Patronsuz Medya

6 Eylül 2008 Cumartesi

 Google Web   Derkenar  

 

Somut Yaşam

Marguerite Duras


EV

Ev, aile ocağıdır, çocuklarla erkekleri barındırmak, kendileri için yapılmış bir yerde tutmak, sağa sola dağılmalarına engel olmak, yüzyıllardan beri içlerinde yatan kaçıp gitme, serüvenlere atılma heveslerini unutturmak içindir. İnsan şu an en çetin konuya el attığında, bu evin temsil ettiği o çılgınca girişim hakkında kadının kafasında beliren düşünceye, o kaygan, pürüzsüz gerece ulaşmak ister. Çocuklar ve erkeklerle arasındaki ortak bağlayıcı noktaya ulaşmak ister.

Sayfa 43

İşin altından kalkamayan kadınlar vardır, içini alabildiğine doldurdukları, ıvır zıvır yığdıkları evleriyle başedemeyen, kendi bedenleri üzerinde dışarıya doğru hiç bir açıklık bırakmayan, bütünüyle yanılan ve buna karşı hiç bir şey yapamayan, evi yaşanmaz hale getiren ve böylece çocukların onbeş yaşına basar basmaz, tıpkı bizim gibi, kaçıp gitmesine yol açan kadınlar. Evden kaçarız, çünkü anamızın öngördüğü tek serüven budur.

Bende köklü bir evi çekip çevirme duygusu vardır. Bütün ömrüm boyunca duydum bu eğilimi. Hâlâ içimde bir şeyler kalmıştır ondan. Şimdi bile, dolaplarda yiyecek ne olduğunu, canlı kalabilmek, yaşayabilmek, yıkımlara dayanabilmek için, her an, yeterli şeyin bulunup bulunmadığını bilmem gerekir. Ben de, sevdiklerim ve yavrum için, yaşam gemisinin, yaşam yolculuğunun kendi yağıyla kavrulmasını isterim.

Sayfa 49-50

Belki de kadın kendi umutsuzluğunu analıkları, eşlikleri boyunca kendi içinde üretmektedir. Bütün ömrü boyunca, her günün umutsuzluğu içinde, egemenliğini yitirmektedir. Gençlik özlemleri, gücü, sevgisi en katkısız yasallık içinde açılmış ve kabul edilmiş yaralardan akıp gitmektedir. Belki böyledir bu iş. Belki kadın belli bir idealin kurbanıdır. Belki becerikliliğini, sporculuğunu, mutfak ustalığını, erdemini ortaya koymakta tam anlamıyla başarıya uğramış kadının kaldırılıp atılması gerekir.

Sayfa 56

Evin birtakım maddi nesnelerle dolması her şeyden önce ve aynı zamanda, düzenli olarak Paris'i istila eden, bilmem ne zamandan beri sürüp gelen bir dinsel törenden, ucuz satışlardan, indirim indirimlerinden, yok fiyatına satışlardan gelmektedir. Beyazlar, sonbaharda yapılan yazlık ürün fazlalarının, kışın yapılan sonbahar ürün fazlalarının satışları, gerçekten gereksindikleri için değil, ucuz olduğu için, kadınların uyuşturucu yutar gibi aldıkları nesneler, eve gelir gelmez bir köşeye atılıveren bütün o "çılgınlıklar". Sorarsanız: "Bana n'oldu bilmem..." derler. Yabancı bir erkekle otelin birinde geçirdikleri bir gece için söyleyecekleri gibi.

Sayfa 58

Doğduğum ülke, bir su ülkesidir. Göllerin, dağlardan inen çağlayanların, pirinç tarlalarının, kasırgalar sırasında sığındığımız ovadaki toprak renginde ırmakların ülkesiydi. Yağmur öyle yağardı ki, insanın canını acıtırdı. On dakikada bahçe suya boğulurdu. Yağmurdan sonra buhar çıkaran sıcak toprağın kokusunu kim anlatacak? Kimi çiçeklerin kokusunu. Bahçenin birindeki yaseminin kokusunu. Ben, doğduğu ülkeye bir daha hiç dönemeyen biriyim. Hiç kuşkusuz bu, oradaki, salt çocuklar için yaratılmış doğadan, iklimden ötürüydü. İnsan büyüdükten sonra, bu anıları yanına alamıyor, hepsi dışımızda kalıyor, yaşandıkları yerde kalıyorlar. Hiç bir yerde doğmadım ben.

Sayfa 63

HAYVANLAR

Bir sürü ve değişik hayvanım olsun isterdim. Paris'te inek edinmek olanaksız, çıldırmak kadar olanaksız. Paris'te, konutun kapısına bağlanmış bir inek, hemen ertesi sabah, hem inek, hem de sahibi için tımarhane demektir.

Geçen hafta, televizyonda, Kuzey Kutbu'ndaki buzların altından kocaman bir ayının çıktığını gördüm. Başını çıkarıp baktı. Deliğinden dışarı çıktı ve bitkin, olduğu yere devrildi.

Bu kocaman ayının 86 kışında üç yavrusu oldu, üç ay yerinden kıpırdamadı, hiç bir şey yemedi. Yavruları son derece sağlıklı, sütüyle alabildiğine iyi beslenmiş durumda. O ise, tam anlamıyla bitkin.

İlk gün bir dakika, ikinci gün iki dakika dışarı çıkıyor. Bir hafta sonra, kendi üzerinde yuvarlanarak denize dek iniyor. Yavruların dışarı çıkmamaları gereken deliğe bakarak yüzüyor. Artık ayağını sürümüyor, küçük bir fokun yarısını yiyor, öbür yarısını yavrularına götürüyor.

General De Gaulle kadar iri, generali getiriyor insanın aklına. Olağanüstü bir yaratık. Deliğinden yüz metre ilerde kendisine bakan bir erkek ayı var. Ayı duruyor, erkeğe bakıyor. Erkek ayı korkup, tabanları yağlıyor.

Sayfa 66

TALİH AÇAN SÖZ

Annem, kamu görevi yapanlardan, Devlet görevlilerinden, veznecilerden, mübaşirlerden, gümrükçülerden, görevi yasayı saydırmak olan herkesten korkardı. O onulmaz kafa yapısından ötürü kendini hep suçlu sayardı. Hiç bir zaman bütünüyle kurtulamadı bu korkudan. Ben anamın bu korkusundan sözlü sınavlarla kurtuldum. Başardığım her sözlü sınavdan sonra, aileden gelen yoksulluğa karşı bir adım daha atmışım gibi bir duygu belirirdi içimde. Talih kapısını açan söz. Kendi bedenimle, beni yutmak isteyen toplumsal varlık arasında amansız bir çatışma vardı sanki. Şarkıcılar, oyuncular seyirci karşısında aynı şeyi yaşıyor olmalılar.

Şarkı söyleyişinizi ya da konuşmanızı dinlemek üzere para verenler, yaşayabilmek için "altetmeniz" gereken düşmanlardır. Bunu, söze egemen olmayı, dinleyiciyi ardınıza takıp götürmeyi bir kez becerdiniz mi, ondan sonra hep becerirsiniz. Sizi dinlemek için zahmetlere girmiş insanları düşkırıklığına uğratmamak gerektiğini öne sürersiniz. Oysa işin aslı bunun biraz ötesindedir, sizi mahkum etmeye geleni boğazlamaya girer azıcık.

Sayfa 107

PARİS

Burada, insanı kentin boğuculuğundan, sımsıkı sarmalamasından koruyan deniz var. Burada, Paris insana bir yanılgı, benimsenmesi olanaksız bir site hali gibi gözüküyor. Ölüm pazarı, uyuşturucu pazarı, cinsellik pazarı orada, Paris'te. Yaşlı kadınlar orada gebertiliyor. Karalar'ın yatakhaneleri orada ateşe veriliyor, iki yılda altı etti.

Arabalı insanlar, yontulmamış, kaba, saldırgan, arabalarıyla cana kıyan insanlar orada; eroin pazarının yeni zenginleri, ölüm pazarının Yönetim Kurulu Başkanları. Volvo ya da BMW'yle dolaşıyorlar. Eskiden bu markalar gizli sonuçları içinde inceliği, herkesle kibarca konuşmanın ve sesin, güzel pabuçların, güzel kokuların inceliğini dile getirirdi. Bir bakıma, ölçülülüğün züppeliğiydi. Şimdiyse kimsenin içinden bu arabaları almak gelmiyor. Kent Paris, eski kent. Yitip gidiyor insan orada. Suçu korumak, silmek, masetmek için en uygun yer; oniki milyon kişiden oluşmuş koca bir molekül.

Sayfa 117

İNDİA SONG'DAKİ ŞÖMİNELER

İnsan yaşarken, nesnelerin ne zaman orada olduklarını, var olduklarını bilmiyor. Geçen gün bana, yaşamın çok kere ikili olarak kendisini gösterdiğini söylemiştiniz. Ben de işte tam böyle duyumsuyorum; yaşamım ikili, kötü monte edilmiş, kötü yorumlanmış, yerine oturmamış bir film, sizin anlayacağınız bir yanılgı gibi. Cinayetleri olmayan, aynasızı ve kurbanı olmayan, konusu, hiç bir şeyi olmayan bir polis filmi. Öyle olmaması için yapılması gerekeni bulun bakalım. Hiç bir şey demeden, en küçük bir el hareketi yapmadan, belli bir şey düşünmeksizin, salt kendimi göstermek üzere bir sahnede dikiliyorum sanki. Evet, böyle.

Sayfa 128

* * *

Marguerite Duras, Somut Yaşam,Çeviren: Bertan Onaran, Yüzyıl Yayınları, 1.Basım Temmuz 1988

Gönderen: Hacer Günebakan

 

Kitap Kurdu

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Ahiret'e işleyen araba

Ali Türkan

Umudu, biz öldürdük. Birileri, bizim ne mal olduğumuzu, kolayca teslim olacağımızı bilmese, yeni dünya düzeni kurmaya cesaret edebilir miydi? Tüm taframıza, dünyayı anlama gayretimize, okumuşluğumuza ve sol çakmamıza rağmen, bugün yakındığımız her şeyin üstünde kuluçkaya yatarak, dünyanın kirinde önemli bir paya sahip olduk. Kimse, bir tüfek dipçiğiyle beynimizi parçalamadı. Hayattayız ve bu da çok güzel. Soran olursa, kredi kartı ekstreleriyle boğuşuyoruz. Ve ahirete işleyen bir araba bulursak, onun da taksitlerini ödeyeceğiz. Yazar

Son Yorumlar

Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi

Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi

Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup

Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Nabız

Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.

Ata Soyer (Evrensel)

En Son Yazılar

Kaşıyan Adam

Vahap Demir

Halk hem cumhuriyetten hem de serbest seçimlerden hoşlanmaktadır ve tepede işler nasıl giderse gitsin sabırla ve tevekkülle kendinin söz söyleyeceği günün gelmesini beklemektedir. Beklerken de herhalde keyif verdiğinden olsa gerek göbeğini kaşıyarak filân beklemektedir.   Yazar

Ramazan geldi, hazırlıklar tamam mı ey medya?

Ali Sedat Çetinkoz

Ramazan, sonuçta bir dinsel olaydır. Din deyince aklımıza ilk gelen şey nedir? Fatih Çarşamba: 50 yıldır karikatürüne aşina olduğumuz; peşinde dört tane kara çarşaflı kadınla yürüyen kurt dişli, koca tesbihli, kara sakallı bir adam! Bunlardan kurtulmamızın ilacı nedir? Laiklik! Laikliğin en katı savunucusu kimdir? TSK.   Yazar

Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı

Murat Örem

Türkiye 30 Temmuz'da işi gücü bırakmış bir mahkeme kararını beklemiyordu. İnanın ki bu ülkede her şeye rağmen insanların çok büyük bir kısmı artık bu arkaik devlet oyunlarına dönüp bakmıyor bile. Onlar para pul hesabı yapmadan bir cana daha can katmanın çabasıyla, bir çocuğa daha iki harf öğretmenin çabasıyla gecesini gündüzüne katıyor.   Mektup

Bir doktordan mektup

Süheyla Apaydın

Türkiye'de gün geçtikçe bozulan bireysel ahlak nedeniyle kaybolan "saf insanlık", maalesef ilk önce kendini insanla uğraşan mesleklerde göstermektedir. Uğraşısı insan olan hekimin, bu bozulmadan kendini tamamen kurtarması, soyutlaması mümkün değildir.   Mektup

Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?

Vahap Demir

Silgi ortasından delinerek boyuna asılmalı, böylece kaybolması önlenmeliydi. Muntazam kıyafetimizde görüntüyü bozan tek unsur boyunlara asılan silgilerdi. Tek parti döneminin üniform anlayışını sadece tek parti dönemi anlayışının ülkeye yaşattığı sefaletin delebiliyor olması kayda değer bir ironiydi.   Yazar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°