Charles Bukowski
- "Sevgili Bay Bukowski:
Neden hiç siyaset veya dünya meseleleri üzerine yazmıyorsunuz?"
- "Sevgili M.K.:
Ne diye? Yani, yeni bir şey mi var? -yemeğin altının yandığını herkes biliyor."
genellikle bir başımıza sessizce oturup halının tüylerini seyrederken atar beynimizin tası -yan tarafında Temel Reis yazan jöleli şekerleme dolu kamyonun neden patlayıp havaya uçtuğunu anlamaya çalışırken.
sadece bu önemlidir; o canım düşün yitirilişi ve onu yitirmişseniz gerisinin önemi yoktur, generallerin ve para-babalarının oynadığı oyunlardır gerisi. söz generallerden açılmışken -Hidrojen bombası yüklü bir uçağın daha çakıldığını okudum- BU kez İzlanda yakınlarında denize. HESAPTA beni korurlarken hayli lâkayıt davranıyorlar çocuklar kâğıttan uçakları ile. İçişleri Bakanlığı Hidrojen bombalarının "pasif" olduklarını açıkladı, ne demekse. sonra bombalardan birinin yarıldığını, sözde beni koruyan bombanın denize radyoaktivite yaydığını okuyoruz ve ben koruma filan istemedim.
Demokrasi ile Diktatörlük arasındaki fark: Demokrasi'de önce oy kullanıp sonra emir alırsın, Diktatörlük'de seçimle filan zaman kaybedilmez.
şu düşen hidrojen bombalarına dönelim -bir süre önce aynı şey İSPANYA kıyılarında oldu. (beni heryerde koruyoruz.) bombalar yine kaybolmuştu. amma belâ lı oyuncaklar, kaybolup duruyorlar. üç aylarını aldı -yanlış hatırlamıyorsam- son bombayı bulup oradan götürmeleri. belki de üç haftaydı, ama oranın halkına üç yıl gibi gelmiştir herhalde. sahilden hayli açıkta bir kum tepeciğine düşmüştü o son bomba ve ordu son derece hassas bir çalışma ile bombayı tepecikten kancalamaya çalışırken bomba yerinden kımıldayıp aşağı doğru yuvarlanmıştı. sahil kasabasında yaşayan zavallı halk havaya uçma endişesi ile sabaha kadar yataklarında dönüp durmuşlardı, ABD'nin ikramı.
Amerikan Dışişleri bombanın fünyesinin olmadığını duyurmuştu elbette, ama o arada zenginler kasabayı terkedip başka coğrafyalara uçmuşlardı ve Amerikalı denizcilerle kasaba halkı diken üstündeydiler. (Lanet bombalar patlamayacaksa ne demeye uçuruyorlardı onları? ha patlamayan pomba taşımışsın ha iki tonluk salam.) neyse, bombayı bir türlü kancalayamıyorlardı, iradesi vardı sanki lanet şeyin. sonra denizde bir fırtına kopmuş ve güzelim bombamız denize yuvarlanmıştı. deniz çok derindir, devletimizden bile daha derin.
sonunda özel bir vinç tasarlamış ve bombayı denizin dibinden çıkarmışlardı. Palomares. evet, orada olmuştu. Palomares'de. ve sonra ne yaptılar, biliyor musunuz?
Donanma Bandosu kasaba meydanında bir açık hava konseri verdi. madem bomba tehlike arz etmiyordu, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? evet, bando çaldı ve İspanyollar dinledi ve herkes cinsel ve ruhsal bir rahatlamada kenetlendi. denizden çıkardıkları bombaya ne oldu, bilmiyorum, kimse (birkaç kişi hariç) bilmiyordu ve 1.000 ton radyoaktif İspanyol toprağı Aiken'e nakledilirken bando çalmaya devam etti. Aiken'de kiralar hayli düşük olsa gerek.
şimdi de bombalarımız İzlanda denizinin soğuk sularında serinliyorlar.
insanlar akıllarını çok iyi olmayan bir şeye taktıklarında ne yaparsın? kolay, akıllarını başka yere kanalize edersin. akıllarını aynı anda iki şeye takamazlar nasıl olsa. 23 Ocak 1968'deki gazete haberi örneğin: HİDROJEN BOMBASI YÜKLÜ B-52 İZLANDA AÇIKLARINDA DÜŞTÜ. DANİMARKA RAHATSIZ. Danimarka rahatsız mı? hay allah!
neyse, birden, 24 Ocak tarihli bir haber: KUZEY KORE AMERİKAN DONANMASINA AİT GEMİYE EL KOYDU.
milliyetçilik tırmanır! vay, orospu çocukları! ben o savaşın bittiğini sanıyordum! ha, anladım KIZILLAR! Koreli kuklalar!
AP kaynaklı haber: eskiden kargo gemisi olarak çalışan ve sonradan elektronik istihbarat ve oşinografi cihazları ile donatılıp casus gemisine çevrilen Amerikan istihbarat gemisi Pueblo, Kuzey Kore'nin Wonsan Körfezi'ne çektirildi. Kızılların işi, rahat durmazlar!
ama Hidrojen bombası haberinin kendine ikinci sayfada küçük bir yer bulduğunu fark ediyorum: "B-52'nin Düştüğü Bölgede Radyasyon; Bombadan Sızıntı Olasılığı."
Başkan'ın sabahın ikisi ile iki buçuğu arasında uyandırıldığını ve Pueblo'ya el konduğunun kendisine bildirildiğini öğreniyoruz.
sonra da uykusuna dönmüştür tahmin ederim.
ABD'ye göre gemi uluslararası sulardaydı; Kore'ye göre kendi sularındaydı. ülkelerden biri yalan söylüyor, biri söylemiyor.
insan sormadan edemiyor, uluslararası sularda bir casus gemisi ne işe yarar? güneşli bir günde yağmurluk giymek gibi bir şey. ne kadar yakın, o kadar bilgi.
manşet: 26 Ocak 1968: ABD 14.700 İHTİYATİ HAVACIYI GÖREVE ÇAĞIRIYOR. İzlanda'ya düşen hidrojen bombaları ile ilgili tek haber yok, öyle bir şey hiç olmadı sanki.
bu arada: Senatör John C. Stennis Başkan'ın ihtiyati havacıları silah altına alma kararını son derece "haklı ve yerinde" bulduğunu, kara kuvvetlerinde de benzeri bir uygulamaya geçilmesini umduğunu ilave etti.
Meclisin azınlık lideri, Richard B. Russel: "Son tahlilde, bu ülke geminin ve personelinin iadesini sağlamak zorundadır. Çok daha önemsiz nedenlerden savaş çıktığını unutmayalım.
Meclis Başkanı John W. McCormack: "Amerikan halkı komünizmin dünyayı ele geçirme emelinden vazgeçmediği gerçeğini bir kez daha idrak etmelidir. Bu fazlası ile hafife alınmaktadır."
Adolph Hitler hayatta olsaydı olanlara epey gülerdi sanıyorum. işte, siyaset ve dünya meseleleri hakkında söylenecek bir şey mi var? Berlin krizi, Küba krizi, casus uçakları. casus gemileri. Vietnam, Kore, kayıp hidrojen bombaları, Amerikan kentlerinde ayaklanmalar. Hindistan'da açlık, Kızıl Çin'de faili meçhuller. iyi adamlar ve kötü adamlar var mı gerçekten? hep yalan söyleyenler ve hiç yalan söylemeyenler.
bir gece düzüşürken ya da sıçarken ya da çizgi roman okurken ya da pul defterine pul yapıştırırken bizi paramparça edecek bir ışık ve ısı patlaması olacak mı? ani ölüm yeni bir şey değildir, kitlesel ani ölüm de yeni değil. ama ürünü geliştirdik; yüzyılların bilgisi, kültürü ve keşfi var elimizde yararlanabileceğimiz; kütüphaneler tıka basa kitap dolu; başyapıt oldukları varsayılan tablolar milyonlarca dolara alıcı buluyor; tıp kalp naklini gerçekleştirdi; sokaklarda akıllıyı deliden ayırmak mümkün değil ve birden, bir kez daha, hayatlarımızın geri zekâlıların elinde olduğunu görüyoruz. bombalar patlayabilir; bombalar hiç patlamayabilir.
0, piti piti, karamela sepeti...
şimdi, sevgili okurlar, izninizle fahişelere ve atlara ve içkiye dönmek istiyorum henüz vakit varken. bu konular ölümü de içeriyorsa, kanımca, insanın kendi ölümünden sorumlu olması, ölümün Özgürlük, Demokrasi, İnsanlık, Milliyetçilik ve/veya diğer palavraların bir sonucu olarak gelmesinden çok daha az rahatsız edicidir.
ilk koşu, 12:30. ilk içki, hemen. fahişeler, hep varlar nasılsa. Clara, Penny, Alice, Pathy...
0, piti piti, karamela sepeti...
Charles Bukowski, sevimli bir aşk hikâyesi, Sayfa 169-172, Çeviren: Avi Pardo, Parantez Yayınevi
Yazıyı tanıdıklarınıza da tavsiye etmek ister misiniz?
Kitap Kurdu
Naylon geceliği orospular giyer!
Ali Türkan
Kadınsı yumuşaklık kayboldu galiba. Erkek gibi düşünen, toplumda erkek gibi başarılı olmak isteyen, hatta erkek gibi olabilmek için askere bile gitmek isteyen kadınlar sardı ortalığı. Kadınlar, dünyayı güzelleştirme fırsatını, erkek gibi olabilmek adına kaçırdılar bana sorarsan. Devam
Tüketim Toplumu Yalanları
Erdem Abaka
İnsanın önce doğayı ve çevresini tüketmesi, sonra da doğal çevreyle uyumlu yaşayabilmek için kurtarılmış bölgeler yaratıp şanslı azınlıklara, "doğal mekânlar" ve "ekolojik ürünler" adı altında pazarlaması, ikiyüzlülükten de öte, gaddarlık gibi geliyor bana. Devam
Gazeteci'ye mektup
Necdet Şen
Meramımı daha geniş bir kitleye ifade edebilmek için bir şans diye gördüğüm ve ondan dolayı "peki" dediğim bir görüşmenin, vermek istediğim mesajın -gerçekten de geniş bir kitleye- anlamını yitirmiş, bağırtıya dönüşmüş, banal bir sunumla yansıdığına, yıllarca uğraşsam da düzeltemeyeceğim bir yanlış anlaşılmanın yolunu açtığına tanık oluyorum. Devam
Hüsnü Zan - Bu dolandırıcılık hikâyelerinin her biri bir başka filim. Hadi yalancılığı... Pilot
Kâmuran Kızlak - Yukarıda hikâyesini yazdığım pilottan 2 yıl kadar önce apartmana... Pilot
Nazmi Bilgen - Necdet Bey'in Kuraklığa çareler başlıklı yazısında bahsettiği... Yazar ve Patron
Neşe Tertaş - Ekşi Sözlük hakkında burada tartışılan şeylerin bir kısmını... Nickname Demokrasisi
Vedat Demir - 1. dünya savaşı sırasında geri çekilen Rus askerleri... Hepimiz Ermeniyiz, o değil
Necmi Ziya - Her 0,33 litrelik kola şişesinde ve kutusunda 12... Halk böyle istiyor
Çünkü bir de fark ettim ki, sadeleşebilmek için insan daha da, daha da ve daha da paraya ihtiyaç duyuyor. Ancak bu standardı yakalayayım derken amacın, hedefin ne olduğunu tamamen unutuluyor.
Pilot
Kâmuran Kızlak
Aile güzel kızlarına hayırlı bir kısmet çıkmış olmasının bahtiyarlığı içinde, kızın ise aşkından neredeyse ayakları yerden kesilmiş. Ufak bir omuz vererek bu hayırlı işe vesile olan bu hakiri ise hatırlayan bile yok. Devam
Bankacı
Deniz Türkoğlu
Evet, ilk günlerde kibirli ve küstâhtım, her şey gözüme korkunç görünüyordu, oysa hiç bir yara hemen kapanmaz. Önemli olan, yarayı kaşıya kaşıya kanatarak durmadan taze tutmaya çalışmamak. Devam
Banka
Deniz Türkoğlu
Banka ne olabilir ki? Etraftaki para bolluğu, kendini zengin hissetmen için kullanımına sunulmuş şahane bir hipnoz. Ay sonlarında eline tutuşturulan beyaz zarfın içindeki paraya gelince, o gerçekten kim olduğunu anlamana yarayabilir. Devam
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm
Erdem Abaka
Hollywood yapımlarında bazı sahneler vardır hani. Kahramanımız uçurumdan düşmekte olan arkadaşına elini uzatır da, beriki "beni bırak sen kendini kurtar ve görevi tamamla!" der. Devam
Okul yolunda genç olmak
Hasan Demirpaz
Tek örnek kıyafet. Evet. Ortak paydası, ortak kültürü belki o okulun. Standart bir disiplin anlayışının da gereği hatta. Ama nasıl ki hepimiz insan olmak ortak paydasında buluşuyorsak da farklıyız, bambaşkayız her birimiz. Devam
Bir sor Allah aşkına
Seyit Balkuv
Her soru bir merak duygusundan kaynaklanıyorsa ve merak duygusu da farklı olana yönelmek dürtüsü ile ilgiliyse, "hayata dair bir soru" iyi bir başlangıç noktası olabilir belki de ne dersiniz? Devam
Kırık Emekli General Hayatları
Ahmet Faruk Yağcı
Nesiller gelip geçiyor. Bunca emekli adam, bunca vatana hizmet gayreti beni yoruyor. Ey yetkililer! Siz siz olun beni dinleyin. Zararlı çıkmazsınız. Kendini Cipralex'e Lustral'e vurmuş emekli subay sayınız da yıllar içinde azalır. Devam
Trigger Happy
Deniz Türkoğlu
Kendini tehlikede (hatta yalnızca rahatsız) hissettiği ilk yerde tetiğe basmak ve tehdidi yok etmek üzere kodlanmış, hiç bir tehlike oluşturmayan durumlarda da tetiğe basma ihtiyacına dönüşmüş korkunç bir alışkanlığın adı. Devam
Etiketler
12 Eylül Aile Ali Türkan Askerlik Avrupa Bellek Beslenme Beyaz Türk Birey Bisiklet Bürokrasi Cem Karaca Cinsellik Çizgi Film Çizgi Roman Çocuk Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekmek Teknesi Ekonomi Ensest Erkek Evlilik Felsefe Feminizm Gazete Gençlik Genetik Güvenlik Hayvanlar Hedonizm Hızlı Gazeteci Hobi Hukuk Internet Kapitalizm Kedi Kemalizm Kent Konformizm Kürtler Masonlar Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mistisizm Mizah Mobbing Modernizm Münevver Müzik Nefret Nostalji Operasyon Oportünizm Otomobil Para Pazarlama Polemik Pornografi Portre Psikoloji Reklam Sanat Satanizm Seks Seyahat Sigara Sinema Siyaset Sokak Sosyalizm Sosyoloji Spam Spor Taassup Tabiat Takvim Tatil Teknoloji Televizyon Terör TIP Tiyatro Turizm Tüketim Toplumu© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.

Yazı Boyutu
Büyük
Normal