6 Eylül 2008 Cumartesi
Tarık Dursun K.
Salı günü Kemal'i göremedim. Bir ara Şakir Usta'nın yanındaydı; sonra n'oldu, bilmiyorum.
Semahat'ların tarafa geçtim. Kemal'i sordum.
"Babamla beraber gittiler..." dedi.
"Nereye gittiler?"
"Kerim Usta geldi, götürdü..."
Al başına derdi... Kerim Usta, Kemal'e de Şakir Usta'ya da işlemişti.
Eşrefpaşalı'yı aradım; yok. Kürd Salih'e baktım; yok. Tezgâhları çıraklara emanet etmişler, gitmişler. Daha birkaç usta da meydanlarda yoktu. Dokudakiler, boyadakiler... İpliktekiler...
Hani çarşambaya idi? Müdüriyet binasına yöneldim. Baktım; oradakilerin hepsi de. Toplaşmışlar, çekişiyorlardı.
Şakir Usta ortalarda sıkışmış Kemal'le çağırdım.
"N'oluyor Şakir Usta?"
Yüzü terden ıpıslak; "Görüyorsun Tahsin kardaş..." dedi.
"Neyi görüyorum?"
Arkadaşlar hep toplaştık. Memduh beyden saatlere zam isteyeceğiz."
"Delirmişsiniz. Kim diyor bunu?"
"Ben diyorum..." dedi Kerim Usta. Çıktı aradan, geldi.
"N'olacakmış yani?" dedi.
Bakıştık.
"Sen bu işe karışma Tahsin .." dedi. "Biz biliyoruz n'apacaamızı .."
Kemal'le göz göze geldik. Şakir Usta'nın omuz başında dimdik duruyordu.
Etrafımı öbür ustalar çeviriverdiler. Kürd'le Eşrefpaşalı kendilerini tutmasalar, daha oracıkta halledivereceklerdi beni.
"İyi düşünün Kerim Usta," dedim. "Bunu ucu fenaya gider."
"Bas git lan .." dedi Kürd.
Eşrefpaşalı ayaklarımın ucuna tükürdü, döndü.
Kıyıya durdum. Şakir Usta, Kerim Usta, Eşrefpaşalı, boyamadan lâz, bir de tanımadığım bir usta; müdüriyete girdiler. Ötekiler kaldı.
Kemal'e; "Sen bari bulaşma bu işe..." dedim.
"Bulaştık bir kere..." dedi.
"Çık be! Seni bağlayan mı var?"
"Çıkamam..." dedi.
Ustalar müdüriyette zam isterler, öbürleri de dışarıda bekleşirken, fabrikanın kapısına üç araba arka arkaya durdu. Kemal'i kolundan çekip sürdüm.
"Nereye be?" dedi.
"Yürü! Başın derde girecek."
Ayak diredi. Sustalıyı çıkardım.
"Anam avradım olsun vururum seni şuracıkta. Yürü!"
Bakışımdan korktu, yürüdü. Arka kapıdan hızla çıktık. Koşa koşa otobüse geldik.
Rızabey Aileevi, Oğlak yayınevi, 1996, (sayfa; 65, 66, 67) Tarık Dursun K.'nın ilk romanı... İlk baskısı 1957 yılında yapıldı. İzmir'in yazılmış en güzel romanlarından. (kitabın iç kapağından)
Gönderen: Ahmet Büke
Kitap Kurdu

Ali Türkan
Karnımız kaşınsın diye kaşıyor, ısınmak için sokuluyoruz. Daha iyi kaşıyan, daha iyi ısıtan birine yamanınca da, yallaaaah! Şimdi buradan don lastiği gibi çeker de çekerim bu konuyu ama bugün oralı değilim. Notlarım arasında kafama takılanlara şöyle bir dokundum işte. Sabah keyfi gibi bir şey oldu benim için. "Yazı nasıl yazılır?" diye ukalâlık yapacaktım, en azından nasıl yazılmayacağını anlatabildim sanırım. Böyle yazılmaz işte. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper, sual edenlere bahusus selâm ederim. Yazar
Sevgili Uğur, bu övgülerinizi keşke okuyabilseydi ama Ali Türkan artık hayatta değil. Basılmış bir...
Derkenar - Sesi güzeldi
Tanrım çok güzel yazıyorsunuz ağabey, klasiklerin çoğunu okudum bu yüzden yeni çıkan kitaplara...
Uğur Kaya - Sesi güzeldi
Bir süre severek öğretmenlik yapmiş biri olarak bir kitapta okuyup anımsadığım şu sözü öğretmen...
Hatice Kizilirmak - Öğretmenin görevi üniformalı çocuk yetiştirmek mi?
Ellerinden öperim o doktorların. Benden yaşça küçük olsalarda!...
Yasemin Aydınlı - Örnek gösterilecek bir ilk yardım olayı
Saygıdeğer hocam, ...
Beta Tester - Bir doktordan mektup
Sevgili adaş, sözünü ettiğin zamanlarda aldığın Rol neydi?...
İlker Koçak - Kuş tüyü Vicdan
Adama sorarlar: “Bir hekim, hiç kendi hastasını tanımaz mı kardeşim?” Bir cerrah, kliniğine yatmış hastasını muayene etmiş, gerekli tetkikleri yap(tır)mış, ameliyat kararı vermişse, zaten o süreçte hastasını çok iyi tanıyor demektir. Sadece ameliyatı değil, hastasının diğer sistemik özelliklerini biliyordur.
Tasarım + Programlama: Sokak Kedisi © 2000-2008 Tüm hakları saklıdır. Sitedeki yazılar yayıncının izni olmadan çoğaltılamaz, başka yayın organlarında ve internet sitelerinde kullanılamaz.