Patronsuz Medya

O kadın Fatma Girik değil

Cemil Kavukçu


Saat öğleden sonra üç. İki gaga arasındaki açı doksan derece ve karganın başı narkozdan çıkmış bir hasta gibi perişan. Votkamdan derin bir yudum alıp benim gibi tek başına içen, ama benim gibi zamanı kısıtlanmamış olan adama bakıyorum.

Bakınca ister istemez bir şeyler düşünüyorum. Bunu hep yaparım. İlginç bir yaşamı varmış gibi düşünüyorum onu. Belki de vardır. Kimine göre vardır, kimine göre de yoktur. Gençliğinde belediyenin açtığı "karga kıyımı " kampanyasına katılmış ve henüz canını teslim etmemiş, onlarca karganın başını koparmış bir 'pişman', hatta 'bin pişman' biri olabilirdi. Karga Vahit gibi.

Vahit gençken kargaya benzemezmiş ki. Hiç alâkası yokmuş. Sıkı bir karga düşmanıymış. Öyle ki, kargalar kendi aralarında ona "Kinova " derlermiş. O kadar düşmanmış yani. Belediye, dört karga bacağına bir fişek veriyormuş o zamanlar ve söylentiye göre Vahit bu bacaklarla büyük bir cephanelik kurmuş. Kasabanın sokaklarında havalı havalı dolaştığı yıllar.

Kargalar da tanıyor onu, Kavaklaraltı Parkı'na mı girdi; elinde tüfeği olsun olmasın, büyük bir patırtıyla sürü halinde havalanıyorlar. O zaman herkes Vahit'in parka geldiğini anlıyor, bütün başlar kasıla kasıla kapıdan giren Karga Kasabı'na dönüyor.

Öyle ki, ana-baba-yavru ayırımı yapmıyor Vahit, ne bulursa harcıyor. Uçamayan yavruları köşeye kıstırıp -umarsız çığlıklarla tepesinde dönen karga sürüsünün gözleri önünde- yakalıyor ve düşünmeden kafalarını koparıyor, bacaklarını kırıp cebine atıyor. Belediye Başkanı'nın da durumdan hoşnut olduğu, sağda solda, "bu hıyar, karga soyunu bitirecek," dediği konuşuluyor. Tabii bunlar Vahit'in de kulağına geliyor.

Tarlalara, bostanlara Vahit'e benzer korkuluklar dikiliyor o yıllar. Önceleri bu duruma çok bozulan babası bile yumuşuyor; çünkü itibar var. Oğlunu destekliyor. Göğsünü kabartarak dolaşıyor sokaklarda.

Bir gün Vahit'in bütün hayatını karartan bir olay olmuş ki, işin aslını pek bilen yok. Anlatılanlar arasında en akla yatkını şu: Vahit evine dönerken sokakta yaralı bir karga görüyor. Kanadı kırılmış, uçamıyor. Kısmet ayağa gelmiş ya, seviniyor. Hayvan çaresiz, bir yandan kedilere karşı kendini korumaya çalışırken bir yandan da uçup kaçmak için çırpınıyor. Karşısında Vahit'i görünce bütün direnci kırılıyor. Teslim oluyor.

Vahit kargayı alıyor, sol eliyle kanatlarını ve bacaklarını kavrıyor. Sağ eliyle kafasını tutacakken (öyle ya, tuttuğu gibi koparacak) tutamıyor. Tuhaf bir şey oluyor. Karganın açılıp kapanan gagası ve gözleri Vahit'i çarpıyor. Öyle derin, öyle anlamlı bakıyor ki karga, ne yapacağını bilemiyor. Başı dönüyor. Duvarın dibine yığılıp kalıyor. Kendine geldiğinde kargayı karşısında buluyor. Kaçmamış. İnatla, öfkeyle bütün ölülerinin hesabını sorar gibi Vahit'e bakıyor. Kalkıp koşmaya başlıyor. Geriye dönüp baktığında ise, kanadının birini sürüyerek sıçraya sıçraya peşinden gelen kargayı görüyor.

Vahit'in o günden sonra değiştiği, çiftesini ve yüzlerce fişeğini götürüp dereye attığı, Vahit olmaktan çıkıp bir kargaya benzediği söylenir.

Votkam bitiyor. Ne kadar idareli içmeye çalışsam da bitiyor işte. Saat on beş on; karganın huzura ermesine ve çekip gitmeme beş dakika var. "Gaak!" diye bir ses duyuyorum, bunu kendi dilime, "Bir elli gram daha içebilirsin," diye çeviriyorum. Vahit'e bakıyorum. O bana bakmıyor. O öyle uzak bir noktada ki, "Vahit Abi," diye seslenmek zorunda kalıyorum. Karga karga bakıyor.

"Bir elli gram daha votka," diyorum.

Başını eğiyor. Vişne suyu ilaveli votkam geliyor. Yeni bir sigara yakıyorum. Hiç olmazsa senin kargaların var Vahit Abi, diyorum. Benim hiç bir şeyim yok. Beni hayata bağlayan ya da hayattan koparan anlaşılabilir bir nedenim yok. Keşke ciddi bir vicdan azabım olsa da ona tutunsam. Gel gör ki içiyorum. Şu karga heykeli bana bir şeyler söylüyor, ama anlamıyorum. Gördüğün gibi bir sigara yakıyor ve daha büyük bir yudum alıyorum votkamdan.

Duyduğuma göre Vahit Abi, o yıllarda çok kötü rüyalar görüyormuşsun; seni kovalayan bulut gibi karga sürüleri, dile gelen, başını koparmaman için yalvaran yavrular... Neler neler Vahit Abi. Hatta, tüylerinin rengi ağarmış erkek bir karganın her gece rüyana girdiği ve anana sövdüğü yolunda söylentiler de var. Sonra ip kopuyor Vahit Abi; sen ve kargalar dışında hiç bir şey kalmıyor. Benim böyle bir olayım yok işte; rüya bile görmüyorum biliyor musun... Başını koparıp attığın o kargalardan biriyim.

İçkimi bitiriyorum.

Duvardaki saate bakınca donup kalıyorum; ne akrep ne yelkovan, ne de karga başı var. Kendi saatime bakıyorum; boş bir kadran. Şaşkınlığım iyice artıyor.

"Saate ne oldu Vahit Abi? Neden hiç bir şey göremiyorum?"

Vahit önce duvardaki, sonra kolundaki saate bakıyor. Başını kaşıyor. Onun da bir şey anlamadığı ortada. Omuzlarını kaldırıp boş boş bakıyor yüzüme.

Tek başına oturan adam "Saat yok," diyor, "zamanı kaybettik."

"Nasıl kaybettik?"

"Ben ne bileyim işte," diyor, "kaybettik."

Birden paniğe kapılıyorum.

"Bankalarda işler durmuş mudur?"

"Sen ne diyorsun abi," diyor, "hayat durdu, hayat..."

"O zaman, yapacak bir şey yok," diyorum, "bana elli gram daha votka ver."

Hayatın dışarıda nasıl durduğunu bilmiyoruz. İnsanlar en son ne yapıyorlarsa öylece kalmış olmalılar. Uçaklar, kuşlar, kargalar, hepsi patır patır düşmüştür.

"Daha önce de olmuş muydu?"

"Çok," diyor.

Vahit de, ben de ilk kez böyle bir şeye tanık oluyoruz.

"Dua edin buradayız," diyor, "bak bize bir şey olmadı."

Önce Karga Vahit'in sesini duyuyorum, bir şey söylüyor, ya da gaklıyor. Anladığım kadarıyla, "Bu Fatma Girik," diyor. Ya da, "Aaa, Fatma Girik buraya geliyor," diye bağırıyor. Birden kendime geliyorum. Başımı kaldırıp duvardaki saate bakıyorum. Akrep de, yelkovan da yerli yerinde. Karga ağzını açabildiği kadar açmış, gözleri dışarı uğramış. Saat on sekiz! Hayat başlamış. Başlamış ama, kaldığı yerden değil. Arada iki saatlik bir kayıp var.

"Sefiiil!" diye haykıran tiz sesi duyuyorum.

Başımı sesin geldiği yana çevirmeden Karga Vahit'in karga gözlerine bakıyorum.

"O kadın, Fatma Girik değil," diyorum, "o, beni almaya gelen karım."

Meyhaneden bir karga sürüsü havalanıyor. Hepimiz ellerimizle kulaklarımızı tıkayıp başımızı önümüze eğiyoruz.

* * *

Cemil Kavukçu, Başkasının Rüyaları (Öyküler) Can Yayınları, sayfa: 48-49-50-51
Gönderen: İlknur Karakuş


 

Görüşlerinizi alalım

Ad Soyad
E Posta   (gizli kalacak)

« 1261


 

Kitap Kurdu

Balta bu, naapacağı hiç belli olmaz

Ali Türkan

Küfe hesabı odun alıyor; o kadar parası olmayanlar da ya haşim gibi daha paralı olanların evine konuk gidiyor, ya da battaniyenin altında biraz daha sokuluyordu birbirine. Bizim ev sıcaktı. Bir akşam, sobanın yanında içim geçmiş.  Devam


Ünlü yazar Filânca'dan İmza Günü ve Söyleşi

Necdet Şen

O epeydir paçasını plaza dünyasına kaptırmış, zaman zaman patron kavgalarına bulaşmakta ve bu yanlış yerlerde harcanmakta olan pırıltılı bir adamdır. İnşallah çok geç olmadan, ayakları üstünde dimdik yürüyerek ve alnının akıyla terkeder oraları.  Devam


Son Yorumlar

Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü

Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?

Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı

Ali Sedat Çetinkoz - Sözler, anlar uçar gider; yazılan kalıcıdır. Belki de Kuran'ın ilk ayeti o yüzden... Kur'an okuyun demek hayata müdahale mi?

Daha fazla Yorum »


Web Gezgini

Entelektüel, münevver, aydın

Sonuçta hepsi de 'vatansever' olan bu gençler, en büyük engellemeyi, Mustafa Reşit Paşa, Âli Paşa, Fuat Paşa gibi bürokratlardan gördükleri için, Padişah'tan çok Tanzimat bürokrasisine düşman oldular.

Ayşe Hür (Taraf)


Son Yazılar

İki küçük kol düğmesi, bir kurşun

Kâmuran Kızlak

Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Yine de kendi fikrimi beyan edeyim...  Devam


Şarkiyatçılık

Edward Said

Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu.  Devam


Ev alırken nelere dikkat edilir?

Durmuş Düşünür

Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil.  Devam


Dört anlaşma

Don Miguel Ruiz

Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır.  Devam


Kozmik Deprem Senaryosu

Ahmet Faruk Yağcı

Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak?  Devam


İslâmî Cemaatler

Vahap Demir

Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir.  Devam


Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)

Necdet Şen

"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor.  Devam


Editör'ün Önerisi

Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık: Poşet Açlığı

Erdem Abaka

"Poşet" günlük hayatımızın içinde yer alan, genel müşteri davranışlarıyla ilişkili ve çoklukla sinir bozucu bir kavram. Ama siz elinizi korkak alıştırmayın. Alın. İhtiyacınız olsun olmasın, daha fazla alın. Depo yapın, biriktirin, buruşturup sokağa atın.  Devam


© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir.   »

 

79 - 137 - 1450 - 1766

 

14 Mart 2010 Pazar
Web Derkenar
©