Patronsuz Medya

22 Ağustos 2008 Cuma

 Google Web   Derkenar  

 
 çetin kent

Sarıldım minik teknemin halatına

Çetin Kent


Kasabayı iskelemizde bırakıp, kıyıya paralel olarak kuzeye doğru çıkıyoruz. Pupa seyire dönünce biraz daha rahatlıyoruz, az bir yolumuz kaldı Kaynarpınar'a. Tam günbatımında, arkasını güneşe vermiş bir şehri aramak ne zor. Gideceğiniz yer orada, bilirsiniz, ama ışıklarını aynadan gözünüze muzipçe yansıtan bir çocuk olan güneş, inatla göstermez şehri size.

Gözler kamaşır, kıyıya daha da yaklaşırsınız ve, aniden bir cami kubbesi, birkaç kavak ağacı, üçbeş sandal çıkıverir karşınıza. Gözünüze ayna tutan ufaklık sizi sabırlı olmaya zorlar, son ana kadar göstermez bunları.

Kaynarpınar. Çok uzak değildi ama yakın da değildi. Arabaya atlasan gitsen şuracıkta ama denizden gitmeye kalksan "lodoslazım" bir uzaklıktaydı. Düşlerdeydi. İşi düş olanın mesaisindeydi ve işte onu da gerçeğe yamadık. İdeal düş-gerçek karışımının içine iki tutam Kaynarpınar kattık ve simyacılara nanik yaptık; düşü gerçeğe çevirme formülünü arayan, yolun başındaki bir tür simyacı olarak.

Kasabanın ufacık barınağında yer yok. Hava sertledi iyice, teknelerin arasında sığınacak yer arıyoruz. Önce rahat girilecek yerlere bakıyoruz, yok; sonra B planını uygulamaya karar veriyoruz Tweety'yle. "1,5 metrelik boşluklara bakacaksın." Bu yerlere girebilecek tekne az, yer bulamamışsak bizim için ideal aralar bunlar.

Bol usturmaça takviyesiyle, safları sıklaştıralım aziz cemaat aralıkları. Girmeden önce ilerideki teknede yazlıkçı/balıkçı oldukları belli 4-5 kişilik gruba soruyoruz, şuranın yeri varmı acaba diye. Bir yandan da hava bizi, barınak içinde devamlı tur atmaya zorluyor. Bize 3 tur attırdıktan sonra lütfedip, biz bilmeyiz türünden cevap veriyorlar. Daracık barınak içinde, lodos bizi teknelere sürüklemeden, baş tarafa gidip, demir atıp, bu dar yere girme manevrası; buyrun burdan yakın anları.

Hava kararmak üzere. Birkaç tur daha atıp, bu işi en seri biçimde nasıl yapacağıma dair plan yapıyorum. Önce motoru sabitleyen mandalı açıyorum, yeke böyle ani manevra gerektiren durumlarda çabuk cevap vermiyor, yekeyi ve motoru aynı yöne basmak neredeyse durduğum yerde dönmeyi sağlayabiliyor. (Aman aman tecrübe de edinmişim aman!) İki kişi olsak çocuk oyuncağı ama, oyuncaksız tek "çocuk" başıma biraz zor olacak sanırım.

Ne kadar usturmaçam varsa bağlamış durumda barınağın ortasına kadar gidip, lodos bizi sürüklemeye fırsat bulamadan demiri atıyorum. Dibi bulur bulmaz zincir serilsin diye lodosun kısa süre sürüklemesine izin veriyorum, ardından demir halatı elimde çabucak kıç tarafa geliyorum; motor iskele tornistan, gireceğimiz yerden biraz rüzgaraltına düşmüşüz ama bu iyi bir şey, zincir dipte kavis çizerek serilecek demektir, ağır yolla iki tekne arasına giriyorum. Aralığa girince rüzgarın etkisinden kurtuluyoruz.

Bu arada demir halatına hiç yük bindirmiyorum, zincirlikten gelen halat kamaranın üzerinden, direğin dibinden havuzluğa kadar geliyor, yol aldıkça halatı boşluyorum. Özetle akıllara zarar bir "yalnızlık" hakim demirleme işleminde.

Bizim "bizbilmeyizci" dostlar da işi gücü bıraktı 20 metre öteden izlemedeler, sağolsunlar. Dost dediğim lodos da dalga geçiyor, aşk olsun diyorum ama çok şükür sınav iyi gidiyor. Kıç taraf karaya iyice yaklaşınca motoru durduruyorum. Beton rıhtıma uzanıp kendi koltuğumu kendim alıyorum. (göbeğini kendi kesme hikâyesi) Ve bitirici vuruşu yapmak için başa gidip denizden gelen halatın boşunu alıyorum, oh misler gibi tutmuş canım demirim. Bitti.

Sarılı cenoaya kolumu atıp, bir süre zincirliğin başında çömelmiş vaziyette durum değerlendirmesi yapıyorum. Toplam 2 dakika içinde neler yaptığıma inanamıyorum. Yola çıkmadan söyleseler, saatlerce uğraşırım kesin derdim, ama 2 dakikada ve bu havada ve yardımsız ve bizbilmeyizciler grubunun Orwell'in Big Brother'vari bakışları altında, vaybeee! "Düş"ün güzelliğiyle, gerçeğin zorluğu iyi kaynaştı yahu.

"Yandaki teknenin sahibi generaldir" diyor bizbilmeyizcilerin arasından biri, "Sinirli bir adamdır, teknesi çizilirse filan topuğundan vurur". Bu "akıl dolu" espriye hepsi gülüyor keyifle. Bütün ülkede bir negatif elektrik, üzülüyorum yahu hepimizin haline. "Nedir yani" diyorum, "ben de 'düşişlerinde' müsteşarım, ne olmuş yani generalse?"

Gülmeleri kesiliyor, şimdi biz sessiz kahkahalar atıyoruz içimizden; ben, Tweety ve yalnızlık, üçümüz yani. Bu demirleme işleminin bana verdiği "gazla" gol atamayacağım takım yok bu akşam, gelmeyin üstüme, denizcilik egom şişti de koca usturmaça oldu. Onu koyarım generalle benim tekne arasına hayatta çizilmez. Açıl Kaynarpınar, biz geldik ! 1-0 öndeyiz.

* * *

Çetin Kent, Sarıldım minik teknemin halatına, (2004) Kropi Yayınları, sayfa: 55-57

 

Kitap Kurdu

 

Yazıyı arkadaşlarınıza da önermek ister misiniz?

Konuyla ilgili görüş belirtmek ister misiniz?


 Necdet Şen Star'da

Yalağuz

Ali Türkan

Hatta yalnız da değil, kimsesiz. En çok böyle anlarımda eskilerde kalmış, ya da bu dünyadan göçüp gitmiş bir dostu, sevdiğim bir kadını veya saçlarımı okşayan bir eli, uzaklarda oldukları için hep bir şeylerin eksik olduğu "yeni" dostlarımı özlüyorum. Ve en çok böyle anlarda, dostlarımın o kadar da uzak olmadığını düşünüyor, sevgiyi metreyle ölçme sazanlığından sıyrılıyorum. Moustaki haklı: Non, je ne suis jamais seul avec ma solitude. Yalnızlığımla hiç başbaşa kalamıyorum. Epey şanslı bir herifim galiba. Yazar

Son Yorumlar

En sonda masonların ayrımcılık yaptıklarını belirtirken bazı örnekler vermişsiniz, bedensel...
Selami Güneyler - Amerikan Dolarında Mason Simgeleri

Arthur Miller'in Satıcıın Ölümü adlı eseri bir tiyatro yapıtıdır. Öncelikle. Ama bunun...
Cüneyt Uzunlar - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Sevgili Necdet Cumhuriyet'te yazdiginiz zamanlari hayal meyal hatirliyorum. Gozden irak olan...
Cihat Sahinkaya - Uğur Mumcu

Değerli necdet şen (yazım kurallarına uymayacağımı peşinen söyliyeyim) o malûm gazetenin sıkı bir...
Emin Turan - Uğur Mumcu

Bugün kullandığımız birçok teknolojiye zemin hazırlayan, birçok bilimsel buluşun ve dünyaca kabul...
Ahmet Ardal - Ayrıcalıklılar kulübü üniversite

Tüm Yorumlar

Web Gezgini

Zamansız bebeklerin ölümleri

Çocuk sağlıklı doğmaz. Hayatı boyunca sağlıklı olmaz. “Ben ona kiviyle ıstakozu püre yapıp yedirdim,” değil. Senin karnında dokuz buçuk ay boyunca beslenmesi doğru dürüst ŞART! ŞART! ŞART! Ve hiç bir şeyle bunun: bu sürenin/anne karnı koşullarının telafisi mümkün değil.

Perihan Mağden (Radikal)

En Son Yazılar

Gidiyordum yelkenimin rüzgârında

Seyit Balkuv

Fakat, bu sefer de nereden geleceği belli olmayan arsız parazit esintiler, evrensel düşünmeye, hayatı sevmeye, fikr-i sabitleri yok etmeye uğraşan yelkenciye bunun bedelini ödetmek için can atar. Karşı ağırlıklarından azade olmak uğuna mücadele yeteneği körelmiş tekneyi bir o yana, bir bu yana yatırır, bir boş anını bulursa da batırıverir.   Yazar

“Uygarlığın” Küçük Çocuğu ile Şişman Adamı

Ahmet Deniz Ölmez

Peki, bunca zamanın ardından -bunca yaşanmışlık ortadayken- biz insanlar, diğer Uzak Asyalarda; Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkaslarda, Afrika'da, kan kokusuna duyduğumuz iştahı ne kadar dizginleyebildik? Ve doğanın her alanında muktedir olan bizler, ne kadar dindirebildik kendi doğamızdaki "Barış" adlı ağlayan çocuğun gözyaşlarını?   Yazar

Kuş tüyü Vicdan

İlker Tortop

Darbeyi alkışlayan, faşist sivilleri alkışlayan, zorbaları alkışlayan bu halkın vicdanı neresinde? Bizim güvenlikli sitelerde oturup, siyah camlı arabalarla gezmemiz; savaşa karşı olmamız, sokak hayvanlarına karşı olmamız, Avrupa Birliği'ni istememiz daha iyi bir ülke için yeterli değil sanırım.   Yazar

 

Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi   © 2000-2008   Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.

°