Münir Tireli
Önsöz'den:
Ülke müziğini aradan geçen onca yıla ve kaynaklardan uzaklaşma gerçeğine rağmen bugün bile etkileyen ve popüler müziğin ilk ve temel kültürel motiflerinin gözlemlendiği bu dönemde yaşananlar evrensel bazda savaş sonrası kuşağının, lokal olarak ise Türkiye demokrasisinin ve kimliğini ele alma sürecinin bir öyküsünü oluşturur. Üretimlerle yaşananlar üzerine ne kadar ölü toprağı serpiştirilmek istense de bunlar birbirlerini yansıtıp gelecek için de ipuçları veren iki olgudur.
Köklerle dalların bağlantısının kopartılması ülkeye özgü geleneğin, yani besin kaynağının müziğin üretim safhasında sil baştan üretilip, ya kısa dönem kalıplara veya midi'nin önümüze getirdiği standart seslere mahkum olmasına neden olur. Böylece ellerindeki teknolojiyi yeni açılımlara götürmekten aciz bir müziksel oluşumla bir süre sonra bırakın deneyden deneye koşmayı, müziğin üzerine kendi dilinden bir kaç sözcük bile yazamama, yani kendini ifade edememe noktasına gelinir.
Bu noktada küçük de olsa yeniden kollektif belleğimizi kazanmamızda bir payımın olması itibarıyla kendi ilgi alanımdan yapılmış bir girişimdir, bir metamorfoz hikayesi.
Bugünü anlamak için köklerden gelen yitik emeklerin kırık dökük ama onurlu parçaları, yani müziğimizin hikayesi.
1967'den:
Cem Karaca & Apaşlar
1961 yılında Kuartet-X ve Şen Gençler topluluklarının birleşmesiyle kurulup bir süre sonra dağılan ve muhtelif seferler bir araya gelen Apaşlar, 1966 yılında yeniden kurulduktan sonra askerden yeni dönmüş ve askerlik öncesi Dinamitler, Bekledikleriniz, Gökçen Kaynatan ve Jaguarlar'la epey tecrübe kazanmış olan Cem Karaca'yla birleştiler. Topluluğun ilk icraatı da Altın Mikrofon yarışmasına katılmak oldu.
Karaca'nın yeni yeni gözlemlemeye başladığı Anadolu ve onun sosyo-kültürel yapısı, onu önce bu toprakların kültürel köklerini temsil eden geçen yüzyılların halk ozanlarının şiirlerinden iki şarkı bestelemeye yöneltti. "Emrah" ve "Karacaoğlan" adlarını taşıyan bu iki şarkı, Karaca'nın müziksel ve düşünsel rotasının özü olan "ayağı bu topraklara basan" yapıtlarının ilk ikisi oldu.
Altın Mikrofon ikinciliği henüz açıklanmışken piyasaya sürülen "Hudey" EP'si ile Karaca, dönemin dergilerinin hazırladığı müzik listelerine üst sıralarda girmeyi başardı. Hudey'in yanı sıra "Vahşet" , "Bang Bang" (Bir Anadolu Hikayesi) ve "Shakin' All Over" adlı parçaların bulunduğu bu plak bir anlamda "zaman kazanma" plağı niteliğindeydi. "Vahşet", Soyarslan'ın imzasını taşıyan Shadows stili enstrümantal bir besteydi. Beste aşamasına geçilmesine rağmen grubun 1961 yılından beri konserlerinde çaldığı "Shakin' All Over"ın yer alması ve "Bang Bang"in Türkçe sözlerle yorumlanması bu zaman kazanma durumunun bir örneğidir. "Hudey" ise Karaca'nın ve Apaşlar'ın gerçek performanslarını sergiledikleri sert tınılı bir yapıttı.
Dönemin müzik listelerinde ancak birkaç Türk sanatçısının yer alabildiğini göz önüne alınırsa, sanırım başarının görece büyüklüğünü biraz daha aydınlatabiliriz."Hudey"in ardından benzer bir liste başarısını yakalayan ikinci EP "Emrah" yayınlandı. Bu plakta "Emrah" , "Hücum" , "Karacaoğlan" ve "Ayşen" adlı şarkılar bulunuyordu. Bu şarkılardan "Ayşen", Yalçınkaya Tümay'ın bir bestesiyken, "Hücum" da Soyarslan'ın enstrumantal bir yapıtıydı.
1977'den:
Cem Karaca
Cem Karaca, Ocak ayında Dervişan ile birlikte Ankara Öncü Sahnesinde 15 gün boyunca matine/suare program yaparak yıllık faaliyetlerine başladı. Bu dönemde grubun "Bir Mirasyediye Ağıt" plağının arka yüzünde Nazım Hikmet'ten bestelenen "Kerem Gibi" adlı şarkıya yer verilmesi planlanıyordu. Yine aynı dönemde "Yoksulluk Kader Olamaz" albümünü oluşturan bütün şarkıların ve "Bir Mirasyedi'ye Ağıt"ın kayıtları yapıldı. Bu kayıtlarda bas gitarda ter alan Murat Töz, Mart ayında askere gitti ve yerini Hami Barutçu aldı. Bu kadro Levent Kırca ile birlikte mizansenli bir turneye çıktı. Öte yandan Nisan ayında henüz turnenin yarısı tamamlanmışken Levent Kırca ekibi terketti.
Mayıs ayında CHP Karşıyaka İlçe Teşkilatı'nın düzenlendiği Barış ve Özgürlük Gecesinde Melike Demirağ, Rahmi Saltuk, Feride Karaca ve Yeşim ile sahne alan grup, önce bir Anadolu turnesine çıktı, sonra da Almanya'ya gitti.
Haziran ortalalarında ise "Bir Mirasyediye Ağıt - Mor Perşembe" 45'liği yayınlandı. Baştan aşağı rock-caz formatına bürünen Dervişan'ın yeni tınısıyla yayınlanan bu ilk çalışmayı yaz aylarında yayınlanan "Parka" uzunçaları takip etti. Kardaşlar, Moğollar ve Apaşlar döneminde yapılmış çalışmalarla onlarla hiçbir tınısal bütünlük taşımayan Dervişan 45'liklerinden oluşan bu albüme, güzel kapağı haricinde "albüm" demek pek de olası değildir.
Yavuz ile anlaşmazlığı devam eden Cem Karaca, "Yoksulluk Kader Olamaz" plağının kayıtlarını teslim ettikten sonra şirket ile bağlarını tamamen kopardı. Önce Türküola ile anlaştığı açıklanan Karaca, Ağustos ayında Gönül Plak ile sözleşme imzaladı. Türküola ile yapılan anlaşmaya göre Cem Karaca, Ekim ayına kadar Ali Avaz'a ait Gönül Plak hesabına plak yapamayacaktı.
Münir Tireli, Bir Metamorfoz Hikâyesi - Türkiye'de grup müziği: 1957-1980, Arkaplan Yayınları, 2005
Kitap Kurdu

Ali Türkan
Hiç bir şey hissetmediğim için de, kötü hissettim kendimi. Sonra, kaldığım o küçük Trakya kasabasında; bir ayakkabı boyacısıyla sohbet ederken adı geçti. Boyacıyla epey ceviz kırmışlar. Akrabası olduğumu öğrenince, adımı söyleyip "tanıyor musun?" diye sordu. "Neden?" diye sordum. Ölümünden önce, "çocuğa çok kötülük ettim, bir gün görürsen, söyle, kusura bakmasın." demiş. İnsan, böyle bir şey işte. Yazar
Cavit Olgun, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Yaziniz için sagolun, ama ben onyillar oldu, cumhuriyet gazetesi denince tapu daireleri ve karakol... (Devam)
Cüneyt Uzunlar, İlhan Abi'nin Cumhuriyet'i için dedi ki: Sanırım 1986 idi. Cumhuriyet'i, evet, bir kimlik gibi kıç cebimizde taşıyorduk. İstanbul... (Devam)
ayşegül şero, Sol'un Cem Karaca ile imtihanı için dedi ki: Şeyh Bedrettin Destanını, Safinaz'ı, Tamirci Çırağı 'nı unutup Cem Karaca ya dönek demek için ilk... (Devam)
12 Eylül 'devlet iktidarı'na neredeyse tapınan bir zihniyete sahipti. Askeri yönetimden sivil yönetime geçişte, iktidarın elinin kuvvetli olmasını istiyordu. Hukuk düzenini orasından burasından sıkıştırmasının nedeni de buydu.
Seyit Balkuv
"Erdemli insan" olmak için mutlaka kötülüklerle, adaletsizliklerle mücadele etmek mi gerekiyor? Sadece "iyi insan" olarak yaşamaya çalışmak yeterli değil midir? Haksızlıklar, adaletsizliklerle dolu bu dünyada, hangi çabalarımızın "daha iyi bir dünya" için bir katma değeri vardır? Yoksa bu çabalar bizi asabi ve gergin biri yapmaktan başka bir işe yaramaz mı? Yazar
Necdet Şen
Öyle bir ağız dalaşı ki, bunu "kim haklı?" diye izleyenlerin eline geçecek tek şey, ancak kafa karışıklığı ve utanma hissi olabilir. Belki bir de "ben bu kadar lâubaliliğe müstehak mıyım?" sorusu. Şahsen ben kendimi buna müstehak görmüyorum. Ülkemi de. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Kendimizi çok da bilgili olmadığımız bir konuda atıp tutarken veya uyduruk bir toplantıya çağrılmadık diye tansiyon hapları yutarken buluyorsak veya bir gün haksızlıklar karşısında kükrerken ertesi gün haksızlığa sebep olan gücün yanında süt dökmüş kediye dönüyorsak, birey olarak kendi değerimizin tescili ile ilgili bir takıntı sorunu yaşıyor olabilir miyiz? Yazar
Kâmuran Kızlak
Artık ismini hatırlayamadığım Kapitalizmin geleceğini gören o akıl-fikir adamı "Neo Liberal Vaiz" her kimse büyük adammış. Haddim olmayarak buradan ben de bir kehanette bulunayım bari: Her gün biraz daha azgınlaşan Kapitalizm korkarım insanlığın sonunu getirecek. Kendi başını yer inşallah. Yazar
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Elimi bulup yanaklarını, başlarını sürtüyorlardı. Benim de canım fena halde yanıyordu. Yazar
Seyit Balkuv
Takım arkadaşlığı, grup çalışması, dostane çalışma ortamı yaratma martavallarına kıymet vermeyin. Yönetim tarafından böyle bir program uygulanmaya çalışılırsa, destekliyor görünün hatta ekibinizi bu yönde cesaretlendirin, fakat asla kendinizi bu grubun içine sokmayın. Zaten yönetim kademesinin yer almadığı böyle bir program kısa süre içinde unutulup gidecektir. Yazar
Necdet Şen
Eğer biz bu kadar yanar döner ve pişkin olmasaydık, Cem Karaca'nın yetmişli yıllarda Maltepe sigarası içtiğine ya da seksenli yıllarda memleketine dönmek için Başbakan eli öpüp öpmediğine takılmak yerine, "neden bugün reklamcıların ve holding yöneticilerinin ekseriyeti eski solcu?" diye sorardık. Dilin Kemiği
Seyit Balkuv
Ali Rıza Bey artık yaşamıyor. Ona benzeyen yaşlı nesil, bazen öfkeli ama çaresiz, bazen kayıtsız, genç nesillere teslim ediyor yaşam alanlarını. O yeni nesil ise, gün geçtikçe daha az benziyor Ali Rıza Bey'e. Onlar yürürken bir yerlerini kaşımıyor. Eşine dostuna ulu orta küfretmiyor. Herkese saygılı ve görgülü davranıyor. Şifresini kimseyle paylaşmıyor. Kadere inanmıyor, herkesin kendi kaderini çizebileceğine inanıyor. Yazar
Necdet Şen
Binlerce yıldır devam eden öğrenme, işlemden geçirme, soyut kavramlar oluşturma, bu kavramları kullanarak başka soyut düşünceler üretme, öğrendiklerimizi sonraki kuşaklara aktarma sürecinin sonunda edindiğimiz "akıl" ve bu aklın vaaz ettiği "kader" ya da "tevekkül" gibi hasletlerin hayvanlarda olmadığı ne malum? Dilin Kemiği
© 2000-2008 Derkenar.com ~ Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar iznimiz olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.