korkutucu düşlerle yüklü can sıkıcı renklerinden başka.

Susmak, tanımak, sevmek.


Alttaki fotoğraf: Sevgi Soysal'ın İzmir'de yaşayan Ankara Kız Lisesi'nden sınıf arkadaşı Ülker Sokulluoğlu'nun albümünden alınmıştır. Tarih 1 Temmuz 1950, Ankara Kız Lisesi Ortaokul Diploma Töreninden. Sevgi Soysal sağdan ayakta üçüncü (başı yana yatık, kolunu başına dayamış gülen kız).

Not: Bu fotoğraf ilk kez gün ışığına çıkmıştır.


Sevgi Soysal, Yürümek, (sayfa 151-152), İletişim Yayınları, 2003
Gönderen: Birol üzmez


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 3433


 

Kitap Kurdu

Hadi biraz ısıtalım

Ali Türkan

Suçluyu bulduk. Bunlara boşverelim. Bunlar fakir edebiyatı, biz gerçek edebiyat yapalım: Yakamoz sevinçlerde örselenen çocukluğum, kırmızı bir sevdanın alaca gölgesinde kendini aradı.  Devam


Beyaz Türk

Necdet Şen

Batı efendi hazretlerine dönüp, "bakınız, çağdaşlaştık" diyebilen, hem emperyalistten aferin bekleyip hem de solcu-milliyetçi geçinen, inananların başörtüsünü bile "çağdaşlık" adına yasaklama hakkını kendinde bulabilen, zorba, saygısız, çiğ, tepeden inmeci ve şizofren bir insan türüdür Beyaz Türk.  Devam


Son Yorumlar

Necdet Şen - Yakup Kadri, bilindiği gibi, aynı zamanda Kadro hareketinin de öncülerinden.... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Yalçın Şahin - Gazi'nin Topal Osman'la iş bağladığı ve kaplıcalarında şifayab olduğu rivayet olunan... Geberteceksin hepsini!

Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!

Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü

Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?

Daha fazla Yorum »


Web Gezgini

Kaos ve kozmos

Modern kaos tanımı, klâsik kaos tanımını reddeder. Eski tanımlama kargaşa, düzensizlik, başıbozukluk, biçimsizlik, insanların birbirini boğazlaması veya mahşer, kıyamet belirtisi ya da en uygun tabiriyle Babil Kulesi insanları; herkesin ayrı dilden konuştuğu, ayrı telden çaldığı karmakarışık bir dünyayı ima eder.

Ali Bulaç (Zaman)


Son Yazılar

İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Kâmuran Kızlak

Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir.  Devam


Şarkiyatçılık

Edward Said

Hiç kuşkusuz, birçok Beyaz Adam bu "ıslak, fırtınalı yolda" ne için savaştıklarını merak etmişti sık sık; pek çoğu da derilerinin renginin kendilerine üstün bir varlıksal statü ile meskun dünyanın büyük kısmı üzerinde büyük bir güç sağlamasına şaşmıştı kuşkusuz.  Devam


Ev alırken nelere dikkat edilir?

Durmuş Düşünür

Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil.  Devam


Dört anlaşma

Don Miguel Ruiz

Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Dört anlaşmayı yaşama geçirdiğinizde cehennemde yaşamanız olanaksızdır.   Devam


Kozmik Deprem Senaryosu

Ahmet Faruk Yağcı

Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak?  Devam


İslâmî Cemaatler

Vahap Demir

Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir.  Devam


Editör'ün Önerisi

Paradigmanın İflâsı

Fikret Başkaya

Bize göre "çağdaş toplum"; kimyasal-biyolojik silahlara, F16'lara, nükleer füzelere, otoyollara, uzaktan kumanda aletine, Coca Cola'ya, robotlara vb. sahip olan değil; kendisi hakkında düşünme yeteneğine sahip olan, bugününü ve geleceğini tasarlayabilen toplumdur.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   »

 

66 - 327 - 3324 - 4535

 

16 Mart 2010 Salı
Web Derkenar
©