Eckhart Tolle - 2006
Televizyon seyretmek, dünya üzerinde milyonlarca insan için en sevilen boş zaman doldurma yöntemidir. Ortalama bir Amerikalı altmış yaşına gelene kadar hayatının yaklaşık on beş yıllık zamanını televizyon karşısında geçirmektedir. Diğer birçok ülkede de rakam yaklaşık olarak aynıdır.
Birçok kişi televizyon seyretmeyi rahatlatıcı bir şey olarak görmektedir. Kendinizi yakından gözlemlerseniz, düşüncelerinizin yavaşlayıp azaldığını, çok uzun süre izlemeye devam ettiğinizde, zihninizin hiçbir düşünce üretmediğini görürüsünüz. Sadece artık sorunlarınızı hatırlamamakla kalmaz, aynı zamanda kendinizi geçici olarak özgürleştirirsiniz de; bundan daha rahatlatıcı bir şey olabilir mi?
Yani televizyon izlemek içsel boşlık yaratır mı? Şu anda var olmanızı sağlar mı? Ne yazık ki hayır. Uzun süre boyunca zihniniz hiçbir düşünce üretmese bile, televizyondaki programın düşünce sistemine uyumlu durumdadır. Yani televizyonun sağladığı kollektif zihne katılmıştır ve onun düşüncelerini düşünüyordur. Zihniniz sadece düşünce üretmemek açısından pasif durumdadır.
Ama televizyon ekranından gelen düşünceleri ve imgeleri sürekli olarak yutmaya devam eder. Bu, sizi alıcılığınızın güçlendiği trans benzeri bir pasif duruma sokar ve hipnozdan pek farkı yoktur. Televizyonun kamuoyu görüşlerinin oluşmasında kullanılmasının en önemli nedeni budur ve insanlar sizi o durumda yakalayarak mesajlarını verebilmek için milyonlarca dolar öderler. Kendi düşüncelerinin sizin düşünceleriniz haline gelmesini isterler ve genellikle de bunu başarırlar.
Dolayısıyla, televizyon seyrederken, asıl eğiliminiz düşüncenin üzerine çıkmak değil altına inmektir. Televizyon bu açıdan alkol ve bazı ilaçlara çok benzer. Zihninizi belli bir ölçüde rahatlatırken, çok ağır bir bedel ödersiniz; bilinç kaybı. O ilaçlar gibi, televizyonun da güçlü bir bağımlılık yaratma özelliği vardır. Televizyonu kapatmak için uzaktan kumandaya uzandığınızda, bunun yerine bütün kanalları dolaşmaya başladığınızı görürsünüz. Yarım ya da bir saat sonra, hâlâ izlemeye devam ediyor, hâlâ kanallar arasında dolaşıyorsunuzdur. Kumanda üzerinde parmağınızın basmadığı tek düğme, kapama düğmesidir.
Hâlâ iziliyor olmanızın en muhtemel nedeni, izlemeye değecek kadar ilginç bir programın yayınlanması değil, genellikle izlemeye değecek bir şey olmamasıdır. Bir kere saplanıp kaldığınızda, programlar ne kadar sıkıcı, anlamsız ve önemsiz olursa, o kadar bağımlı hale gelirsiniz. Eğer ilginç olsaydı, düşüncelerinizi kışkırtırdı, zihninizi tekrar düşünmeye zorlardı ve dikkatinizi sabit bir noktada tutmazdı.
Programın içeriği 'eğer belli bir kalitesi varsa- bazen televizyonun uyuşturucu, hipnotize edici etkisini ortadan kaldırabilir. Birçok kişiye fazlasıyla yararlı olan bazı programlar vardır ki, izleyenlerin hayatlarını daha iyiye doğru değiştirmiş, kalplerini açmış, onları daha bilinçli insanlar haline getirmiştir. Hatta bazı komedi programları 'her ne kadar anlamsız gibi görünseler de- farkında olmadan insan egosunun bir karikatürünü göstererek ruhsal bir amaca hizmet edebilirler. Bize hiçbir şeyi fazla ciddiye almamayı, hayata hafif bir şekilde yaklaşmayı ve hepsinden öte, gülmeyi öğretirler. Gülmek, iyileştirici olduğu kadar özgürleştiricidir de.
Ama televizyon kanallarının çoğu, tamamen egolarıyla kontrol edilen insanlar tarafından yönetilmektedir ve dolayısıyla televizyonun gizli amacı, sizi hipnotize ederek kontrol altına almak, yani sizi bilinçsiz kılmaktır. Yine de televizyonda hâlâ keşfedilmemiş muazzam bir potansiyel vardır.
Her iki üç saniyede bir değişen hızlı görüntülerden oluşan programlar ve reklamlar izlemekten kaçının. Çok fazla televizyon ve özellikle de bu tür programları seyretmek, bugün dünya üzerinde milyonlarca çocuğu etkileyen dikkat dağınıklığı, zihinsel bozukluklar gibi birçok sorunun kaynağıdır. Kısa bir dikkat süresi, bütün algılarınızın ve ilişkilerinizin sığlaşmasına neden olur. Ne yaparsanız yapın, bu durumda hangi işi gerçekleştirmeye çalışırsanız çalışın, kalitesi düşük olur, çünkü kalite için dikkat gereklidir.
Sık sık uzun sürelerle televizyon seyretmek, sizi sadece bilinçsiz kılmaz, aynı zamanda enerjinizi kurutur ve sizi pasif yapar. Dolayısıyla, rastgele seyretmek yerine seyredeceğiniz programları dikkatle seçin. Bunu yapmaya gayret ettiğinizde, programı izlerken vücudunuzdaki canlılığı hissedin. Zaman zaman solunumunuzu kontrol edin. Görsel duyunuzu tamamen kontrol altına almaması için belli aralıklarla bakışlarınızı ekrandan kaçırın.
Sesi gereğinden fazla açmazsanız, televizyonun işitsel duyunuzu etkisi altına almasına izin vermemiş olursunuz. Reklamlar sırasında televizyonun sesini kısın. Televizyon kapadıktan hemen sonra yatağa girmeyin ve daha kötüsü, sakın televizyon seyrederken uykuya dalmayın.
Ekleyenin notu:"Çook alâmetler belirdi!" yazısındaki televizyonla ilgili bölümleri okuyunca aklıma Eckart Tolle'nin "Var Olmanın Gücü" adlı kitabındaki "Televizyon" adlı bölümü geldi. Üşenmedim, oturdum yazdım. Eckart Tolle ruhsal aydınlanma konusunda uzmanlaşmış bir yazardır. Kitaplarında insan zihninin sürekli geçmiş veya gelecek üzerine odaklandığını, bütün korkularımızın ve sıkıntılarımızın temel sebebinin bu illüzyon olduğunu, oysa bizi sevgiye götürecek tek bir gerçeğin bulunduğunu ve ona zihnimizi 'şimdi'ye yani tam şu ana odaklayarak ulaşabileceğimizi anlatır. - Seyit Balkuv, 1 Şubat 2007
Düşünenlerin düşünceleri
Öncelikle paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Ancak biz de önüne geçemediğimiz bir hal mi desem inanış mı desem bir şey vardır ki o da şudur; yaşamadıkça inanmıyoruz, meselâ üzerindeki, 'öldürür' ibaresine rağmen insanlar hâlâ sigara içer. Haberlerde denk gelir bazan, adamın sigaradan dolayı kolu, bacağı kesilmiştir ve sigara aleyhine sloganvari konuşma yapmaktadır, kayıtsızca izleriz, zira sigaranın bizi teğet geçeceğine inanırız.
İşte tıpkı bunun gibi tv.nin zararlarını da biliriz bilmesine lâkin bize zarar vermediğini ya da vermeyeceğini düşünür ve izlemeye devam ederiz. Televizyonun en sinsi taktiği kumandayı elinize tutuşturmasıdır, böylelikle kontrolün sizde olduğu hissini verir, oysa kumandayı elinize aldığınızda, televizyon yularını çoktaan boynunuza geçirmiştir bile.
Bence televizyonu bilinçli izlemenin yolu bir amaç sahibi olmaktan geçer. Sadece televizyon mevzusunda değil her konuda bilinçli davranır gaye insanı.
Hasılı yazarın televizyon hususundaki tavsiyelerinin haricinde bir hedef belirlemeli insan yoksa bir düşünürün mealen, 'Amacı olmayan insanı olaylar yönetir'dediği gibi, rüzgârın önüne katıp sürüklediği saman çöpü misali savrulur gideriz o reklam senin, bu dizi benim.
Düşünür devam ediyor, ' Amacı olan insan olayları yönetir.' Koyun olmayalım, çoban da olmayalım, çiftlik sahibi olalım.
Gülnihal Yazıcı - 27 Şubat 2010 (19:26)
Kitap Kurdu
Otuzbir Hanım
Ali Türkan
İyi işte! Onlar sakladı, erkekler cesaret edip alamadı, hep birlikte telef olduk ve sonuçta ortaya böyle bir toplum çıktı. Yiyemediği haltların, kıramadığı cevizlerin sıkıntısıyla kıvranan ve kaybettiği yılların hesabını kimden soracağını bilmeyen koca bir orta yaş kuşağı. Devam
İnternet dediğin gazoz ağacı
Necdet Şen
Yoksa gazete dergi yapmak, onların internetteki izdüşümü olan web sitelerini yayına sokmak, asıl amacı gazetecilik olmayan bir başka faaliyetin vitrindeki çalar saati mi? Bütün o gazeteler, dergiler, web siteleri falan dekor olmasın sakın? Devam
Yalçın Şahin - Gazi'nin Topal Osman'la iş bağladığı ve kaplıcalarında şifayab olduğu rivayet olunan... Geberteceksin hepsini!
Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Modern kaos tanımı, klâsik kaos tanımını reddeder. Eski tanımlama kargaşa, düzensizlik, başıbozukluk, biçimsizlik, insanların birbirini boğazlaması veya mahşer, kıyamet belirtisi ya da en uygun tabiriyle Babil Kulesi insanları; herkesin ayrı dilden konuştuğu, ayrı telden çaldığı karmakarışık bir dünyayı ima eder.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
Semboller ve Dil
Vahap Demir
Ve sembolleri kaybettiğimizden beri dilimizi kaybettik aslında. Ne yapsak kendimizi ifade edemiyoruz. Söylediklerimiz hep kastımızdan çok ya da az kalıyor. Bir türlü ayarı tutturamıyoruz. Bu yüzden "sözlerin maksadını aştığına" dair özrümüz bile var. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »