Necdet Rüştü Efe
Yakın tarih, Türk nüktecilerinin pîri olan Borazan Tevfik merhum; kendisiyle yarışılmaz bir taklitçi, meclisine doyulmayan sohbeti hoş bir zattı.
Rahmetliye, Haydarpaşa'daki eski Tıp Fakültesinin boğaz ve kulak kliniğinde tanımıştım. Fî tarihinde Mekki Sait ve Faruk Nafiz gibi devam edip, uzun bir hastalıktan sonra aşkım gerçek meşke imkân bulamadığım bu fakültede, stajyer doktorluğa eriştiğim bir sırada hazretle karşılaştık.
Borazan Tevfik'in karyolayı dolduran iri gövdesiyle; kıvırcık saçlı, esmer yüzlü, klinikte yattığını görünce yanına sokuldum. İçinde zekânın kıvılcımları parıldayan bu bir çift mustarip göz beni kendisine çekmişti.
"Neyiniz var?" diye sordum.
Gülümseyerek cevap verdi: "Neyim yok ki? Canlı hastane gibiyim doktor!"
"Doktor değil, stajyerim" dedim; "henüz diplomayı almadım!"
Eliyle bir işaret yaptı: "Geç diplomayı. O istim gibi sonradan gelsin! Hastanın hatırını soran doktor olmuş demektir. Basurcu Agâh Paşa'nın da diploması yoktu ama Abdülhamid'in dibine baka baka hekim başı oldu. Ben de seni doktor yaptım!"
Onun; muazzam gövdesiyle tezat teşkil eden narin, ince bir ruhu vardı. En tuhaf bir taklit yapıp hatta kendi de kahkaha atarken; bir çocuk hıçkırığı, bir mağdur iniltisi, bir fakir tazallumu duysa masum bakışlı gözlerinden yaşlar süzülürdü.
Merhum, Kasımpaşa'da demirlemiş, heybetiyle yatıp çürüyen eski bir zırhlıda borazan çavuşuymuş. Görülmemiş hançeresinin zoruyla, her üfürüşte bir boru çatlatan bu dev gırtlaklı çavuşu haber alan Abdülhamid irade etmiş: "Üsküdar'da Altunizade sırtında bir karavana borusu çalsın. Yıldızdan onu dinleyeyim!"
Yanına ihtiyaten iki üç boru alan çavuş; Üsküdar sırtlarında kuvveti gırtlağa verince Abdülhamid şaşa kalmış. O gün saraya çağırılan Tevfik diğer hünerleri olan taklitler, monologlarla Hünkârı hayran edip, Mabeyinci Emin Bey'e şu iradeyi buyurtturmaz mı: "Bunlar ender yetişen sanatkârlardır. Hiç bir sanatkârın sefil yaşamasını istemem. Onu gedikli boru muallimi yapınız."
Borazan Tevfik hayat sıkıntısı ve ihtiyarlığına rağmen, eline bir sepet alıp odada dolaşarak: "Haydi; satıyorum: Bir kuruşa feleğin mihnetini, meteliğe dünya derdi. Var mı alan? Kaçırmayın kelepiri." diye ıstırabını mezat edip ansızın neşelenirdi.
İşte bir Borazan Tevfik hikâyesi:
Büyük Harp sırasında, İstanbul'da tek limon bir gümüş mecidiyeye ve bir okka has ekmek de el altından yarım altına satılırken, pek sıkıntıda kalan Tevfik; o yıllarda iaşe işlerini üzerine almış büyük bir zatın makamına gitmiş.
Yoksulluk nedir bilmeyen neşeli zat:
- Gel, bakalım Borazan demiş; ne var, ne yok?
Koltuğa ilişen merhum acı acı gülümsemiş
- Vallahi, "var" sizde. Bizde olan yalnız "yok".
Bu sırada maiyet iaşe farelerinden biri içeri girip, hırsız ve yiyicilere has korku ve dalkavukluk ile sormuş:
- Yeni gelen şekerlerden de oraya gönderelim mi, efendimiz.
- Gönder. Haaaa. Bir çuval da pirinç yolla.
Herif "Başüstüne!" diye, dışarı çıkmışken zile basıp çağırmış
- Ona yağ da gönderelim.
- Dört teneke Urfa kâfi midir?
- Şimdilik yeter! Haaa. O; zeytinyağı da istemişti. Gönder üç teneke.
Bu yağlı, ballı konuşmayı dinleyen Tevfik kendini tutamayıp sormuş:
- Dünyada bir mesut adam tanımış olayım! Erzakını lütfettiğiniz "O" kimdir, Allah aşkına?
Levazımcı boş bulunmuş:
- Damadım.
- Peki; ne iş yapar bu zat?
- Ne gibi?
- Hani; bu kadar nimete lâyık olmak için, ne yapar? Size ne hizmet görür?
- Ne yapacak, ulan. Damadım, işte!
- Anladım efendim. Bu teveccühü kazanmak kolay değil. Neyler, ne işler o zat?
Levazımcı, sıtma görmemiş sesiyle, kaba bir kahkaha savurmuş:
- Amma kalın kafalısın be Tevfik! Kızımı memnun eder. Kocalık yapar!
Baklayı ağzında tutamayan Tevfik:
- Aman efendim. Bu erzakın yalnız bir maddesini bana veriniz; evvel Allah silsilenizi...
Deyip biraz öksürdükten sonra ilave etmiş:
- Kocalık vazifesiyle memnun edeyim.
Tevfik'in diline düşmek istemeyen zat, merhumu boş döndürmemiş.
Necdet Rüştü Efe, Türk Nüktecileri, Nebioğlu Yayınevi, Sayfa 61-71, (basım yılı yazmıyor sanırım 60'lı yılların başı)
Gönderen: Ahmet Büke
Kitap Kurdu
Naylon geceliği orospular giyer!
Ali Türkan
Kadınsı yumuşaklık kayboldu galiba. Erkek gibi düşünen, toplumda erkek gibi başarılı olmak isteyen, hatta erkek gibi olabilmek için askere bile gitmek isteyen kadınlar sardı ortalığı. Kadınlar, dünyayı güzelleştirme fırsatını, erkek gibi olabilmek adına kaçırdılar bana sorarsan. Devam
İnternet dediğin gazoz ağacı
Necdet Şen
Yoksa gazete dergi yapmak, onların internetteki izdüşümü olan web sitelerini yayına sokmak, asıl amacı gazetecilik olmayan bir başka faaliyetin vitrindeki çalar saati mi? Bütün o gazeteler, dergiler, web siteleri falan dekor olmasın sakın? Devam
Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
Semboller ve Dil
Vahap Demir
Ve sembolleri kaybettiğimizden beri dilimizi kaybettik aslında. Ne yapsak kendimizi ifade edemiyoruz. Söylediklerimiz hep kastımızdan çok ya da az kalıyor. Bir türlü ayarı tutturamıyoruz. Bu yüzden "sözlerin maksadını aştığına" dair özrümüz bile var. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »