Burak Eldem - Marduk'la Randevu
Dünyanın dört yanındaki eskiçağ kültürlerinin şifrelenmiş kozmolojileri, hep iki şeyin altını çiziyor: Venüs-Marduk kültü ve dünyanın son derece sıradışı bir dönemini işaretleyen yaklaşık 2010 yılı dolayları. Mayalar, büyük bir kesinlikle 2012'yi işaret ediyorlar...
Dendera haritası yaklaşık aynı tarihe dikkat çekiyor; Yahudi "milenyumları"nın bitişinin aslında 2000 dolaylarına rastlaması gerektiği ileri sürülüyor; dünyanın değişik yerlerindeki kimi Hıristiyanlar, Mesih'in 2000'den sonra ortaya çıkacağına ilişkin inançlarını sürdürüyorlar; bilim adamları güneş sistemimizde dev bir Onuncu Gezegen'in varlığından söz ediyorlar ve biz de, Mezopotamya kültürlerine damgasını vurmuş Nibiru/Marduk'un yörünge süresinin 3661 yıl olduğunu ve son geçişini İ.Ö. 1649 dolayında gerçekleştirdiğinden dolayı 2012 yılında geri döneceğini söylüyoruz.
Bütün bunlar, ortodoks bilimin inatla savunduğu gibi yalnızca "düşgücü geniş birilerinin fantezileri" olabilir mi? Eskiçağ kültürlerinin kozmolojileri, "cahil ve batıl inançlı" atalarımızın uydurduğu masallardan mı ibarettir? Hiç sanmıyorum. Modern dünyanın "elit" yöneticileri, yani yüz yılı aşkın bir süredir küresel iktidarı bütünüyle ellerine geçirmiş olan uluslararası büyük şirketler imparatorluğu, her şeyi olduğu gibi, bilimi de denetimi altında tutuyor ve tıpkı eskiçağ rahip/krallarının yaptığı gibi, elde edilen bulguları kitlelere "filtreden geçirip" sunarken, birçok "ayrıntı"yı kendine saklıyor.
Son elli yılın en heyecan verici girişimi olan "uzay çalışmaları", medyada sunulduğu gibi insanlık adına ve bilim heyecanıyla değil, "Küresel Elit" in imparatorluğunu sağlamlaştırmak adına yürütülüyor.
Eğer biz, sınırlı olanaklar ve sınırlı kaynaklarla bu sonuçlara ulaşabiliyorsak, bir yerlerde, "kapalı kapılar ardında" oturan birileri, bilgiye ve kaynaklara sınırsız erişimleri ve ellerinin altındaki bilim adamları ordusuyla, "çok daha fazlasını" biliyor olmalı. Dünyanın son yıllarda yaşadıkları da, bunun kanıtı: Küresel Elit, bu gezegenin yalnızca varlığından değil, dönüş gününden de bütünüyle haberdar. Bu nedenle, kapalı kapılar ardında planlar yapılıyor, hazırlıklar organize ediliyor büyük olasılıkla. Kitlelereyse, "gereken zamana dek" hiç bir şey söylenmeyecek.
Çünkü, gezegenin yakın geçişlerinde yaşanan afetlerin oluşturduğu kaos ortamı çok iyi biliniyor. İ.Ö. 1649'da bu yörünge geçişi, güçlü Mısır'ı göçebe Hiksosların işgaline direnemeyecek hale getirmiş; Mezopotamya'nın "süper devleti"Babil'in Hititlerce yağmalanmasına yol açmış; büyük Minos uygarlığının kolunu kanadını kırmış ve Harappa'nın görkemli kentlerinin korkuyla terk edilmesi sonucunu doğurmuştu.
Ancak, aradan 3650 yıl geçti ve dünya artık eski dünya değil. Kendi yerel imparatorluklarıyla yetinen eskiçağ krallarının yerinde bugün, küresel iktidarını "serbest pazar" ilkesi ve "marka fetişizmi" yle pekiştiren uluslararası Elitler var ve bunlar, görkemli imparatorluklarının egemenliğini sarsacak "modern Hiksos" lara en küçük bir şans bile tanımak istemiyorlar. O büyük kaos günleri geldiğinde, küresel egemenliğin hiç bir "pürüz"e göz yummayacak biçimde ellerinde olmasını istiyorlar ve bu konuda o denli kararlılar ki, yapamayacakları şey yok. 2001 yılının 11 Eylül'ünde dünyanın gözleri önünde olup bitenler, bunun en dehşet verici göstergelerinden biri.
New York'ta yaşanan facia, hemen ardından Elit'in denetimindeki askeri güçlerin "potansiyel Hiksos"lara yönelik operasyonları başlatması sonucunu doğurdu. Bir yandan yeni küresel askeri ittifaklar ve zincirleme operasyonlar planlanıyor, bir yandan da "Yıldız Savaşları" projesi sessiz sedasız yeniden yaşama geçirilirken dünya yörüngesi abartılı nükleer silahlarla doldurulmaya başlıyor. 0lan bitene, "gezegen çapında köklü bir askeri darbe" olarak bakmak çok abartılı sayılmamalı.
1999 yılının Ağustos ayında, "Satürn'ün halkalarını inceleme" amacını taşıdığı söylenen Cassini adlı uzay aracı, "enerji ihtiyacını karşılamak üzere" 30 kilo plutonyumla birlikte uzaya yollandı. Bağımsız bilim adamları bunun bir "nükleer tehlike" olduğuna dikkat çekerek protesto gösterileri düzenlediler; ne var ki Cassini, mükemmel bir zamanlamayla yollanmıştı: Dünya medyası bütün dikkatini 11 Ağustos'taki "Milenyumun son güneş tutulması"na çevirmişken, bilim adamlarının sesleri gürültü arasında boğuldu ve uzay aracı sessiz sedasız "küçük bir gezegeni havaya uçurabilecek" miktarda nükleer yükle Satürn'e doğru yola çıktı. İyi ama niçin ve en önemlisi, kime karşı?
Onuncu Gezegen'in üzerinde, Sitchin'in iddia ettiği gibi güçlü ve çok ileri bir "Anunnaki" uygarlığının yaşayıp yaşamadığını bilemiyoruz; şu an için birinci meselemiz de bu gezegende birilerinin olup olmadığından önce, onun dünyamızın yakınından ne zaman geçeceği. Eskiçağ toplumlarının mitolojilerinde anlatılan kimi olayların "gerçek uzaylı ziyaretleri"nden izler taşıyor olabileceğini asla göz ardı etmiyorum. Dünyayı yönetenlerin, kimseye fikir danışmaksızın ayrıntılı bir planı adım adım yaşama geçirmeleri de elbette "Bütün bunlar kime karşı?" sorusunu da haklı hale getiriyor.
Mars'a gönderilen son yedi uzay aracından beşi, gizemli biçimde kayboldu. Bunlardan birinin, Sovyetler Birliği'nce 1988 Temmuz'unda yollanan Phobos2'nin, bağlantı kopmadan önce yolladığı son resimde, üzerine doğru ilerleyen "puro biçiminde" dev bir gölge görülüyordu. Şimdiyse, bir yandan Cassini nükleer yakıtıyla Satürn'e doğru ilerlerken, bir yandan da NASA'nın yapısı "militarize" hale getiriliyor ve halka açıklanan bilgiler iyice daraltılmış süzgeçlerden geçirilirken, uzaya "nokta atışı yapabilecek" dev nükleer silahlar yerleştiriliyor. Bütün bunlar kimin için? Yoksa bir bildikleri mi var "kapalı kapılar ardında" oturan birilerinin?
Bunların hiç birine yanıt veremiyor ve olası "uzaylı ziyaretçiler"le ilgili fikir yürütemiyoruz bunca az veriyle. Ancak, bildiğimiz bir tek şey var: Ünlü gökbilimci Patrick Moore'un da dediği gibi, "Gezegen X oralarda bir yerde". Üstelik, hızla bize doğru yaklaşıyor. Belki 2010, belki 2012'de büyük olasılıkla ortaya çıkacak. Bundan önceki iki yörünge geçişinde yeryüzünde ciddi sorunlar yarattığını biliyoruz bu gezegenin; bu geçişinde neler olacağı üzerineyse fikir yürütmek çok zor. Bilgisiz hale getirilme (disinformation) ve yanlış bilgilendirilme (misinformation) ilkeleri üzerinde kurulu Küresel Elit İmparatorluğu'nun bu gezegendeki sıradan insanları, figüranları olarak, elimizden şu aşamada başka bir şey gelmiyor ve Beckett'in Godot'suna nazire yaparcasına, Marduk'u bekliyoruz.
(sayfa 587-590)
Burak Eldem, 2012: Marduk'la Randevu, İnkılâp Yayınevi, 600 sayfa
Kitap Kurdu
Be mübarek, bu kadar da kötü olunmaz ki!
Ali Türkan
Kaldığım o küçük Trakya kasabasında; bir ayakkabı boyacısıyla sohbet ederken adı geçti. Boyacıyla epey ceviz kırmışlar. Akrabası olduğumu öğrenince, adımı söyleyip "tanıyor musun?" diye sordu. Devam
Yıl 2112: Kapıcıların Resmî Tarihi
Necdet Şen
Haydar efendiii! Hooop! 10 numaraya ekmeek! Hay haaay! 22 numaraya detercaan! Hey heeey! 8 numaraya pambuuk, orkiid, asetoon! Derhaaal! 18 numaraya sosiis, salaaam, goka kolaa! Hemeeen! Devam
Yalçın Şahin - Gazi'nin Topal Osman'la iş bağladığı ve kaplıcalarında şifayab olduğu rivayet olunan... Geberteceksin hepsini!
Web Gezgini - 19 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a ayak basan... Geberteceksin hepsini!
Ahmet Faruk Yağcı - Ata'nın yakın çevresi ve liyakat üzerinde çok zamandır düşünürüm. Önceleri bu insanları... İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Necdettin Yançizer - Az önce okuduğum bir haber aklıma yıllar önce seyrettiğim Jacob's Ladder... Akbaba'nın dördüncü günü
Filiz Sazak - Türkiye'de de özel dedektiflik kurumu usul usul yerleşiyor. İlk müşteriler... Özel Dedektif lâzım mı sevgili Urfalılar?
Ali Barutçu - Çok hayran kaldığım sözler. Bir öğretmenin eski bir gazete kâğıdından okumuştum bu... Eski bir tapınak yazıtı
Modern kaos tanımı, klâsik kaos tanımını reddeder. Eski tanımlama kargaşa, düzensizlik, başıbozukluk, biçimsizlik, insanların birbirini boğazlaması veya mahşer, kıyamet belirtisi ya da en uygun tabiriyle Babil Kulesi insanları; herkesin ayrı dilden konuştuğu, ayrı telden çaldığı karmakarışık bir dünyayı ima eder.
İki küçük kol düğmesi, bir kurşun
Kâmuran Kızlak
Umarım kimsenin aklından "nasıl olur da aynı suçu işleyen iki adamdan biri idam edilirken, diğeri dalavere ile mahkemelerin elinden kurtarılır" gibi münafıkça sorular geçmemiştir. Devam
Şarkiyatçılık
Edward Said
Beyaz Adam olmak bir fikirdi, bir gerçekti. Hem beyaz dünya hem de beyaz olmayan dünya karşısında düşünülüp kararlaştırılmış bir konum almayı gerektiriyordu. Devam
Ev alırken nelere dikkat edilir?
Durmuş Düşünür
Evini satmak isteyip de bir türlü satamayan insanlara acizane tavsiyem, mutfağa yaptırabildiğiniz kadar bol dolap yaptırın. Dolap kapaklarının kulpları da parlak sarı madenden ya da sedeften olsun. Gerisi önemli değil. Devam
Dört anlaşma
Don Miguel Ruiz
Dört anlaşma dönüşüm ustalığının özetidir. Tolteklerin ustalıklarından biridir. Bu cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal kâbusu, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır. Devam
Kozmik Deprem Senaryosu
Ahmet Faruk Yağcı
Kozmik bürolarda mutlaka büyük İstanbul depremi müdahale senaryosu da olmalı. Hangi birlik hangi yolları tutacak, hangi bölük hangi mahallenin güvenliğini sağlayacak? Seyyar hastane ve fırınlar nerelere kurulacak? Devam
İslâmî Cemaatler
Vahap Demir
Sosyoloji bir anlama çabasının adıdır, değer yargılarını, inançlarını bir kenarda tutmayı, olan biteni en objektif haliyle resmedebilmeyi gerektirir. Devam
Eğitim 'cehaleti' alır, eşeklik baki kalır (mı?)
Necdet Şen
"Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" sözü ne yazık ki gerçeği tam yansıtmıyor, çünkü eğitimin cehaleti aldığı falan yok. Tam tersine, -eğer kişinin mayasında efendilik yoksa- bu cehaletin üstüne bir de lâf ebeliğini ve kendini bilmezliği ekliyor. Devam
Evliyalar, Bursa, çocukluk ve şu hayat
Erdem Abaka
Ben kazık kadar adam oldum. Kendime hâlâ uygun bir balta arıyorum sap olabilmek için. Kokaine tövbe eden Megastar Tarkan dışarıda. Bazı şeyler için tövbe etmeyen bir takım adamlar içeride. Devam
Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık: Poşet Açlığı
Erdem Abaka
"Poşet" günlük hayatımızın içinde yer alan, genel müşteri davranışlarıyla ilişkili ve çoklukla sinir bozucu bir kavram. Ama siz elinizi korkak alıştırmayın. Alın. İhtiyacınız olsun olmasın, daha fazla alın. Depo yapın, biriktirin, buruşturup sokağa atın. Devam
© 2000-2010 ~ Derkenar ~ Sitedeki içerik 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasası ile korunmaktadır. Yazılı izin olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, değiştirilemez, başka mecralarda kullanılamaz. Ancak uzunluğu 200 kelimeyi geçmemek, yazar adı ve kaynak belirtmek ve bu sayfaya link vermek kaydıyla yazılardan alıntı yapılabilir. »