Necdet Şen

Yeter ki kafana koy, tahtayı delersin

Necdet Şen


Haftalardır "ha yazdım, ha yazıcam" derken, necip Türk medyası bombayı patlattı: "Kör Türk kızının Tibet macerası! Dünya onu konuşuyor!"

Aslında 26 yaşında bir Alman kızı olan Sabriye'nin bu azim ve inanç öyküsü, tek başına Tibet'e gidip, köy köy dolanıp kendisi gibi kör çocukları araması bulması ve onları Tibet'in başkenti Lhasa'ya inmeye ikna edip, orada envai çeşit zorluğun ve engellemenin üstesinden de gelerek bir körler okulu açıp çocuklara körler alfabesini öğretmesinin hikâyesi. Ama değerli medyamız gelenek olduğu üzre, adından yola çıkarak Sabriye'yi "Türk kızı" yapıvermiş.

Daha önce de kimleri Türk yapmamışlardı: Isabelle Adjani'den Freddy Mercury'ye, Elvis Presley'den Tansue Chiller'e kadar muhtelif meşhurların "gizli Türk" oldukları haberleri birer ibret vesikası olarak, yine matbuatımızda bol bol işlenmişti. Biliyorsunuz, onlar Türk olunca, bizim de milletçe boyumuz uzuyor.

Gene de biz, medyamızın ve serada yetiştirilmiş kavruk "aydın"ımızın Batı karşısındaki geleneksel aşağılık kompleksine fazla takılmayıp, Sabriye'den söz edelim:

Daha yirmili yaşlarda bir üniversite öğrencisiyken (şimdi 31), hiç bir mesleki kariyer ve kazanç kapısı vaad etmeyen Tibetoloji'yi kendisine dal olarak seçiyor Sabriye Tenberken, öğretmenlerinin tüm uyarılarına rağmen. Bununla da yetinmeyip, Batılıların kullandığı altı noktalı kabartma kör alfabesini Tibet gramerine uyarlıyor.

Ve sonra pek "akıllı" işi gibi görünmeyen bu projesini çevresindekilere açıyor : Tibet'e gidip, oradaki kör çocuklara okuma yazma öğretmek.

Annesi ve babası sanırım pek itiraz etmiyor, ama başta sevgilisi, yakın arkadaşları, hocaları ve diğerleri "manyak mısın kızım, bu kör halinle" biçiminde özetlenebilecek veciz vazgeçirme çabalarına yoğunlaşıyor.

Ama Sabriye, "ben körüm, felek beni bağrımdan vurdu" gibi kendine acıma triplerine girmek yerine, kendi sınırlarını keşfetmek ve hayatın içine bodoslama dalmak eğiliminde olduğundan, bu "akıllı uslu" önerilerin hiç birine kulak asmıyor. Bastonuyla bastığı yerleri yoklaya yoklaya, sesleri dinleye dinleye, Çin üzerinden Tibet yaylasına vasıl oluyor.

Hep duyarız ya "Almanlar şöyle disiplinli, böyle prensip sahibi, öyle ciddi" diye, siz onu bir de Sabriye'ye sorun; kendi çabalarıyla bulduğu tüm maddi/manevî imkânlar Almanya'daki bürokrasi çarkının içinde öyle bir gâvur eziyetine dönüşüyor ve buralarda da çok iyi tanıdığımız vasatistan tabloları orada da onu öyle canından bezdiriyor ki, insan kitabı okurken bile hop oturup hop kalkıyor.

Aynı yiyiciler ve dediğiyle yaptığı birbirini tutmazlar güruhu tabii ki Tibet'te de ayağına dolanmaktan geri durmuyor, ama ne Doğu ne de Batı ile kaim olmayan insancıllık ve yardımseverlik de en pırıltılı örnekleriyle karşısına çıkıyor. Tibet'te rastladığı Hollandalı Paul, ona önce yol arkadaşı sonra da aşık oluyor. Kovboy filmlerine taş çıkartacak serüvenler yaşıyorlar birlikte. At üstünde dağ tepe aşmalar, uçurumların üstüne konmuş kalaslardan yürüyüp karşıya geçmeler, dağa tırmanmalar, tek başına karanlıkta ıssızda kaybolmalar ve daha neler.

Kör olduğu için lânetlenmiş sayılan ve çoğunlukla kulübelere hapsedilen, hatta bazen bağlanan o çocukların içindeki pırıltı bir bir açığa çıkmaya başlıyor, bir mucize Sabriye'nin inadı ve özgüveni sayesinde gerçek oluyor. Pürüzleri tek tek aşıyor, kendisini ve projesini dünyaya kabul ettirmeyi başarıyor genç Alman kızı.

Bu kitaptan şunu öğrendim: "Hele bir kafana koymayagör, neler neler yaparsın."

Ben bunu bilmiyor muydum? Biliyordum netekim; ama bunu başkalarının da bildiğini bilmiyordum. Kitabı okuduğum günden beri, benim gören gözlerimle Hindistan'lara gitmeme, sefil otellerde falan uyumama pek şaşan ve "ben bunu asla yapamam" diyenlere bu kitabı okutmayı arzuladım.

Ah, bir de çevirmenin o bozuk, yalapşap Türkçesi ve bir de kitabın pat diye bitiveren, bitmemiş izlenimi uyandıran çalakalem final bölümü olmasa tadından yenmeyecek lezzette bir öykü Sabriye'nin öyküsü. Bakar körlerle gönül gözü açıklar arasındaki farkı gayet güzel öğretiyor.

* * *

Sabriye Tenberken, Yolum Tibet'e Düştü, Çeviri: Berrin Ağaran, 208 sayfa, Parantez yayınları

 

Görüşlerinizi paylaşmak ister misiniz?


Adınız Soyadınız
E Posta adresiniz (gizli kalacak)
« ( Rakamı kutuya yazınız )

 

 

Kitap Kurdu

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Halk böyle istiyor

Ali Türkan

Hüsnü, kendine baktırmak için, bula bula beni buldu; bu yüzden de dünyanın en aptal köpeği. Ne yaptıysam gitmedi ve bana kapılandı. Ocağıma da incir dikecek bu gidişle. Bir oturuşta iki ekmek yiyor hergele. Velet öyle yakışıklı ki, yakında mahalledeki bütün dişilerin dibini koklar ve cins köpek manyağı heriflerle de başımı belaya sokar gibi geliyor bana. Benim bu ite sınıf bilinci aşılamam gerek. Yalnızca zenginlere havlayacak büyüyünce. Yazar

Medya olmasa Terör ne işe yarar?

Necdet Şen

Teröre karşı geliştirilecek en akıllıca refleks, "uy uy uy, ellerin kırılsın gözün çıksın zalım, nasıl kıydın kınalı kuzulara" diye yaygara koparmak ve saçını başını yolan dizini döven annelerden rol çalmaya kalkışmak mıdır?   Necdet Şen

Web Gezgini

Bir asteğmenin günlüğünden: Terör niçin bitmiyor?

Şehit asteğmenin günlüğü:

"Bugün var ya aşkım... Bu terörün bitmeyeceğine bir kere daha şahit oldum.

Gözümüzün önünden on katır on kişi geçiyor, gidelim öldürelim diyoruz göndermiyorlar.

Helikopter çağırıyoruz yollamıyorlar.

Nuh Gönültaş (Bugün)

En Son Yazılar

Yaban

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Şimdi başım iki ellerimin arasında düşünüyorum: Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim?   Kitap Kurdu

Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

İlker Tortop

Her şeye alışmış olan bizler hiç bir şeye de şaşırmayacağız. Tankerler evlere girecek, uçaklar taksilere çarpacak, çocukların öğretmeni sapık, mahallenin doktoru sahte çıkacak ama şaşırmayacağız. Dağda ölecek, vadide ölecek, ölecek de ölecek insanlarımız.   Yazar

Neanderthal ve biz

Alper Uzun

İki yüz bin yıl boyunca Avrasya da yaşadılar. Yaklaşık otuz bin yıl önce de ortadan kalktılar. Nedeni tam bilinmiyor ama tahminen modern insanın gelişi ve hava/iklim koşullarının soylarını kuruttukları düşünülüyor.   Yazar

Son Yorumlar

Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban

Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  
 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

111