Patronsuz Medya

Somut Yaşam

Marguerite Duras


EV

Ev, aile ocağıdır, çocuklarla erkekleri barındırmak, kendileri için yapılmış bir yerde tutmak, sağa sola dağılmalarına engel olmak, yüzyıllardan beri içlerinde yatan kaçıp gitme, serüvenlere atılma heveslerini unutturmak içindir. İnsan şu an en çetin konuya el attığında, bu evin temsil ettiği o çılgınca girişim hakkında kadının kafasında beliren düşünceye, o kaygan, pürüzsüz gerece ulaşmak ister. Çocuklar ve erkeklerle arasındaki ortak bağlayıcı noktaya ulaşmak ister.

Sayfa: 43

* * *

İşin altından kalkamayan kadınlar vardır, içini alabildiğine doldurdukları, ıvır zıvır yığdıkları evleriyle başedemeyen, kendi bedenleri üzerinde dışarıya doğru hiç bir açıklık bırakmayan, bütünüyle yanılan ve buna karşı hiç bir şey yapamayan, evi yaşanmaz hale getiren ve böylece çocukların onbeş yaşına basar basmaz, tıpkı bizim gibi, kaçıp gitmesine yol açan kadınlar. Evden kaçarız, çünkü anamızın öngördüğü tek serüven budur.

Bende köklü bir evi çekip çevirme duygusu vardır. Bütün ömrüm boyunca duydum bu eğilimi. Hâlâ içimde bir şeyler kalmıştır ondan. Şimdi bile, dolaplarda yiyecek ne olduğunu, canlı kalabilmek, yaşayabilmek, yıkımlara dayanabilmek için, her an, yeterli şeyin bulunup bulunmadığını bilmem gerekir. Ben de, sevdiklerim ve yavrum için, yaşam gemisinin, yaşam yolculuğunun kendi yağıyla kavrulmasını isterim.

Sayfa: 49-50

* * *

Belki de kadın kendi umutsuzluğunu analıkları, eşlikleri boyunca kendi içinde üretmektedir. Bütün ömrü boyunca, her günün umutsuzluğu içinde, egemenliğini yitirmektedir. Gençlik özlemleri, gücü, sevgisi en katkısız yasallık içinde açılmış ve kabul edilmiş yaralardan akıp gitmektedir. Belki böyledir bu iş. Belki kadın belli bir idealin kurbanıdır. Belki becerikliliğini, sporculuğunu, mutfak ustalığını, erdemini ortaya koymakta tam anlamıyla başarıya uğramış kadının kaldırılıp atılması gerekir.

Sayfa: 56

* * *

Evin birtakım maddi nesnelerle dolması her şeyden önce ve aynı zamanda, düzenli olarak Paris'i istila eden, bilmem ne zamandan beri sürüp gelen bir dinsel törenden, ucuz satışlardan, indirim indirimlerinden, yok fiyatına satışlardan gelmektedir. Beyazlar, sonbaharda yapılan yazlık ürün fazlalarının, kışın yapılan sonbahar ürün fazlalarının satışları, gerçekten gereksindikleri için değil, ucuz olduğu için, kadınların uyuşturucu yutar gibi aldıkları nesneler, eve gelir gelmez bir köşeye atılıveren bütün o "çılgınlıklar". Sorarsanız: "Bana n'oldu bilmem..." derler. Yabancı bir erkekle otelin birinde geçirdikleri bir gece için söyleyecekleri gibi.

Sayfa: 58

* * *

Doğduğum ülke, bir su ülkesidir. Göllerin, dağlardan inen çağlayanların, pirinç tarlalarının, kasırgalar sırasında sığındığımız ovadaki toprak renginde ırmakların ülkesiydi. Yağmur öyle yağardı ki, insanın canını acıtırdı. On dakikada bahçe suya boğulurdu. Yağmurdan sonra buhar çıkaran sıcak toprağın kokusunu kim anlatacak? Kimi çiçeklerin kokusunu. Bahçenin birindeki yaseminin kokusunu. Ben, doğduğu ülkeye bir daha hiç dönemeyen biriyim. Hiç kuşkusuz bu, oradaki, salt çocuklar için yaratılmış doğadan, iklimden ötürüydü. İnsan büyüdükten sonra, bu anıları yanına alamıyor, hepsi dışımızda kalıyor, yaşandıkları yerde kalıyorlar. Hiç bir yerde doğmadım ben.

Sayfa: 63

* * *

HAYVANLAR

Bir sürü ve değişik hayvanım olsun isterdim. Paris'te inek edinmek olanaksız, çıldırmak kadar olanaksız. Paris'te, konutun kapısına bağlanmış bir inek, hemen ertesi sabah, hem inek, hem de sahibi için tımarhane demektir.

Geçen hafta, televizyonda, Kuzey Kutbu'ndaki buzların altından kocaman bir ayının çıktığını gördüm. Başını çıkarıp baktı. Deliğinden dışarı çıktı ve bitkin, olduğu yere devrildi.

Bu kocaman ayının 86 kışında üç yavrusu oldu, üç ay yerinden kıpırdamadı, hiç bir şey yemedi. Yavruları son derece sağlıklı, sütüyle alabildiğine iyi beslenmiş durumda. O ise, tam anlamıyla bitkin.

İlk gün bir dakika, ikinci gün iki dakika dışarı çıkıyor. Bir hafta sonra, kendi üzerinde yuvarlanarak denize dek iniyor. Yavruların dışarı çıkmamaları gereken deliğe bakarak yüzüyor. Artık ayağını sürümüyor, küçük bir fokun yarısını yiyor, öbür yarısını yavrularına götürüyor.

General De Gaulle kadar iri, generali getiriyor insanın aklına. Olağanüstü bir yaratık. Deliğinden yüz metre ilerde kendisine bakan bir erkek ayı var. Ayı duruyor, erkeğe bakıyor. Erkek ayı korkup, tabanları yağlıyor.

Sayfa: 66

* * *

TALİH AÇAN SÖZ

Annem, kamu görevi yapanlardan, Devlet görevlilerinden, veznecilerden, mübaşirlerden, gümrükçülerden, görevi yasayı saydırmak olan herkesten korkardı. O onulmaz kafa yapısından ötürü kendini hep suçlu sayardı. Hiç bir zaman bütünüyle kurtulamadı bu korkudan. Ben anamın bu korkusundan sözlü sınavlarla kurtuldum. Başardığım her sözlü sınavdan sonra, aileden gelen yoksulluğa karşı bir adım daha atmışım gibi bir duygu belirirdi içimde. Talih kapısını açan söz. Kendi bedenimle, beni yutmak isteyen toplumsal varlık arasında amansız bir çatışma vardı sanki. Şarkıcılar, oyuncular seyirci karşısında aynı şeyi yaşıyor olmalılar.

Şarkı söyleyişinizi ya da konuşmanızı dinlemek üzere para verenler, yaşayabilmek için "altetmeniz" gereken düşmanlardır. Bunu, söze egemen olmayı, dinleyiciyi ardınıza takıp götürmeyi bir kez becerdiniz mi, ondan sonra hep becerirsiniz. Sizi dinlemek için zahmetlere girmiş insanları düşkırıklığına uğratmamak gerektiğini öne sürersiniz. Oysa işin aslı bunun biraz ötesindedir, sizi mahkum etmeye geleni boğazlamaya girer azıcık.

Sayfa: 107

* * *

PARİS

Burada, insanı kentin boğuculuğundan, sımsıkı sarmalamasından koruyan deniz var. Burada, Paris insana bir yanılgı, benimsenmesi olanaksız bir site hali gibi gözüküyor. Ölüm pazarı, uyuşturucu pazarı, cinsellik pazarı orada, Paris'te. Yaşlı kadınlar orada gebertiliyor. Karalar'ın yatakhaneleri orada ateşe veriliyor, iki yılda altı etti.

Arabalı insanlar, yontulmamış, kaba, saldırgan, arabalarıyla cana kıyan insanlar orada; eroin pazarının yeni zenginleri, ölüm pazarının Yönetim Kurulu Başkanları. Volvo ya da BMW'yle dolaşıyorlar. Eskiden bu markalar gizli sonuçları içinde inceliği, herkesle kibarca konuşmanın ve sesin, güzel pabuçların, güzel kokuların inceliğini dile getirirdi. Bir bakıma, ölçülülüğün züppeliğiydi. Şimdiyse kimsenin içinden bu arabaları almak gelmiyor. Kent Paris, eski kent. Yitip gidiyor insan orada. Suçu korumak, silmek, masetmek için en uygun yer; oniki milyon kişiden oluşmuş koca bir molekül.

Sayfa: 117

* * *

İNDİA SONG'DAKİ ŞÖMİNELER

İnsan yaşarken, nesnelerin ne zaman orada olduklarını, var olduklarını bilmiyor. Geçen gün bana, yaşamın çok kere ikili olarak kendisini gösterdiğini söylemiştiniz. Ben de işte tam böyle duyumsuyorum; yaşamım ikili, kötü monte edilmiş, kötü yorumlanmış, yerine oturmamış bir film, sizin anlayacağınız bir yanılgı gibi. Cinayetleri olmayan, aynasızı ve kurbanı olmayan, konusu, hiç bir şeyi olmayan bir polis filmi. Öyle olmaması için yapılması gerekeni bulun bakalım. Hiç bir şey demeden, en küçük bir el hareketi yapmadan, belli bir şey düşünmeksizin, salt kendimi göstermek üzere bir sahnede dikiliyorum sanki. Evet, böyle.

Sayfa: 128

* * *

Marguerite Duras, Somut Yaşam,Çeviren: Bertan Onaran, Yüzyıl Yayınları, 1.Basım Temmuz 1988

Gönderen: Hacer Günebakan


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 6393


 

Kitap Kurdu

Para kazanma sanatı!

Ali Türkan

Hırslı, yavşak, yalancı, sahtekâr, vicdansız ve insafsız olan herkes, kalıbımı basarım, dolar milyoneri olur memleketimizde (ve dünyanın her yerinde). Neyse, senin yazdıklarını sana yazmanın anlamı yok.  Devam


Dawson's Creek ya da bizim abdurrahman çelebilerin "halk anlamaz" safsatası

Necdet Şen

Memleketimizde Dawson's Creek çapında bir dizi yapılamıyor oluşunun arkasında yatan neden, böyle dizileri anlayacak kapasitede bir seyircinin olmayışı değil, böyle dizileri yapabilecek çaptaki sanatçıların sessizlik suikastlerine kurban ediliyor oluşudur.  Devam


Son Yorumlar

Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?

Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı

Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Hasan Arpacıoğlu - Ali Türkân'ın yazılarını yeni keşfettim. Okudukça ne kadar büyük bir yetenek olduğunu... Dallamalık konusunda doktora yaptım abi!

Erdem Abaka - Kimlik kartları bazı bilgilere kolay ulaşmak ve güvenlik açısından etkili olmakla... Kimlikler lütfen!

Burak Öztürkçü - İdeoloji, dünyanın nasıl olduğunu kendi penceresinden resmeder, nasıl olması gerektiğini... İslâmî Cemaatler

Daha fazla Yorum »


Web Gezgini

Entelektüel, münevver, aydın

Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.

Ayşe Hür (Taraf)


Son Yazılar

Şarkiyatçılık

Edward Said

Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu.  Devam


Ev alırken nelere dikkat edilir?

Durmuş Düşünür

Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil.  Devam


Dört anlaşma

Don Miguel Ruiz

Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır.  Devam


Kozmik Deprem Senaryosu

Ahmet Faruk Yağcı

Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak?  Devam


İslâmî Cemaatler

Vahap Demir

Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir.  Devam


Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.  Devam


Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat

Erdem Abaka

Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride.  Devam


"Eğitim Şart!" Neye ki?

İlyaz Bingül

1980'lerden itibaren Türkiye'de de görünen, kurulan tezgâh budur: Eşitsizliğin eğitim sopası ile perçinleştirilmesi ve meşrulaştırılması; devlet tekelindeki -görünür- şiddetin iyi eğitim almış bedenlerin görünmez eliyle uygulanması.  Devam


Editör'ün Önerisi

Hiç akılda yokken...

Ahmet Faruk Yağcı

Don de Lillo, Cosmopolis kitabındaki kahramanına "en yakındaki kişinin en büyük tehlike olduğunu" düşündürtür. Ürperticidir. Ben de şimdileride sıradan ve normal görüntülü potansiyel suçlular ile ne kadar iç içe olduğumuzun merakı içindeyim.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   »

 

42 - 360 - 2578 - 3407

 

13 Mart 2010 Cumartesi
Web Derkenar
©