Patronsuz Medya

22 Ağustos 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 

Yol Ayrımı

Kemal Tahir


İstanbul Bedesteni'nde, çok uzun zamandan beri, ele geçen her şey, gelişigüzel içine atılmış bir mahzenin karışıklığı, loş görüntüsü, küflü rutubeti vardı. Tepe camlarından vuran ışık çizgileri hiçbir şeyi aydınlatmıyor, tersine, eşyaları birbirine karıştırarak birbirinden ayırt edilmez hale getiriyordu. Dükkânların özelliği gibi, dükkâncıların tipleri, kılıkları, oturuşları, hatta konuştukları dil bile sanki çok eski zamanlardan kalmıştı.

Dükkânların önlerinde gelişigüzel çıkarılmış öteberi birbirine karışarak, aralıkları büsbütün daraltıyor, burasına, eskici torbalarından hiçbir ayrım yapmadan üstüste boşaltılmış bitpazarı derbederliği veriyordu.

Dikkat edilirse, birkaç belli başlı kalemden başka, hiçbir mal, halılar, eski gümüş takımlar, birkaç antika parça, bazı büyük hattatların eserleri sayılmazsa, burada, hiçbir şey, artık gerçekten değerli, daha doğrusu pahalı değildi. Cumhuriyetle beraber toplumun hayatından tekmeyle kovulmuş Osmanlılığın ufak tefeği, süsü, işe yararlıklarıyla beraber, bütün değiş tokuş değerini, bütün tarihsel değerlerini, bütün sanat değerlerini kesinlikle yitirmiş, hepsi burada, hiç acımadan çürümeye bırakılmıştı.

Bunların en acıklısı, nişanlar, silahlar, ille de büyütülmüş fotograflardı. Nişanlar, eski tahta kutularda, örgüleri çözülmiş sepetlerde, karmakarışık duruyordu. Kurdeleleri çürümüş, madenleri küflenip paslanmıştı. Silahlar artık atılmaz, çekilemez olduklarından yamrı yumru, çarpık çurpuk demir parçaları halindeydiler. Evlerde asılacak çivileri bile kalmamış oldukları için, bütün savaşçı onurlarını bir daha ele geçirmemek üzere yitirerek buraya sürüklenmişlerdi.

Ölümden sonra bile "bir gölge" olarak bile geleceğe kalmak umutları nasıl biter, kesinlikle unutulmak, "Bu da kim? Ne işi var bizde?" sorularıyla süprüntüye atılıvermek ne korkunç bir kaderdir, bunu bedestene düşen fotograflarda görmek mümkündü. Hepsi de olduklarından daha güzel, daha güçlü, daha anlamlı görünmek için özenilerek çektirilmiş, çoğu camlı çerçevelere konulmuştu. Kılıçlarına dayanmış, göğüsleri silme nişanlarla dolu Osmanlı paşaları, sakoları, yukarıdan aşağı sırma işlemeli sivil rütbeliler, çeşitli okul üniformalarıyla çocuklar, delikanlılar... Yaşmaklı, çarşaflı hanımefendiler...

İlle de, çoğu müslümandan daha sağlam Osmanlı oldukları halde, çoluk çocuğuyla beraber gaddarca öldürülmüş, göğüslerindeki sadakat, şefkat, liyakat madalyalarıyla gururlu Ermeni memurlar, esnaflar, sanatçılar, bunların kızları, karıları... Palabıyık Rum beyzadeleri, tombul kokonalar, çapkın kokoniçalar... Hiçbir yere gönderilmeden dükkân raflarında moda olmaktan çıkarak eskimiş kartpostallar... Kimlikleri yaşamamışçasına geçip gitmiş, her çeşit vizite kartları, antetli mektup kâğıtları, zarfları...

Fenerbahçe'yi, Kâğıthane'y, Bostancı kadınlar deniz hamamını, Göksu sandallarını, zeybekleri gösterir yağlıboya tablolar... Atlı arslan avının, Arap'ın intikamının, Romeo Jülyet'in, Karadağ Kraliçesi Drafa'nın, Dömeğe Meydan Savaşında şehit Abdülkerim Paşa'nın taş basmaları... Çoğu, sarı yaldızlı çerçeveleri bahasına müşteri bekliyorlar, alıcı olmayan, merakları bir an yanıp hemen sönerek ellerini kirlettikleri için kendilerine kızan aylaklarca tartaklanıp duruyorlardı.

Çoğu taşlarını yitirmiş tunç, bakır, hatta gümüş yüzük halkaları, halkalarından ayrılmış her renkten, her çeşitten yüzük taşları... Taşlara, madenlere kazılmış mühürler... Tekke kılıkları avadanlıklarından kemer tokaları, kancalar, marpuçlarından, çubuklarından ayrı düşmüş kehribar ağızlıklar, yığın yığın, renk renk tespih taneleri... Muhafazaları hurdaya verilip eritilmiş saatlerle içi boş saat muhafazaları... Ne oldukları ilk bakışta anlaşılamayan, dikiş makinalarının antika sayılabilecek ilk modelleri, ilk dökme ütüler, saç kıvırma, mangal karıştırma maşaları... Hiç özürsüz oldukları halde mutlaka bir sakatlıkları varmış gibi, insana güvensizlik veren Saksonya biblolar, bakara takımlar, kristal vazolar... Ondokuzuncu yüzyılın Paris, Viyana, Berlin zevkine göre dökülmüş çeşitli heykelcikler... Daha beteri, eski Yunan mitolojisinden tanrıça kopyaları... Renk renk, biçim biçim, kimi iyi işlenmiş mücevher kadar cici, kimi akıl almaz derecede zevksiz gaz lâmbaları, dört köşe kutular, yuvarlak kaplar, cigaralıklar, şekerlikler...

Tanzimat'tan bu yana İstanbul'un birkaç semtinde, İzmir'in birkaç mahallesinde, Beyrut'ta, Selanik'te batılılaşmayı bunları kabul etmek, batılılaşmasız da yaşanmaz sanılarak alık Osmanlılar'ın bonmarşelerden, pazardölevanlardan, binbir çeşitlerden kapışarak kendi ya da birbirlerinin evlerine koşturdukları maskaralıklar... Tamamıyla başka bir toplum içinde yapılmış olduklarından, Osmanlılar'da ancak köpekleşmeyi, ruh rezilliğini ispatlayan hediyelikler, yadigârlar, gerçek Osmanlı hanımlarına, el sürmekle değil, göz değdirmekle iğrenme veren yüzde yüz pislikler... Sanata hiç uğrayamamış olmanın çirkinliğini yüklenmiş şeyler... Batı uygarlığının, alık batılılar da düşünülerek piyasaya sürülmüş küçük dolandırıcılık avadanlıkları... "Bir deli çıkar, çeker alır! Çarşıdır bu, hiç belli mi olur?" gerçeğine dayanarak çöpe atılması her gün bir kere daha geciktirilen süprüntüler...

* * *

Kemal Tahir, Yol Ayrımı, İthaki Yayınevi, 2005, sf. 310 - 313

Gönderen: Sokak Kedisi

 

Kitap Kurdu

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Menekşe gözlerde hiç vefa yokmuş

Ali Türkan

Bir kadın tanımıştım bir zamanlar. Garip bir huyu vardı. Mesela bir pop şarkıcısından söz etsek "sırım gibi vücudu var" derdi. Veya "bale nasıldı?" diye sorsam, "güzeldi, adamın vücudu da sırım gibiydi" derdi. Bu "sanatsal faaliyet" ilginç gelmişti bana. Yazar

Son Yorumlar

En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri

Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu

Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu

Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Zamansız bebeklerin ölümleri

Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.

Perihan Mağden (Radikal)

En Son Yazılar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Seyit Balkuv

Aslında üniversite diploması denen şey, ortak menfaatlerini korumak adına bir araya gelen diğer üniversitelilerin birbirine sokularak oluşturduğu ayrıcalıklılar kulübüne kabul pasaportunuzdur. Yoksa gerçek anlamda üniversite bitirmeniz sizi daha erdemli yapmaz.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°