Resimli hayat ansiklopedisi, akıl fikir ilim irfan yuvası. Parayla pulla satılmaz. Genel merkezi, şubesi, ilçe, bucak teşkilâtı yoktur. Hızlı Gazeteci'nin yazar çizer felseferi Necdet Şen efendi hazretleri tarafından 2000 senesinden bu yana yapılıp edilmektedir.

 

Yorumlar

Bu baş yapıtı 17 yaşımda (şimdi 47 Yaşımdayım) okudum. Küçük bir el kitabı idi. Daha sonra Stalin'in Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm kitabını okudum. Ne kadar da birbirini tamamlayan kitaplardı. Biri birey olmanın onuru digeri de toplumsal olmanın gerekliliğini verdi bana. Bu kitabı lütfen diyalektiği okumadan bitirmeyin. İlk okumakla da bildiğinizi sanmayın. Defalarca okuma gereği duyuyorsanız kitabı anlamaya başlamışsınız demektir. Ama anlamak için insan ömrü yetmeyecek bunu olasılıklarınıza yerleştirin.

Muammer Güneş - 5 Kasım 2007 (4:00)

"İki gemi yanyana, haydayabilir misin?"

Böyle bir roman türküsü eşliğinde felsefik bir konuya giriş yapmak, daha kafadan olayı hiç kavrayamamış olduğuma belirgin bir işaret midir bilemem. Ama eğlencesi de yok değil bu işin. (Bkz: Modern eğitimde yeni açılımlar)

İdealizm ruh öncedir, madde sonra gelir; materyalizm, önce madde, ruh sonra gelir diyor. Bu ikisini aynı yorgan altında yanyana yatırmak, bayağı heyecanlı olmalı.

Hangisinin hangisine ihtiyacı yok, var olmak için: Ruhsuz beden mi, bedensiz ruh mu? Sokrates, bilgeliğe erişmek için ruhun bedenden ayrılmasını tek koşul olarak sunarken, şahsen hangisiyle birlikteliği tercih ediyor?

Bu konunun felsefi oluşu, tabii ki insanın nereden gelip, nerede durduğu ile çok ilgili cevaplara gebedir. Bir ömür boyu aldığınız bilgiler, önder olarak seçtiğiniz kişilerin görüşleri, veya sizin ondan anladıklarınız çok önemlidir.

Bana göre Sokrates'in materyalizmin değil, idealizmin kaynağı olma ihtimali daha yüksek.

Yanılma payım bakidir.

Ha bana sorarsanız, iki dünya savaşının da tek sorumlusu olan batıya ait bu felsefeleri hiç içselleştiremedim. Ancak yabancı dil kadar ihtiyacım var onlara.

Ali Sedat Çetinkoz - 31 Ocak 2008 (12:05)

Sokratesin savunması adlı romanını okumaktayım. İlk okumada saçma olduğunu düşündüm, ama defalarca okudukça okuma gereksinimi hissettim. Çok etkileyici ve tam anlamıyla bir bilgin düşünür olduğunu saptadım ve insanlığın, yaşamanın, insanın hakkını yalanlarla değil de tamamı ile realist anlamda savunulması gerektiğini öğrendim. Okudukça da daha çok şey öğreneceğimi şu an için anlamış oldum. Okunması gereken bir kitap olduğu düşüncesindeyim.

Fatma Sertkaya - 17 Şubat 2008 (22:23)

A. Sedat Çetinkoz; konu hakkındaki tespitlerinize katılıyorum. Sokrates dönemimizde yaşasaydı sizin gibi sıkı bir felsefe öğrencisiyle cebelleşmesi gerekecekti diye düşünüyorum (iltifat kabul ediniz!) Gerçi; Sokrates'i dinlemeye giderdik gitmesine fakat sanırım, sizin loca favori locamız olurdu...

Henet - 19 Şubat 2008 (09:25)

Henet kardeşim, ne olur beni baştan affedin, ama bilin ki ben sizin anlattığınız veya sandığınız kişi değilim. Bu kadar güzel sözlerle anılmaya layık olduğumu hiç sanmıyorum. Tamam uzatmayacağım, fazla alçakgönüllülük de gurura dahildir. Birbirimizi görmeden, bilmeden, sadece yorumlara sinmiş tanıdık bir kokuyu alıp sevebilmek de çok hoş bir şeymiş. Bunu yaşamaktan memnunum, teşekkür ederim.

Ali Sedat Çetinkoz - 19 Şubat 2008 (00:03)

A. Sedat Çetinkoz, sizi affetmiyorum! Hadi bakalım ne yapacaksınız şimdi?

Günün Duası;

Allahım, felsefik bakışı güzel olan Ali Sedat kuluna yaptığı güzel yorumundan ötürü iltifat ettim, ama o kuru iltifatımı kabul etmiyor, onun ruh alemine bi selam vereyim dedim ruhumu kaptı geri vermiyor, bu canımı sen verdin benden almak istiyor (A! Sonunu getirince durumu çaktım valla sizde çaktınız sanırım bu o!, evet benliğimizi saran melankoli Ara-besk duası, neyse hemen atlamalı burayı, yerçekimi kuvvetinden çıkmalı, hemen şimdi...

Evet duam bitti Çetinkoz; Yapamam, bu karışık kafayla bu ruhla adam olamam biliyorum, olamam işte! Zaten vakit de hayli geç! Gerçi babamın ev kirası ve bakkal borcunu veremediği yaştayım, hah! Aslında bilgelik ve peygamberlik için uygun yaştayım! Yine de banane! Zaten bilge de olamam beygamber de kadınım ben kadın, erkek bilgeler dahi tırsıtılmış bir ülkede Ali'lerin kalbine vura vura öldürüldüğü bir yerde, kralın çıplaklığına yüzyıllardır ses çıkarmayan, her daim parmağını baldan çıkarmayan, çaktırmadan yalayan insanlar için değer mi? Bilge olup, peygamber olup sürünmeye?

Her tarafı zula bir ülkede neyime gerek felsefe yapmak bire on bahse girerim ki ülke'min top yekün sloganı' şu;

"Vur patlasın çal oynasın, altta kalanın canı çıksın!"

Henet - 22 Şubat 2008 (09:57)

Henet kardeşimden bir defa daha af dileyerek; samimi duygularınızı küçümsemeye hakkımın ve asla böyle bir niyetimin olmadığını; yanlış anlaşılmaktan üzgün olduğumu belirtirim.

Sinmişlik, sindirilmişlik duygusu hangimizde yok ki? Biz zorbalıklar tarihinin içinden gelmiyor muyuz? "Ortada düşünülecek bir şey varsa, onu da biz düşünürüz, hele bi açılın!" diyen büyüklerimiz sayesinde, ayrı ayrı bildiklerini bir araya getiremeyen, yorum yapamayan dimağlara sahip olduk bedavadan. Ben yine de pısmış, sinmiş biri değil de, cirmi kadar yer yakmaya niyetli bir kıvılcım olmaya çalışıyorum.

Tamam, peygamberlik makamı mülgadır. Bu sebeple her iki cinsin de şansı tamamen eşit ve sıfırdır. Ama bilgelik kapısı hep açık. Hayatta kalmasına yetecek olanlar dışındaki bütün bedensel ihtiyaçlarını naftalinleyip sandığa kaldırarak; kafayı sadece "neden varız?" sorusunun cevabına takacak her ruhun erişebileceği bir yerde, öylece duruyor. Bilgelik, karşı cinsten partner veya geçici dostlukların değil, hakikatin peşinde olmaktır. Değilse, bilgelik yanlış anlaşılmıştır.

Son bir şey daha ve bitiriyorum. Biz Ferrari'si varken ve onu satarken de bilge olunabilir sanıyoruz. İsteyerek veya istemeyerek edinilmiş olan yoksulluklarımız, bilgeliğe giden yolun başında, belki gerekli şartlardan biridir. Ama tek başına yeterli şart hiç değildir. Ben öyle anladım.

Ali Sedat Çetinkoz - 23 Şubat 2008 (16:15)

A. Sedat Çetinkoz;

Tüm yazar hocalarımın ve sizin; yazılarınızdaki aktarım ustalığınız azımsanmayacak nitelikte inanın, surçü-lisan eden bizleriz hocam, sizler müsterih olunuz...

Aslında sizin yazı ve yorumlarınızı anlamada ben şahsen sorun yaşamıyorum; derdimiz medeni cesarete gelmiş bizlerin yazdıklarının yanlış anlaşılmamasıdır (ustalar, çırakları anlarlar sanırım:) hocalarla yazışmak kolay iş kanımca, azap çekenler bana benzeyenlerdir sanırım...

Duygusuz ve cansız harflere kâh dans ettiriyorsunuz, kâh çok yabancı kelimeleri biraraya getirerek bizleri tanıdık hallere yalın hallere getiriyorsunuz...

Gelebildiğimiz ölçüde bir kır bahçesinde bazen oksijeni kana kana içimize çekiyoruz bazen Ali'lere ağlıyoruz, bazen kendimize...

Bazen okuduklarımıza ve bazen de kendi kendimize küsüyoruz, bazen de okurken yaralarımızın kabukları zonkluyor canlanıyor bazen çatlıyor kan sızıyor, bazen gece kabus oluyorlar cehennem oluyorlar...

Bazen sevinçle koşarak kır bahçemize geliyoruz, bazen de usul usul gözlerimizde çiğ damlaları dalgın ve öylesine mutsuz...

Ama olsun varsın, şu koca belirsiz alemde bir kır bahçesinde ister tatlı ister acı bulmuşuz iyi veya kötü yerimizi, bizden bizleri...

Not: Yine bilmece bulmaca gibi oldu yazım, çoşku verirseniz böyle olur işte!

Henet - 25 Şubat 2008 (09:49)

Felsefe okumakla değil yaşamla yapılır. Felsefeyle ilgilenip somutluğa değer verip ahlak yerine para kazanma hırsını tercih etmiş biri felsefe sömürgecisidir.

Onur Türkay - 13 Nisan 2008 (01:05)

Kitap Kurdu

 

Öfff! Zaman geçmiyor be!

Ali Türkan

Kedi gibi sokulup, timsah gibi ısıran ve ardından sırtlan gibi, leşinin üstünde dolaşan insanları tanımış biri için, Zeytin, Basriye ve bilumum haşere, zaten en kral arkadaşlar oluyor. O da olmadı, oturur yazarım bunları, sıkıntım dağılır. Aaa, yazmışım bile. Yazmak, yaşamak mı yoksa? Ben en iyisi, sırt üstü yatıp, kısık sesle şarkılar sööliim. Belki bi duyan olur, katılır. Yazar

Web Gezgini

Türkiye Kürtleri'nin geleceğine dair

DTP'nin kapatılmasını demokratik nizamımız için doğru bulmuyorum fakat siyasi hamle inisiyatifini "dağ kadroları"ndan alan bir siyasi hareket, kendi meşruluğunu bile silah haline getiriyor demektir. Niçin mücadele ediyoruz ki biz? Silahsız politik mücadele için, sivil siyaset için.

Ahmet Turan Alkan (Zaman)

Son Yorumlar

Doğudaki insanların işlerini kaybetme konusunda Batılılar kadar ürkek olmamalarının sebebi aile...
Erkal Duran - Doğulular, Batılılar, iş hayatı ve Kemal Tahir

Ben de Star gazetesi yazarı Yağmur Atsız'dan bir alıntı yapayım. Konuya çok...
Onat Dikici - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Hasan Celal Güzel ülkemizdeki siyasi sistem için iki başbakanlı sistem diyor. Biri...
Tuncer İnceoğlu - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

'Analar daha neler dogurur' diyenlerin kanli elleri opuluyor bu memlekette. Kapitalizmin bir kez...
Umut Kalan - Analar bir daha doğuruversin, ne olacak?

Yakup Kadri'nin bu eseri Türk edebiyatının önde gelen gerçekçi romanlarındandır. Yazarın Ankara...
Güliz Aktuğ - Yaban

Mevlana Celaleddin-i Rumi demiş ki:...
Ali Sedat Çetinkoz - Çıplaklık ayıp mı yani?

Tüm Yorumlar

 Google Web   Derkenar  
 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

45