Kaan Arslanoğlu
Kişilik, yaşam biçimi, gündelik yaşam ve siyaset arasında kopmaz bir bağ vardır. Kişinin yaşamı büyük ölçüde kişiliğince belirlenir. Heraklit'in dediği gibi karakteri insanın kaderidir, ama öte yandan yaşam biçimi ve hatta yaşamındaki bir çok ayrıntı da kişiliği etkiler ve değiştirir. Elbette burada kişiliğin ana özelliklerinin değişiminden bahsetmiyorum, ancak kişiliğin ana özellikleri içinde bile geniş bir düşünme ve davranış yelpazesi söz konusudur (...)
Günümüz kapitalist yaşam biçimi, tüm dünyadaki insanların ruhsal durumlarını, bazı muhalif düşünürlerin psikolojik etkileri abartan yorumları ölçüsünde değilse bile kuvvetle etkiler. Yabancılaşma ve bireyselleşme son sınırındadır (...) İnsanlar kısa ömürlerini en fazla "mutluluk"la tamamlamak, aslında (çoğu insan doyumsuz olduğundan) hiç tamamlamamak isteğindedir. Mutluluktan algılanan isteklerin ve zevklerin en üst düzeyde doyumudur. Tüketmek, daha fazla tüketmek, yarışmak, rekabet etmek, öbür insanların önüne geçmek.
Böyle bir anlayışın kalıcı bir mutluluğu getirmesi daha başından olası değildir. Çoğu insan mutsuzluk içindedir. Mutsuzluğu kronik depresyondan ayırt etmek psikiyatristleri bile çoğu kez zorlamakta ya da hiç mümkün olmamaktadır (...) Bu çürüyen ve dünyayı da çürütüp sonunu hazırlayan kültürün tam olarak dışına çıkmak da imkânsızdır.
Yine de insanlar niye var olduklarını bilmek, buna bir anlam vermek istiyorlarsa, insanı temsil edenin, en azından onun geleceğini temsil edenin insanın olumlu özellikleri olduğuna inanıyorlarsa, yaşanan yaygın kapitalist kültürün dışına çıkmak zorundadırlar. Nietzsche'nin söylediği gibi, belki burada amaç hedef değildir, amaç yoldur, o yolda yürümektir (...)
Yaşam biçimimiz ve yaşam biçimimizin ayrıntıları bizi her gün, her saat bozar. Ayrıntılar ve onların toplamından oluşan yaşam tarzımız bizi belirler ve genelde bunlar bizi, biz yaşadıkça yozlaştırır, kirletir. Arada yaptığımız olumlu işler bizim ilaçlarımızdır, ama her gün yiyip içtiklerimiz bizim zehirlerimizdir. Nedir bizi çürüten günlük yaşam alışkanlıklarımız?
Yüzlerce şey: Kazanma hırsımız, başkalarının önüne geçme arzumuz, (...) gücümüzü birilerine kanıtlama, kanıtlamanın ötesinde bu güçten başkalarını kullanmak için yararlanma gereksinimiz, çıkarlarımıza başkalarının zararına da olsa aşırı düşkünlüğümüz, çocuklarımıza aşırı düşkünlüğümüz, onları kendimiz yerine koyma düşüncemiz, kendimizin yarışını onlarda sürdürme isteğimiz, tüketmemiz, aşırı tüketmememiz, yazlığımız, bir evimiz, sonra başka bir evimiz olsun isteğimiz, durmadan yememiz içmemiz, (...) her yeni teknolojiden yararlanma hevesimiz, çevreyi durmadan kirletmemiz, hiç bir konuda kendimizi tehlikeye atarak en ufak bir toplumsal çaba göstermememiz, yoksullara sadece acımamız, (...) spor yapmamamız, sporu takım taraftarlığından ibaret görmemiz, kendi kulübümüzün yaptığı haksızlıklara sevinçle yaklaşmamız, durmadan fazla seks yapmak istememiz, üstelik bunun insanı mutlu edeceğine, özgürleştireceğine inanmamız, (...) yalnızca kendimizi, çocuklarımızı ve varsa kendi hayvanlarımızı sevmemiz, onun dışındakiler için kılımızı kıpırdatmak istemeyişimiz, adaletsizliğimiz, acımasızlığımız, hayvanlara karşı acımasızlığımız, onların insanlar için yaratıldığına olan iğrenç inançlarımız, bitki düşmanlığımız, yeşil nefretimiz, insanları kullanmamız, kadirbilmezliğimiz, sünepeliğimiz, züppeliğimiz, yalakalığımız, kibirimiz...
Siyaset böyle eğilimlerin güçlü olduğu toplumlarda daha bir siyasettir, yani daha acımasız bir güç mücadelesidir. Bu tür eğilimlerden kudret toplar, bu eğilimler doğrultusunda yönlenir. İnsanların sağcı veya solcu, iktidar yanlısı veya muhalif olmasının pek de önemi yoktur, çünkü böylesi eğilimler hemen her kanatta güçlüdür ve her kanat böylesi eğilimlerin kıskacı altındadır. Sahteci ve iki yüzlü toplumlar değişik kanatlarda sahteci iki yüzlü siyaset örgütlerler. O tür siyasetçiler daima şu soruyu sorarlar: Eeee, buradan çıkarılacak sonuç ne, bize bunun yararı ne?
Sonuç yoktur, bu tür eğilimlere karşı insan olmak için (belki de insan olmaktan kurtulmak için) mücadele vardır. Bu başka bir siyasetle mümkündür. Bilgi etiği ve bilimsel felsefe rehberliğinde adım adım yürüyecek yeni bir ahlakın siyaseti ve belki tam olarak siyaset olmayan için mücadele. Toplu ya da bireysel.
İnsan mükemmel değildir. Muhakkak eksikleri kusurları olacaktır. Kendini durmadan zorlaması insanın yaşamını zehir eder. Kendini hiç zorlamayanlar huzur içinde yaşarken sorumluluk duygusu gelişmiş insanların kendilerini zorlamaları da başlı başına bir haksızlıktır. İnsan sınırlarını iyi bilmeli fakat sorumluluklarını da unutmamalıdır. Tüm bunları ahlak dersi vermek için yazmıyorum. İnsana insan olduğunu anımsatmak, gerçek ve kalıcı mutluluğa yaklaşması için geçilmesi gereken aşamaları vurgulamak için yazıyorum. Gerçek değerlere emek harcanmadan ulaşılamaz, emek harcanmadan onlar korunamaz. Her günkü yaşamda iyi şeyler için emek verenler iyi insanlardır.
Ne var ki insanın elinden iyi olmak, daha iyi olmak gelmiyorsa hiç değilse başkalarına zarar vermemeyi kendine amaç edinmelidir. Primum non nocere! (Önce zarar verme.) Yalnızca başkalarına zarar vermeyerek de iyi ve sorumlu insan olunabilir, bu aynı zamanda siyasi anlamda da olumlu bir tutumdur.
Kaan Arslanoğlu, Politik Psikiyatri, Adam Yayınları, Temmuz 2003 (Üçüncü Basım), sayfa 187-192
Gönderen: Ahmet Büke
Kitap Kurdu
Hayvana şiddetten toplumsal suça doğru
Hülya Yalçın
Toplumsal şiddet büyük bir hızla tırmanırken herkes sebepler arıyor. Kimse görünen ve ortalıkta gözümüze acı acı haykıran sebebi görmüyor. Belki de görmek istemiyor.
Bildiğimiz üzüntü duygusunu depresyon&q…
Bunalım Burhan » Ayol, bunlar sağlam insanı…
Erkin Baba da taklit sayılır Bakınız: John Lennon…
Ali Sedat Çetinkoz » Çocuğun istikbali sözkonusu
ABD'de birçok aile (özellikle de kentli, okum…
Minik Ülkü » Çocuğun istikbali sözkonusu
Milliyet gazetesindeki haberi okuyunca aklıma…
Cekni Kılsın » Vostok Gölü
Cumhuriyetin zorlanarak da olsa itiraf edilen…
Erdem Abaka » Talât Paşa Ruhu
İki şeyi birbirinden ayırmak lâzım. Dünyada sosyalizm diye bir şey hiç olmadı. İslâm'ın başına gelen tabiri caizse, sosyalist teorinin de başına geldi.
Hikmet Kıvılcımlı
Bugün hâlâ -gözü kararmış vurguncu, derebeği, ezgici olmayan- her Mümin ve Müslüman, o Ganimet Sûre'sinin en birinci ayetini bir, bir daha, namusluca okuyup anlamıya çalışabilir. Kur'an ortadadır.
Erdem Abaka
Bir "milletler topluluğu" yaratma hayalinden bir çırpıda vazgeçerek, adına ihtilâl yapılan halkların kanları ve acıları üstüne çelik bir çekirdek inşa eden İttihatçı zihniyet, Türk halkının sırtına taşınması zor bir yük bindirdi.
Hülya Yalçın
Canlıların yaşam hakları doğumla başlar ve biri diğerinden üstün kılınamaz. Hele ki "KÜRK" kullanmak için öne sürülebilecek hiç bir tartışma götürür mazeret yoktur.
Yüzyılın aşkı: Güzide ve Bilal
Gökhan Akçiçek
Hayat her aşkı sonlandırmak istese de, buna direnen âşıklar, aşkı son nefeslerine kadar taşıyorlar. Gövdeden çıkıp, ruhta eriyen aşk, yaşama sunduğu insan sevgisinin tutkulu bu inadı karşısında, bazen ölümü bile çaresiz kılabiliyor.
© Derkenar - Sitedeki içerik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.
(Ayrıntılı bilgi için, bakınız »
Derkenar'ın Manifestosu)
Şu an 165 cici çocuk Derkenar'a bakıyor
Yazı Boyutu
Büyük
Standart