Ahmet İnam
Bu gün "teknoloji" adını verdiğimiz, sorunlarımızın çözümü için araçlar üretmeye, keşfetmeye, kullanmaya ilişkin çabalarımız, bununla ilgili bilgiler, kuramlar, düşünceler; bilebildiğimizce, bu gezegendeki insan olarak yaşamamızın başlarında "doğallığını" koruyordu. Varolma savaşında, insan, doğaya "katkıda bulunarak", sonuç elde etmeye çalıştı.
Bulduğuyla, ona "verilenle" yetinmedi; bir anlamıyla insan olmak bu yetinmemekle ilgili. "Alet yaptı", ateşi buldu, doğayı dönüştürmeye başladı. Bu dönüştürme çabası doğanın içinde kaldı yüzyıllarca.
Doğal "teknik"lerden oluşuyordu, yaşamın kültür içindeki değerlerinin buyruğu altındaydı, onlarla birlikte idi. Bu değerler için silah yaptı, yapılar, köprüler kurdu; değirmenler, tezgahlar oluşturdu. Beslenmesi, korunması, hastalıklarla başedebilmesi için "teknikler", araçlar, yöntemler geliştirdi.
Yaşamla, doğayla bütünleşmiş bu teknoloji ona sahip olan toplumu, diğer toplumlar önünde "güçlü" kılabiliyordu; insan baştan beri teknolojiyle gelen, teknolojiden ortaya çıkan güçten etkilendi, o gücü, doğaya, kendine, kendinden saymadığı diğer insanlara uyguladı. Tanrılara kafa tuttu; farklı kültürlerin söylencelerinde, edebiyatlarında insanın teknolojiyle sağladığı gücünün "insan üstü" görüldüğüne tanık olabiliriz.
Doğal Teknoloji, Yaşanan Yaşamın içinde olan, onu sürükleyip, bir yerlere doğru çekmeyen, itmeyen bir anlamıyla "masum", çocuksu teknoloji, kullanılan, el altında tutulan, denetlenebilen teknoloji, dizginleri elimizin altında olan bu güç, hep bir kavganın içinde oldu, Batı Kültüründeki tarihi boyunca. Doğallığı, barış içinde olması anlamına gelmiyordu; "masumluğu", içinde denetleyen aklın tutkularını taşımaması demek değildi. Doğal teknolojinin, baştaki, "kaynaktaki" teknolojinin içindeki "kavga", "iktidar", yaşamın kendi iç işleyişindeki "kavga" ve "iktidar"dı.
Sanayi devrimi ve ardından gelen hızlı gelişimler zinciri içinde, bir araç olan teknoloji, kendi başına buyruk özelliğini kazanmaya başladı. Yaşamın bütünlüğüne "yayılmış" yanı, denetleyen aklın gerçekleştirdiği büyük sıçramalar sonucu kazandığı ivme ile ortadan kalktı. Teknoloji yaşam için değildi sanki; yaşam teknoloji içindi.
Teknoloji, Doğal Teknoloji olma durumunu yitiriyor, doğa dönüşüme uğrayarak Teknolojik Doğa olmaya başlıyordu. "Müdahale" fazlaydı doğaya, ziraat, hayvancılık, elektronik mühendislik, tıp, iletişim teknolojileri, genetik alanındaki çalışmalar başını almış gidiyordu. Birleştiği piyasa ekonomisiyle, düzeni çeviren bir çarktı artık; dönmesi gerekiyordu; durursa bütün bir yaşam duracaktı; yaşam bu çarkın çalışıyor olmasına bağlıydı, o işleyecek, gidecek, yaşam onu izleyecekti.
İnsan bilgisinin sınırlarını genişletmede, bilimsel araştırmalara katkıda bulunmada teknolojinin rolü geçmişe göre önemli ölçüde arttı. Bilimsel gözlemlerin, deneylerin gerçekleşmesi, teknolojik birikimi ardına alarak, kolaylaştı. Teknoloji ile bilim bir anlamda giderek birleşti. Bilim ve teknolojinin dışındaki insan, bilimi, silah yapımı, uzay teknolojisiyle, tıptaki yeni araştırmalar ve buluşlarla, bilgisayar ve iletişim ağlarıyla özdeşleştirdi. Bilimsel araştırmaların dayandığı varsayımları, kabulleri, ilkeleri, akıl yürütmeleri, tarih ve kültür içindeki seyriyle çoğu kez anlayamadığı için, yaşamına yansıyan teknolojik bulguları, tıptaki, mühendislikteki hızlı açılımları "bilimsel ilerleme"olarak yorumladı. Bir yandan da bu öngörüsü, dünyayı, evreni, insanı kavrayışımızdaki teknolojik kaygılarla donanmış tutumumuz nedeniyle gerçek olmaya başladı.
"Algoritma" arayan, sıkı bir denetimin ardından koşan teknikleşmiş bilgi kaygısı, teknolojik bilgi endişesi, bilgiye bakış ufkumuzu belli ölçüde sınırladı: Bilgisayarların diline dönüştürülmüş, bir denetleme, sorgulama, düşünme çabası, insanın benzerini yapma, yapay zekâ oluşturma, robotlarla üretim sürecini hızlandırma, insan hatalarını en aza indirgeme tutkularıyla beslendi.
Teknolojinin "hızı", "rahatlığı", hayatımızı görünürde "kolaylaştırması", yaşam sorunlarının çözümüne katkısı (iletişim, trafik, kent yaşamının alt yapı sorunlarının çözümlerine...), sağlık sorunlarımızla başetme uğraşımıza yardımı, ona güveni arttırdı.
Teknolojinin bu pragmatik gücü, bilimsel etkinliğin gücü olarak algılandı, onun ardından gitmenin "ilerici", "aydın" olmanın bir gereği olduğu ileri sürüldü.
Teknoloji, kazandığı görünürdeki başarının ivmesiyle, sonucunu baştan kestiremeyeceği dolayısıyla sonuçlarını denetlemede zorlanacağı projeleri gerçekleştirme riskini üstlendi: Fabrikalardaki "seri üretim" hava kirliliğine, enerji sorunlarına, tüketim toplumunda yaşayan insanların ekonomik, ruhsal sıkıntılar yaşamasına yol açtı.
Nükleer enerji kullanımı, radyasyon tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı insanları; nükleer silahların kullanımının yaratacağı zararlar gezegenimizdeki alışa geldiğimiz yaşamı bitirebilecekti.
Bilgisayarların, onlarla ortaya çıkan haberleşme ve bilgiye ulaşma tekniklerinin, yaratılan sanal gerçekliklerin, onları kullanmayı başaramayan insanın başına ne gibi sorunlar açabileceğini bugünden bilebilmek oldukça zor.
Genlere teknolojik müdahalenin gerek gıda teknolojisinde gerek tıpta sağlayabileceği olumlu sonuçların yanında, doğal olanla "oynamanın", tıpkı içinden akım geçen elektrik kablolarıyla oynayan çocuğun durumuna benzer durumla karşı karşıya gelmemize yol açabileceğini de göz önünde bulundurmalıyız.
Teknolojik olanaklarımız giderek artmakta ama bu olanakları kullanmamız durumunda ortaya çıkacak belki de önlenemez felâketlerin neler olabileceğini bilemiyoruz.
Teknolojiyle yaşayan insan, bedeni önceden denetleyemeyeceği bir biçimde hızla gelişen ergene benziyor. Aynaya baktığında kendini tanımakta zorlanıyor; organlarını kullanırken sakarlıklar yapıyor. İnsan hâlâ teknolojideki ilerlemeleri anlamakta, kavramakta zorlanıyor, kendisinin teknolojik bilgi ve becerileri sağlayan bir güç tarafından sürüklendiğini hissediyor.
Teknolojinin hızı, onu yorumlayacak, yaşamımızda bir yere oturtacak yorumlama, özümseme hızımızdan fazla. Bilgisel, Düşünsel, Ahlâksal açıdan, teknolojiyi yaşamımızla uyum içinde yaşayacak olgunluktan yoksunuz. Hızlı gelişmeler karşısında ürperiyoruz, sonuçlarını kestiremiyoruz, bu gelişmelerin. Teknolojik bilgiyi ürkütücü olmaktan uzaklaştıracak bir bilgisel donanım eksikliği taşıyoruz. Teknolojik büyümeyi özümseyecek, yorumlayacak, bir bilgisel olgunluk içinde değiliz.
Teknoloji malumat (enformasyon) sunuyor yaşamımıza, malumata erişimi kolaylaştırıyor, bu malumatın, bilgisel zenginlik, derinlik taşıdığı kuşkulu görünüyor. Neden? Bilgiye bakışımızda, ona yaklaşmamızda bir sorun var. Kesinlikle anlaşılması, yorumlanması tartışılması gerekli zor bir sorun. Altında kalıp, ezildiğimiz bir sorun. Malumatı bilgi sanma sorunu. Teknolojinin bu durumunu, yaşamın kendisi sanma sorunu.
Buyruklarla, kurallarla, tekniklerle, akış diagramlarıyla (flow chart) yaşanan bir yaşam, bence yaşamaya değmeyen bir yaşam. Körleştiren bir bilgi! Bilgi olmayan, erdem olmayan, hayatı olmayan, can olmayan, canı olmayan bir bilgi.
Bilgi (malumat) çağındaki bilginin, insan varlığına açtığı büyük bir yara. Malumat budalası, haber budalası olmuş çağımın ağır sorunu. Üzerimize gelen, saldıran, ele geçiren sinsi bir sorun. Bilgimizin kendi varlığımızı gerçekleştirmede engeller oluşturması. Toplumsal ilişkilerimizi bozan, alt yapı sorunlarımızı çözüyor gibi görünüp, içsel kirliliğimizi arttıran bir sorun.
Bilgi, malumat değildir yalnızca, malumatla insan olabilme, bütünselliğimiz içinde, bedenimiz, duygularımız, düşüncelerimiz, çevremizle ilişkilerimiz içinde, insan olabilmenin zengin olanaklarını gerçekleştirerek insan kalabilmedir. Canlı olabilmek, can olabilmek, yaratıcı gücümüzü kullanabilmek, her dem çiçeğe duran bir ağaç gibi olabilmektir.
Düşünsel hamlık, aklın yalnızca hesaplayan, denetleyen akıl olduğunu sanmamızdan geliyor. Bilgisel hamlık, bilgiye olan tavrımızın, duruşumumuzun, tutumumuzun, beklentilerimizin, umutlarımızın çarpıklığından doğuyordu. Düşünsel sorun mantıksal düşünme yetersizliğinden gelmiyor. Mantığın tek olduğunu sanma gafleti öldürücü! Acele kurallara bağlanmış, hamhalat düşünme beceriksizliğimize şifa olabileceğini düşündüğümüz teknoloji, ilaç olamıyor, zehir oluyor!
Bir farmakon gibi gördüğümüz teknoloji, denetleyen, hesaplayan akılla yapılıyor. Bu akıl, teorik akıldan destek alsa da, kıskanç bir akıl, egemenliği ele geçirmek istiyor. Buyurganlığı ele alıp, önce anlayan aklı, sonra sırasıyla şiirleyen aklı zincire bağlıyor. Şiirleyen akıl, köle muamelesi görüyor, küçümseniyor, Heidegger'in o güzelim saptamasında gördüğü, şiirle-teknoloji ilişkisi (ikisi de aynı kavramdan poiesis'den kaynaklanıyor!) yitip gidiyor. Coşkunun, heyecanın, içimizdeki ateşin akıl dışı sayıldığı bir akıl anlayışı, teknolojiyi canavarlaştıran denetleyici aklın zulmünden geliyor. Tiran o! Bir müstebit, baskıcı, işkenceci bir akıl! Erotik Aklı buduyor, inanan, bağlanan aklı doğruyor; bu boyunduruk altında eleştiren akıl, fazlaca sesini çıkaramıyor.
Teknoloji, insana yakışmıyor. Henüz. Yakışacak. Umudum var. Ahlâksal Olgunluk bunu gerektiriyor. Bilginin, düşüncenin hastalıklı yapısını, ahlâksal sorumluluğumla aşmaya çalışacağım. arpıtılmış bilgi ve düşünme, ahlâksal sorumluluğumun üstünü örtmeğe çalışıyor. Çağdaş yaşamda, birçok durumda, birçok kültürde bunu başarabiliyor da. Ahlâksal sorumluluğum önüme şöyle bir tablo çıkarıyor:
Teknolojiyle birlikte, bilgi (malumat) kodlanarak, saklanıyor, iletiliyor. Matbaa makinasıyla, medya kanallarıyla, bilgisayar ağlarıyla aktarılan malumat, denetleyici aklın, ele geçirme, boyunduruk altına alma tutumunu pekiştiriyor. Bunu aşabilmek, bu gerekliliğini duyan ahlâksal sorumluluğumuzun harekete geçmesiyle gerçekleştirilebilir.
Ahlâkın, teknoloji-yoğun yaşamımızdaki yeri, bu noktada önem kazanıyor. Bizi yaşamsal bütünlüğe kavuşturacak, daraltıldığımız, sıkıştırıldığımız alanlardan çıkaracak çıkartacak güç, bu sorumluluğumuzla birlikte, yüzünü gösterecek sanattan gelecektir.
Sanatla teknolojik gerginlik, teknolojik gerilim, zincirleri kıran, özgürleştiren bir güce dönüşecektir. Ahlâkla, sanatla iç içe, birlikte olan teknoloji, başına buyruk davranmayacaktır artık. Teknoloji, bütün olan insanın, bütünlüğü içinde yerini alacak, orkestrada, çalabileceği enstrümanların başına geçecektir! "Play-back" olmayacaktır artık; her sazı teknoloji çalmayacaktır. Teknoloji, kendisine verilen işleri yapacak, bu gezegendeki yaşamı, canlı, taze, devingen, her dem yeni kılacak düzenlemeler içindeki yerine yerleşecektir. Haddini bilecek, ahlâk ve sanatla birlikte kavgalı ama kardeşçe yaşamasını öğrenecektir.
Yaşamdır, en yüksek değer. Varlığın çeşitliliği, çok renkliliğiyle, canın önemli görüldüğü, var olanların kendileri olarak yer aldığı zenginlik içinde, teknoloji, yaşamı düzenleyen, denetleyen bir güç değil de, yaşamın çiçek açmasına olanak sağlayan, yaşamı destekleyici görevini yerine getirecektir.
Unutmayalım, teknolojiyle yitirdiklerimizin yanında çok şeyler kazandık. Denetleyebildiğimiz alanlar giderek artıyor. Yazgımızı kendimiz çizemiyoruz ama, genlerimizi, iklimi, kaynak kullanımını ahlâksal ve sanatsal kaygılarla bir ölçüde de olsa denetlemeye başlıyoruz.
Denetleyebildiğimiz alanların artması, ahlâksal sorumluluğumuzu arttırıyor!
Hastalıklardan, doğal afetlerden yakınırdık eskiden, kendimizi bir açıdan sorumlu tutmazdık. (Tanrının cezası olarak görürdük çoğu zaman!) Şimdi giderek denetimimiz altına giriyorlar. Öyleyse, her varlığın, o varlık olma onuruna uygun bir biçimde yaşamasına olanak sağlayacak ortamı hazırlama, insanın omuzları üstünde bir ahlâksal yükümlülüktür.
Teknoloji geldi. Sorumluluğumuz arttı. Sorumluluğumuz, yaşam zenginliğini korumamızı istiyor bizden. Sanatın yaratıcı gücüyle, yaşayışımız hakkında sınırları belirsiz çoklukta yorumlar yapabilir, can olmaya, canlılığa katkıda bulunabiliriz!
Geleceğin teknolojisi, doğaya ters düşmemeli. Doğayla bütünleşmeli. Artık, gözlüklerimiz, saatlerimiz, tüten fabrika bacaları ortadan kalkacak. Teknoloji, hücrelerimize uzanarak bize saati bildirecek, görüş gücümüzü arttıracak. Şimdiki teknoloji, emekleyen bir teknolojidir, olgulaştığında, bedenimizin, toprağın, suyun, gökyüzünün doğal bir üyesi gibi olacak. Bizim olacak. Elimiz, kolumuz, kulağımız, gözümüz, beynimiz olacak. İnsan olgunlaştıkça, teknoloji doğallaşacak.
Bu gezegen bize yetmemeye başladığında, insan diğer gezegenlerde, ortamlarda yaşamını sürdürmeye çalışacak. Yaşamı taşıyacak. Geçmiş yaşamını, bilgi teknolojisiyle taşıyacak, uzayın diğer bölgelerine.
İşte bu taşımada, ahlâk sorumluluğuyla yapılan sanat, farklı yorumları sağlayacak. Gelecek kuşaklar, nasıl anımsayacaklar geçmişte yaşananları? Ahlâk sorumluluğuyla, can ahlâkıyla, zengin yorumlarıyla, menevişli anlatımlarıyla sanat, bunu sağlayacak. Dar kafalı bir mühendisin kodlarıyla mı anımsanacak, dünyadaki yaşanan bunca çeşitlilikler, derinlikler? Sanat, yaşananlardaki insanın gücünü ortaya koyacak. Geleceğin insanı, köklerini tek bir yorumla, tek bir gözlükle görmeyecek, yoksa bu onun ölümü olur. Yaşam, çeşitlilikle sürüyor çünkü. Sanat burada işe koyulacak.
Öyle olursa, bu yazım bir gün anımsanacak. Değilse, insan, yazgısına karşı direnememiş, evrenin anlaşılmaz fırtınalarında sürüklenen bir varlık olarak, çırpına çırpına ölecek ya da şimdiden kestiremeyeceğimiz bir varolma biçimine teslim olacak.
Sisifos'un torunlarıyız, unutmayalım!
Ahmet İnam, Teknoloji Benim Neyim Oluyor?
Kitap Kurdu
Naylon geceliği orospular giyer!
Ali Türkan
Kadınsı yumuşaklık kayboldu galiba. Erkek gibi düşünen, toplumda erkek gibi başarılı olmak isteyen, hatta erkek gibi olabilmek için askere bile gitmek isteyen kadınlar sardı ortalığı. Kadınlar, dünyayı güzelleştirme fırsatını, erkek gibi olabilmek adına kaçırdılar bana sorarsan. Devam
Eleştiriye kapalıyım!
Necdet Şen
Çoğu zaman bir çift tatlı sözü esirgiyoruz birbirimizden. İçimizden sevsek de yüksek sesle yeriyoruz. Övgü düşünceden sayılmıyor ama sövgü "fikir" her nasılsa. Devam
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Yine de kendi fikrimi beyan edeyim... Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
"Eğitim Şart!" Neye ki?
İlyaz Bingül
1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması. Devam
GPS'li hayatlarımız
Alper Uzun
Belki de Isaac Asimov'un hikâyesindeki günleri yaşamamıza az kaldı diye düşünüyorum. Bu telefonlar, GPSler ve hatta Google beynimizin bir köşesine bir çip içinde iliştirilse de kurtulsak tüm bu "bağımlılıklarımızdan". Devam
Derkenar yazarının dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar
Büdütör
Amaç, yazdığımız yazıyı olabildiğince çok insana okutmaksa, bunun bazı püf noktaları olduğunu da hatırlatalım. Samimiyetimize binaen, tecrübeyle edindiğimiz birkaç ipucunu sizinle paylaşmak isteriz. Devam
Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?
Enver Turan
Belki bilmiyorsunuzdur ama burası Türkiye ve bu ülkede yaşayan Müslümanların sayısı bir hayli fazla. Garip gelecek size ama Müslümanlardan üzerine Cuma namazı farz olanlar Cuma günleri cemaat halinde namaza dururlar. Devam
Kaplan Yılı'nda Çin
Kâmuran Kızlak
Neo Liberal papağanlara göre, gelişme arttıkça bu gelişmeden sebeplenenlerin sayısı da artarmış. Kesinlikle doğru bir tespit. Ben bunun doğruluğunu her yıl Çin'den tüyen üst düzey bürokrat sayındaki artıştan biliyorum. Devam
Yeni Başlayanlar İçin İş İlanı Okuma Rehberi
Candan Dinç
Bizimkisi sürekli yapılan bir iştir. Ama işçiyi yıllarca çalıştırınca giderek daha fazla izin kullandırmak, arada bir zam yapmak, işten çıkarmak gerektiğinde daha fazla tazminat ödemek zorunda kalıyoruz. Devam
Demokrasi ve Carl Schmitt'le seyahat
İlyaz Bingül
Sirklerde ücretli hokkabazlık yapan, ünvanı Prof. Dr. de olsa seviyesi Hacivattır; TV'lerde haber-yorum oyununa katılan "akademisyen" lâkaplılar gibi. Bu hokus bokus akademikusların ağzından şu lâfları asla duyamazsınız: Devam
Kimsesiz kedilerin kimsesi
Ümran Davran
Gözleri görmeyen o kadar çok kedi vardı ki ortalıkta. Felçliler, ön ya da arka patileri olmayanlar. Yani sokakta yaşayamayacak onlarca kedi. Tek dertleri sevilmek gibi görünüyordu. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »