Erich Fromm
Ele alacağım bu mekânizma, çağdaş toplumdaki normal bireylerin büyük bir çoğunluğunun bulduğu çözümü oluşturur.
Kısaca özetlemek gerekirse, birey, kendi olmaktan çıkar; kültürel kalıpların kendisine sunduğu kişiliği tümüyle benimser; böylece tıpkı diğerleri gibi ve onların kendisinden beklediği gibi olur. "ben" ile dünya arasındaki tutarsızlık ve onunla birlikte de, bilinçli yalnızlık ve güçsüzlük duygusu ortadan kalkar.
Bu mekânizma, bazı hayvanların kendilerini korumak üzere renk değiştirmesiyle kıyaslanabilir. Onlar da kendi çevrelerine o kadar benzerler ki, çevrelerinden neredeyse ayırt edilemezler.
Kendi bireysel benliğinden vazgeçen ve neredeyse bir robot haline gelen kişi, çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur, ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. Ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir. (sayfa 152)
Ortalama bir gazete okuruna belli bir siyasal sorun konusunda ne düşündüğünü sorun. "Kendi" görüşü olarak size az çok okuduğu şeyleri eksiksiz bir şekilde aktaracaktır, ama gene de -işte bu nokta önemlidir- söylediklerinin kendi öz düşünmesi oldukları inancındadır.
Siyasal görüşlerin babadan oğula geçtiği küçük bir toplulukta yaşıyorsa, "kendi öz görüşü" bir an için inanabileceğinden çok daha büyük bir kuvvetle, katı bir baba ya da annenin kalıcı yetkesinin etkisi altındadır.
Bir başka okurun görüşü, bir anlık utanmanın, bilgisiz sanılma korkusunun sonucu olarak dile gelebilir; burada da "düşünce" temelde doğal bir deneyim, arzu ve bilgi birleşiminin sonucu değil, bir paravandır.
Estetik yargılarda da aynı görüngüye rastlanır. Bir müzeye giden ortalama bir insan, ünlü bir ressamın, diyelim Rembrandt'ın resmine bakar ve onun güzel ve etkileyici bir resim olduğu yargısına varır. Yargısını çözümlersek, resme karşı herhangi bir içsel tepkisi bulunmadığını, ama ondan güzel olduğunu düşünmesi beklendiği için güzel olduğunu düşündüğünü görürüz.
Aynı görüngü, insanların müzik konusundaki yargılarında ve ayrıca algılama edimi konusunda da açıkça kendini belli eder. Ünlü bir manzaraya bakan birçok kişi, aslında sayısız kez, diyelim kartpostallarda gördükleri manzaranın bir kopyasını gözlerinin önüne getirirler; kendilerinin manzarayı gördüklerini sanırlar, ama aslında gözleri önünde daha önce gördükleri bu kartpostal manzaralarını canlandırmaktadırlar.
Ya da gözleri önünde olan bir kazayı izlerken, olayı hemen oluşturdukları bir gazete haberi şeklinde görür ya da duyarlar. Hatta, birçok kişi için, yaşadıkları bir deneyim, bir sanatsal gösteri ya da katıldıkları bir siyasal toplantı, ancak olayı gazetede okumalarından sonra gerçek görünür.
Eleştirel düşüncenin bastırılması genellikle erken başlar. Örneğin beş yaşındaki bir kız çocuğu, annesinin sürekli olarak dostluktan ve sevgiden söz etmesine karşın aslında soğuk ve bencil olduğunu somut olarak anlayarak, ya da daha kaba bir şekilde, annesinin durmadan değerli ahlâk ölçütlerinden söz etmesine karşın, bir başka erkekle serüven yaşadığını fark ederek içtenliksiz davrandığını görür.
Çocuk bu tutarsızlığı hisseder. Adalet ve hakikat duygusu incinmiştir, ama gene de herhangi bir eleştiriye izin vermeyen anneye bağımlı olduğundan ve diyelim güvenemeyeceği zayıf bir babası bulunduğundan, eleştirel sağduyusunu bastırmak zorunda kalır. Kısa bir süre sonra annesinin ikiyüzlülüğünü ya da sadakatsizliğini farketmez hale gelir.
Eleştirel düşünceyi canlı tutmak hem yararsız hem de tehlikeli göründüğünden, çocuk bu yetisini yitirecektir. Öte yandan, kendisini annesinin içten ve saygın olduğuna ve ana babasının mutlu bir evliliği bulunduğuna inanmak zorunda bırakan kültür kalıbının etkisi altında, bu fikri, kendi fikriymiş gibi kabullenmeye hazır olacaktır.
Bütün bu yapay düşünme örneklerinde sorun, düşünce içeriğinin doğru olup olmadığı değil, düşüncenin kişinin kendi öz düşüncesinin, yani kendi öz etkinliğinin ürünü olup olmadığıdır. (sayfa 157-158)
Etkin bir düşünmenin sonucu olan düşünce, her zaman için yeni ve özgündür. İlle de başkalarının bunu daha önce hiç düşünmediği anlamında değil, düşünen kişinin düşünmeyi, kendi dışındaki dünyada ya da kendi içinde yeni bir şey keşfetmek için bir alet olarak kullanması anlamında özgün. (sayfa 159)
Çoğu kişi, bir dış güç kendilerini açık açık bir şey yapmaya zorlamadıkça kendi kararlarının kendilerine ait olduğunu ve bir şey istediklerinde, isteyenin kendileri olduğuna inanırlar. Ama kendimize ilişkin büyük yanılgılardan biridir bu.
Kararlarımızın çoğu, aslında kendi kararlarımız değil, dışarıdan bize önerilmiş kararlardır; aslında başkalarının beklentilerine uygun davrandığımız, soyutlanma korkusuyla, yaşamımıza, özgürlüğümüze ve rahatımıza doğrudan gelebilecek tehditlerin yarattığı korkuyla güdülmüş bulunmamıza karşın, kararı verenin kendimiz olduğu konusunda kendimizi ikna etmeyi başarmışızdır. (sayfa 162)
Günlük yaşantıda, insanların karar vermiş, bir şey istemiş gibi göründüğünü, ama aslında yapacakları şeyi istemelerini 'zorunlu' kılan iç ya da dış baskılara uyum sağladıklarını örnekleyen birçok olay aktarmayı sürdürebiliriz. (sayfa 163)
Benliğin yitirilmesi ve yerine yapay benliğin konulması bireyi yoğun bir güvensizlik içinde bırakır. Temelde, başkalarının kendisinden beklediği şeyin bir yansıması olduğundan, kuşkularla doludur, bir ölçüde kimliğini yitirmiştir. Bu türden bir kimlik yitimi sonucunda ortaya çıkan ani korkuyu yenmek için, uyarlanmak, uyum sağlamak, sürekli olarak başkaları tarafından onaylanmak ve kabul edilmek suretiyle kimliğini aramak zorunda bırakılmıştır. Kendisinin kim olduğunu bilmediğine göre -eğer onların beklentilerine uygun edimlerde bulunursa, onlar bilecektir; onlar bildiği zaman, kendisi de kim olduğunu bilecektir; bunun için ise, onlara inanması yeterlidir. (sayfa 166)
Erich Fromm,Özgürlükten Kaçış, Payel Yayınevi (4.Baskı), Çeviri: Şemsa Yeğin
Ben bugüne kadar "sahi yav, ben de bir robotum" diyen birine rastlamadım. Tam tersine, etrafımdaki herkes neredeyse toptan "hayatın sırrını çözmüş".
Ne diyelim, bu kadar allâmenin arasında bir tane de şaşkın biri (ben) olsun.
Sezen Aktolga - 28 Mayıs 2007 (18:44)
Kitap Kurdu
Hay aksi, tenzih etmeyi unutmuşum!
Necdet Şen
Meslekten kaynaklanan sorunlarımız ne olursa olsun, koşullarımızı düzeltmek için mücadele vermek yerine, bunun acısını bizden hizmet almak için orada bulunan kişilerden çıkarmak ayıptır.
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Türkiye Cumhuriyeti mi illüzyon, Mustafa Kema…
Bunak Moruk » Talât Paşa Ruhu
Cumhuriyet bir illüzyon değildi, illüzyonistl…
Selim Doğan Nebioğlu » Talât Paşa Ruhu
Tarih akışı kesintisizdir. Bu açıdan bakıldığ…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 214 pasif seyirci Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart