Patronsuz Medya

Üç İstanbul

Mithat Cemal Kuntay


Zaten Adnan ne vakit romanını yazmaya otursa mutlaka bir aksilik olacaktı: Ya Aksaray'ın bütün kedileri damda bir kadın meselesi çıkaracaklardı; ya komşunun kundaktaki çocuğu bir sistem dahilinde ağlayacaktı; ya karşıki evde karı koca kavgası yine başlayacaktı; ya sokakta akkâmlar kıyamet koparacaklardı; ya dam akacaktı; yahut da bugünkü gibi, kilidi tutmayacak, şu hınzır kapı muttasıl açılacaktı.

93 harbinde üç şeyin hududu yoktu: Hastalığın, açlığın, vatan toprağının!. (sayfa 9)

Hidayet çok sinirliydi: Konağına Dağıstanlı Hoca ile Şair Raif'i bir türlü getirtemiyordu. Rastladıkça kendisini bir türlü görmeyen bu iki adamla dost olmaya o son zamanda merak sarmıştı. Adnan'a o kadar rica ettiği halde bu akşam onlar yine gelmediler: "Hastaymışlar!" Halbuki Hidayet'in konağı bu iki adamın namusuna muhtaçtı: Söylenmiş kadınların temiz ailelerle görüşmek istemesi gibi. (sayfa 71)

"Budalanın sahtesi olur mu? İnsan istediği vakit akıllı, istediği zaman budala olmak için çok zeki olmalı." (sayfa 83)

"Kozmoğrafyanın yaktığı kandil kim, sen kim! Onunla senin aranda ne münasebet var? Hekimin yanında şairsin; şairin yanında hekimsin; şair ve hekimin yanında filozofsun; hem şair, hem hekim, hem filozofun yanında nesin? Hiç!" diyecekti, diyemedi; kolunun ucundaki gazeteyle ayakta kaldı. (sayfa 85)

Raif, vaktiyle Adnan'a temiz demişti; artık Adnan ölünceye kadar temizdi. O, bir adama bir defa temiz yahut pis derse, onu bundan kimse döndüremezdi. Bu kanaatini eğer vakalar sarsmak isterse, o zaman vakalara karşı gözünü kapardı; meğer ki bu gözleri zorla açacak kadar vakalar kuvvetli olsun.

O, bayram tebrikine gidecek kadar Hidayet'e karşı iptidai adam değildi. O yavaş yavaş Hidayet'e benziyordu. Bu "yavaş yavaş"lık, bu tedriç, maddi olmayan ölümde saadetti. İnsanların birdenbire namussuz olması lazım gelseydi az adam namussuz olurdu. (sayfa 184).

Fıkaralık üstüste dört ağzı olan kuyudur. insan evvela mülkünü satar; bu, kuyunun birinci ağzıdır. Sonra malını satar, bu da ikinci uçurumdur. Daha sonra borç eder ve en sonra dolandırır; bunlar da kuyunun üçüncü, dördüncü karanlığıdır. Fakat bu sefaletin bunlardan başka en son uçurumu gelir ki dolandırmak kudretinin insanda bitmesidir. İşte Sakallı Vasfi sefaletin bu beşinci numarasında çırpınıyordu. Sofular mahallesinde dolandırabileceği dükkân ve komşu kalmamıştı.

Bir aç adamın bir karanlık odada düşüneceği en kızıl şeyler gözlerinde yandı. Bu cinayetlerin hangisini beğenmeliydi? Yankesicilik mi? Katillik mi? Fakat bunlar için Sakallı Vasfi'de olmayan birtakım meziyetler şarttı. Nihayet işleyebileceği cinayeti buldu. Fakat bu o kadar korkunçtu ki kendisinden bile sakladı. (sayfa 253)

Mesut oldukları için değil, bedbaht olmadıkları için sevinenlerin hazin neşesiyle memnundu. (sayfa 278)

Macide öğleye doğru –iki şakağında iki uzun çukur- yatağında uyuyor. 10 Temmuz sokaktan naralarla, bayraklarla geçiyor. Sokak halkının aldıktan sonra istediği, haykırarak istediği "Hürriyet" Macide'yi dalgınlığından uyandırdı. (sayfa 295)

Günler geçtikçe Sakallı Vasfi bir nevi edebiyat icat ediyordu; genzine, ağzına acayip bir ses edinmiş: O sesle bağırıyor: "Azim arkadaşlar azim!" diyordu. "Siz azmedin; Londra'yı takalara binerek, Berlin'i takunyalarla koşarak fethedersiniz!" Bu T'lere bu K'lara izdiham bayılıyordu. (sayfa 298)

Demek bu memleket onu inkâr ediyordu, İnkâr edilen adam hazindir.

Müşir bu hüznün kollarına dayanarak, bir zaman arkasından yürüyen polislerin şimdi ortasında sendeleyerek, Adliye, Harbiye koridorlarında dolaştı; Tevkifhane'de, Bekirağa Bölüğü'nde, Polis Müdürlüğü'nde yattı, kalktı. Bir gün vapura bindi, sürgüne gitti. (sayfa 301)

Hoca: "Sizsiniz! Çünkü siz, halkı fikir idare eder, sanıyorsunuz. İzdiham, kafasıyla değil, gözleriyle düşünür. Bu gözleri idare etmeyi bilmeyeceksiniz, kendinize düşmanlığın en büyüğünü siz kendiniz yapacaksınız. Yığın, karnıyla düşünür, gözüyle öğrenir, kalbiyle kızar. Avamın midesindeki yeniçeri kazanını tanımıyorsunuz. Halkın gözünü rahatsız etmemek için hiç değişmemeyi mecbursunuz. Eski ceketinizi çıkarmayacak, eski evinizden çıkmayacaksınız."

Adnan bozuldu; artık anlıyordu. Bu Dağıstanlı Hoca da, Şair Raif de, onun saadetini yakından görmeye tahammül edemiyorlar, onun için ondan kaçıyorlardı. (sayfa 309)

Nail, Adnan'ın dedesi Çelik Mehmet Paşa'yı ötede beride anlattıkça, Adnan da Nail'in elçi olamayışına ötede beride hiddetleniyordu. Kendi kendine kaldığı zaman da ona acıyordu: Karı kocalık denen şey ne tehlikeli şeydi! İnsanın kırk yılda biriktirdiği namusu bir kadının elinde bulunuyordu. İnsan "koca" olduğu için başka iki kişinin işlediği günahın cezasını çekiyordu; haberi olmadan bedbaht oluyordu. Halbuki insan felâketini bile bile taşırsa yükü hafiflerdi. Hattâ, felâket, eğer Nail'e karısının taşıttığı gibi bir yükse, insan onu öğrenince fırlatır atardı. Fakat taşıdığı lekeden insanın Nail gibi haberi olmazsa? Herkes ona gülecekti; o, gülünç olduğunu bilmeyecekti: İşte evliliğin en korkunç tarafı! Kadın erkekten bunun için kuvvetliydi (sayfa 345).

Naşit, büyük bir sanatkâr kemanını çalarken ne kadar ince olursa, o kadar ince bir dalkavuktu: Muasır ve müsavi dalkavuk! Otururken pabucunu Adnan'ın burnuna uzatarak, Adnan'ı azarlayarak Adnan'a dalkavukluk ediyordu. (sayfa 348)

Maneviyatı ölen adamlarda gözler ne korkunç oluyordu yarabbi! (sayfa 357)

Fakat tiyatroda oyuncular sahici elmas da taksalar bu taşlara kimse inanmadığı gibi bu salonda gerçek olan faziletler de sahte sanılıyordu. Adnan geçenlerde Sarıkamış felâketine ağladığı zaman misafirleri inanmadılar. (sayfa 382)

Alimle Almanca konuşan karısını Adnan bu gece yeniden çok beğendi. Sağında oturan Asurî sakallı Asker Nazır'ı Belkıs çoktan unuttu; hep bu Alman alimine bakıyordu. Fakat Alman bir aralık Adnan'la Türkçe konuşmaya başlayınca Belkıs mahzun oldu: Türkçe konuşan Alman Belkıs'ta bir Müslüman Boşnak tesiri yaptı. (sayfa 404)

Dönerken otomobilde karar verdi, Rus Prensi'ne varacaktı. Zaten Prens, iki hafta evvel karısını yedi bin liraya birisine satmıştı; bekârdı. (sayfa 420)

Ermeni tercüman: "Adliye binasının güzel tarafı deniz cephesidir Mis; Grek üslubundan yapmak istemişler; o tarafın üslubunun sütunlu olmasına çok ehemmiyet vermişler; ecnebiler vapurla İstanbul'a gelirken görsünler diye. Kara tarafı yerliler görecek diye sarı sıvadır."

Amerikalı kadın: "Halkını bu kadar hor gören memleket! Ne tuhaf şey?" dedi.

Ermeni genci: "Osmanlı İmparatorluğu hokkabazdır, Mis" dedi, "kaldırımından mektebine kadar her şeyini Avrupalılar görsün diye yapar. Beyoğlu'nda yaptığı caddeler üç kıtadaki bütün Türkiye kaldırımlarına müsavidir."

Amerikalı kadın yüzü buruşmayarak hayret etti.

Ermeni genci: "Beyoğlu'ndaki Altıncı Belediye'yi de bu düşünce ile açtılar. Bu Altıncı Daire, ilk yaptıkları Belediye dairesidir; fakat adına Altıncı dediler: Beyoğlu'na gelen ecnebiler İstanbul'da beş tane daha var zannetsinler diye." (sayfa 545)

Kadın İstanbul'da iki hemşehrisini görmüş gibi şaştı ve tercümana: "Ne tuhaf şey" dedi; "New York'tan İstanbul'a kadar dünyanın her yerinde avukatlar birbirlerine benziyorlar. Aynı adam için iki avukattan biri "çamur" öteki "güneş" diyor. Bence katili bırakmalı bu iki avukatı asmalı." (sayfa 553)

* * *

Mithat Cemal Kuntay, Üç İstanbul, Oğlak Klasikleri, üçüncü baskı, 2001



Gönderen:Nuray Önoğlu


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 4698


 

Kitap Kurdu

Cenk Öyküleri 1: Sen kimin uşağısın lan!

Ali Türkan

Sonra arkadaşlar gelip ayıracaklar, biraz da küfür edip, koşarak uzayacaktık oradan. Böyle olmadı. Adam, ben lâfımı tamamlar tamamlamaz, burnumun ortasına öyle bir kafa oturttu ki (nasıl söylesem) resmen ters döndüm ve yüzükoyun yere kapaklandım.  Devam


Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.  Devam


Son Yorumlar

Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Hasan Arpacıoğlu - Ali Türkân'ın yazılarını yeni keşfettim. Okudukça ne kadar büyük bir yetenek olduğunu... Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!

Erdem Abaka - Kimlik kartları bazı bilgilere kolay ulaşmak ve güvenlik açısından etkili olmakla... Kimlikler lütfen!

Burak Öztürkçü - İdeoloji, dünyanın nasıl olduğunu kendi penceresinden resmeder, nasıl olması gerektiğini... İslâmî Cemaatler

Raif Yalçın - Ben uluslararası çalışan bir TIR şöförü olarak GPS aletini çok sık kullanmak zorundayım... GPS'li hayatlarımız

Bilge Bozkurt - Köyden kente göç sürecinde yalnızlaşan insanın, biraz da dînî bütün bir kimlikse hele... İslâmî Cemaatler

Daha fazla Yorum »


Web Gezgini

CHP korkusu!

1977 seçimlerinde Şehremini'de sandık müşahidiydim. Bir ara yaklaşık 40 kişilik sakallı-çarşaflı bir grup geldi, oylarını kullandı. İçlerinden birini tanıyordum, dışarıda kime oy verdiklerini sordum, "AP'ye, yani Demirel'e" dedi. Sebebini sorunca "CHP korkusu" dedi. İçim cız etti.

Ali Bulaç (Zaman)


Son Yazılar

Şarkiyatçılık

Edward Said

Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu.  Devam


Ev alırken nelere dikkat edilir?

Durmuş Düşünür

Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil.  Devam


Dört anlaşma

Don Miguel Ruiz

Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır.  Devam


Kozmik Deprem Senaryosu

Ahmet Faruk Yağcı

Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak?  Devam


İslâmî Cemaatler

Vahap Demir

Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir.  Devam


Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.  Devam


Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat

Erdem Abaka

Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride.  Devam


"Eğitim Şart!" Neye ki?

İlyaz Bingül

1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması.  Devam


GPS'li hayatlarımız

Alper Uzun

Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan".  Devam


Editör'ün Önerisi

Derkenar ne için var?

Seyit Balkuv

Ne zavallı bir durum, içimden onlara acımak geldi. İşte o adamların popüler olması medyaya bir şekilde kapağı atmış olmalarıymış demek. Bu durumda istediğin kadar zırvala kimse senin zavallılığını görmüyor. Kırmızı kart gördüğün anda, Nazım Hikmet olsan yok sayılacaksın demek ki, çok ilginç bir durum çok.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   http://www.derkenar.com/kitapkurdu/uc-istanbul/

 

39 - 25 - 101 - 185

 

13 Mart 2010 Cumartesi
Web Derkenar
©