Patronsuz Medya

Yol Ayrımı

Kemal Tahir


İstanbul Bedesteni'nde, çok uzun zamandan beri, ele geçen her şey, gelişigüzel içine atılmış bir mahzenin karışıklığı, loş görüntüsü, küflü rutubeti vardı. Tepe camlarından vuran ışık çizgileri hiçbir şeyi aydınlatmıyor, tersine, eşyaları birbirine karıştırarak birbirinden ayırt edilmez hale getiriyordu. Dükkânların özelliği gibi, dükkâncıların tipleri, kılıkları, oturuşları, hatta konuştukları dil bile sanki çok eski zamanlardan kalmıştı.

Dükkânların önlerinde gelişigüzel çıkarılmış öteberi birbirine karışarak, aralıkları büsbütün daraltıyor, burasına, eskici torbalarından hiçbir ayrım yapmadan üstüste boşaltılmış bitpazarı derbederliği veriyordu.

Dikkat edilirse, birkaç belli başlı kalemden başka, hiçbir mal, halılar, eski gümüş takımlar, birkaç antika parça, bazı büyük hattatların eserleri sayılmazsa, burada, hiçbir şey, artık gerçekten değerli, daha doğrusu pahalı değildi. Cumhuriyetle beraber toplumun hayatından tekmeyle kovulmuş Osmanlılığın ufak tefeği, süsü, işe yararlıklarıyla beraber, bütün değiş tokuş değerini, bütün tarihsel değerlerini, bütün sanat değerlerini kesinlikle yitirmiş, hepsi burada, hiç acımadan çürümeye bırakılmıştı.

Bunların en acıklısı, nişanlar, silahlar, ille de büyütülmüş fotograflardı. Nişanlar, eski tahta kutularda, örgüleri çözülmiş sepetlerde, karmakarışık duruyordu. Kurdeleleri çürümüş, madenleri küflenip paslanmıştı. Silahlar artık atılmaz, çekilemez olduklarından yamrı yumru, çarpık çurpuk demir parçaları halindeydiler. Evlerde asılacak çivileri bile kalmamış oldukları için, bütün savaşçı onurlarını bir daha ele geçirmemek üzere yitirerek buraya sürüklenmişlerdi.

Ölümden sonra bile "bir gölge" olarak bile geleceğe kalmak umutları nasıl biter, kesinlikle unutulmak, "Bu da kim? Ne işi var bizde?" sorularıyla süprüntüye atılıvermek ne korkunç bir kaderdir, bunu bedestene düşen fotograflarda görmek mümkündü. Hepsi de olduklarından daha güzel, daha güçlü, daha anlamlı görünmek için özenilerek çektirilmiş, çoğu camlı çerçevelere konulmuştu. Kılıçlarına dayanmış, göğüsleri silme nişanlarla dolu Osmanlı paşaları, sakoları, yukarıdan aşağı sırma işlemeli sivil rütbeliler, çeşitli okul üniformalarıyla çocuklar, delikanlılar… Yaşmaklı, çarşaflı hanımefendiler…

İlle de, çoğu müslümandan daha sağlam Osmanlı oldukları halde, çoluk çocuğuyla beraber gaddarca öldürülmüş, göğüslerindeki sadakat, şefkat, liyakat madalyalarıyla gururlu Ermeni memurlar, esnaflar, sanatçılar, bunların kızları, karıları… Palabıyık Rum beyzadeleri, tombul kokonalar, çapkın kokoniçalar… Hiçbir yere gönderilmeden dükkân raflarında moda olmaktan çıkarak eskimiş kartpostallar… Kimlikleri yaşamamışçasına geçip gitmiş, her çeşit vizite kartları, antetli mektup kâğıtları, zarfları…

Fenerbahçe'yi, Kâğıthane'y, Bostancı kadınlar deniz hamamını, Göksu sandallarını, zeybekleri gösterir yağlıboya tablolar… Atlı arslan avının, Arap'ın intikamının, Romeo Jülyet'in, Karadağ Kraliçesi Drafa'nın, Dömeğe Meydan Savaşında şehit Abdülkerim Paşa'nın taş basmaları… Çoğu, sarı yaldızlı çerçeveleri bahasına müşteri bekliyorlar, alıcı olmayan, merakları bir an yanıp hemen sönerek ellerini kirlettikleri için kendilerine kızan aylaklarca tartaklanıp duruyorlardı.

Çoğu taşlarını yitirmiş tunç, bakır, hatta gümüş yüzük halkaları, halkalarından ayrılmış her renkten, her çeşitten yüzük taşları… Taşlara, madenlere kazılmış mühürler… Tekke kılıkları avadanlıklarından kemer tokaları, kancalar, marpuçlarından, çubuklarından ayrı düşmüş kehribar ağızlıklar, yığın yığın, renk renk tespih taneleri… Muhafazaları hurdaya verilip eritilmiş saatlerle içi boş saat muhafazaları… Ne oldukları ilk bakışta anlaşılamayan, dikiş makinalarının antika sayılabilecek ilk modelleri, ilk dökme ütüler, saç kıvırma, mangal karıştırma maşaları… Hiç özürsüz oldukları halde mutlaka bir sakatlıkları varmış gibi, insana güvensizlik veren Saksonya biblolar, bakara takımlar, kristal vazolar… Ondokuzuncu yüzyılın Paris, Viyana, Berlin zevkine göre dökülmüş çeşitli heykelcikler… Daha beteri, eski Yunan mitolojisinden tanrıça kopyaları… Renk renk, biçim biçim, kimi iyi işlenmiş mücevher kadar cici, kimi akıl almaz derecede zevksiz gaz lâmbaları, dört köşe kutular, yuvarlak kaplar, cigaralıklar, şekerlikler…

Tanzimat'tan bu yana İstanbul'un birkaç semtinde, İzmir'in birkaç mahallesinde, Beyrut'ta, Selanik'te batılılaşmayı bunları kabul etmek, batılılaşmasız da yaşanmaz sanılarak alık Osmanlılar'ın bonmarşelerden, pazardölevanlardan, binbir çeşitlerden kapışarak kendi ya da birbirlerinin evlerine koşturdukları maskaralıklar… Tamamıyla başka bir toplum içinde yapılmış olduklarından, Osmanlılar'da ancak köpekleşmeyi, ruh rezilliğini ispatlayan hediyelikler, yadigârlar, gerçek Osmanlı hanımlarına, el sürmekle değil, göz değdirmekle iğrenme veren yüzde yüz pislikler… Sanata hiç uğrayamamış olmanın çirkinliğini yüklenmiş şeyler… Batı uygarlığının, alık batılılar da düşünülerek piyasaya sürülmüş küçük dolandırıcılık avadanlıkları… "Bir deli çıkar, çeker alır! Çarşıdır bu, hiç belli mi olur?" gerçeğine dayanarak çöpe atılması her gün bir kere daha geciktirilen süprüntüler…

* * *

Kemal Tahir, Yol Ayrımı, İthaki Yayınevi, 2005, sf. 310 - 313

 

Benim de diyeceklerim var…

Ad Soyad
e posta   (yayınlanmayacak)
« 7612

Kitap Kurdu

Editörün Önerisi

Hayvanlar ve Hukuk

Hülya Yalçın

Medyanın hayvana bakışını da ikiyüzlü buluyorum. Eğer öldürülmüş, parçalanmış bir hayvan görmeyeceklerse haber de göremezsiniz. Ama bu da bir döngü olmalı. Böyle olmayanı da halk okumuyor.


Son Yorumlar

ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu

Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü

Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

Türkiye Cumhuriyeti mi illüzyon, Mustafa Kema…
Bunak Moruk » Talât Paşa Ruhu

Cumhuriyet bir illüzyon değildi, illüzyonistl…
Selim Doğan Nebioğlu » Talât Paşa Ruhu

Tarih akışı kesintisizdir. Bu açıdan bakıldığ…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu

 

Web Gezgini

Cengiz Çandar (Radikal)


Son Yazılar

İslamlık ve Sosyalizm

Hikmet Kıvılcımlı

Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.


Talât Paşa Ruhu

Erdem Abaka

Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.


Kürk cinayettir!

Hülya Yalçın

Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.


Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal

Gökhan Akçiçek

Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.


Etiketler





Şu an 178 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor

   

Yazı Boyutu
227 - 886 - 1077  
©